3. bölüm / 6
BENZEMEKEle veriş
Bölümler 6Şu an: Ele veriş
Omzumdan sarkan dalgalı saçlarımı hızla kulağımın arkasına atıp kulaklıkları incelemeye başladım. Yeni olan, almak istediğim kulaklıktı. Ama kim aldı, kim koydu? En önemlisi, kim beni bu kadar takip etti? Bu düşünceler içime biraz korku salsa da biraz olsun mutluydum çünkü kulaklığım benim sağ kolumdu resmen.
Yeni kulaklığı hevesle incelerken kapı çalma sesi geldi. Kulaklıkları hızla üst kata, odaya çıkardım. Yatağımdaki yorganın altına koyup yorganı kapattım. Kapıyı açmak için koşa koşa aşağı indiğim sırada karnımda tarifsiz bir acı hissettim. Dizlerimin üstüne çöküp kaldım.
Ben bir süre kapıyı açmayınca annem kendi anahtarıyla açtı. Kapıdan girdiğinde acıyla inlediğim için beni bulması zor olmadı. Hızla yanıma koştu.
"Kızım, iyi misin? Ne oldu, düştün mü?"
Acı yavaş yavaş azaldığı sırada cevap verdim.
"Hayır anne, sebepsiz yere acıdı bir anda. Önemli bir şey yok, geçiyor."
"Çok korkuttun kızım beni."
Suratıma yalancı bir gülümseme takındım.
"Bir şey yok anne, merak etme."
Annemle biraz oturup sohbet ettikten sonra babam da geldi. Yemeğimizi yedik. Odamda film izleyerek vakit geçirdikten sonra saate baktım: 00.14. Bir şarkı açıp uykuya daldım.
Sabah uyandığımda karnımdaki hafif sancı hâlâ devam ediyordu. Okul formamı giyinmek için üstümdekini çıkardığımda yaranın kanayıp bandajlara bulaştığını fark ettim. Dayanılmaz bir acı olmadığı için pek umursamadım. Okul formamı giydikten sonra kulaklığımı takıp evden çıktım.
Okula vardığımda kendimi biraz daha garip hissediyordum. İnsanlar benim hakkımda gözümün içine baka baka konuşacaktı, ben de hiçbir şey söylemeden göz yumacaktım. Böyle anlatınca çoğu kişi korktuğumu düşünür, alacağım veya vereceğim cevaptan çekindiğimi sanır ama aksine, uğraşmak istemiyordum. Kaçıyordum tartışmalardan çünkü hiçbir tartışmanın sonu mantıklı bir yere varmaz.
Okula girdiğimde sınıfımı bulup çantamı bıraktım. Daha sonra bir şeyler yemek için kantine gittim. Tahmin edersiniz ki o çocuk da oradaydı: Baran.
Onu gördüğümde tarif edemediğim bir duygu yaşadım. Hayır, heyecan değildi. Üzüntü değildi, mutluluk da değildi. Dedim ya, tarif edemediğim bir duyguydu.
Arkadaşlarıyla kantindeki bir masaya kurulmuş, herkese üstten üstten tavırlarla bakıyordu. Beni gördüğünde masadan kalkıp yanıma geldi.
"Ada?"
"Efendim?"
"İyi misin?"
"Evet, iyiyim."
İyiyim tabii ya, süperim. Karnımdan bıçaklanmış hâlde de auram bir başka oluyormuş.
"Neden yaptın böyle bir şey?"
Çok yabancı gözlerle bakıyordu. Evet, yabancıydık ama o herkese böyle bakıyordu, sürekli sorgu odasındaymışız gibi.
"Bir sebebi yok. Yerinde kim olsa yapacaktım. Refleksle oldu."
Kaşlarını çattı.
"Refleksle bıçağın önüne mi atlanır, kızım? Bundan sonra beni görürsen yapma. Kim istedi senden yardım etmeni?"
Söylediği şeye o kadar uyuz oldum ki ağzına yapıştırmamak için zor tutuyordum kendimi.
"Olur, yapmam."
Yanından ayrılıp kantin marketine yöneldim. Gerçekten bu çocuk kulaklığını yaptıracak kadar düşünceli olabilir miydi? Ben söyleyeyim, imkânsız. Bambaşka biriydi bu kulaklıkları gönderen ama kim? Kim, okula yeni gelmiş bir kızı bu kadar düşünsün, takip etsin? Açık konuşayım, ben bir kızı ne kadar beğenirsem beğeneyim yapmazdım.
"Abi, bir sosisli poğaça, bir de limonata alabilir miyim?"
Kantinci söylediğim şeyleri alırken sırtımda bir el hissedip arkamı döndüm. Karşımda siyah, düz ama önü biraz kaldırılmış saçları olan, yeşil gözlü, benden bayağı uzun bir çocuk vardı.
"Poğaçayla limonata içilir mi ya?"
Hafif alaycı bir gülümseme sergiledi.
"Ben her şeyle limonata içiyorum."
"Ha, o zaman başka zevkler ve renkler tartışılmaz."
Sahte samimiyeti olan bir gülümseme yaptım.
"Bence de."
"Neden bu kadar durgunsun? Hiç arkadaş edinmedin mi burada?"
"Hayatıma kolayca yeni insan alamıyorum."
Sıkmam için elini uzattı.
"Eymen ben. Eğer bir gün beni hayatına almak istersen hayır demem."
Gülümsedi. Ben de elimi uzattım.
"Ada. Ben de bir gün hayatıma seni almak istersem söylerim."
Kantincinin uzattığı poğaça ve limonatayı alıp önüme ilk gelen masaya oturdum. Limonataya pipetimi taktıktan sonra telefonumu açıp sosyal medyada gezinmeye başladım. Bir yandan atıştırıp bir yandan video izliyordum ama her lokmamda karnımdaki ağrı artıyordu.
Gözlerim telefonun ekranındayken bir sandalye çekme sesi duydum, çok yakınlardan. Başımı kaldırdığımda hafif uzun, dağınık saçları olan bir erkek gördüm karşımda. Soran gözlerle ona bakıyordum ki elini uzattı.
"Berkay ben."
Dudaklarımı birleştirip yukarıya kaydırdım, ne alaka der gibi gıcık bir yüz ifadesi sergiledim.
"Yani?"
Elini havada tutunca masaya yerleştirdi.
"Yani, geçenlerde bıçaklanmasın diye kendi canını ortaya koyduğun elemanın en yakın arkadaşı."
Şimdi anlaşılmıştı neden yanıma geldiği. Birazdan sorgu odasına ışınlanacaktık sanki.
"Seni dinliyorum."
Onaylarcasına bir bakış attı.
"Şimdi, bir sürü sorum var. Birincisi, adını bile bilmediğim bir kız benim canımdan öte arkadaşımı kur..."
Tam sözünü bitirmeden siyah saçlı, uzun boylu bir çocuk daha sandalye çekip masamıza oturdu.
"Sen kimsin?" diye sordum.
Berkay hemen atladı.
"O da bizden. Boş ver şimdi. Sen kimsin ve bizim arkadaşımız için böyle bir şey yapma amacını merak ediyoruz."
Göz devirdim.
"Bakın, ben bu okula yeni geldim. Ne sizi ne de o arkadaşınızı tanıyorum. Ona da söyledim, refleks olarak yaptım."
"Yalan söylüyorsun gibi ama inandım. Peki, adın ne?"
"Çok mu lazım?"
"Çok lazım."
"Ada."
Yanındaki arkadaşı lafa girdi.
"Oğlum, kıza sorgu odası muamelesi yapma. Bak Ada, biz Baran'la çocukluk arkadaşıyız. Böyle bir şeyi ilk biz fark ederdik. Yani hiç tanımadığımız bir kız orada olunca biz de hâliyle arkasında başka bir şey aradık."
"Tamam, güzel. Arkadaşınızı merak etmişsiniz. Şimdi sorgum bittiyse gidebilir miyim?"
Berkay lafa girdi.
"Nayn, gidemezsin çünkü bunu nereden duydun, kim yaptırdı falan, daha çok konumuz var."
"Ya ben nereden bileyim kim yaptırdı? Sizin arkadaşınız tartıştığı kişileri bilmiyor mu? Ben tuvaletteyken kızlar telefonla konuşuyordu, konuyu oradan duydum."
"Kızları görsen tanır mısın?"
"Yani, birisinin kahverengi kısa saçları vardı. Yüz tipi biraz değişikti."
"Nasıl değişik?"
"Dudakları gereğinden fazla önde gibiydi."
Birbirlerine bakıp kısa bir süre düşündüler. Berkay tekrar lafa girdi.
"Sen niye böylesin?"
"Nasılım?"
"Ya asosyal gibi işte ama asosyal değil gibi de. Görünüşünle konuşmanın alakası yok."
"Ne görüyorsun da ne konuşuyorum?"
"Ya aslında hanım hanımcık, ortamcı bir kıza benziyormuşsun."
"Benziyor muymuşum?"
Bir anda yüz ifadesi değişti.
"Yani, benziyorsun."
Yanındaki çocuk ani ve kısa bir gülüş attı.
"Siz bu soruları kendiniz sorduğunuza emin misiniz?"
Berkay öksürdü.
"Nasıl yani? Tabii ki kendimiz soruyoruz. Burada bizden başka biri mi var?"
Berkay'ın yanındaki çocuğa baktım.
"Adın ne senin?"
Yüzündeki hafif sırıtmayı yok etti.
"Demir ben."
Kafamı salladım.
"Demirci, şimdi ben gidiyorum. O arkadaşınıza iletin, bir şeyleri merak ediyorsa gelip kendisi sorsun. Böyle kukla göndermesin önden."
Demir elini alnına koydu, kafasını eğip gülüşünü gizlemeye çalıştı.
Berkay lafa girdi.
"Kukla mı? Ne kuklası, kızım? Yani ne alakası var? Bir kere bi..."
Sözünün bitmesine izin vermeden masadan kalktım ve sınıfa doğru yürüdüm.
Arkamı döndüğümde sebepsiz bir şekilde sırıtıyordum. Yani beni araştırması ayrı komik, arkadaşlarının bu işi yaparken yakalanması apayrı komikti.
Ve şunu fark ettim: Hiç kimse ördüğü duvarlar kadar sert değilmiş.
Bölüm etkileşimi
