7.Bölüm: Elimi uzatsam dokunabilir miyim gökyüzündeki yıldıza?

Vaveyla Yazarı: Gizem Karabey

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 7.Bölüm: Elimi uzatsam dokunabilir miyim gökyüzündeki yıldıza?

Rasih , Mihrimah'ın mektubunu okumuş ve kendince anlam verememişti. Neden diye sorgulayıp duruyordu. Bir kalem ve bir kağıt almıştı eline fakat kalem defalarca alıp defalarca geri bırakmıştı. İçinden Mihrimah'a kızmış, küsmüş ve yine içinden tekrar onunla konuşup onu anlamaya çalışarak, barışmıştı.
Kasabadaki halk sürekli mahalle başlarında durup Rasih’i konuşur olmuşlardı. Rasih’in değişiminden , eski Rasih olmadığından söz etmişlerdi. Rasih'in babası Kemal bey, alışverişten eve dönerken oğlu rasih hakkında söylenenleri işitmiş, konuşanlarla ileri derecede tartışmaya girmişti.
“Ne kötü insanlarsınız siz. Nereden biliyorsunuz oğlumun içini, kalbini. Yakışıyor mu böyle iftira atmanız.” Diye söylemişti mahalleliye Kemal bey.
Mahalleliden bir kaç kişi birlik olarak,
“İftira falan attigimiz yok. Oğlum Rasih, inancını yitirmiş. Bambaşka biri olmuş.” demişlerdi.
Kemal Bey, duyduklarına inanamamıştı. Hızlı bir şekilde evine giderek ve kendince oğluna hesap soracak duruma gelmişti. O sırada annesi Fatma hanımla evde oturan Rasih, olup bitenlerden habersiz annesiyle Mihrimah muhabbetini açmıştı.
“Anne , Mihrimah'a ne olmuş öyle? Çok değişmiş bir anlam veremiyorum.”
Fatma hanım, oğlu Rasih'in sorusuna az biraz tebessüm ederek;
‘‘Ne olmuş ki oğlum?ne gördün ya da ne duydun?”
“Özlediğime ve görüşmek istediğime dair bir mektup yazıp Yusuf oğlandan gönderdim. Fakat yazdıklarını bir okusan sende şaşırabilirsin. Benimle artık görüşmesi doğru değilmiş.”
Fatma hanım oğlunu dinledikten sonra, oğlunun başını okşayarak;
“Güzel oğlum , Rasih’im. Artık çocuk değilsiniz ki. Mihrimah'ı da anlamaya çalış. ah ah bizler de onun gibi olabilsek keşke diye düşünüyorum bazen. Hep ona baktığımda ne güzel bir kalbi var diye iç geçiriyorum. Mihrimah kendini çok geliştirdi oğlum çok okudu. Belki senin gibi okula gitmedi bir mesleği de yok ama emin ol dini konuda ve hoşgörü de onun üzerine iyi olan biriyle karşılaşmadım henüz. Yani sana dinen caiz değil demek istemiş. Yanınızda bizler olsak toplu görüşseydik belki olabilirdi. Ama kızcağız inancını yaşamaya çalışıyor lütfen bu konuda ona kızma.”
Rasih, annesinin söylediklerini duyunca, hiddetlenmiş ve ayağa kalkıp yüksek bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı.
“Ne saçmalıyorsun siz ya? ne caiz değilmiş? Ne yapacağım sanki. Sadece iki halini hatırını soracaktım. Arkadaşım sonuçta o benim. Sizler bu mahallede kendinizi hiç geliştirememişsiniz hep cahil kalmışsınız. İyi ki gitmişim de kafa yapımı değiştirmişim. Mihrimah da mektubunda yazmış ki yok insanlar gidermiş de , insanlar unuturmuş da o çok sevdiği Rabbim unutmazmış. Ne yaşıyor kız ya?”
Fatma hanım, oğlu Rasih’ten duyduklarına inanamamış, ağlamaya başlamıştı.
“Oğlum Rasih, sen böyle değildin ne oldu sana? Neler söylüyorsun? Mihrimah’ın inandığı Allah, senin de Rabbin değil mi?”
“Ne olduysa iyi oldu. Artık bıktım sizin inancınızın arkasını getirmekten. Kendim olamamaktan yoruldum. Ama artık ben Rasih’im. Kendi benliğini buldum. Ben cahil değilim. Artık sadece kalbim neye inanıyorsa ne istiyorsa, ona inanıyor ve onun için yaşıyorum.”
Kemal Bey eve girmiş ve Rasih’in sözlerini işitmişti. Aklına mahallelinin söylediği sözler gelmiş, haklı oldukları payını çıkarmıştı Rasih'in söylediklerinden sonra.
Odanın kapısını açmış ve içeriye girmişti Kemal bey. Rasih'in yüzüne doğru bakarak “tüh yazıklar olsun sana söylenenler doğruymuş meğer.” Diye konuşmaya başlamıştı o gururlu baba.
Fatma hanım gözyaşları içinde oğlu Rasih ile eşi Kemal Bey arasında kalmıştı.
“Dur bey sakin ol bir oğlumuzu dinleyelim. Milletin lafına bakıp oğluna kızma hemen. Hem o daha cahil ne konuştuğunu bilmiyor.”
Rasih, annesinin çok fazla konuşmasına izin vermemiş hemen lafa atlamıştı.
“Asıl cahil olan sizsiniz.” demişti Rasih.
Kalbi katılaşmıştı sanki Rasih’in. Karşısındakinin anne ve babası olduğunu göremiyor gibiydi. Sanki bu yaşına kadar içinde tuttuğu her şeyin acısını anne ve babasından çıkarmak istiyor gibi acımasız davranıyordu. Aklından geçen her cümleyi düşüncesizce söylüyordu.
“Bak Rasih! Doktor olmuş olabilirsin ama bu durum seni böyle kabul edebileceğim anlamına gelmiyor. Eğer inancını yitirdiysen git ruhunu tedavi ettir öyle gel kapımıza. Ama bu şekilde bizleri yargılayarak ve Allah’a olan inancını yitirmiş şekilde bu evde yaşayamazsın.” demişti Kemal bey.
Rasih ise hala kızgın bir sesle,
“"Zaten bu cahil mahallede daha çok durmak istemiyorum. Ben Allah'ı tanımıyorum, bilmiyorum ve o dine göre yaşamıyorum. Beni kabul etmenize de ihtiyacım yok. Benim düşüncelerime saygınız yoksa eğer zaten biz aile olamamışız demektir.” demişti.
Sevmiyorum diyememişti Rasih…
“Allah’ı sevmiyorum” diyememişti. Her şeyi söylemişti fakat sevmiyorum kelimesini ne kalbinden ne de dudaklarından dökememişti cümlelere.
Hayatta da böyledir aslında bazen aklın söyledikleri , kalbinden geçmiyordur. Bazen de ruhun istediği sevgiye koşmak istiyordur fakat; aklın , mantığın izin vermiyordur. Rasih de bu başkalaşımın içindeydi. Ne zaman çıkacaktı? Hangi yolu tercih edecekti bunu zaman gösterecekti.

Kemal Bey, Rasih’in konuşmalarına daha fazla dayanamamış, oğlunu kolundan tutup evden çıkarmıştı. Sesi duyan mahalleliler, pencerelerden kapılardan bakarak , seyirci olmuşlardı. Kimisi, “bak bize inanmıyordu.” , kimisi “ne olacak elin memleketine gönderirsen olacağı buydu.” diye söylenip duruyorlardı.

Ah insanlar… Hep eleştirmez mi zaten? Bazen yanlışını sanki kendisi hiç yanlış yapmamış gibi eleştirir bazen ise doğrunun sana yanlışmış gibi gösterir. İnsanlar anlamazdı ki meselenin aslında memleket olmadığını. Tüm meselenin kalpte başlayıp kalpte bittiğini…

Mihrimah, kazım bey ve gülsüm hanım da pencereye çıkmışlardı. Mihrimah'ın, Rasih’i gördüğü an Sanki evden atılan bir eşya gibi kolayca dışarı gönderilmesi çok üzmüştü. Gözyaşlarına hakim olamamıştı.
Gülsüm Hanım,
“Kazım bir şeyler yap. Baba oğul kavga ediyor birbirlerine zarar verecekler Allah korusun.”
Kazım Bey, hiç oralı olmamıştı.
“Bizleri ne ilgilendirir? Baba oğul dedin bak sende. Aile arasına girilmez.”
Herkes dışından bir şeyler söylerken, Mihrimah kalbinden Rasih’e dua ediyordu.
“Allah’ım ne olur yoldaşıma yardım et. Onun kalbine şifa ver. Sen çok merhametlisin rabbim…Aşamadığı o yolun doğrusunu göster ona ve bizi aynı yolun yolcusu olarak kavuştur. Gözlerimi kaçırmadan doya doya gözlerine bakabileyim. Sevgisini her daim hissedeyim. Tekrar gitmesin, tekrar içime aynı hasreti düşürme ne olur rabbim.”
Mihrimah…Hayatta mutlaka Mihrimah gibi saf temiz duygularla seven insanlar vardır. Fakat ; pek kıymetleri bilinmez, nedendir bilinmez. Belkide insanlar böylesine güzel sevilmeye alışkın değillerdir.
Okura bir soru :
“Peki ya sen hiç sordun mu kalbine, böylesine güzel bir sevgi ile karşılaştı mı gönlün?”
Rasih karşılaşmıştı fakat ; o da bu sevginin kıymetini bilmeyenlerden olmuştu. Tüm mahalle Rasih’in evden gönderilişini izliyor, Rasih’i bu durumda görmek ise Mihrimah’a acı veriyordu.
Rasih , Mihrimah’a bakmıştı. Mihrimah Rasih’e. Dudaklardan dökülmeyen sözler, gönüllerden dökülür olmuştu. Gülsüm Hanım ise Mihrimah’a bakıp,
“Bir şeyler yapabilsek Rasih için. Acaba ne yapabiliriz? Kazım Bey de karışmamızı istemiyor ki.”
Mihrimah’ın gözü de gönlü de sadece Rasih’e odaklanmış, başka kimseyi ne görüyor ne duyuyordu. Kemal Bey, Fatma Hanım ve Rasih, evlerinin kapısının önünde tartışırlarken mahalleli başlarına toplanmıştı.
Kemal Bey, bir zamanlar övgüler yağdırdığı oğluna şimdi hakaretler eder olmuştu. Son anda herkesi sessizliğe boğan bir cümle döküldü Rasih’in dudaklarından.
“Ya sizin yaşadığınızı siz din zannediyorsanız?”
Bu cümle mahalleyi de Rasih’in ailesini de şaşırtmıştı. Herkes birbirine bakıp, soru işaretleriyle Kemal Bey’in ne cevap vereceğini bekliyordu. Aslında Rasih’in söylediği cümle yanlış değildi. İslam dini hakikattir , gerçektir. Fakat ; insanoğlu bu hakikati kendi yaşadığına çevirmeye çalışır ve yaşadığını doğru zanneder. İslam teslimiyet demektir. Kurtuluşa ermek, barış içinde olmak ve tüm güzelliklerin kalpte yer almasıdır.
Kemal Bey ve mahalledeki çoğu insan, bunları bildiği halde barış içinde olmaya gayret etmiyor , aksine yanlış davranışlarda bulunuyorlardı. Aslında insan beşerdir , şaşar , yanılır , düşer ve yeniden ayağa kalkmaya çalışır ömrü boyunca. Fakat ; bazen de yanlışın yanlış olduğunu bile bile körü körüne karanlığa doğru ilerler. Ve bundan hiç rahatsızlık duymaz. Kalbi kararır sonra. Merhamet duygusu alınır sanki insandan. Bize armağan edilen en kıymetli hazinelerden biridir merhamet. İnsana yol gösteren, iyiliğe çekendir. Hayırlı işler yapmasına vesile olur ve insanın kalbini çiçeklendirir. Yüzünde ve gönlünde tebessümlere yer açar…
“Rasih artık senin bu konuşmalarına daha fazla dayanamıyorum. Bunun için miydi verdiğim tüm emekler oğlum? Bizi ne kadar üzdüğünün farkında değil misin?” demişti. Fatma Hanım, mahalleliden utanmış ve üzgün bir şekilde bakıyordu oğluna. Rasih ise , bir yandan penceredeki Mihrimah’a bakıyor, bir yandan da ailesiyle konuşmaya çalışıyordu.
“Tamam anne! Zaten ben burada daha fazla kalamam. Siz benim görüşlerime saygı duymuyorsunuz. Aslında dönmekle hata etmişim . Ama yanlışın neresinden dönersen kardır demişler.”
Kemal Bey, sessiz kalmıştı. Yüreğinde acı ve gözünde yaşlarla birlikte, eşi Fatma Hanım’ı da alarak eve girmiş ve kapıyı kapatmıştı. Öyle bir kapatışı vardı ki kapıyı sanki Rasih’e “artık sana kalbimin kapısını da kapatıyorum” der gibiydi.
Mahalleli ise yavaş yavaş evine dağılmıştı. Kazım Bey, eşi Gülsüm Hanım'ı ve kızı Mihrimah'ı evde bırakıp işe gitmişti. Peki Rasih? o ne yapacaktı şimdi? Gerçekten de geri mi dönecekti? Galiba başka çaresi de yoktu.
Rasih , dizlerinin üzerine çöküp, yüzünü iki elinin arasına alıp düşmeye başladığı sırada , Yusuf oğlan gelmişti yanına.
“"Rasih ağabey, ne yapıyorsun dışarıda?”
Rasih, ilk başta cevap verememişti Yusuf'a. Öylece dalıp gitmişti. Yusuf tekrardan seslenmişti Rasih’e.
“Rasih ağabey, iyi misin?”
“Yusuf iyiyim sağ ol. Bana bir kağıt ve bir kalem gerekiyor.”
Yusuf anlamıştı ki Rasih, Mihrimah'a mektup yazacaktı.
“Tabii ağabey hemen bulup getiririm. Yalnız eğer mektup yazacağın kişi, Mihrimah ablam ise söylediklerinizle üzmeyin onu olur mu?”
Rasih, Yusuf'un söylediklerini duyunca az biraz tebessüm etmiş ve Yusuf'un başını okşamıştı.
“Merak etme Yusuf . Sadece onunla konuşmam gerekiyor sonra zaten gideceğim. Daha da kimseyi üzmem merak etmeyin.”
“Estağfurullah ağabey sen beni yanlış anladın. Mihrimah ablam benim için çok kıymetlidir. Bugüne kadar yeterince fazla üzüldü. Daha fazla üzülmesini istemem ondan dolayı söyleme gereği duydum. Eğer seni incittiysem özür dilerim.”
“Yusuf oğlan, küçücük yaşta ne güzel bir kalbin var senin. Mihrimah ne kadar şanslı ne kadar güzel seviliyor senin tarafından.” demişti Yusuf'a Rasih.
Yusuf ise Rasih’in omzuna elini koyarak,
“Rasih ağabey, istersen babamın marketine uğrayalım. Orada rahat rahat yazarsın ne dersin?” demişti.
Rasih’e bu teklif mantıklı gelmişti fakat Rüstem Bey'in de kendisini nasıl karşılayacağını bilmiyordu. Ama düşünmek ve yazmak için de bir yerde oturması gerekiyordu. Yusuf'un teklifini kabul eden Rasih, Yusuf ile birlikte Rüstem markete gitmişti. Rüstem Bey, Rasih’e olanları duymuştu. Sıcacık bir tebessümle karşılamıştı Rasih’i. Rasih ise Rüstem Bey'in bu sıcak ve samimi karşılamasına şaşırmıştı.
“Gel Rasih oğlum otur şöyle. Sıcak bir çayım var hemen getireyim hem için ısınsın hem yüreğin.”
Rasih, Rüstem Bey'in iyi davranışından sonra ağlamaya başlamıştı. Rüstem Bey, Rasih’in başını okşamış ve onu teselli etmeye çalışmıştı.
“Rasih oğlum ailenle istersen bir de ben konuşayım ne dersin?”
“Hayır Rüstem amca. Beni anlamayı bırak dinlemiyorlar bile. istiyorlar ki onlar gibi olayım cahil kalayım. Doktor olmuş adamım ben. Ben mi daha iyi bileceğim yoksa onlar mı?”
Rüstem amca , derin bir “ah” çekmişti. Ve Rasih’e dönerek,
“Bak Rasih oğlum, sen artık epey büyümüşsün. Kendince benim yanlışlarım yok diye düşünüyorsun. Fakat insanın hayatında doğruları olduğu kadar yanlışları da olabilir. Yanlış yapabilirsin çünkü insanoğlusun. İnsan beşerdir, şaşan düşen ve ayağa yeniden kalkmaya çalışandır. Peygamberlerin dahi hataya düştüğünde hatasını anlaması gibi, bizler de hatalarımızın farkına varmalıyız. İşte o zaman doğru yolu buluruz. Ama yanlış ımızda ısrar edersek doğruyu görmemek adına çabalarsak, işte o zaman kaybolup gideriz. Mesleklere sıra gelince, Meslekler bizlerin karakterini oluşturan bir durum değil. Elbette doktorluk çok kutsal bir vazife. Emeğiniz tabii ki de ödenmez. Ama her şeyi de en iyi okumuş insanlar bilecek diye bir durum da yok.”
Rasih , Rüstem amcanın konuşmalarından sıkılmıştı. Büyük bir of çekerek,
“Rüstem amca, lütfen sen de annemler gibi konuşma. Ben İngiltereye gittiğimde sizler gibi düşünüyordum. Fakat orada aldığım eğitim, tanıştığım insanların iyiliği , gördüğüm anlayış buradaki kimsede yok. Bu durum benim düşünce yapımı değiştirdi. Ben orada kendimi buldum. O insanların inancı İslam değil fakat o kadar sevgi dolu ve anlayışlılar ki. Buradaki insanların ise içi kötülükle dolu. şimdi söyle bana sen benim yerimde olsan ne yapardın? hangisi inanırdın?”
Rüstem amca yine derin bir “ah” ile başlamıştı konuşmaya.
“Bak kendin söylüyorsun Rasih. İnsanlara baktığımda düşüncem değişti diyorsun. Halbuki aradığını insanlarda aramayacaksın. İnsan kusurlu bir varlıktır. Bugün iyiyken, yarın kötü olabilir. Her şeyi yüzde yüz doğru yapamaz. Senin bakman ve görmen gereken kalbinin arzuladığı o sonsuzluk.”
Rasih, Rüstem amca’yı ne kadar çok sevse de dinlemekten sıkılmıştı. Ve daha fazla konuşmak istememişti. Ondan dolayı konuşmayı kısa keserek,
“Neyse Rüstem amca, ben gideceğim. Ama senden son bir isteğim var.”
Rüstem amca, Rasih’in ne istediğini anlamıştı. Kalem ve kağıt getirmişti. Rasih’e uzatırken,
“Lütfen onu da üzme olur mu? Umutlandırma sana dair dair.”
Rüstem amca dışarı çıkmış, markette Yusuf ve Rasih kalmıştı.
Rasih, kalemi ve kağıdı alarak başlamıştı yazmaya.

“Mihrimah, tekrardan bir veda mektubu ile karşındayım. Artık ailem de beni istemiyor. Kimsenin bana zerre saygısı kalmamış. Senin de içinde bulunduğun durumu düşününce aklıma bir fikir geldi. Mihrimah, ver elini bana ve bana güven. Seni bu mahalleden kurtarayım. Gel benimle İngiltere'ye. Hayatında gerçekleştirmek istediğin her ne varsa birlikte yapalım. Eski günlerdeki gibi hep yanyana olalım. Seni incitmeyeceğime ve sana hep iyi bakacağıma söz veriyorum.”

Bir kaç saat aradan geçtikten sonra Rasih, mektubu Yusuf'a vermişti. Mektubu alan Yusuf, Mihrimah'a ulaştırmış ve Mihrimah'tan da Rasih’e bir mektup getirmişti. Rasih, kendinden emin bir şekilde Mihrimah'ın yazdığı mektubu gülümseyerek açmıştı. “Evet gelirim” yazmasını beklemişti. Fakat; durum pek de düşündüğü gibi olmamıştı. Mektupta yazan satırlar ise şöyleydi.
“Rasih, yaşadığım yere dokunduğun zaman hayatımı değiştireceğini zannediyorsun. Halbuki insanın hayatı ancak kalbine dokunululursa değişir. Ne yazık ki bunu anlayabilmek biraz güç senin için sanırım. Önceki mektuplarımda da söyledim. Seninle gelemem, görüşemem yalnız başıma. Bu hiç doğru değil. Benim kalbim bu asrın dengi değil. Benim kalbim hakikaten aşık olmak istiyor o sevgiyi arzuluyor. Anne baba rızasına, ezip geçemem. Öyle kolay söylüyorsun ki İngiltere'yi sanki ülke değil de şehir değiştiriyorsun. Ben vatanımdan ayrılamam. Eğer illa bir gün gidecek olursam yine vatan topraklarında yaşamak isterim. Senin durumuna gelince, senin adına çok üzüldüm.İnşallah Rabbim yardımcın olsun. Belki aynı yola talip olursak görüşebiliriz yeniden kim bilir. Kendine iyi bak Rasih.”
Mektubu okuyan Rasih, Mihrimah'ın yazdıklarına çok sinirlenmişti. Yusuf oğlana,
“Yusuf son kez bir mektup daha yazacağım lütfen bunu da iletir misin?”
“İyi de Rasih ağabey ya ailesi anlarsa? İnan çok zor şartlarda ulaştırabiliyorum.”
“Son kez Yusuf. Ne olur son kez. Mihrimah’tan da mektup getirme.”
Yusuf çaresizce “tamam” anlamında başını sallamıştı. Rasih’in yazdığı son mektubu ulaştırmak için “Mihrimah abla” diye bağırmaya başlamıştı pencerenin önünde. Mihrimah pencereye çıkmış, mektubu tekrardan kapıdan nasıl alacağını düşünmüştü. Mihrimah ikinci kez kapıya çıkarsa evdekiler şüphelenir diye düşünerekten Yusuf'a bakarak onun bir çare düşünmesini istemişti. Mihrimah'a pencereden aşağıya bir şey düşürmesini söyleyen Yusuf, düşürülen defteri eve götürmek istemişti. Kapıyı çalınca karşısına çıkan Gülsüm Hanım,
“Yusuf yine ne oldu oğlum? Ne oldu bakalım neden geldin?” diye sormuştu.
“Gülsüm teyze kusura bakma ne olur. Yoldan geçiyordum da bu defteri Mihrimah ablanın penceresinin altında buldum. Sanırım düşürmüş kendisine verebilir misin?”
Gülsüm hanım “tamam” diyerek kapıyı kapatmıştı. Mihrimah’ın yanına gelerek,
“Mihrimah bu defter senin mi? Yusuf dışarıda bulmuş.”
Mihrimah “evet” diyebilmişti tek. Şaşırmış gibi yapamamıştı. Zaten hileli duruşlar, konuşmalar hiç ona göre değildi. İçinden Gülsüm hanımın sormaması için dua ediyordu. çünkü Mihrimah yalan konuşmaktan hoşlanmaz ve doğruyu söylerdi. İstediği gibi de olmuştu. Gülsüm hanım çok sorgulamamış odanın dışına çıkmıştı. Mihrimah ise siyah kaplı defterin içinde, aramıştı mektubu. Mektubu bulur bulmaz okumaya başlamıştı.
“Mihrimah, bu sana son mektubum. Ben senin sadece şehrini, ülkeni değil kalbini de değiştirmek istiyorum. Yani kalbine dokunmak istiyorum. Ama artık anladım ki ben ne söylersem söyleyeyim, senin bana olan inancın azalmış. Ve anladım ki biz seninle aynı yolun yolcusu değiliz. Güzel günlerimiz artık hiç olmayacak birlikte. O geçip giden günler anladım ki artık sadece anı olarak kalacak. Sana bir gün aynı yola talip olacağız, yürüdüğünüz yol bir olacak diyebilmeyi isterdim ama inan benim o konuda kendimden bir beklentim yok. Çünkü ben böyle mutluyum. Kendimi böyle iyi hissediyorum. Sen Rabbini çok sevmişsin. O’na inanmışsın ve güvenmişsin. O’nun için her şeyden vazgeçmişsin. Ama ben O’nu tanımıyorum bilmiyorum.Çocukken tanidigimi zanneder, avutur dururdum kendimi. Fakat büyüyünce anladım ki, hiçbir şey bilmiyormuşum. Mihrimah… Ne söyleyebilirim ki artık. Sözlerimin tükendiği yerdeyim. Anladım ki artık beni buralara bağlayan bir sebep kalmamış. Ama inan ki şunu hep söylüyorum kalbimden, hayatımdan iyi ki bir Mihrimah geçti. Kendine iyi bak hoşçakal Mihrimah.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.