ÇEYREK MAFYA kitap kapağı

8. bölüm / 29

ÇEYREK MAFYA

KAÇIŞ

Vaveyla Yazarı: Ayşe Öztürk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: KAÇIŞ

Dağ evinin üzerini örten karanlık, sabahın ilk ışıkları ormanın sisli ağaçları arasından süzülürken yavaşça dağılmaya başladı. Şile’nin ıssızlığında, kuş sesleri dahi ağır bir sessizliğin altında boğuluyordu.
Karan, yatağın hemen yanındaki berjerde, kollarını göğsünde birleştirmiş hâlde oturuyordu. Bütün gece gözünü bir an olsun kırpmamıştı. Yüzündeki o sert, geçit vermez hatlar, gece yaşananların tortusuyla daha da derinleşmişti. Gözleri, yatakta solgun bir yüzle uyuyan 13 yaşındaki o küçük kız çocuğunun üzerindeydi. Sırtındaki patlayan dikişlerin sızısını hissetmiyordu bile; zihnini tek bir düşünce kemiriyordu: Yıllardır bu haldeyim.
Nasıl bir çocuk, yıllarca mide kanaması geçirip de bir kez olsun hastane kapısından geçmezdi? Nasıl bir hayat, bir çocuğa kan kusmayı "normal" bir durum gibi kabullendirirdi?
Yatağın üzerindeki nevresim hafifçe hışırdayınca Karan dikleşti.
Gece, kirpikleri titreşerek gözlerini araladı. Başındaki o zonklayıcı ağrı hafiflemişti ama boğazındaki o metalik, acı tat hâlâ yerli yerindeydi. Gözleri tavanı taradı, ardından nerede olduğunu hatırlayarak hızla yan tarafına döndü. Berjerde kendisini izleyen Karan’ı görünce reflekse dayalı bir hareketle örtüyü göğsüne kadar çekti.
"Ne bakıyorsun öyle?" dedi Gece. Sesi, geceden kalan harabiyet yüzünden pürüzlü ve kısıktı. "Başıma nöbetçi mi dikildin?"
Karan ayağa kalktı. Yavaş adımlarla yatağın kenarına yaklaştı. Yüzünde ne o eski hiddet vardı ne de alaycı tebessümü. Sadece katıksız, ağır bir ciddiyet duruyordu.
"Gelen doktor özel," dedi Karan, alçak bir sesle. "Konağın, ailenin doktoru değil. Güvendiğim biri. Aşağıda, seni bekliyor."
Gece’nin gözleri anında tehlike sinyaliyle büyüdü. Yatakta dikleşmeye çalıştı ama bedenindeki halsizlik onu hafifçe sendeltti."Ben sana doktor istemiyorum demedim mi?!" diye bağırmaya çalıştı Gece hırsla.
"Benim bir şeyim yok! Geçti diyorum sana! O senin uyduruk doktorların benim vücudumu benden iyi mi bilecek? Bırak beni!"
"Kes sesini Gece," dedi Karan. Sesi bağırmıyordu ama odanın içindeki havayı bir anda buz kestirecek kadar baskındı. Kızın tepesinden bir gölge gibi dikildi.
"Dün gece o banyoda gördüğüm şey bir 'hiç' değildi. Sen yıllardır kendi içini yakıyorsun. O stres, o korku, o nefret senin mide çeperini parçalamış. Ben o Yılmaz denilen iti kurşunla öldürmeye çalışırken, sen kendi içindeki kanla geberip gitmeyeceksin."
Gece, "geberip gitmeyeceksin" lafını duyunca çenesini sıktı. Mavi gözlerinde yine o bildik, sokakların vahşi ateşi parladı.
"Sana ne lan?!" dedi Gece, elini yatağa vurarak.
"Ölürsem ölürüm! Benim cesedim bile sana yük olmaz, merak etme! Ben senin o süslü doktorlarının iğneleriyle, ilaçlarıyla uğraşmam. Ben o doktorların ne bıkkınlıkla baktığını iyi bilirim. Sokakta açlıktan kıvranırken yüzümüze bakmayan adamları şimdi para verip ayağıma mı dikiyorsun?"
Karan, kızın bu sözlerinin arkasındaki derin aşağılanmışlığı ve yalnızlığı anladı. Ağzını açıp tek bir savunma cümlesi kurmadı.
Eğildi, Gece’nin omuzlarından tutup onu yavaşça ama sarsılmaz bir kuvvetle yataktan kaldırdı. Kızın direnmesine, onu göğsünden itmeye çalışmasına aldırış bile etmedi.
"O doktor sen iyileşene kadar bu evden gitmeyecek," dedi Karan, kızın gözlerinin içine bakarak.
"İster bağır, ister ilaçları yüzüne fırlat. Benim kardeşimi, kendi geçmişi zehirleyemez."
"Ben senin kardeşin—"
"Öylesin!" diye kükredi Karan ilk kez. Ses dağ evinin ahşap duvarlarında yankılandı.
"İstediğin kadar inkar et, istediğin kadar o sokak isimlerini bağır! O kan senin damarlarında akıyor Gece Soykan! Ve ben yaşadığım sürece o kanın yere akmasına izin vermeyeceğim!"
Karan odanın kapısını açtı ve dışarıda bekleyen orta yaşlı doktora işaret etti. Doktor elinde tıbbi çantası ve serum askısıyla içeri girdiğinde, Gece’nin gözleri çantadan çıkan uzun iğneye ve şeffaf plastik serum hortumuna kaydı. Sokaklarda büyürken hastaneler ve iğneler onun zihninde sadece çaresizlik demekti.Mavi gözleri kontrolden çıkmış gibi büyüdü. "Hayır!" diye bağırdı Gece, bedenindeki tüm halsizliğe rağmen yataktan geriye doğru fırlayarak. Dizlerini göğsüne çekip sırtını duvara yasladı.
"Dokunmayın bana! Yaklaşma lan!" diye kükredi Gece, doktora doğru. Nefesi yine kesilmeye, göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı.
"Gece, sakin ol," dedi Karan, tek bir adımla yatağın yanına geçerek. "Bu sadece bir serum. Midendeki o kanamayı durduracak."
"İstemiyorum dedim sana!" Gece, yastığı hırsla çekip doktora doğru fırlattı. Elleri şiddetle titriyordu. "Bana o lanet şeyi sokamazsınız! Ben hasta değilim! Bırakın beni!"
Karan, kızın bu iğne dehşetini görünce dişlerini sıktı. Başka çaresi yoktu.
"Ege, doktorun elini sabit tutmasına yardım et," dedi Karan, buz gibi ama çelik kadar sağlam bir sesle.
"Karan yapma! Bırak beni!" diye çığlık attı Gece.
Karan hiç tereddüt etmeden yatağa çıktı. Gece’nin çırpınan, vurmaya çalışan kollarını ve bedenini devasa cüssesiyle sabitledi. Kızın omzundan ve kolundan tutarak hareket etmesini tamamen engelledi.
"Bırak! Nefret ediyorum senden! Bırak!" Gece, Karan’ın göğsüne başıyla vurmaya çalışıyor, gözlerinden hırs ve korku dolu yaşlar süzülüyordu.
Karan, kızın kulağına doğru eğildi. Sesindeki korumacı ton sarsılmazdı:
"Ağla, küfret, nefret et..." dedi Karan, kızın titreyen kolunu sabitleyerken. "Ama o iğne o damara girecek çeyrek mafya. Seni o kanın içinde ölüme terk etmeyeceğim."
Doktor seri bir hareketle iğneyi Gece’nin damarına batırdı. İğnenin soğuk acısıyla Gece’nin boğazından yırtıcı bir çığlık koptu. Bedenindeki tüm güç bir anda çekildi, çırpınmayı bıraktı ve başı Karan’ın geniş göğsüne düştü. Hıçkırıkları odanın içinde yankılanırken serum damlamaya başladı.
Karan kızı bırakmadı, onu sıkıca sarmalamaya devam etti.
"Bitti..." diye fısıldadı Karan, kızın terden yüzüne yapışan saçlarını geriye çekerken. "Bitti çeyrek mafya. Geçti."
Doktor serumu ayarlayıp kenara çekildiğinde Karan yavaşça doğruldu. Ceketini alıp belindeki tabancayı kontrol etti.
"O serum bitecek," dedi Karan, kapıya doğru yürürken. "Ben İstanbul’a dönüyorum. Yılmaz’ın o sağ kolu Rıza dünkü baskından sonra saklandı. Şimdi onun mekanını, Yılmaz’ın bu şehirdeki bütün izlerini yakmaya gidiyorum."Gece, göğsünde Karan'ın kokusu, kolunda serumla yatakta büzülmüş halde başını kaldırdı. "Karan... Yapma. O adamlar tehlikeli..."
Karan omzunun üzerinden son kez baktı. "Ben Soykan’ım çeyrek mafya. Onlar senin canını yaktı, hesabı ben keseceğim. Geldiğimde seni ayakta göreceğim."
Karan odadan çıkıp kapıyı kapattı. Gece, kolundaki serum damlarken ilk kez içinde o adama bir şey olması korkusuyla baş başa kaldı.Karan’ın ağır botlarının ahşap merdivenlerde yankılanan sesleri, az sonra dağ evinin önünde çalışan devasa motor gürültüsüne karıştı. Çakılları savurarak uzaklaşan zırhlı araçların sesi ormanın derinliklerinde kaybolduğunda, odaya çöken sessizlik Gece’nin üzerine ağır bir kurşun gibi bindi.
Gece, kolundaki o soğuk, ince iğnenin varlığını her saniye hissederken yatakta büzülmüş halde duruyordu. Serum hortumundan aşağı süzülen her şeffaf damla, kızın zihninde geçmişin yıpratıcı izlerini yeniden teker teker açıyordu. Ağlamaktan ve çırpınmaktan bitkin düşmüş bedeni hareketsizdi ama içi cayır cayır yanıyordu.
Kapı hafifçe aralandı. Ege, elinde bir tepsi bitki çayı ve çorbayla içeri adım attı. Yüzünde, abisinin fırtınasından nasibini almış bir insanın durgunluğu vardı.
"Sana bir şeyler getirdim," dedi Ege, tepsiyi komodinin üzerine bırakırken. Sesi son derece yumuşak ve dikkatliydi. "Abim gitmeden tembihledi, hepsini içmen gerekiyormuş."
Gece, bakışlarını duvardan ayırmadan soğuk bir tonla yanıtladı: "İstemez. Götür onları."
Ege bir an duraksadı, ardından yatağın kenarındaki berjere yavaşça oturdu.
"Gece... Abim senin canını yakmak istemiyor," dedi Ege, kızın kolundaki seruma bakarak. "Onu ilk kez böyle gördüm. Dün gece o kanı gördüğünde, inan bana gözlerindeki o dehşeti daha önce kimsede görmedim. O senin için endişeleniyor."
Gece hırsla başını Ege’ye doğru çevirdi. Mavi gözlerinde hâlâ o kırgın, vahşi ateş yanıyordu.
"Endişelenmek mi?" dedi Gece, pürüzlü ve boğuk sesiyle. "Beni buraya kilitledi, koluma iğne saplattı, sonra da gidip insan öldürmeye kalktı! Siz hepiniz delisiniz! Beni bir mal gibi sahiplenmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz!"
Ege derin bir nefes verdi. "Seni sahiplenmiyor Gece, seni koruyor. Yılmaz’ın adamları dün akşam konağı bastı. Sen yukarıdayken Rıza denen o it abime ne dedi biliyor musun? 'Kız bizim emanetimiz, o sokakların malı' dedi. Abimin gözü işte o an karardı."
Gece, "emanet" lafını duyunca sanki görünmez bir darbe almış gibi sarsıldı. Gözleri büyüdü, göğsü hızla inip kalkmaya başladı.
Yılmaz’ın o pis, karanlık dünyası... Yıllarca kaçtığı, izini kaybettirmek için sokaklarda aç kaldığı, dayak yediği ama asla geri dönmediği o bataklık, şimdi bir kabus gibi peşinden geliyordu.
"O adam..." diye fısıldadı Gece, sesi titreyerek. "O adam beni asla rahat bırakmayacak.""Abim bırakacak ama," dedi Ege, kendinden emin bir edayla ayağa kalkarak.
"Karan Soykan birinin üzerini çizdi mi, bu şehirde o adamın nefes alacak tek bir metrekaresi kalmaz. Şimdi o çorbayı iç. Kendine gelmek zorundasın. Çünkü abim döndüğünde seni böyle zayıf görürse, bu şehri tamamen yakar."
Ege odadan çıkıp kapıyı hafifçe kapattığında, Gece odada tek başına kaldı.
Gözleri kolundaki serum hortumuna kaydı. Hortumun içindeki son damlalar da yavaş yavaş bitmek üzereydi. Gece, dişlerini sıktı. Ağrısı azalmış, midesindeki o yakıcı his hafiflemişti ama içindeki o amansız huzursuzluk her saniye daha da büyüyordu.
Karan, onun geçmişindeki o pisliği temizlemek için gitmişti. Peki ya dönenezse? Ya Yılmaz’ın o gözü dönmüş adamları Karan’ı tuzaklarına çekerse?
Gece, hayatında ilk kez kendi dışında birinin hayatı için içinde ağır bir baskı hissetti.
Serum tamamen bittiğinde, Gece hiç tereddüt etmeden diğer eliyle kolundaki bandajı çekip çıkardı. İğnenin damarından çıkarken bıraktığı hafif sızıya aldırış bile etmedi.
Ayağa kalktı. Bacakları hâlâ hafifçe titriyordu ama zihnindeki o karar netleşmişti. Yatağın kenarından bol siyah hırkasını geçirdi.
Pencerenin önüne yürüdü. Dışarıda, devasa çam ağaçlarının arasında ellerinde ağır silahlarla devriye gezen en az yirmi koruma vardı. Dağ evi tam anlamıyla bir kaleye dönüştürülmüştü.
Gece, gözlerini ormanın derinliklerine dikti.
"Beni buraya hapsettin çakma mafya..." diye fısıldadı kendi kendine, camdaki yansımasına bakarak.
"Ama benim geçmişim yüzünden ölmene izin vermeyeceğim. Eğer o Rıza’yı da Yılmaz’ı da vuracak biri varsa... O kişi sen değilsin, benim."
Gece, odadaki çalışma masasının çekmecesine doğru yürüdü. Karan’ın dün gece oraya koyduğu o ağır, soğuk Cabot Big Bang hâlâ orada, kadife kılıfının içinde duruyordu. Kız, bandajlı elleriyle silahı kavradı, beline yerleştirdi.
Savaş henüz bitmemişti; aksine, İstanbul’un karanlık sokaklarında Gece ve Karan için yeni başlıyordu.Gece, odadaki çalışma masasının çekmecesine doğru adımladı. Eli çekmecenin kulpuna gitti, duraksadı. Dün gece Karan’ın oraya koyduğu o ağır, titanyum gövdeli Cabot Big Bang hâlâ orada, kadife kılıfının içinde yatıyordu.
Kızın parmak uçları ahşap yüzeye dokundu ama çekmeceyi açmadı. Başını hızla iki yana salladı.
"Hayır," diye fısıldadı kendi kendine, sesindeki o hırçın dirençle. "Onun silahına, onun oyunlarına ihtiyacım yok."
Eline o silahı alırsa, Karan’ın çizdiği o sınırların içine tamamen gireceğini, adamın kurallarına boyun eğmiş olacağını çok iyi biliyordu. O bir Soykan oyuncağı değildi. Kendi hesabını görecekse, bunu Karan’ın sağladığı imkanlarla değil, sokakların ona öğrettiği kendi kurallarıyla görecekti.
Gece, çekmeceden elini çekip hırsla arkasını döndü. Yatağın üzerindeki hırkasını üzerine geçirip fermuarını sonuna kadar çekti. Kolundaki iğne deliğinden sızan minik kan damlasını hırkasının koluyla sildi.
Bacaklarındaki halsizlik yavaş yavaş yerini sokakların kazandırdığı o katı reflekslere bırakıyordu. Serumun verdiği güçle vücudu toparlanmış, midesindeki o yakıcı acı küllenmişti.
Pencereye doğru yürüdü. Dışarıda, devasa çam ağaçlarının arasında ellerinde ağır silahlarla devriye gezen korumaları izledi. Ev tamamen kuşatılmış bir kale gibiydi ama Gece için aşılmaz hiçbir kale yoktu; o, çocukluğundan beri en dar aralıklardan, en korunaklı tellerden sıyrılmayı öğrenmişti.
"Beni buraya hapsettiğini sanıyorsun çakma mafya..." dedi Gece, cama yansıyan solgun yüzüne bakarak.
"Ama benim geçmişimin hesabını sen kesemezsin. Benim içimdeki kanı sen dökemezsin."
Gece, odanın kapısına doğru yürüdü. Kapıyı sessizce aralayıp koridoru kontrol etti. Aşağıdan Ege’nin telefonda biriyle sert bir tonda konuştuğu sesler geliyordu:
"İstanbul’daki mekâna mı geçtiler? Karan Abim yalnız mı girdi içeri?! Bana hemen konum atın!"
Gece, Ege’nin bu sözlerini duyduğu an donakaldı. Karan, Yılmaz’ın adamlarının inine tek başına yürüyordu.
İçindeki o karmaşık, nefrete ve garip bir sahiplenmeye bulaşmış his göğsünü sıkıştırdı. Adam onun için, kendisinin 13 yıldır kaçtığı o karanlığın ortasına tek başına girmişti.Gece, merdivenlerin gölgesine sığınarak aşağıya, dağ evinin arka çıkışına doğru süzülmeye başladı. Ne bir silaha ihtiyacı vardı ne de bir korumaya. Sadece o geçmişle ve kendisini kurtarmak için ölüme yürüyen Karan Soykan’la yüzleşmek zorundaydı. Savaş, İstanbul’un arka sokaklarında ikisi için de yeniden başlıyordu.Karan’ın ağır botlarının ahşap merdivenlerde yankılanan sesleri, az sonra dağ evinin önünde çalışan devasa motor gürültüsüne karıştı. Çakılları savurarak uzaklaşan zırhlı araçların sesi ormanın derinliklerinde kaybolduğunda, odaya çöken sessizlik Gece’nin üzerine ağır bir kurşun gibi bindi.
Gece, kolundaki o soğuk, ince iğnenin varlığını her saniye hissederken yatakta büzülmüş halde duruyordu. Serum hortumundan aşağı süzülen her şeffaf damla, kızın zihninde geçmişin yıpratıcı izlerini yeniden teker teker açıyordu. Ağlamaktan ve çırpınmaktan bitkin düşmüş bedeni hareketsizdi ama içi cayır cayır yanıyordu.
Serumun son damlası da plastik hortumdan kayıp gittiğinde Gece bir an bile beklemedi. Titreyen ama kararlı parmaklarıyla kolundaki bandajı acımasızca söküp attı. İğne damarından çıkarken canı yandı, ince bir kan sızdı ama umursamadı.
Onu buraya hapsedemezlerdi. Karan Soykan’ın kanatları altına girmeyi, onun "kardeşim" demesini, o süslü konağın sahte sıcaklığını kabullenmiyordu. Onun tek bir ailesi vardı: Sokaktaki kardeşleri, başlarını soktukları o yıkık dökük metruk bina ve o soğuk kaldırımlar. Onlar şimdi açtı, korumasızdı. Yılmaz’ın adamları sokakları turlarken kardeşlerini yalnız bırakamazdı. Kendi evine, kendi gerçek ailesine dönmek zorundaydı.
Gece, odadaki gardıroba fırlatılmış kendi eski, yırtık hırkasını geçirdi üzerine. Bacakları hâlâ yalpalıyordu ama içindeki kaçma hırsı ona güç veriyordu.
Pencereden dışarı baktı. Ormanın üzerini koyu bir karanlık kaplamıştı; dağ evinin etrafında devriye gezen korumaların ellerindeki fenerlerin ışıkları ağaç gövdelerinde oynaşıyordu.
Gece, oda kapısını milim milim araladı. Koridor zifiri karanlıktı. Koridordan süzülüp alt kata giden ahşap merdivenlere doğru adımladı. Aşağıdan Ege’nin ve diğer korumaların sesleri geliyordu; hepsi salon tarafında, İstanbul’dan gelecek haberleri bekliyordu.
Gece, evin arka mutfak kapısına doğru bir gölge gibi kaydı. Mutfak penceresinin altındaki kilit hafifçe gıcırdasa da dışarıdaki rüzgarın sesi bunu örttü. Kız, dar pencere aralığından kendini dışarı attı ve ıslak çimlerin üzerine sessizce düştü.
Soğuk dağ havası yüzüne çarptığında özgürlüğün kokusunu aldı. Eğilerek, korumaların fener ışıklarının kapsama alanından sıyrıldı. Ormanın sık ağaçları arasına doğru koşmaya başladı.
"Bekleyin beni..." diye fısıldadı Gece, nefes nefese. "Dönüyorum. O Soykanların elinden kurtulup eve dönüyorum..."
Çamurlaşmış toprakta, çalılıkların yüzünü çizmesine aldırış etmeden ormanın derinliklerine doğru ilerledi. Ana yola çıkıp bir kamyona ya da dolmuşa atlayacak, İstanbul’un arka sokaklarına, gerçek evine ulaşacaktı.Ancak ormanın zifiri karanlığında henüz yüz metre bile uzaklaşamamışken, arkasından bir çalı hışırtısı kopmadı; direkt önünde, devasa bir gölge belirdi.
Gece ne olduğunu anlayamadan, güçlü ve çelik gibi sert bir el kızın kolunu havada yakaladı ve onu hırsla geriye doğru çekti!
Gece’nin sırtı dev bir çam ağacının gövdesine çarptı. Nefesi kesilerek başını kaldırdığında, tepesinde beliren o katran karası gözleri gördü.
Karan Soykan gitmemişti. Ya da geri dönmüştü.
Karan’ın yüzündeki hatlar öfkeden adeta bir heykeltıraşın elinden çıkmışçasına sertleşmişti. Çenesindeki kaslar seyiriyor, gözlerinden adeta yangın dalgaları yükseliyordu. Kızın kolunu sıkan eli bir kelepçeden daha sıkıydı.
"Nereye gittiğini sanıyorsun sen?!" diye gürledi Karan. Sesi ormanın sessizliğini bir bıçak gibi kesti.
"O serum daha yeni bitti lan! O mideyle, o halsizlikle bu karda kışta nereye kaçıyorsun çeyrek mafya?!"
Gece, kolunu Karan’ın elinden kurtarmak için hırsla silkelendi, adamın göğsüne vurmaya çalıştı.
"Bırak beni!" diye bağırdı Gece, gözlerinden öfke yaşları dökülerek. "Bırak lan! Ben sizin gibi zengin züppelerin evinde kalmak istemiyorum! Beni buraya kapatamazsın!"
Karan kızın iki kolunu birden kavrayıp ağaca sabitledi. Öfkesi o kadar devasaydı ki, nefesi kızın yüzünü yakıyordu.
"Seni korumaya çalışıyorum ulan!" diye kükredi Karan. "Seni o sokaklardan, seni öldürmek isteyen adamların elinden çekip almaya çalışıyorum! Sen ne yapıyorsun? Yine o lağım çukuruna koşuyorsun!"
"Orası lağım çukuru değil!" diye bağırdı Gece, adamın gözlerinin içine nefretle bakarak.
"Orası benim evim! Oradakiler benim ailem! Benim senin gibi sahte bir abiye, senin o kanlı konağına ihtiyacım yok! Ben kardeşlerimin yanına, ait olduğum yere dönüyorum! Beni rahat bırak!"
'Kardeşlerimin yanına' sözü, Karan’ın zihninde bir şimşek gibi çaktı. Adamın gözlerindeki öfke bir an için yerini derin, yakıcı bir kırgınlığa bıraktı ama bu kırgınlık saniyeler içinde daha da sert bir hiddete dönüştü.
"Senin ailen benim!" dedi Karan, kızın yüzüne doğru eğilerek. Sesi buz gibi, sarsılmaz bir kararlılıkla doluydu."Senin evin o yıkık dökük sokaklar değil! Anladın mı beni?! O sokaklardaki veletleri de düşünüyorsan, onları da o çukurdan çıkarırım ama SEN... Sen bir daha o sokaklara adımını atmayacaksın!"
"Senden nefret ediyorum!" dedi Gece, dişlerinin arasından. "Sen beni asla zincirleyemezsin!"
Karan hiç cevap vermedi. Kızın direnmelerine, tekmelerine aldırış etmeden onu tek bir hamlede çuval gibi omzuna kaldırdı.
Gece, Karan’ın sırtına yumruklar savurarak, "İndir beni! İndir diyorum sana!" diye çığlık atıyordu.
Karan, arkasında bıraktığı karanlık ormana ve kızın hırçın çığlıklarına aldırmadan, dev adımlarla dağ evine doğru yürümeye başladı. Savaş bitmemişti; Gece kaçmaya, Karan ise onu tutmaya yeminliydi.Karan, omzunda çırpınan ve sırtını yumruklayan Gece’yle birlikte dağ evinin kapısını ayağıyla sertçe iterek içeri girdi. Salonda gergince bekleyen Ege ve birkaç koruma, Abilerinin kucağındaki hırçın kızla içeri daldığını görünce anında kenara çekildiler. Ege’nin yüzündeki şaşkınlık, yerini derin bir endişeye bıraktı.
"Abi..." dedi Ege, adımlamaya çalışarak. "Arka kapıdan kaçmış, biz tam ormana bakmaya çıkıyorduk ki—"
"Sessiz ol Ege!" diye kükredi Karan, merdivenlere doğru yönelirken. Sesi o kadar heybetli ve öfke doluydu ki salondaki ahşap kolonlar bile titredi. "Tüm korumaları dışarı çıkar. Bu evin etrafındaki kuşatmayı iki katına çıkarın. Kuş uçmayacak!"
Karan, Gece’nin "Bırak beni! Nefret ediyorum senden, bırak!" çığlıkları arasında merdivenleri üçer beşer tırmandı. Üst kattaki odaya girip Gece’yi yavaşça ama kaçmasına fırsat vermeyecek bir kararlılıkla yatağın üzerine bıraktı. Kız, yatağa çarptığı an bir kaplan gibi doğrulup Karan’ın üzerine atılmaya çalıştı ama Karan kızın iki bileğini de tek eliyle kavrayıp yatağa sabitledi.
"Bitti çeyrek mafya," dedi Karan, nefes nefese. Yüzü kızın yüzüne sadece birkaç santim uzaklıktaydı. Sırtındaki patlayan dikişlerden süzülen kan siyah tişörtünü iyice ıslatmıştı ama Karan bunu hissetmiyordu bile. "Kaçışın bitti. O soysuz heriflerin, o sokakların yanına dönmeyeceksin."
Gece, gözlerinden süzülen öfke yaşlarıyla Karan’ın gözlerinin içine baktı. Gözlerindeki mavi ateş adeta adamı yakıp kavurmak istiyordu.
"Sen beni anlayamazsın!" diye bağırdı Gece, bileklerini kurtarmaya çalışarak. "Sen o süslü konağında, paranla, korumalarınla yaşarken ben o çocuklarla çöpten ekmek topladım! Soğukta birbirimize sarılıp uyuduk! Onlar benim gerçek ailem! Yılmaz’ın adamları sokaktayken ben burada böyle bir krallar gibi yaşayamam! Onları korumam lazım!"
Karan’ın gözlerindeki o hiddet dalgası, kızın ağzından dökülen bu acı gerçeklerle bir anlığına duraksadı. Yıllardır bir Soykan olarak büyüyen, istediği her şeye tek bir emriyle sahip olan Karan; bu 13 yaşındaki küçük kızın sırtındaki devasa yükü bir kez daha iliklerine kadar hissetti. Kız kaçmak için değil, terk ettiği o küçük kardeşlerini korumak için çırpınıyordu.
Karan kızın bileklerini tutan baskısını hafifletti ama bırakmadı. Sesi ilk kez bu kadar alçak, derin ve gür bir tonda çıktı:
"O veletlerin hepsi güvende."
Gece bir anlığına donakaldı. Çırpınmayı kesti, çatık kaşlarının altından Karan’a baktı. "Ne... ne dedin sen?""Dün gece," dedi Karan, kızın gözlerinin içine bakarak. "Seni bu dağ evine getirmeden önce adamlara emrettim. O kaldığınız yıkık dökük binadaki bütün çocukları toplattım. Hepsini Soykan Vakfı’nın en korunaklı, en özel yerine yerleştirdiler. Karınları tok, sıcak yataklarındalar ve başlarında yirmi tane silahlı adam nöbet tutuyor. Yılmaz’ın tek bir adamı bile o çocukların kılına dokunamaz."
Gece, duyduğu kelimeleri zihninde işlemekte zorlandı. Gözleri büyüdü, dudakları aralandı. Karan Soykan... Onun "lağım çukuru" dediği o sokak çocuklarını toplamış ve koruma altına mı almıştı?
"Yalan söylüyorsun..." dedi Gece, sesi bu kez hırçın değil, kırılgan ve fısıltı gibi çıkarak. "Beni kandırmak için uyduruyorsun..."
Karan cebinden telefonunu çıkardı. Tek eliyle ekrandaki bir videoyu açıp Gece’nin önüne tuttu. Videoda, Gece’nin sokaktaki o küçük kardeşleri, sıcak bir salonda, önlerindeki yemeklerle güven içinde oturuyorlardı. Başlarında duran korumalar ise onlara abilik ediyordu.
Gece videoyu görünce boğazına devasa bir düğüm oturdu. Göğsü hızla inip kalkmaya başladı. 13 yıllık hayatında ilk kez, sırtındaki o ağır yükün bir kısmı sökülüp alınmış gibi hissetti. Bakışları telefondan kayıp Karan’ın kanlı göğsüne ve ardından o katran karası gözlerine tırmandı.
"Sana söz verdim," dedi Karan, telefonu kenara bırakıp kızın saçlarına hafifçe dokunarak. "Seni o geçmişten söküp alırken, arkanda korumasız tek bir can bile bırakmayacağım dedim. Artık o çocukların sorumluluğu senin omzunda değil. Benim omzumda. Sen sadece kendi yaranı saracaksın, kendi hayatını yaşayacaksın."
Gece, Karan’ın elini başından itmedi. İlk kez direnmedi. Gözlerinden akan son yaş yanağından süzülürken, başını yavaşça yastığa bıraktı. İçindeki o hırçın, o dünyayı yakmaya hazır çeyrek mafya; Karan’ın kurduğu bu devasa koruma duvarının önünde ilk kez diz çökmüştü.
"Ben..." dedi Gece, pürüzlü sesiyle. "Ben sana nasıl güveneceğim Karan Soykan?"
Karan oturduğu yerden yavaşça doğruldu. Kızın üzerini battaniyeyle örttü. Kapıya doğru yürümeden önce durup arkasına baktı:
"Bana güvenmek zorunda değilsin çeyrek mafya. Sadece bekle ve izle. Ben o Yılmaz’ın kellesini bu eve getirdiğimde, bana zaten güveneceksin."
Karan odadan çıkıp kapıyı dışarıdan kilitledi. Gece ise karanlık odada, kolundaki bandajın bıraktığı sızıya ve kalbindeki o tuhaf, karmaşık duyguya tutunarak gözlerini kapattı. Sokakların asi kızı, ilk kez bir evin içinde kendini güvende hissediyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18