CÜBBEMİN ARDINDA kitap kapağı

11. bölüm / 12

Küllerinden Doğmak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: Küllerinden Doğmak

Aynanın karşısında dakikalardır duruyordu.
Avuçlarındaki çizgilere baktı. O çizgilerin her biri, bir mücadeleydi.
“Beni yok saydınız. Önce Annem,Babam, sonra hocalarım… Ama artık buradayım. Sesimle,bilgimle ve cübbemle.”
Cübbesini askıya astı. Ağırdı, ama artık taşıyacak kadar güçlüydü.”

Adliye binasının önünde kalabalık toplanmıştı. Kameralar, mikrofonlar, ellerinde ses kayıt cihazları… Lara binadan çıkarken güneş gözlerinin içine vurdu ama o gözlerini kısmadı. Dimdik yürüdü. Arka planda bir muhabirin sesi yükseldi:

“Kadın cinayeti davasında çıkan tarihi karar sonrası gözler genç avukat Lara Soykan’a çevrildi!”

Hâlâ o adam hakkında konuşuyorlar, mahkeme kararınca adama müebbet hapis cezasına çarptırıldı neden hayla konuşuyorlardı.
Basamaklardan inerken etrafındaki insanların ona bakışlarını hissetti. Bazıları hayran, bazıları şüpheli, bazıları ise öfkeliydi. Özellikle failin ailesinden bir adam, bakışlarını kaçırmadan ona dik dik bakıyordu. Yanına yaklaşmaya çalıştı. O an polis bariyeri araya girdi. Lara durmadı. Ama içinde bir sızı hissetti. Bu işin bitmediğini biliyordu. Adalet yerini bulmuştu ama karanlık sessiz kalmazdı.

O gece Zeynep’le eve vardıklarında kapının önünde bir not buldular.

“İsim temizlemek kolay, kan temizlenmez.”

Zeynep hemen polisi aramak istedi ama Lara başını iki yana salladı.
“Hayır. Bu sadece bir gözdağı. Korkmana gerek yok.”

O an Zeynep onun gözlerine baktı. Yorgundu ama güçlüydü.
“Lara… Bu dava başka bir şeydi, değil mi?”
“Evet,” dedi Lara. “Bu sadece bir duruşma değil, bir savaştı. Ve biz ilk cepheyi kazandık.”

O gece Lara uyuyamadı. Elinde dosyayı tekrar açtı. Öldürülen kadının fotoğrafına baktı. Ardından onun küçük kardeşinin ifadesine… Gözleri doldu. “Sana söz verdim,” diye fısıldadı. “Susturulan sesin oldum.”

Ama her zaferin bir bedeli olurdu. Ertesi sabah işe giderken arabasının lastiklerinin kesildiğini fark etti. Telefonuna gizli numaradan gelen tehdit mesajları artmıştı. Ama Lara geri adım atmadı. Tersine daha çok çalıştı. Medyada konuşma tekliflerini reddetti. Onun savaşı sokakta değil, mahkeme salonundaydı.

Bir gün savcılık odasında Mert yanına geldi. Sessizce masanın kenarına bir dosya bıraktı.

“Yeni bir kadın cinayeti vakası. Aynı failin uzaktan akrabası. Mesaj alınmadı demek.”

Lara göz ucuyla baktı.
“Demek ki mesajı daha yüksek sesle vermemiz gerekiyor.”

Dosyayı eline aldı. Gözlerinde karanlıkla savaşan bir ışık yandı.
Bu savaş daha bitmemişti.

Ve Lara Soykan…
Artık sadece bir avukat değildi.
Artık kadınların susturulmuş hikayelerini haykıran bir ses,
Bir direniş cübbeli yüzüydü.

22.21
O dosya kapağını kapattığında saat gecenin onuydu.. Ofiste yalnız kalmıştı.
Dışarıda sokak lambaları titriyordu. Tam çantasını alıp çıkacaktı ki telefonuna bir mesaj düştü:

Mert Alkan:“İzin verirsen,bu geceyi düşünmeden geçirecek bir akşam yemeğine ihtiyacım var. Sadece iki insan gibi. Gelecek misin?”

Mert ona staj zamanında bir sorun olursa diye numarasını vermişti ama ilk defa yazmıştı.
Bir an tereddüt etti. Dosyalar,tehditler,vicdanı… ama sonra içindeki o boğuk sessizlik konuştu:
“Bir nefes almak da direniştir.”

Küçük bir lokanta/Ankara 22.41

Mert çoktan oradaydı. Masada sade iki tabak, arka fonda alçak bir müzik. Ne şatafat,ne dikkat çeken bir yer. Lara içeri girdiğinde Mert ayağa kalktı.
Üzerinde ceket yoktu,kolları kıvrılmış gömleğiyle daha önce görmediği kadar yorgun ama rahat görünüyordu.
“Yalnız savcı Mert Alkan olarak değil,” dedi gülümseyerek, “Bu gece sadece… Mert olmak istedim.”
Lara da hafif gülümsedi.
“Avukat Lara Soykan değilsem, sadece Lara’yım. Ve bu yemeği gerçekten hakettik.”

Yemek boyunca konuşmadıkları şey kalmadı. İlk tanışmalarından başlayıp; Çocukluk anıları,hukuk fakültesi yılları, aile baskıları… konu döndü dolaştı, davaya geldi.

“Senin nasıl biri olduğunu ilk defa duruşmada izledim,” dedi Mert. “Bağırmadan da savaşılabileceğini gösterdin. Benim yöntemlerim hep keskin olmuştur.
Ama sen… başka bir şeysin.”

Lara gözlerini kaçırmadı.
“Bu sadece bir dava değildi. O kadını koruyamadık. Ama en azından hikayesini
susturmadık.”

Mert başını salladı.
“Ve bu seni yoran şey, değil mi? Her gün bir savaş”

Lara gözlerini pencereye çevirdi.
“Savaşmaktan yorulmadım. Ama bazen… insan, sadece biriyle sessizce yemek
yiyebilmek istiyor.”

Mert o an gözlerine baktı.
“O zaman söz veriyorum. Bu yemek, son yemeğimiz olmayacak.

Gecenin ayazı, Ankara sokaklarını sarmıştı. Lokantadan çıktıklarında hava iyice soğumuş, rüzgar beton duvarlar arasında yankılanmaya başlamıştı. Mert, ellerini cebine sokmuş, yan yana yürürlerken başını hafifçe eğip Lara’ya baktı.

“Biraz daha yürüyelim mi?” dedi. “Yemek iyiydi ama konuşmak… daha iyi geldi.”
Lara başıyla onayladı. Sessizce yürümeye devam ettiler. Adımlar yavaş, sokak lambalarının altında uzayan gölgeleri sessiz bir hikâye gibi.

“Mert?” dedi bir süre sonra Lara, sesi yumuşak ama içinde bir düşüncenin izi vardı. “Bu iş bazen çok ağır geliyor. İnsanları kurtarmaya çalışıyorsun ama her zaman başaramıyorsun. Kaybedilen bir canın ardından, ne kadar kazansan da içindeki boşluk kapanmıyor.”
Mert durdu. Bir banka yaklaştı, oturdu. Lara da yanına geçti.

“Biliyorum,” dedi kısık bir sesle. “Ama sen… sen başkalarından farklısın. Sadece davaları kazanmıyorsun. İnsanlara inanç da veriyorsun.”
Lara gözlerini gökyüzüne çevirdi. Yıldızlar, soğuk havaya rağmen parlıyordu.

“Bazen sadece biri çıksın, ‘sana inanıyorum’ desin istiyor insan.”
Mert ona döndü.

“Ben inanıyorum. İlk günden beri… inanıyorum sana.”
O an bakışları çarpıştı. Ne biri kaçtı ne de biri bastırdı duygusunu. Sadece sustular. O sustuklarında, yılların yorgunluğu, yeni doğan umutlar ve içlerinde kıpır kıpır büyüyen bir bağ vardı.

Bir süre sonra Lara ayağa kalktı
“Gitmem gerek.”
Mert de ayağa kalktı.
“Seni bırakayım.”
Lara başını salladı.
“Yok, yürümek iyi geliyor. Bazen yalnız yürümek… düşünmek için fırsat oluyor.”
Vedalaştılar. Mert geri dönüp birkaç adım attı ama sonra durdu.
“Lara!”
Lara arkasına döndü.
“Bu yemeği tekrar edelim. Bir gün değil… belki birkaç gün sonra. Çünkü seninle konuşmak, kalabalıktan daha sessiz bir şey.”

Lara gülümsedi. O gülümseme, ay ışığında bile fark ediliyordu.
“Belki… belki tekrar ederiz.”
Mert uzaklaştı. Lara tek başına yürümeye devam etti. Cebindeki klasör notlarını çıkarırken, içlerinden biri eline takıldı. Katlanmış, kenarı biraz yanmış gibi.

Açtı. Kısaca yazılmış bir nottu:
“Her şey yeni başlıyor. Seni izliyorum.”
Yüzündeki gülümseme silindi. Derin bir nefes aldı. Gözleri karanlığa dikildi.
Bir an durdu, sonra yavaşça notu buruşturdu, avucunda sıktı ve rüzgâra bıraktı.

Yürümeye devam etti. Bu sefer daha kararlı, daha dik.
“İzle o zaman…” diye mırıldandı. “Ama asla susturamayacaksınız.”
“Lara uzaklaştıkça gölgesi kaldırımda uzuyordu.
Adımları kararlıydı, omuzlarında bir savaşın yorgunluğu, ama gözlerinde hâlâ sönmemiş bir umut parlıyordu.
O gece başını göğe kaldırdığında, şehir ışıkları arasında bir yıldızın ona göz kırptığını sandı.
Belki de yalnız değildi.
Belki de artık kendi yolunu yürüyen bir kadındı.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…