1. bölüm / 29
ÇEYREK MAFYASONRASI ZİFİRİ KARANLIK
Bölümler 29Şu an: SONRASI ZİFİRİ KARANLIK
- 1 SONRASI ZİFİRİ KARANLIK801 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 EMANET1.879 kelime
- 3 YABANCI2.797 kelime
- 4 ZİFİRİ KARANLIK2.741 kelime
- 5 KAN2.391 kelime
- 6 TABANCA2.531 kelime
- 7 ALTIN KAFESİN GÖLGESİ2.627 kelime
- 8 KAÇIŞ3.181 kelime
- 9 HAVUZA DÜŞÜŞ4.035 kelime
- 10 YUVA3.004 kelime
- 11 BORDO BERELİ3.575 kelime
- 12 FİLM GECESİ4.886 kelime
- 13 20 METRE KOŞU3.780 kelime
- 14 KAHVE ŞOKU3.122 kelime
- 15 GÜZEL UYKU3.606 kelime
- 16 DÜĞÜN GÜNÜ3.277 kelime
- 17 RÜŞVET4.246 kelime
- 18 OKUL GECESİ4.352 kelime
- 19 YALNIZ4.072 kelime
- 20 KAÇIŞ PLANI4.197 kelime
- 21 SİLAH3.774 kelime
- 22 BEBEK4.957 kelime
- 23 TATLI BABA4.402 kelime
- 24 TATLI BABA2.755 kelime
- 25 DOĞUM GÜNÜ4.036 kelime
- 26 SEVGİLİ4.765 kelime
- 27 HORMONLAR6.072 kelime
- 28 UZUN GECELER3.749 kelime
- 29 DEMİR6.227 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Artık gerçekten yaşadığım hayattan, aldığım nefesten ve ailemden bıkmıştım. İçimdeki nefret öyle büyümüştü ki bazen her şeyi geride bırakıp arkama bile bakmadan kaçmak istiyordum. Ama nereye gidecektim ki? Bu sıkıcı, renksiz hayatta, bu dört duvar arasında tıkılıp kalmıştım işte.
Yine her zamanki gibi sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açmış, tavandaki nemden dökülen çatlaklara bakıyordum. Niye okul diye bir şey vardı ki? İnsanların geleceği, kâğıt üzerindeki birkaç tane saçma teste bağlı olamazdı, olmamalıydı.
Yataktan isteksizce kalkıp çantama sadece tek bir defter attım ve odamdan çıktım. Kahvaltı dahi yapmamıştım. Yapmazdım da... Çünkü annem benim için sofrayı kurmak şöyle dursun, gözlerini açıp yüzüme bile bakmazdı.
How olsa onun biricik, el üstünde tuttuğu, üstüne titrediği bir oğlu vardı. Bazen beni hiç sevmediğini, bu evde bir fazlalık olduğumu düşünürdüm ama annemdi sonuçta; kabullenmekten başka çarem yoktu.
Okula giden o tıklım tıklım otobüslere binmekten nefret ederdim. İnsanların lüzumsuz fısıltıları, bebeklerin sebepsiz ağlamaları ve sabah mahmurluğuyla uyuyan insanların horlamaları kadar çekilmez bir şey yoktu benim için.
Bu yüzden yaklaşık 15 dakikalık yolu her sabah tek başıma yürürdüm. Sınıfa girip direkt en arkadaki sırama geçip oturdum. Yine bir hoca ve yine onun bitmek bilmeyen, monoton anlatımları...
Ders dinlemekten nefret ederdim, zaten dinlemezdim de. Kafamı sıraya gömer, zil çalana kadar kendi dünyama çekilip uyurdum. Tabii konu tarih değilse... Sadece tarih dersleri ilgimi çekerdi, geçmişin o karanlık sırları nedense bana kendi hayatımı unuttururdu.
Nihayet son zil çaldı ve okul bitti. Dışarı çıktığımda karnım adeta "Yemek ver artık!" diye isyan ediyordu.
Ama tam yol üstündeki fırından bir şeyler alacakken halamın o sinir bozucu, iğneleyici sesi zihnimde yankılandı: "Daha ne yiyeceksin Gece? Şu göbeğine bak, biraz boğazını tut!"
Aslında yaşıtlarıma göre oldukça zayıftım ama halamın şu saçma güzellik ve zayıflık takıntısı beni benden alıyordu. Eve doğru yürürken yolun kenarına park etmiş siyah bir araba fark ettim.
Müthiş bir Range Rover’dı; en sevdiğim araba... Camları zifiri siyahtı, içerisi hiç görünmüyordu.
Ama biraz düşününce, bu aracı son zamanlarda bizim mahallede, okulumun etrafında fazlasıyla sık görmeye başladığımı fark ettim. İçime garip bir ürperti yayıldı ama hemen kendimi topladım.
Kendi kendime, "Saçmalama Gece," dedim içimden. "Sanki koskoca şehirde bu arabadan tek bir tane mi var? Üstüne alınmayı bırak."
Eve vardığımda kapıyı anahtarımla açıp ilk iş olarak mutfağa koştum. Tencerelerin kapaklarını tek tek kaldırdım ama tam bir hayal kırıklığı... Bomboş.
Karnımın gurultusunu bastırmak için dolaptan çabucak çikolatalı bir ekmek hazırladım. Tam ilk ısırığı alacakken annemin salondan elinde gizemli bir zarfla çıktığını gördüm.
Merakıma yenik düşüp yanına doğru bir adım attım. Ancak beni fark ettiği an yüzündeki ifade aniden değişti ve zarfı alelacele arkasına sakladı.
"O ne anne?" diye sordum, meraklı gözlerle ona bakarak.
Annem yüzüme bile bakmadan, soğuk ve ters bir tonla kestirip attı: "Seni ilgilendirseydi sana verirdim, değil mi Gece? Çok kurcalama, işine bak!"
Müthiş bir cevaptı gerçekten... Burada daha fazla kalıp sinirlerimi bozmamak için hızlı adımlarla odama geçtim. Zaten yorgunluktan bitaptım, yatağa uzanır uzanmaz üzerimdeki kıyafetlerle uyuyakalmışım.
Sanırım 2-3 saat geçmişti ki aşağıdan gelen bağırtı ve kırılan cam sesleriyle irkildim. Tam bir kaos... Annem ve babam yine birbirine girmişti.
Her akşam aynı durum, artık bıkmıştım. Kapıyı hafifçe aralayıp merdiven boşluğundan onları dinlemeye çalıştım ama bağrışmaların arasından sadece "zarf" ve "buldular" kelimelerini yakalayabildim.
Sanırım annemin gündüz sakladığı o şeyden bahsediyorlardı. Yine de üstünde durmadım, her zamanki kavgalarından biri sanıp odama döndüm.
Evdeki bu boğucu havadan ve kavgadan kaçmak için üzerime siyah bir crop, altıma da şortumu geçirip cep telefonumu cebime attım. Kendimi dışarıya, gecenin serinliğine bıraktım.
Aslında kaçış sebebim sadece evdeki kavga da değildi; uykumu bölen o kâbuslardı. Kandan ölümüne korkardım.
Ama kâbuslarımda ya vücudumun bir yeri kesilir, kanlar içinde uyanırdım ya da karşımda birilerinin kanlar içinde bana baktığını görürdüm. Kan beni mahvederdi, bakamazdım bile. Okuldakiler bu korkumu bildikleri için benimle az dalga geçmemişlerdi ama hiçbirini umursamazdım.
Sokaklar tenha, hava iyice kararmıştı. Adımlarım beni her zaman gittiğim o yere, sahile götürdü.
Denize sıfır olan, yalnız kaldığım o ahşap banka geçip oturdum. Kulaklığımı takıp kendimi dalgaların ritmine bıraktım. Çantam yoktu, sadece elimde telefonum vardı.
Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Saat gece yarısını geçmiş, etraftaki herkes evine çekilmişti. Koca sahilde, denizin karşısında bir tek ben kalmıştım.
Derken... Kulaklıktan yükselen müziğe rağmen arkamdaki çalıların arasından hafif bir yaprak çıtırtısı yükseldi.
Birinin varlığını hissedip kafamı çevirmeye çalıştığım an, karanlığın içinden devasa bir gölge üzerime çöktü! Ne olduğunu anlamama bile fırsat kalmadan, deri eldivenli güçlü bir el birden ağzımı ve burnumu kapatarak beni banka sabitledi.
Avucun içine emdirilmiş o keskin, kimyasal koku ciğerlerime dolarken dehşet içinde çırpınmaya başladım. Bacaklarımı savurdum, dirseklerimle arkamdaki adama vurmaya çalıştım ama adam bir beton duvar gibi sarsılmazdı.
Telefonum elimden kayıp yere düştü.
"Sakin ol küçük kız, bitti," dedi derinden gelen, soğuk bir erkek sesi.
Bilincim çekilmeye, göz kapaklarım kurşun gibi ağırlaşmaya başladı. Etrafımdaki deniz kokusu yerini zifiri bir karanlığa bıraktı.
Gözlerim tamamen kapanırken zihnimden geçen son düşünce şuydu: Ya sonum ölümdü ya da büyük bir facia... Ama her şekilde, bu gece o bankta bıraktığım hayatıma bir daha asla dönemeyecektim.
Bölüm etkileşimi
