6. bölüm / 10
Biz seninle aynı yolun yolcusuyuz6.Bölüm: Selma Hanım ile Kazım Bey’in vedalaşması
Bölümler 10Şu an: 6.Bölüm: Selma Hanım ile Kazım Bey’in vedalaşması
- 1 1.Bölüm1.227 kelime
- 2 2.Bölüm: Rasih’in Gidişi (7 yıl önce)349 kelime
- 3 3.Bölüm:Seven kalpler yeniden buluşur808 kelime
- 4 4.Bölüm: Mihrimah’ın hayallerine veda edişi336 kelime
- 5 5.Bölüm : Sevginin imtihanı1.118 kelime
- 6 6.Bölüm: Selma Hanım ile Kazım Bey’in vedalaşması531 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.Bölüm: Elimi uzatsam dokunabilir miyim gökyüzündeki yıldıza?2.505 kelime
- 8 8.Bölüm: Allah için vazgeçmek477 kelime
- 9 9.Bölüm: Gidene mi daha zor yoksa kalana mı?599 kelime
- 10 10.Bölüm: Gidenlerin ardında bıraktığı enkaz801 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen büyük sevdalar büyük imtihanlara sebep olur. Kazım Bey için de öyle olmuştu. Eşine duyduğu büyük aşk, onu kaybettiği gün kalbinde derin acılar bırakmıştı.
Günlerden pazartesi aylardan ocaktı. Selma Hanım, eşi Kazım Bey'in işten gelmesini bekliyor aynı zamanda onun için yiyecek bir şeyler hazırlamaya çalışıyordu. Selma hanım,öyle çok seviyordu ki eşi Kazım Bey'i onu beklerken zaman hiç geçmiyor gibiydi. Yeri geliyor saatleri sayıyordu. Eşini hep tebessümle karşılıyor, onun mutlu olması için hep sevdiği yemekleri yapıyordu. Her zaman vaktinde gelen Kazım bey, pazartesi akşamı eve gelmemişti. Selma hanım eşini arıyor, ulaşamıyordu. Defalarca telefonun başına gelip bekleyen Selma hanım, eşine bir türlü ulaşamamış olmaktan dolayı korkmuştu. Mihrimah'a hamileydi ve tek başına doğum anının gelmesinden çok korkuyordu. O akşam da korktuğu başına gelmişti. Bir ara kanepede uyukladığı sırada, sancısı tutmuştu. Acılar içinde kıvranarak uyanan Selma Hanım, telefona doğru gitmeye çalışmıştı. Fakat; eşini ne kadar arasa da ulaşamamış ,ağlamaya başlamıştı. Kapıya doğru gitmeye çalışmış, elini kapıya doğru uzatamadan yere yığılıp kalmıştı.
Aradan bir- bir buçuk saat geçtikten sonra eşi Kazım Bey, eve gelmişti. Eşi Selma Hanım'ı, yere yığılmış bir şekilde görünce önce çok korkmuş, telaşa kapılmıştı. Acil bir şekilde kendini toparlayarak hastaneye götürmüştü gönülden sevdiği eşini. Saatlerce umutla beklemişti hastanede. Aklında sadece eşinin iyi haberini alma umudu vardı. Kızı Mihrimah'ı hiç düşünmemişti. Doktorlar doğumun erken olacağını ve başladığını söylemişlerdi. Aradan birkaç saat geçtikten sonra, doğum olmuş ve hastane koridorlarında bir bebek ağlayışı duyulmuştu. Kazım ne hissedeceğini bilmiyordu. Hemşirenin biri, Kazım Bey’in yanına gelerek,
“Beyefendi sizin çocuğunuz, kızınız buyrun Allah bağışlasın.”
Kazım bey, hüzünlü bir bakışla önce Mihrimahın yüzüne bakmış, sonradan hemşireye,
“Peki eşim? Eşim nasıl? Durumu iyi mi?”
Hemşire, Kazım Bey'e sorusunun yanıtını bilmediğini ve doktorlara sorması gerektiğini söylemişti.
“Peki bebek sizde kalsa ben eşimin durumunu bir öğrensem olur mu?”
Hemşire, Kazım Bey'in sorusuna şaşırmıştı. İlk defa bebeğini kucağına hemen almak istemeyen bir babayla karşılaşıyordu.
Aslına bakarsanız Mihrimah, annesi gittiğinden ilk dakikada dünyada yalnız bırakılmıştı. O minik elleri tutulmamış, gözlerine bakarak kimse “merhaba hoş geldin” dememişti. Küçük bedeni bu durumu hissetmiş gibi ağlayıp duruyordu.
Kazım Bey, “Selma,Selma..” diye bağırarak koridorları inletiyordu acı sesiyle. Belli ki acı haberi tez almıştı.
Gitmişti Selma hanım… Geriye kendinden parça bir emanet bırakmıştı. Ama o emanete de ilk dakikasından sahip çıkılmamıştı. Kazım Bey'e hemşireler, sakinleştirici yaparak odaya almışlardı. Bir sevda daha yarım kalmıştı. Ve bir insan, bir insana daha geç kalmıştı. Ne demiş Nuri Pakdil, “sevdiklerinizi yüreklerinden sımsıkı tutun, yarın geç olmakla meşhurdur.”
Aradan bir-iki gün geçtikten sonra, Kazım bey kızı Mihrimah'ı alarak, evine gelmişti. Kazım Bey'in annesi Ayşe hanım, oğlunu bu zor gününde yalnız bırakmamıştı. Oğlunun halini gördüğünden dolayı, Mihrimah'ın bakımını üstlenmişti. Kazım Bey'in gözü de kalbi de Mihrimah'ı hiç görmemişti. Gözü de, gönlü de eşi Selma hanım arıyordu. Odaya giriyor Selma hanımın hayali Kazım Bey'i karşılıyordu. Mutfağa gidiyor, Selma hanım Kazım Bey'e “gel bey , en sevdiğin yemekleri yaptım.” diyordu. Birlikte hazırladıkları fotoğraf albümüne bakıyor Selma Hanım, “ nasıl güzeliz değil mi bey?” Diye Kazım Bey'e sarılıyordu.
Ah insan… Bir gün kaybetse dahi sevdiğini, gördüğü her anının içinden el sallar kendisine. Kimi zaman hayal ile gerçeği ayırt edemez. Kimi zaman geçmişe, güzel günlerine geri dönmek ister. Sevdiklerine daha sıkı sarılmak, daha çok vakit geçirmek ister. Ama ne yazık ki vakit ilerler ve Artık geçmişte yaşamanın zamanını tutmaz .
Bölüm etkileşimi
