1. bölüm / 10
Biz seninle aynı yolun yolcusuyuz1.Bölüm
Bölümler 10Şu an: 1.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.227 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.Bölüm: Rasih’in Gidişi (7 yıl önce)349 kelime
- 3 3.Bölüm:Seven kalpler yeniden buluşur808 kelime
- 4 4.Bölüm: Mihrimah’ın hayallerine veda edişi336 kelime
- 5 5.Bölüm : Sevginin imtihanı1.118 kelime
- 6 6.Bölüm: Selma Hanım ile Kazım Bey’in vedalaşması531 kelime
- 7 7.Bölüm: Elimi uzatsam dokunabilir miyim gökyüzündeki yıldıza?2.505 kelime
- 8 8.Bölüm: Allah için vazgeçmek477 kelime
- 9 9.Bölüm: Gidene mi daha zor yoksa kalana mı?599 kelime
- 10 10.Bölüm: Gidenlerin ardında bıraktığı enkaz801 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘‘Mihrimah !’’
‘‘Efendim Gülsüm teyze.’’
Seneler geçmişti fakat Mihrimah, Gülsüm hanım’a hala anne diyememişti. Hiç görmediği, tanımadığı, nasıl biri olduğunu bilmediği annesinin yerine koyamamıştı Gülsüm hanım’ı. Annesi Selma hanım, Mihrimah’ın doğumu sırasında teslim etmişti ruhunu. Mihrimah’ın babası Kazım bey ise, eşinin yokluğunu yıllar boyunca kabullenememiş üstelik vefatından dolayı da kızı Mihrimah’ı sorumlu tutmuştu. Mihrimah’ın yüzüne bile doğru düzgün bakmamış, kızının varlığı Kazım bey’e eşini hatırlatıp acı vermişti.
Yozgat’ın Çandır ilçesinde yaşayan bu aile, yıllarca aynı evde yaşamak dışında bir bağ kuramamışlardı. Gülsüm Hanım, Mihrimah’ı hep kendi öz kızı gibi sevmiş, şefkatini ondan esirgememişti.
‘‘Mihrimah güzel kızım benim, hadi gel aşağıya baban geldi. Birlikte sofra hazırlayalım ve yemek yiyelim.’’
Baba…Baba kelimesi Mihrimah’ın kalbini acıtmıştı her duyduğunda. Gönülden baba diyebilmek ve bir babanın gözlerinde evlat sevgisini görebilmek nasıl bir duyguydu hep merak etmişti. Babasının sesini , adını duyduğu her vakit kalbi titremişti Mihrimah’ın.
‘‘Peki, geliyorum Gülsüm teyze.’’
Oturdukları ev, kırmızı güllerle çevrili bir bahçenin köşesinde iki katlı ahşaptan yapılmış bir evdi. İkinci katında ise sadece Mihrimah’a ait bir oda bulunuyordu. O oda, başkaları için sıradan bir oda olmasına rağmen , Mihrimah için nefes alabildiği, hüzünlerini ve mutluluklarını biriktirip yaşadığı tek yerdi.
Ağustos sıcağının yakıp kavurduğu sıcak bir gün yaşanıyordu ilçede. Kazım bey, oto tamirat dükkanında çalışıyordu. Mevsim farketmeksizin hep bir gerginlik ve sinir halinde çalışan Kazım bey, içinin sıkışmışlığını evine de yansıtıyordu. Eve geldiği vakit yüzünde hep aynı mahmurluk ile Gülsüm Hanım’dan her zaman giydiği kahverengi terliklerini istemişti.
‘‘Hoş geldin Kazım bey.’’
‘‘Hoş buldum.’’
Kazım bey’in cevabı hep bu kadar kısa ve netti. Gülsüm Hanım ile annesinin zar zor ikna etmesiyle evlenmiş, kendisiyle de hiç yakın bağ kuramamıştı. Gülsüm Hanım ise, kimsesiz gariban bir kadındı. Çok sevdiği eşini ve ikiz olan iki oğlunu trafik kazasında kaybetmişti. Kazım bey ve daha kundaktayken tanımaya başladığı Mihrimah, ona can yoldaşı olmuştu.
Fakat ailesiyle birlikte uğurladığı o güzel sevgiyi yeni kurduğu ailede bulamamıştı Gülsüm hanım.
Hani herkesin hayatta güzel şeylerin olmasını beklediği bir zaman dilimi vardır ya , Gülsüm hanım da umudunu kaybetmemiş, yeniden o zamanın geleceğini düşünüyordu.
Yemek vakti gelmiş, Mihrimah sofrayı hazırlamıştı. Yuvarlak bir masanın etrafında toplanmıştı birbirine üç yabancı. Mihrimah’ın tedirgin bir hali vardı. Kazım bey’e bakıp, bir şeyler söylemek istiyor gibiydi. En sonunda dayanamayıp, sadece ufacık bir fısıltı ile :
‘‘Baba…’’ diyebilmişti. Kazım bey ise hiç oralı olmamıştı. Fakat ; Mihrimah yeniden yüksek sesle,
‘‘Baba seninle konuşmak istediğim bir konu var.’’ diyebilmişti.
Kazım bey umursamaz bir tavırla , başını Mihrimah’a doğru çevirmiş, cevap vermeden ‘‘söyle’’ der gibi bakıyordu.
‘‘Baba ben üniversiteye gitmek istiyorum. Okumak ve öğretmen olmak istiyorum. Mahalleden okuyan bir kaç arkadaşıma da danıştım ve kitaplarımı aldım. Hatta yavaştan çalışmaya bile başladım. Senden bunun için müsaade istiyorum.’’
Kazım bey, duyduklarını yine umursamayıp cevap bile vermemişti. Mihrimah ile Gülsüm hanım göz göze geldikleri anda, Mihrimah bu isteğinin reddedildiğini anlayıp susmuştu.
Peki şimdi ne olacaktı ? Nasıl hayallerini gerçekleştirecekti ki ? Mihrimah, akıp giden gözyaşlarını sessizce avucunun içine toplayıp, odasına çıkmıştı. Hayaller peki, hep başkalarının ya da içinde bulunduğumuz ailenin isteği ile mi gerçekleşir ? İnsan bir birey değil midir ? Kendi yoluna kendi karar veremez mi ? Üstelik bir kadının okuma isteği , çok masum ve güzel bir amaç iken. Hayallerinin bir gün gerçekleşeceğine olan inancını hiç yitirmiyordu Mihrimah. Allah’a olan inancı ve tevekkülü, onun en büyük dayanağıydı. Biliyordu ki eğer Allah isterse, açılırdı tüm yollar. Hisleri doğrultusunda çalışmaktan ve çabalamaktan asla vazgeçmeyeceğini söyleyip duruyordu. İçinde kuruyan bahçesine, bir gün baharın geleceğine inanan Mihrimah, düşüncelerle uykuya dalmıştı.
Gerçekten gelir mi o baharlar ne dersiniz. İnsan bir gün kurduğu hayallerini yaşayarak uyanır mı ?Zira bunun cevabını hepimiz biliyoruz aslında. İnsanın çabası da gerekirken , her şey aynı zamanda koskocaman bir nasip. Eğer nasipte de varsa insanın hayal ettiğinin ötesinde de olabilir her şey. Ama ne yazık ki insanoğlu , o günlerin bazen hiç gelmeyeceğini düşünür. Hayatının kuru dallar üzerine inşa edildiğini ve yeşermeyeceğini zanneder. Fakat; Mihrimah o insanlardan değildi. Allah’a olan umudu ve teslimiyeti onu ayakta tutuyordu. Gülsüm hanım, Mihrimah’ın durumuna üzülse de ses çıkaramamıştı. Kazım bey ise, odasına çekilmiş saatlerce odasından çıkmamıştı. Yatağının baş ucunda duran eski eşi Selma hanım’ın fotoğrafını seyretmişti uzun uzun. Gözünde biriken yaşlarla sessizce konuşmaya başlamıştı fotoğrafla.
‘‘Ah benim güzel Selma’m..Sen giderken beni de götürmüş gibisin. Bu ev yabancı, insanlar yabancı. İnan ben bile kendime yabancıyım. Sanki senden sonra durdu zaman akıp gitmiyor. Sanki senden sonra ben hiç nefes alamıyor gibiyim. Ve senden sonra kapattım kalbimin tüm kapılarını ve sadece yaşarken ölümü bekliyor gibiyim.’’
Bazı aşklar yarım kalır ve belki de yarım bırakılmış olmanın acısıyla hiç tamamlanamaz insanoğlu. Kazım beyi de o duygular esir almıştı. Eşiyle yarım kalan o güzel sevdayı , kimse tamamlamasın istiyordu. Kalbinde eşinden başka kimsenin adı yazmasın istiyordu. Bazı geceler hiç bitmezmiş gibi gelse de sabah olmuş, güneş pırıl pırıl doğmuştu. Herkesin hayatının ilk günüymüş gibi hep yeniden başladığı yeni güne uyanmıştı tüm mahalleli. Mahallede sevinç çığlıkları yükseliyordu. Bu ses Mihrimah’ı güzel uykusundan uyandırmıştı. Neler oluyordu acaba ? Mahalleye yeni biri mi gelmişti. Kimdi bu gelen? Garip bir heyecan ve merak ile yatağından kalkıp, pencere kenarına geçmişti Mihrimah. Odasının ahşap penceresinden tüm mahalle görünüyordu.
Karşı komşuları Fatma Hanım’ın, ‘‘şükür kavuşturana.’’ sesini duydu önce Mihrimah. Sonra birde ne görsün. Çocukluğunun hep beraber geçip gittiği, o ilk aşkı olan Rasih’i görmüştü. Gözlerine inanamayıp tekrar tekrar bakmıştı. Mihrimah ile Rasih, çocukluktan beridir hem arkadaş hem de birbirlerine sevdalı iki güzel gençti. Fakat ; bu güzel sevgiyi, birbirlerine itiraf etmeye hiç fırsatları olmamıştı. Çünkü Rasih, Üniversiteyi kazanınca memleketini bırakıp yurt dışına eğitim almaya gitmiş, uzun bir zamanda dönmemişti. Şimdi ise bir doktor olarak geri dönmüştü her şeyin ilkini yaşadığı güzel memleketine. Rasih, güzel huylu kimseyi kırmayan, sessiz , sakin ve kendi halinde biriydi. Kaşı , gözü kara olan yakışıklı ve uzun boylu bir genç olmuştu. Mihrimah ise, kumral uzun saçlı, gözleri yeşil ve ara boylarda ve de kasabanın en güzel kızıydı. Ayrıca tessettürüne dikkat eden, çok fazla okuyan ve bilmediğini öğrenmeye çalışan bir genç kızdı. Fakat; Rasih’i uzun seneler boyunca görmediği için, ondan umudunu kesmiş, yine de kalbine ondan başka birisinin sevgisini almamıştı. Tekrar gördüğünde, elini kalbine götürmüş ve ilk gün ki heyecanı yaşamıştı. Eski güzel anılara pencere kenarında dalıp giden Mihrimah’ı, Fatma hanım’ın ‘‘Mihrimah!’’ diye seslenişi kendine getirmişti.
‘‘Efendim Fatma teyze.’’
‘‘Kızım bak Rasih geldi. Arkadaşını sende uzun zamandır görmüyorsun . Gel bir çay içelim, hem siz de sohbet edersiniz.’’
Mihrimah henüz Rasih ile karşılaşmaya hazır mıydı bilmiyordu. Korkuyordu aslında. Tekrar boşa umutlanmak ve üzülmek istemiyordu. Hem Mihrimah’a göre, Rasih okumuş etmiş ve doktor olmuş insandı. ‘‘Beni hatırlar mı ki?’’ diye geçirmişti içinden.
‘‘Gülsüm teyzeme bir bakayım Fatma teyze. Gözünüz aydın mutlu oldum sizin adınıza.’’
Fatma hanım , ‘‘sağ ol’’ anlamında başını sallamış ve evine girmişti. Mihrimah ise, aşağı kata Gülsüm hanım’a bakmaya inmişti. Mihrimah’ın dalgın olduğunu farkeden Gülsüm hanım,
‘‘Kızım Mihrimah, ne oldu sana ? Yoksa babana mı kırgınsın onu mu düşünüp duruyorsun.’’
‘‘Hayır , Gülsüm teyze. Ben kimseye kırgın değilim. Arada bir sebepsiz yere dalıp gidiyorum işte.’’
‘‘Peki..’’ diyebilmişti Gülsüm hanım ve kahvaltıya başlamışlardı.
Fatma Hanım’ın evi ise bayram gününe dönmüştü evlatları gelince. Rasih’in babası Kemal bey, oğlu ile çok gurur duyuyor eve gelen her misafire oğlunu anlatıyordu. Rasih dinlenmek için odasına geçmiş, anılarıyla baş başa kalmıştı. Lisedeki sınıf fotoğrafı hala masasının üzerinde ve eski sarı bir çerçevenin içinde duruyordu. Gözleri ilk Mihrimah’ı aramıştı Rasih’in. Belli ki onun da içinde hala bir şeyler bitmemişti. Fotoğrafı alıp , Mihrimah’ın olduğu kısmı dakikalarca seyretmişti. Ve dalmıştı birden anılara Rasih. Üniversiteyi kazanıp , kasabadan ilk gittiği gün ve Mihrimah ile yaptığı son konuşma gelmişti aklına.
Bölüm etkileşimi
