5. bölüm / 29
ÇEYREK MAFYAKAN
Bölümler 29Şu an: KAN
- 1 SONRASI ZİFİRİ KARANLIK801 kelime
- 2 EMANET1.879 kelime
- 3 YABANCI2.797 kelime
- 4 ZİFİRİ KARANLIK2.741 kelime
- 5 KAN2.391 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 TABANCA2.531 kelime
- 7 ALTIN KAFESİN GÖLGESİ2.627 kelime
- 8 KAÇIŞ3.181 kelime
- 9 HAVUZA DÜŞÜŞ4.035 kelime
- 10 YUVA3.004 kelime
- 11 BORDO BERELİ3.575 kelime
- 12 FİLM GECESİ4.886 kelime
- 13 20 METRE KOŞU3.780 kelime
- 14 KAHVE ŞOKU3.122 kelime
- 15 GÜZEL UYKU3.606 kelime
- 16 DÜĞÜN GÜNÜ3.277 kelime
- 17 RÜŞVET4.246 kelime
- 18 OKUL GECESİ4.352 kelime
- 19 YALNIZ4.072 kelime
- 20 KAÇIŞ PLANI4.197 kelime
- 21 SİLAH3.774 kelime
- 22 BEBEK4.957 kelime
- 23 TATLI BABA4.402 kelime
- 24 TATLI BABA2.755 kelime
- 25 DOĞUM GÜNÜ4.036 kelime
- 26 SEVGİLİ4.765 kelime
- 27 HORMONLAR6.072 kelime
- 28 UZUN GECELER3.749 kelime
- 29 DEMİR6.227 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günün ilk ışıkları Karan'ın çalışma odasındaki devasa ahşap pencerelerden içeri süzülürken, odadaki o fırtınalı hava yerini derin ve ağır bir sessizliğe bırakmıştı.
Tabağındaki son lokmayı da gözyaşlarıyla yutan Gece'nin çatal tutan eli yavaşça masaya düştü. Günlerdir süren uykusuzluk, açlık ve ruhunu yoran o amansız direniş, midesine giren sıcak yemekle birlikte bedenini tamamen teslim almıştı. Başındaki amansız ağırlığa daha fazla karşı koyamadı; göz kapakları kendiliğinden kapandı.
Karan, kızın bilincinin kapandığını anladığı an tek bir saniye bile tereddüt etmedi. Sandalyesinden fırlayıp Gece’nin öne doğru düşen gövdesini tuttu.
13 yaşındaki kız çocuğu kucağında adeta bir tüy kadar hafifti.
Karan, onu dikkatle kaldırıp odasındaki geniş, koyu gri deri koltuğa yatırdı. Yatağın kenarındaki yumuşak örtüyü çekip kızın omuzlarına kadar örttü. Gece, uykusunda bile kaşlarını çatıyor, yaşadığı o derin öfkeyi uykusuna taşıyordu.
Karan, koltuğun kenarına, soğuk parkenin üzerine tek dizinin üstüne çöktü.
Aileni, şirketi, mahalledeki düşmanları yönetmek onun için kolaydı; ama karşısında küçücük bedeniyle devasa bir orduya kafa tutan bu kız çocuğu, Karan’ın hayatındaki en zor sınavdı.
Gözleri Gece’nin yüzüne kaydı. Gözaltları uykusuzluktan hâlâ morarmış durumdaydı, yanağında kurumuş gözyaşı izleri duruyordu.
Karan, o nasırlı, sert eliyle ilk kez bu kadar sakınarak, kızın yüzüne dökülen sarı saç tellerine dokundu. Parçalanmış avucunu incitmemek için azami bir dikkatle, Gece’nin ipek gibi saçlarını parmaklarının arasında gezdirmeye başladı. Saç tellerini yavaşça geriye iterken, kızın uykusundaki o gergin ifade hafifçe gevşer gibi oldu."Sana söz veriyorum çeyrek mafya," diye fısıldadı Karan, odayı dolduran sessizliğin içinde. Sesi ilk kez bu kadar alçak, ilk kez bu kadar bir abinin şefkatini taşıyordu. "Bu evde canını yakan herkesin hesabını tek tek keseceğim. Ama önce senin yaşamana izin vermem gerek."
Gece uykusunda derin bir nefes alıp başını Karan’ın eline doğru hafifçe yaklaştırdı. Karan, parmaklarını kızın saçlarında gezdirmeye devam ederken, kapı hafifçe tıkırdadı.
İçeriye sessizce giren Ege, abisini o sert, yıkılmaz Karan Soykan’ı bir küçük kızın başında, saçlarını okşarken görünce kapı eşiğinde donup kaldı.
Karan başını hafifçe Ege’ye doğru çevirdi, gözlerindeki o çelik gibi sertlik anında geri geldi ama elini kızın saçından çekmedi.
"Ege," dedi Karan buz gibi bir fısıltıyla. "Kapıya iki adam koy. Akşama kadar bu odaya kimse girmeyecek. Amcan dahil."Ege, abisinin bu talimatı üzerine tek bir kelime bile etmeden başıyla onayladı. Gözleri bir an koltukta derin bir uykuda olan Gece’ye kaydı.
O an, gün ışığı Gece’nin yüzünü tam tepeden aydınlatıyordu. Ege’nin gözleri şaşkınlıkla açıldı. Gece uykudayken, o çatık kaşları ve keskin çene hattıyla adeta Karan’ın küçültülmüş bir kopyası gibi duruyordu.
Karan’ın o meşhur, kimseye eyvallahı olmayan sert bakışları, elmacık kemiklerinin yapısı ve mimikleri... Kız sanki Soykan genlerini tamamen Karan’dan süzüp almış gibiydi.
Ege sessizce kapıyı kapatıp dışarı çıktığında, Karan kızın saçlarıyla oynamaya devam etti.
Gece uykusunda hafifçe kıpırdandı, çatık kaşlarıyla bir şeyler fısıldadı ama uyanmadı. Karan, parmaklarının arasındaki sarı saçları geriye iterken kızın yüzündeki o sarsılmaz hırsı izledi.
Gerçekten de kendisine benziyordu. Bu hırçınlık, bu dik kafalılık, açlıktan ölse bile düşmana boyun eğmeyen bu sert gurur... Tam olarak bir Soykan’ın, hatta doğrudan Karan Soykan’ın kopyasıydı.
Tam o sırada Karan’ın masadaki telefonu sessiz modda ışığını yakıp söpmeye başladı.
Karan, Gece’yi uyandırmamak için elini kızın saçlarından sakınarak çekti. Ayağa kalkıp masaya yürüdü.
Ekranda yazan ismi görünce gözleri anında bir gece kadar karardı: "Annem"
Telefonu açıp kulağına götürdü ama tek bir kelime bile etmedi.Karşı taraftan titrek, ağlamaklı ve yılların vicdan azabını taşıyan bir kadın sesi yükseldi.
"Karan..." dedi annesi Handan Soykan. "Oğlum... Doğru mu duyduklarım? Gece'yi bulmuşsunuz. Kızımı konağa getirmişsiniz, doğru mu?"
Karan, arkasındaki koltukta melek gibi uyuyan ama uyandığında bir kaplan gibi saldıran Gece’ye baktı.
"Doğru," dedi Karan, buz gibi bir tonla.
"Karan, yalvarırım..." Kadının sesi hıçkırıklarla kesildi. "Görmem lazım onu. 13 yıldır kokusuna hasretim. Hemen konağa geliyorum, kızımı kucağıma almam lazım—"
"Sakın," dedi Karan. Sesi o kadar sert ve kesindi ki hattın diğer ucundaki kadın anında sustu.
"Sakın bu konağın kapısına yaklaşayım deme."
"Karan o benim kızım! Benim öz evladım!"
"O kız bu evde 13 yılın acısını çıkarıyor," dedi Karan, gözlerini Gece'den ayırmadan.
"Sen vaktiyle onu koruyamadın, bu aileden gitmesine engel olamadın. Şimdi karşına geçip sana 'anne' demesini mi bekliyorsun? Kız daha bizim yüzümüze bakmıyor."
"Ama Karan, baban da—"
"Babamın ne istediği umrumda değil," diye kesti Karan lafını.
"Babam bu konağa adım atabilir ama sen gelemezsin. Gece hazır olmadan, bu evdeki düzen oturmadan senin o kızın karşısına çıkmana izin vermem. Eğer gelirsen, o kızı bu konaktan alıp senin asla bulamayacağın bir yere saklarım. Beni deneme."
Karan annesinin cevap vermesine fırsat kalmadan telefonu kadının yüzüne kapattı.
Telefonu masaya fırlatıp derin bir nefes aldı.Gece hâlâ uykusundaydı. Karan yavaşça kızın yanına döndü, koltuğun kenarına oturup tekrar o küçük kızın saçlarına dokundu.
"Kimse sana zarar veremeyecek çeyrek mafya," diye fısıldadı Karan. "Gerekiyorsa öz anneni bile senden uzak tutarım ama seni bu sefer kimseye vermem."Güneş öğlen çizgisini çoktan aşmış, odanın koyu ahşap zeminine uzun, keskin gölgeler düşürmeye başlamıştı.
Karan, elini kızın sarı saçlarından tek bir an bile çekmemişti.
Odada sadece kapalı havalandırmanın hafif uğultusu ve Gece’nin nihayet nizami bir ritme giren derin nefes sesleri vardı.
Kapı aniden vurulmadan, yavaşça aralandı.
İçeri giren kişi bu kez Ege değil, konağın eski sahibi, yani babalarıydı.
Ağır adımlarla içeri giren adamın gözleri doğrudan Karan’ın oturduğu koltuğa ve onun kucağının hemen yanı başında mışıl mışıl uyuyan Gece’ye kaydı.
Babası, kızının yüzünü gördüğü an duraksadı.
On üç yıldır kayıp olan o küçük kız çocuğu, tırnaklarıyla kazıyarak hayatta kalmış ve şimdi abisinin odasında, onun gölgesi altında uyuyordu.
Adamın gözlerinde derin bir burukluk belirdi.
"Aynı sensin..." diye fısıldadı babası, Karan’a bakarak.
"Senin çocukluğundaki o hırs, o çatık kaşlar... Kime benzediği belli."
Karan başını kaldırıp babasına baktı. Gözlerinde en ufak bir yumuşama yoktu.
"Neden geldin?" dedi Karan, sesi bir fısıltı kadar alçak ama emrediciydi.
"Annen evde kriz geçiriyor Karan," dedi babası, sesi yorgundu.
"Kızını bir kez olsun görmek istiyor. Onu içeri almadığın için beni gönderdi. Yapma oğlum, o senin annen—"
"Annem o kızı koruyamadı," diye kesti Karan, lafın devamına izin vermeden."O gün o evden çıkarılmasına göz yumdu. Şimdi gelip gözyaşı dökmesi Gece’nin yaşadığı on üç yılı geri getirmeyecek."
"Ama annenin hakkı—"
"Bu evde hakkı olan tek kişi bu kız!" dedi Karan, sertçe koltuktaki Gece’yi işaret ederek.
"Gece bu evde bir tek bana güvenmiyor bile olabilir ama ben hayatta olduğum sürece kimse onun kafasını karıştırmayacak. Annem buraya adım atmayacak baba. Konu kapandı."
Babası, Karan’ın gözlerindeki o sarsılmaz iradeyi iyi biliyordu.
Kendi yetiştirdiği bu adam, artık bu ailenin ve konağın tek hakimiydi.
Adam derin bir iç çekip uyuyan kızına son bir kez baktı.
"Sana benzediği kadar sert bir kayaya çarpmış..." dedi babası fısıltıyla. "Umarım onu koruyayım derken daha çok kırmazsın Karan."
Babası sessizce odadan çıkıp kapıyı kapattığında, Karan tekrar Gece’ye döndü.
Kız uykusunda hafifçe huzursuzlanmış, başını koltuğun minderine bastırmıştı.
Karan nasırlı parmaklarını tekrar Gece’nin ipek gibi saçlarının arasına geçirdi, saçlarını yavaşça geriye doğru taradı.
"Kırmam..." diye fısıldadı Karan, uykusundaki kızın kulağına doğru.
"Seni kıracak olan her şeyi önceden yok ederim çeyrek mafya. Gerekirse bu aileyi bile."Saatler öğleden sonrayı gösterdiğinde odadaki ağır sessizlik, Gece’nin derin bir nefes alıp kıpırdanmasıyla bozuldu.
Göz kapakları yavaşça aralandı. Mavi gözleri bir süre tavanın ahşap oymalarında gezindikten sonra, hemen yanı başında duran Karan’a kilitlendi.
Gece hızla koltukta doğruldu. Üzerindeki örtüyü hırsla kenara itti.
Uykusunu almıştı ama bilinci yerine geldiği an o tanıdık nefret ve öfke yeniden gözlerinde alevlendi.
"Sen... hâlâ başımda mısın?" dedi Gece, pürüzsüzleşen ama öfkeyle sıkılan sesiyle.
Karan oturduğu yerden istifini bozmadan kıza baktı.
"Kendi odamdayım çeyrek mafya," dedi düz bir tonla. "Nerede olmamı bekliyordun?"
Gece hızla ayağa kalktı. Karnı doymuş, bedeni dinlenmişti.
Açlığın getirdiği o halsizlik gitmiş, yerine hırçın enerjisi geri gelmişti.
"Beni uykumda tuttun, yemeği zorla yedirdin!" diye bağırdı Gece.
"O sahte ailenin, o teyzenin, amcanın önünde beni tehdit ettin! Ne sandın, pes ettiğimi mi?"
Karan sakince ayağa kalktı. Devasa cüssesiyle kızın karşısında durdu.
"Pes etmeni beklemiyorum," dedi Karan.
"Sadece hayatta kalmanı sağladım. Gerisi senin sorunun."
Gece hırsla Karan’ın göğsüne doğru bir adım attı:
"Bana bak çakma mafya! Beni burada tutabilirsin, etrafıma yüz tane koruma dikebilirsin! Ama ben bu evden kaçacağım. O adamlara, o arkamdan konuşan kuzenlerine de burayı dar edeceğim!"Karan, kızın çenesini dikleştirip kendi gözlerinin içine tam bir nefretle bakışını izledi.
İçten içe bu öfke hoşuna gidiyordu. Bu kız kesinlikle ezilmeyecek, bu konaktaki kimseye boyun eğmeyecekti.
"Dene," dedi Karan, dudaklarının kenarında belirsiz bir kıvrılmayla.
"Kapı açık. İstediğin kadar plan yapabilirsin."
Gece ona son bir nefret dolu bakış fırlatıp arkasını döndü ve odadan fırtına gibi çıktı.
Koridorda bekleyen Ege, Gece’nin çıktığını görünce gülümsedi: "Gece, iyi misin?"
Gece, Ege’nin yüzüne bile bakmadan, "Çekil önümden!" diye bağırdı ve merdivenlere doğru yürüdü.
Karan çalışma odasının kapısına çıkıp Ege’ye baktı.
Ege, abisinin yanına yaklaşıp alçak sesle konuştu: "Abi... Babam gitti ama annem hâlâ konak kapısının dışındaki arabada bekliyor. Ağlamaktan mahvolmuş durumda. Gerçekten içeri almayacak mısın?"
Karan’ın gözleri merdivenlerden hışımla inen Gece’nin arkasında takılı kaldı.
"Almayacağım," dedi Karan, buz gibi bir sesle.
"Gece bu evdeki herkesle hesaplaşacak Ege. Ama önce kendi gücünü toplaması gerek. Annem dahil kimsenin onun kafasını karıştırmasına izin vermeyeceğim."Gece, merdivenleri üçer beşer inip geniş salona adım attığında içindeki o vahşi hırs patlama noktasına gelmişti.
Karan onu beslemiş, dinlendirmiş ve pes ettirdiğini sanmıştı.
Ama yanılıyordu. Bu konaktan kaçamayacaksa bile, burayı onların başına yıkmadan pes etmeyecekti.
Salonda oturan Alya ve Selin, Gece’nin hışımla aşağı indiğini görünce kahkahalarını kestiler.
Alya, elindeki porselen çay fincanını masaya bırakıp alayla sırıttı: "Ooo, sokak prensesi uyanmış. Karan Abim seni odaya kapatınca akıllandın sandık ama bakıyorum hâlâ o iğrenç kıyafetlerlisin."
Gece, Alya'nın sözlerini duymamazlıktan gelmedi. Zaten patlamaya yer arıyordu.
Aksine, gözleri şöminenin kenarında duran ağır, demir odun karıştırma maşasına takıldı.
Alya daha ne olduğunu anlayamadan Gece ileri atıldı, ağır demir maşayı iki eliyle kavramasıyla birlikte salonun ortasındaki devasa, antika kristal avizenin altındaki cam sehpaya var gücüyle vurması bir oldu.
GÜM!
Büyük cam sehpa binlerce parçaya bölünerek salona saçıldı.
Alya ve Selin çığlık atarak koltuklara fırladı.
"Ne yapıyorsun be salak?!" diye bağırdı Selin dehşetle.
Gece durmadı. Gözü tamamen kararmıştı.
Eline geçirdiği o ağır demir maşayı bu kez konsolun üzerindeki yüz yıllık porselen vazoya savurdu.
Porselen vazo duvara çarparak un ufak oldu.
Gece, gürültüyle salona koşan korumaların şaşkın bakışları arasında arkasını dönüp salonu çevreleyen devasa, tabandan tavana kadar uzanan cam teras kapılarına yöneldi."Engellemeyin lan beni!" diye kükredi Gece, maşayı korumalara doğru sallayarak.
"Madem beni buraya kilitlediniz, ben de bu evi başınıza yıkarım!"
Korumalardan biri yaklaşmaya çalıştı ama Gece demir maşayı var gücüyle devasa teras camına savurdu.
Çatlayan dev cam yüzeyinden gelen yüksek sesle birlikte korumalar geri çekilmek zorunda kaldı.
Gece bir kez daha vurmak için maşayı arkaya doğru kaldırdı. O devasa cam kırılırsa, parçaları tamamen üzerine dökülecek ve kendini ağır şekilde yaralayacaktı.
Tam o anda, merdivenleri ikişer ikişer inen Karan salonun kapısında belirdi.
Gece'nin tehlikeli bir şey yapmak üzere olduğunu, cam parçalarının altında kalacağını anladığı an, hayatında ilk kez o soğukkanlılığını kaybetti.
"Gece, dur!" diye kükredi Karan.
Gece tam maşayı bükülen cama vuracakken, Karan iki dev adımla aradaki mesafeyi kapattı.
Hiç düşünmeden kendini Gece ile cam arasına attı, kızı belinden yakalayıp geriye doğru çekti ve kendi gövdesiyle Gece’yi tamamen siper etti.
Gece'nin elinden fırlayan demir maşa, çatlaktaki son noktaya çarptı ve teras camı devasa bir gürültüyle patladı.
Binlerce keskin cam parçası Karan’ın geniş sırtına ve omuzlarına bir yağmur gibi döküldü.
Karan, kucağındaki Gece’yi sımsıkı tutmuş, kızın tek bir çizik bile almasına izin vermemişti.
Salona ölümcül bir sessizlik çöktü.Cam kırıklarının sesi kesildiğinde Karan yavaşça doğruldu. Gece’yi yere indirdi ama elleri hâlâ kızın omuzlarındaydı.
Gece, şaşkınlıktan ve adrenalinden nefes nefese kalmıştı.
Gözleri Karan’ın arkasına kaydı; siyah gömleği yer yer kesilmiş, sırtından ve omuzlarından ince kan sızıntıları baş göstermişti.
Karan, o keskin ağrıya rağmen milim kıpırdamadı, kaşını bile çatmadı.
Yavaşça eğildi, Gece’nin korkudan ve hırstan büyümüş mavi gözlerinin içine baktı.
Sesi her zamankinden daha derin, ama garip bir şekilde sakindi:
"Evi yakmak istiyorsan ben sana kibrit getireyim çeyrek mafya..." dedi Karan, kızın omzundaki elini sıkılaştırarak.
"Ama sakın bir daha kendini tehlikeye atma. Sana zarar verecek tek bir cam parçasına bile bu evde izin vermem."
Gece, Karan’ın sırtındaki kanları ve gözlerindeki o korkusuz korumacılığı görünce ilk kez diyecek tek bir kelime bile bulamadı.
Öfkesi hâlâ oradaydı, ama karşısındaki adamın onu korumak için kendi bedenini camların önüne atması, kızın içindeki o yıkılmaz duvarlara ağır bir darbe indirmişti.Gece’nin gözleri, Karan’ın sırtındaki siyah gömlekten süzülüp yerdeki cam parçalarının üzerine damlayan o kırmızı sıvıya takılı kaldı.
O an salonun ortasındaki gürültü, Alya’nın çığlıkları ve korumaların koşuşturmacası bir anda bıçak gibi kesildi. Gece’nin zihnindeki tüm sesler sustu; geriye sadece kulaklarında çınlayan o çıldırtıcı uğultu kaldı.
Kırmızı... Her yeri kaplayan o parlak, koyu kırmızılık.
Gece’nin nefesi boğazında tıkandı. Mavi gözleri kontrolden çıkmış gibi büyüdü, gözbebekleri titremeye başladı.
Vücudundaki tüm kan çekilmiş gibi buz kesti. Bacaklarının dermanı çekildi, olduğu yerde geriye doğru bir adım attı ama dengesini sağlayamayarak cam kırıklarının hemen dibinde yere çöktü.
Ağzından sadece bir fısıltı döküldü:
"Yılmaz..."
Gece, geçmişindeki o kapalı, kilitli kapının ardındaki karanlığa çekilmişti.
Yıllar önce, henüz küçücük bir çocukken sokakta şahit olduğu o dehşet dolu gece... Üvey babası bildiği adamın gözlerinin önünde kanlar içinde yere yığılışı, adamın adını bağırırken boğazından yükselen o kan kokusu...
Karanlık geçmişinden sökülüp gelen "Yılmaz" ismi, kızın dudaklarının arasından bir kez daha, bu kez daha kırık ve çaresizce döküldü:
"Yılmaz... Yapma..."
Gece, ellerini kulaklarına bastırıp başını dizlerinin arasına çekti. Bütün o asi, hırçın, kimseye boyun eğmeyen çeyrek mafya bir anda yok olmuş; yerine zifiri karanlıkta tek başına kalmış, dehşet içindeki o 7 yaşındaki küçük kız çocuğu gelmişti.
Bedenli şiddetle titriyor, kesik kesik nefesler alıyordu.Karan, kendi sırtındaki kesikleri, akan kanı tamamen unuttu. Kızın bu halini gördüğü an içindeki o sert adam yerle bir oldu.
"Gece!"
Karan anında dizlerinin üzerine çöktü. Cam parçalarını elleriyle kenara itip Gece’yi omuzlarından tuttu. Kızın gözleri açık ama bakışları tamamen boşluktaydı; Karan’ı görmüyor, o geçmişteki dehşeti yeniden yaşıyordu.
"Gece, bana bak! Buradayım!" dedi Karan, sesinde ilk kez panik emareleri belirerek.
Gece, Karan’ın ellerini hissettiğinde daha da sinerek bağırmaya çalıştı ama sesi çıkmadı.
Karan, kızın bu kriz halinden çıkamayacağını anlayınca hiç düşünmeden onu çekip göğsüne bastırdı. Sırtındaki kanlar umurunda bile değildi.
Kızın kulaklarına bastırdığı ellerinin üzerine kendi devasa ellerini kapattı.
"Kimse sana dokunamaz..." diye fısıldadı Karan, kızın kulağına doğru. "Yılmaz da dokunamaz, hiç kimse de. Geçti. Ben buradayım."
Gece, Karan’ın göğsündeki o sert, ritmik kalp atışlarını duydukça yavaş yavaş şimdiki zamana dönmeye başladı. Kan kokusu hâlâ burnundaydı ama Karan’ın onu tamamen saran devasa cüssesi, etrafına aşılmaz bir kale örmüş gibiydi.
Salondaki herkes dehşet ve şaşkınlık içinde bu sahneyi izliyordu.
Sarp bile salona girip Gece’nin o çaresiz, yıkılmış halini ve Karan’ın onu korumak için kendi sırtını feda edip şimdi bir çocuk gibi bağrına basmasını görünce söyleyecek tek bir kelime bile bulamadı.
Gece’nin titremeleri yavaşça hafifledi. Başını Karan’ın kanlı gömleğine yaslamış halde, bitkin bir fısıltıyla konuştu:"Beni... o kandan uzak tut..."
Karan kızın sarı saçlarını öptü, sesindeki o çelik gibi kararlılıkla yanıtladı: "Seni her şeyden uzak tutacağım çeyrek mafya. Söz veriyorum."
Bölüm etkileşimi
