14. bölüm / 29
ÇEYREK MAFYAKAHVE ŞOKU
Bölümler 29Şu an: KAHVE ŞOKU
- 1 SONRASI ZİFİRİ KARANLIK801 kelime
- 2 EMANET1.879 kelime
- 3 YABANCI2.797 kelime
- 4 ZİFİRİ KARANLIK2.741 kelime
- 5 KAN2.391 kelime
- 6 TABANCA2.531 kelime
- 7 ALTIN KAFESİN GÖLGESİ2.627 kelime
- 8 KAÇIŞ3.181 kelime
- 9 HAVUZA DÜŞÜŞ4.035 kelime
- 10 YUVA3.004 kelime
- 11 BORDO BERELİ3.575 kelime
- 12 FİLM GECESİ4.886 kelime
- 13 20 METRE KOŞU3.780 kelime
- 14 KAHVE ŞOKU3.122 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 GÜZEL UYKU3.606 kelime
- 16 DÜĞÜN GÜNÜ3.277 kelime
- 17 RÜŞVET4.246 kelime
- 18 OKUL GECESİ4.352 kelime
- 19 YALNIZ4.072 kelime
- 20 KAÇIŞ PLANI4.197 kelime
- 21 SİLAH3.774 kelime
- 22 BEBEK4.957 kelime
- 23 TATLI BABA4.402 kelime
- 24 TATLI BABA2.755 kelime
- 25 DOĞUM GÜNÜ4.036 kelime
- 26 SEVGİLİ4.765 kelime
- 27 HORMONLAR6.072 kelime
- 28 UZUN GECELER3.749 kelime
- 29 DEMİR6.227 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Konağın o kasvetli ve barut kokulu atmosferi, ertesi sabah Selin’in salona yaydığı o neşeli modla bir nebze olsun dağılmıştı. Karan ile yaklaşan nikah günleri için Selin, devasa yemek masasının üzerine onlarca tasarım kataloğu, gelinlik dergisi ve kumaş numuneleri sermişti. Salonda hafif bir müzik çalıyor, dışarıdan gelen tatlı bir rüzgar tülleri havalandırıyordu.
Gece, dünkü 20 kilometrelik koşunun ve poligon taliminin yorgunluğunu üzerini kaplayan hafif uyuşuklukla atlatmaya çalışıyordu. L koltuğa serilmiş, elinde meyve suyuyla Selin’in masadaki hallerini izliyordu.
Selin elindeki kuşe kağıda basılı lüks dergiyi Gece’ye doğru uzattı. "Gece, bak Allah aşkına! Şu dantel işlemeli, sırt dekolteli modele bayıldım. Karan kesin 'çok açık' diye kriz geçirecek ama harika durmuyor mu?"
Gece oturduğu yerden doğrulup masaya yanaştı. Dergideki bembeyaz, uzun kuyruklu, taşlarla bezenmiş büyüleyici gelinlik modeline baktı. Mavi gözleri bir anlığına parıldadı.
"Valla abla çok şık," dedi Gece, parmağıyla dergideki başka bir askılı, prenses kesim gelinliği göstererek. "Ama bak şu modeli gördün mü? Şu büstiyer kısmı çelik yelek gibi dikilse, altına da bacağa gizli tabanca kılıfı konsa... Ben evlensem kesin bunu alırdım!"
O an salonda adeta zaman durdu.
Salona yeni girmiş olan Ege’nin elindeki elma tabağı yere fırlamaktan son anda kurtuldu. Mutfaktan elinde protein shake’iyle çıkan Yağız olduğu yerde bir kütük gibi çakılı kaldı. Koltuğunda kahvesini yudumlayan Karan ise kadehi tutan elini havada dondurdu.
Üç dev adamın katran karası ve sert gözleri, aynı anda Gece’ye kilitlendi. Salondaki o hafif müzik bile sanki bir anda kesilmişti. Üç abinin yüzünde de "Biz az önce doğru mu duyduk?" der gibi bomboş, dona kalmış ve felaket habercisi bir ifade vardı.
Ege ilk şoku atlatan oldu. Elindeki elmayı masaya pat diye bıraktı. "Ne... Ne dedin sen az önce?"
Gece saf bir edayla omuz silkti. "Ben evlensem bunu alırdım dedim. Ne var ki bunda?"
Yağız proteini masaya öyle bir vurdu ki masadaki dergiler havalandı. "Evlenmek mi?! Kızım sen daha dün yorgan kavgasıyla reel hayatı karıştıran çocuk değil miydin?! Ne evlenmesi?!"
Karan ağır ağır oturduğu berjerden ayağa kalktı. Gövdesi salondaki tüm ışığı kesecek kadar devasaydı. Gözlerinde ne bir şaka emaresi vardı ne de en ufak bir esneme payı. Ağır adımlarla Gece’nin tepesine kadar geldi. Sesi, yerin yedi kat altından gelen gür bir kükreme gibi yayıldı salona:
"En az 50 yaşına kadar evlenmek yok. Bitti."
Gece’nin gözleri yuvalarından fırladı. "Ne?! 50 yaş mı?! Çakma mafya saçmalama retains! 50 yaşında beni ne yapsınlar?! Bastoğumla mı yürüyeceğim nikah masasına?!"
"Gerekirse bastonla yürüyeceksin çeyrek mafya!" diye söze girdi Ege, kolları göğsünde kenetlenmiş, sanki bir savunma hattı kurmuş gibi. "Hatta 50 bile az! Bence 65 prim günün dolana kadar, emekli olmadan bu evden bir adım atamazsın!"
"Ben Bordo Bereliyim, askeri istihbaratım var," dedi Yağız son derece ciddi bir edayla, Gece’nin etrafında devriye atmaya başlayarak. "Sana yaklaşacak her adamı önce üç ay fiziki ve teknik takibe alırım. Soy ağacını Yargıtay’dan çıkartırım. Dağ görevinde hayatta kalma testine sokarım. Geçemezse poligonda hedef tahtası yaparım. Anlayacağın... Hiç kimse o testten geçemez!"
Gece sinirle ellerini beline koydu. "Siz kafayı yemişsiniz! 50 yaşında teyze olacağım ben! Torun sahibi olacak yaşta gelinlik mi giyilir?!"
Selin artık tutamayarak kahkahayı bastı. "Yahu adamlar kızı 50 yaşına kadar evde turşu yapacaklar, siz neğğ yapıyorsunuz!"
"Sen karışma!" dedi Karan, sesindeki o mutlak otoriteyle. Sonra Gece’ye doğru eğildi, çenesini hafifçe tuttu. "Seni bu dünyada hak edecek bir adam daha doğmadı çeyrek mafya. O yüzden o gelinlik dergilerini kapatıyorsun. Bu evde damat kelimesi, yasaklı kelimeler listesinde 'yorgan'ın bile üstüne geçti."
Ege sırıtarak Gece’ye doğru yaklaştı. "Bak görüyor musun? Karan Abi noktayı koydu. 50 yaşına geldiğinde sana özel, tekerlekli sandalyeli bir gelinlik tasarlatırız. Altına da otomatik tüfek monte ederiz, tamam mı?"
Gece hırsla Ege’nin ayağına bastı. "Gülme be! Tinerci Ege! 50 yaşına gelince ben sizi bu evden atmazsam bana da Gece demesinler!"
Yağız ile Ege acıyla zıplarken, Karan kızının saçlarını sertçe okşayıp gülümsedi. Soykan konağında fırtınalar kopuyordu ama bu adamlardan bir kızı koparmanın, dünyadaki en zor askeri operasyondan bile daha imkansız olduğu bir kez daha kanıtlanmıştı.Salondaki "50 yaş evlilik ambargosu" tartışması, akşamüstüne doğru yerini tatlı bir telaşa ve buram buram prestij kokan bir hazırlığa bıraktı. Çünkü bu akşam sadece amcaları Reşat ve oğulları gelmiyordu; Soykan imparatorluğunun gölge meclisi ilk kez tam kadro bu konakta toplanacaktı.
Mutfakta hummalı bir çalışma vardı. Selin menüyü organize ederken, Gece üzerini değiştirmek için odasına çıktı. Abilerinin ve özellikle Karan’ın "Seni Soykan veliahtı olarak kabul edemeyenlere cevabımız bu olacak" sözleri aklındaydı. Aynanın karşısına geçti. Üzerine tam oturan, solak kılıfını beline gizleyen lacivert, maskülen bir takım elbise giydi. Saçlarını sıkı bir atkuyruğu yaptı. Aynadaki yansımasına baktığında artık o sokaklardaki çaresiz kız değildi; bakışlarında çelik gibi bir kararlılık vardı.
Aşağı indiğinde salon adeta bir film karesi gibiydi.
Karan, katran karası takımı içinde baş köşedeki devasa tekli berjere kurulmuştu. Yağız, Doğan, Barlas ve Ege de jilet gibi takımlarıyla salona dağılmış, adeta birer muhafız gibi duruyorlardı.
Gece merdivenlerden inerken Ege ıslık çaldı. "Ooo! Çeyrek mafya değil, bildiğin Yarım Ağa olmuş bu! Beline kılıfı da takmış, amcamın oğulları seni görünce besleme sanacaklardı ama şimdi tırsacaklar!"
"Ege, kaşınma," dedi Gece, merdivenin son basamağında durup. "Bugün senin yüzünden 20 kilometre koştuğumu unutmadım, her an bir kazaya kurban gidebilirsin."
Yağız gülümsedi. "Sert duruş güzel. Ama Reşat Amcam lafı gediğine oturtmayı sever. Bakışlarını bozma yeter."
Derken konağın bahçesinde ardı ardına lüks siyah araçların kapıları kapandı. Salondaki hava bir anda ağırlaştı. İçeriye, Soykan ailesinin en kıdemlisi, Karan’ın amcası Reşat Soykan, yanında kibirli duruşlarıyla tanınan oğulları Doğu ve Aras girdi.Reşat Amca, bastonuna dayanarak salona adım attı. Katı, kuralcı ve eski usül bir mafya lideriydi. Bakışları önce Karan’a, ardından salondaki diğer abilere kaydı. En son ise Karan’ın hemen yanında, dimdik duran Gece’de durakladı.
"Karan," dedi Reşat Amca, tok ve pürüzlü sesiyle. "Demek konağın yeni üyesi bu kız. Sokaklardan toplayıp veliaht yaptığın..."
Salonda buz gibi bir rüzgar esti. Ege’nin yüzündeki o muzip gülüş anında kayboldu, Yağız’ın eli gayriihtiyari ceketinin içine gitti. Karan ise oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Devasa gövdesiyle Reşat Amca’nın üzerine doğru bir adım attı.
"Sokaktan gelen kan, bu ailenin damarlarındaki en saf kandır Reşat Amca," dedi Karan, sesi yerin altından kükrer gibi. "Gece, benim kız kardeşim. Soykan’ın geleceğidir."
Kuzenlerden Doğu, bıyık altından hafifçe güldü. "Geleceğimiz bir kız çocuğuna mı kaldı Karan Abi? Poligonda silah tutmayı biliyor mu bari?"
Gece, abilerinin araya girmesine fırsat vermeden öne doğru bir adım attı. Sol elini ceketinin cebine soktu, gözlerini Doğu’ya dikti.
"Silah tutmayı biliyor muyum bilmem Doğu Abi," dedi Gece, pürüzsüz ve dalga geçen bir tonla. "Ama öğleden sonra poligonda 25 metreden hedefin tam ortasındaki mermiyi ortadan ikiye böldüm. İstersen bahçede bir atış talimi yapalım, kimin geleceği kime kalmış görürüz?"
Doğan ve Barlas arkada sırıtarak birbirine baktı. Ege ise gülmemek için öksürme krizine girmiş gibi yaptı.
Reşat Amca, Gece’nin bu korkusuz, dik duruşu karşısında duraksadı. Gözlerindeki o kibirli ifade yerini derin bir şaşkınlığa ve ardından hafif bir takdire bıraktı. "Mavi gözlerinde merhamet yok," dedi Reşat Amca alçak sesle. "Aynı bizim eski topraklar gibi..."
Yemek masasına geçildiğinde gerginlik yerini Soykan ailesinin o garip, gürültülü ve eğlenceli dinamiklerine bıraktı. Uzun masanın baş köşesinde Karan, sağında Gece oturuyordu.
Kuzen Aras, Gece’ye takılmak için garsona seslendi: "Kıza bir meyve suyu getirin, çocuk daha."Ege anında araya girdi. "Ne meyve suyu ulan! O kız sabah 20 kilometre çamurda koştu, öğleden sonra şarjör boşalttı! Meyve suyu neymiş?"
Gece, önündeki bardağa uzandı, gözlerini Aras’a dikerek masadaki buzlu sudan koca bir yudum aldı. "Ben meyve suyunu Ege Abi’me içiriyorum, soracağı sorular boğazında kalmasın diye. Bana demli bir çay verin yeter."
Salonda gelip giden bu espriler, yenilen yemekler ve masada dönen sert racon muhabbetleri akşamın geç saatlerine kadar sürdü. Reşat Amca bile Gece’nin o laf hazır cevaplığına ve gözü karalığına dayanamayıp birkaç kez tebessüm etmek zorunda kaldı.
Gecenin sonunda amcaları uğurlarken, Reşat Amca kapıda durdu. Gece’nin omzuna elini koydu, ilk defa yumuşak bir sesle: "Soykan adına yakışır bir kız yetiştirmişsin Karan. Bu kız yakında senin koltuğunu elinden alırsa şaşırma."
Karan, gururla Gece’ye baktı. "Alsın Reşat Amca. Mülk de koltuk da zaten onun."
Misafirler gittikten sonra salonun kapısı kapandığı an, Ege kendini dev koltuğa attı. "Öldüm! Yemin ederim Reşat Amca’nın o ciddi suratına bakarken gülmemek için dilimi ısırmaktan kanattım!"
Yağız ceketini çıkarıp kenara attı. "Gece, Doğu’ya verdiğin o kapak var ya... Bordo Bereli operasyonunda bile öyle nokta atışı görmedim ben!"
Gece, rahat bir nefes alıp ayağındaki topuklu ayakkabıları fırlattı, koltukta bağdaş kurdu. "Eeee, ne de olsa sizin gibi abilerim var. Çeyrek mafyayız ama raconu da sokakta öğrendik herhalde!"
Karan, kızının yanına gelip başını göğsüne bastırdı. "Aferin çeyrek mafya. Bu ailenin kim olduğunu herkese gösterdin."
Gece, abilerinin arasında, o büyük salonda uzanırken, üzerindeki tüm yorgunluğa rağmen hayatının en ait olduğu yerinde olduğunu biliyordu. Soykan konağında fırtınalar hiç bitmiyordu ama o fırtınanın tam ortası, onun en güvenli limanıydı.Ertesi sabah konak, dünkü hareketliliğin ardından oldukça sakindi. Gece, şakaklarını zonklatan hafif bir migren ve karnına giren tanıdık adet sancısıyla uyandı. Zaten her ay üç gün süren bu sancılı dönem, dünkü koşu ve poligon yorgunluğuyla birleşince biraz daha ağırlaşmıştı.
Kafasını yastıktan kaldırıp gözlerini ovuşturdu, doğrulamayınca tekrar geriye yattı. Odadaki hafif ışık bile gözlerini rahatsız ediyordu.
Mutfakta kahve içen Ege, Gece'nin hâlâ aşağı inmediğini fark edince Yağız'a döndü. "Abi, bizimki dünkü 20 kilometrenin acısını çıkarıyor herhalde, hâlâ uyanmadı."
Yağız yukarı çıkıp kapıyı hafifçe çaldı. Yanıt gelmeyince içeri süzüldü. Gece'nin battaniyeyi çekip büzüştüğünü görünce durumunu anladı. Yanına yaklaşıp elini alnına koydu. "Gece? Yine o malum sancı mı?"
Gece kısık bir sesle homurdandı. "Kafam da zonkluyor Yağız Abi... Işığı kapatır mısın?"
Yağız hemen perdeleri çekip odayı kararttı. "Sakin ol, ben hallediyorum."
Aşağı inip Selin’e durumu söyledi. Selin hızlıca bir sıcak su torbası ve ağrı kesici çay hazırladı. Yağız ile birlikte yukarı çıktılar. Selin sıcak su torbasını Gece’nin karnına koyup üzerini örttü. "Biraz dinlen güzelim, dünkü yorgunluk üst üste geldi tabii."
Kapıda beliren Karan, sessizce odaya girdi. Gece’nin halini görünce yatağın kenarına oturdu, kızın saçlarını hafifçe geriye itti. "Çok mu kötü?"
"Biraz zonkluyor abi, geçer birazdan," dedi Gece, abisinin varlığından güç alarak.
Ege de kapının eşiğinde durmuş, sessizce onları izliyordu. Hiç takılmadan, gayet düz bir sesle konuştu: "Sessiz olalım da dinlensin. Ben aşağıdayım, bir şey lazımsa seslenin."
Karan, Gece’nin üzerini biraz daha örtüp alnını öptü. "Selin burada zaten. Sen uyu, dinlen. Bugün antrenman da yok, hiçbir şey yok."
Gece, karnındaki sıcaklığın ve odadaki sessizliğin etkisiyle gözlerini kapattı. Abilerinin o abartısız ama her an orada olan desteğiyle yavaşça uykuya daldı.Selin’in hazırladığı sıcak su torbası, demli bitki çayı ve deliksiz iki saatlik uykunun ardından Gece, nihayet gözlerini açtığında üzerindeki o ağır kasvetin dağıldığını hissetti. Şakaklarındaki o balyoz gibi zonklama dinmiş, karnındaki amansız kramplar yerini hafif, katlanılabilir bir sızıya bırakmıştı.
Yatakta hafifçe gerindi, üzerindeki battaniyeyi kenara itip ayağa kalktı. Yüzünü soğuk suyla yıkayıp saçlarını dağınık bir topuz yaptıktan sonra, gri rahat bir eşofman takımı giyip odadan çıktı.
Aşağıdan, televizyonun yüksek sesi ve iki tanıdık sesin birbirine girmesi geliyordu.
"Ulan sola geç diyorum, sola! Defansı öyle açık bırakırsan adam tabii ki çalım atar tinerci!"
"Kes sesini Yağız! Ben burada strateji yapıyorum, sen arkadan sürekli taktik verip kafamı şişiriyorsun! Bas pas tuşuna, bas!"
Gece, merdivenlerden yavaş adımlarla inip devasa salona geçti. L koltuğun ortasına kurulmuş Ege ve Yağız, ellerindeki konsol kollarını sanki dünyayı kurtarıyorlarmış gibi hırsla sıkıyor, ekrandaki futbol maçına kilitlenmiş bir şekilde bağırıyorlardı.
Gece, sessizce yürüyüp koltuğun arka kısmına dayandı, kollarını bağlayıp ikisini izlemeye başladı.
"Vay vay vay," dedi Gece, sesine bolca muziplik katarak. "Biz yukarıda hayatta kalma mücadelesi verelim, siz burada koskoca adamlarsınız, çim üzerinde top koşturan dijital adamlara bağırın. Çok profesyonelce."
Ege, sesin geldiği tarafa gözünün ucuyla bakıp anında sırıttı. Ancak maçı bırakamadı. "Ooo! Çeyrek mafya sahalara geri dönmüş! Renk gelmiş yüzüne. Ne oldu, 'yorgan kavgası' komasından uyandın mı nihayet?"
Yağız da kolu hırsla sallayarak konuştu: "Kızım hiç bulaşma buna, üç maçtır yeniliyor, suçu bana atıyor. Bacakların nasıl, iyileştin mi?"
"İyiyim iyiyim," dedi Gece, koltuğun üzerinden atlayıp ikisinin ortasına, tam aralarına yerleşerek. "Sancım geçti. Ama sizin bu acınası oyun performansınızı görünce kafamın ağrısı tekrar başlayacak gibi."
Ege gözlerini büyüttü. "Acınası mı? Sen ne anlarsın ulan konsol oyunundan? Sokakta büyüdük falan diyordun, orada kasetli atari mi vardı sanki?"
Gece, Ege’nin elindeki ikinci kolu anında çekip aldı. "Ver şunu tinerci. Gösterelim bakalım kasetli ataride mi büyümüşüz, yoksa sizin gibileri sahada rezil etmek için mi doğmuşuz."
Yağız kahkahayı patlattı. "Aha! Ege, kız seni düelloya davet etti. Sakın acıma, sonra 'kız hasta' diye bahane uydurur."
"Acıyan Ege olsun!" dedi Ege, dikleşerek. "Gel bakalım çeyrek mafya. Takımını seç. Ama kaybedersen bugün bütün konağın kahvelerini sen yaparsın, anlaşma mı?"
"Anlaşma," dedi Gece, gözünü kırpmadan tetiğe basar gibi onay tuşuna basarak. "Ama ben kazanırsam, yarın sabahki 10 kilometrelik koşunda benim yerime de sen koşarsın. Yağız Abi de şahit."
Yağız arkasına yaslandı, elindeki çay bardağından bir yudum aldı. "Şahidim. Hakem benim. Paslar temiz olsun, dirsek atmak yok."
Oyun başladığı an salondaki hava bir anda değişti. Gece, solak olmanın verdiği o garip refleks farkıyla kolları inanılmaz bir hızla kullanmaya başladı. Parmakları tuşların üzerinde adeta uçuyordu. Ege ise hırsla dişlerini sıkmış, öne doğru eğilmişti.
"Lan dur, o nereden çıktı?!" diye bağırdı Ege ilk beş dakikada gelen golle. "Yağız, bu kız hile yapıyor! Tuşlara öyle basılmaz, bu kesin kolları bozdu!"
"Ağlama Ege, oyuna odaklan!" diye güldü Gece, omuz silkerek. "Defansını açık bırakırsan çeyrek mafya acımaz, aradan dereden sızar."
İlk yarı 2-0 Gece’nin üstünlüğüyle bittiğinde Ege kan ter içinde kalmıştı. Yağız koltukta gülmekten kırılıyordu. "Ulan Ege! Bordo Bereli disipliniyle eğittiğimiz kız seni ekran başında patlattı! Bırak git evi terk et bence!""İkinci yarı var!" diye hırsla bağırdı Ege. "Gece, dua et hastasın, yoksa sana hücum hattını nasıl yok ettiğimi gösterirdim!"
"Bahane üretme tinerci, oyna!"
İkinci yarı tam bir meydan savaşına dönüştü. Ege bir gol atıp durumu 2-1 yapınca salonda zafer çığlıkları attı, koltuktan fırlayıp dans etmeye başladı. Gece ise sadece sinsi sinsi gülümsedi. Son dakikada, ekranın tam ortasından çektiği doksanlık şutla maçı 3-1 bitirdi.
Ege, elindeki kolu koltuğa fırlatıp başını geriye attı. "Olamaz... Ben bir çeyrek mafyaya nasıl yenildim ya?! Oyun bozuk, yemin ederim bu kolun 'X' tuşu basmıyor!"
Gece, zaferle kollarını havaya kaldırdı. "Yarın sabahki 10 kilometre sana hayırlı olsun Egeciğim! Ben yukarıda mışıl mışıl uyurken, sen bahçede Yağız Abi’nin 'Daha hızlı!' bağırışlarını dinlersin artık."
Yağız, Gece’nin saçlarını karıştırıp alnından öptü. "Helal olsun çeyrek mafya. Soykan adını oyun masasında da lekelemedin."
Tam o sırada Karan salona girdi. Üzerindeki ceketini çıkarıp kenara koyarken, üçünün bu neşeli hallerini gördü. Gece’nin yüzündeki o canlılığı, gülüşünü görünce bakışlarındaki o sert ifade bir anda eridi.
"Ne oluyor burada?" diye sordu Karan, alçak ve gür sesiyle.
Ege sızlandı: "Abi, kız beni dolandırdı! Kolu bozmuş, bana hileli oyun oynattı!"
Gece hemen Karan’ın yanına koşup koluna girdi, başını abisinin pazusuna yasladı. "Hile yok Karan Abi, bileğinin hakkıyla aldı çeyrek mafya. Yarın sabah benim yerime 10 kilometre koşacak."
Karan, Gece’nin iyileştiğini ve sancısının geçtiğini anlayınca dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. Ege’ye baktı. "İyi olmuş. Koşarsın Ege. Hem kondisyonun artar."
"Abi siz hepiniz bir olmuşsunuz bana kumpas kuruyorsunuz!" diye isyan etti Ege ama yüzündeki o neşeli sırıtış hiç kaybolmadı.Günün geri kalanı, kahkahalarla, Ege’nin bitmek bilmeyen itirazlarıyla ve Yağız’ın takılmalarıyla geçti. Gece, abilerinin arasında, bu sıcacık ve gürültülü evde ağrısını da yorgunluğunu da çoktan unutmuştu.Konsol oyunundaki o ezici zaferin ardından salondaki Neşe ve gürültü rüzgarı duralamış, yerini tatlı bir akşamüstü rehavetine bırakmıştı. Yağız, hezimetin ardından koltuğa uzanmış telefonundan haberleri tarıyor; Karan baş köşedeki berjerinde elindeki finansal raporları inceliyor; Ege ise kaybettiği maçın hırsını hâlâ alamamış bir şekilde koltukta bacaklarını uzatıp Gece’ye kötü kötü bakıyordu.
Gece, zaferinin tadını çıkararak oturduğu yerden keyifle doğruldu. "Pekala, mağlubiyetin şokunu atlatmanız için size büyüklük yapıp ellerimle bol köpüklü birer Türk kahvesi yapayım," dedi, göz kırparak. "Özellikle Ege Abi’me... Sabahki 10 kilometrelik koşusuna zinde başlasın diye ekstra okkalı yapacağım."
Ege gözlerini devirdi. "Zehir katma da içine, ne yaparsan yap çeyrek mafya."
Gece mutfağa geçti. Selin’in yardımıyla bakır cezvede tam kıvamında, köpüğü bol sekiz fincan kahve pişirdi. Şık, gümüş tepsiye fincanları dizdi. İki eliyle tepsiyi sıkıca kavrayıp salonun geniş kapısından içeri adım attı.
Her şey gayet yolunda gidiyordu. Gece ilk kahveyi Karan’a uzattı. Karan, "Eline sağlık güzelim," diyerek fincanı aldı. Ardından Yağız’a ve Selin’e ikram etti. Tepside sadece Ege’nin o ekstra bol köpüklü, büyük fincanı kalmıştı.
Gece, L koltuğun kenarında bacaklarını uzatmış yatan Ege’ye doğru adımladı. "Al bakalım tinerci, bu senin özel kahven..." dedi tam fincana uzanırken.
İşte ne olduysa o an oldu!
Gece’nin çorabı, koltuğun ahşap ve sivri kenarına takıldı! Dengesi bir anda kayan Gece, "Aaa!" diye küçük bir çığlık atarak öne doğru yalpaladı. Tepsideki o kaynar, bol köpüklü kahve fincanı havalandı ve tam da Ege’nin göğsünün ortasına, doğrudan tişörtünün üzerine döküldü!
"OĞLUMM! YANDIM ULAN!"
Ege’nin feryadı salondaki tavanı titretti! Adam adeta bir füze gibi koltuktan havaya fırladı. Kaynar kahve ince tişörtünü delip doğrudan tenine temas edince Ege hiç düşünmeden, saniyeler içinde tişörtünün yakasından tuttuğu gibi tek hamlede çekip çıkardı!
Tişört fırlatılıp kenara atıldığında Ege’nin göğsü kıpkırmızı olmuştu. Adam salonda kendi etrafında dönerek "Sıcak! Sıcak! Çeyrek mafya beni canlı canlı haşladı!" diye bağırıp dans etmeye başladı.
Karan, elindeki kahveyi sehpaya koyup bir şimşek gibi ayağa fırladı. Yağız da aynı hızla Ege’nin yanına koştu. Mutfaktan koşan Selin’in elinde anında soğuk su dolu bir sürahi belirdi.
Gece ise dökülen fincanın ve tepsiyi yere düşürmenin şokuyla donup kalmıştı. Mavi gözleri kocaman açılmış, elleri ağzında kalmıştı. "Ege Abi! Valla bilerek olmadı! Çorabım takıldı yemin ederim!"
"Gitti karizma, gitti tenim!" diye feryat etti Ege, Yağız’ın kafasından aşağı soğuk suyu dökmesiyle iliklerine kadar titreyerek. "Abi bu kız bana kumpas kuruyor! Önce maçta yenip koşu kitledi, şimdi de beni ateşe verdi!"
Yağız, Ege’nin kızaran göğsünü incelerken gülmemek için dudaklarını ısırıyordu. "Tamam lan abartma, bir şey yok! Su toplamaz, hafif kızarmış sadece. Hem senin o kasları biraz soğuk su görsün, gevşersin."
Selin hemen ecza dolabından yanık merhemini getirip Ege’nin göğsüne sürmeye başladı. Ege hâlâ tişörtsüz, ıslak ve kremler içinde salonda bir o tarafa bir bu tarafa yürüyüp söyleniyordu.
Gece, Ege’nin gerçekten ciddi bir yara almadığını görünce şoku üzerinden attı. Ege’nin o üstü çıplak, göğsü beyaz kremlerle kaplı, ıslak ve hezeyan içindeki hali öyle komikti ki Gece tutamadı kendisini. Önce küçük bir kıkırdama çıktı boğazından, ardından salonda çınlayan gür bir kahkaha patlattı!
"Gülme ulan!" dedi Ege, kremli parmağını Gece’ye sallayarak. "Kızım sen sabotajcı mısın?! Evde kimse güvende değil! Yarın bu kız Karan Abi’nin üstüne çorba döker, Yağız’ın üstüne çay fırlatır!"
Yağız da daha fazla dayanamayıp kahkahayı patlattı. "Ege, harbi çok komik görünüyorsun yalnız. Bildiğin taranmış tavuk gibi kaldın salonda."
Karan, Ege’nin iyi olduğunu anlayınca yerine geri oturdu. Yüzündeki o sarsılmaz ifade yine dudak kenarındaki hafif bir tebessümle bozulmuştu. "Ege, git üzerine düzgün bir şey giy. Gece de bilerek yapmadı zaten."
Ege, havluyla kurulanırken Gece’ye döndü. "Bilerek yapmadı mı? Abi gözlerindeki o şeytani ışığı görmediniz mi? Kahveyi dökmeden önce bana bakıp sırıttı bu kız!"
Gece yanına gidip Ege’nin kolunu dürttü. "Ya Ege Abi, çok özür dilerim valla bak. Çorabım takıldı diyorum. Ama kabul et, tişörtü çıkarırkenki o hızın Bordo Berelilerde bile yoktu. Rekor kırdın!"
Ege, kızın bu muzip ve şirin halini görünce daha fazla sinirli kalamadı. Başını sallayıp hafifçe gülümsedi. "Yarın sabahki o 10 kilometreyi bana acıdığın için sen koşacaksın, anlaştık mı?"
"Hiç şansını zorlama tinerci," dedi Gece, arkasını dönüp Karan’ın yanına kaçarken. "Maç maçta kalır, kahve kazası koşuyu iptal etmez!"
Ege üstünü değiştirmek için yukarı çıkarken salonda yükselen kahkahalar, bu garip ama kopmaz bağlarla bağlı ailenin neşesini bir kez daha yerine getirmişti.
Bölüm etkileşimi
