2. bölüm / 6
BENZEMEKSana değermi?
Bölümler 6Şu an: Sana değermi?
Yapma içgüdüsünü bilir misiniz? Sorgulamadan, sebepsizce yapma içgüdüsü... Elinizden gelmez, yönetemezsiniz bazen yapmamayı. Bu özelliğim hayatımda birçok yerde başıma bela açtı.
Gözlerimi açtığımda okul müdürü dâhil neredeyse bütün okul başımdaydı. Uzaktan buğulu gelen ambulans sesleri gitgide yaklaşmaya başladı. En son hatırladığım, elim karnımda, başka birine ait ayrıca bıçak tutan bir eli itmeye çalışıyor oluşumdu. Neler olduğunu algılamaya çalışırken yavaşça yerden havalandığımı fark ettim. Sedyeye bindiriliyordum ve o, şu an benim yerimde olması gereken çocuk Baran, sedyeyle birlikte peşimden geliyordu ve bana, "Kimsin sen? Neden bana yardım ettin? Söylesene, kimsin?" diye benzer cümleler kuruyordu. Bu kadar olay oldu ve merak ettiği şey benim kim olduğum muydu gerçekten?
Elimde olmayan bir şekilde gözlerimin kapandığını ve kulaklarımın beni sağır edecek şekilde çınladığını fark ettim. Bayılıyor olduğumun farkındaydım.
Uyandığımda bir hastane odasındaydım. Yoğun bakım odası olduğunu zannetmiyorum ama ağzımdaki hava makinesinden kaynaklı içim bayılmıştı resmen. Ne kadar süre aynı pozisyonda uzandım bilmiyorum ama boynumu hareket ettiremiyordum. Tam o sırada içeriye tanıdık bir yüz girdi.
"Kızım, uyandın mı? İyi misin? Nasıl oldu? Canın bir şey istiyor mu? Bir yerin acıyor mu, kızım?"
Tüm soruları art arda soran annemi bir anda başımı okşarken buldum. Elimi kaldırıp ağzımdaki hava makinesini indirdim.
"Kızım, ne yapıyorsun?"
Derin bir nefes aldım.
"Anne, bunaldım. Ayrıca yatmaktan boynum tutulmuş. Kaç saattir yatıyorum ben?"
Annemin bir anda yüzü düştü. Yani düştü demeyelim de bir anda ne diyeceğini şaşırdı. Anlamayan gözlerle ona baktım.
"Kızım, dört gün oluyor bugün hastanede geçirdiğin."
Annemin cümleleriyle aklım karıştı. Zaman algımı kaybettiğimi sandım. Kaşlarımı çattım.
"İyi de o kadar ağır yaralandığımı düşünmüyorum. Öyle hissetmedim en azından."
Annem iç çekti.
"Mesele ağır yaralanman değil, kızım. Sen neden böyle bir şey yaptın? O Baran denen çocuğa soruyorum, o da bana 'Sizin kızınız kim, niye yapmış?' diyor. Mantıklı bir açıklama istiyorum artık ben de."
Evet, güzel bir soru geldi fakat ben anneme ne dersem diyeyim bana kızmayacaktı. Annem hep böyledir. Ne yaparsam yapayım göz ardı eder. Şimdi diyeceksiniz, "Anne sonuçta, kızamaz." Öyle değil işte. Annem hiçbir şeye kızmıyordu, sadece yanımda olduğunu söylüyordu.
"Anne, o çocuk beni tanımıyor. Ben okuldan çıktığımda bıçaklanacağını duydum bir yerden. Polisi ararım falan diye düştüm peşine ama çok hızlı gelişti. Müdahale etmeye çalışırken..."
Boğazımı temizledim.
"Sonuç belli işte."
Annem bir eliyle elimi tuttu, bir elini çeneme koydu.
"Vicdanlı kızım benim."
Yaklaşıp başımı göğsüne yasladı. Ben de bir elimle ona kocaman sarıldım.
2 gün sonra
Aradan iki gün geçti. Annem başımda uyudu, babam da sık sık uğradı. Bugün taburcu olmak için ayaklanmıştım. Günler sonra, lavabo ihtiyacı dışında ayaklanmıştım ve yavaş yavaş hastanenin boğucu havasından uzaklaşıyordum.
Eve vardığımda annem bana güzel bir meyve tabağı hazırladı. Babamın nasihatlerinden sonra odamda film eşliğinde atıştırdım. Ama garip bir şeyler vardı. Ben biri için refleks olarak da olsa bir bıçağın önüne atladım ve bu kişi bir teşekkür etmek için bile beni bulmadı. Tamam, bunu o istemedi. Minnet de beklemiyorum ama en azından bir teşekkür edilebilirdi.
Bütün bunları düşünürken uyuyakalmışım. Sabah kalkıp ilk işim telefon ekranını açmak oldu.
"10.34"
Annem ve babamın işte olduğu, darlayan kimsenin olmadığı saatlerde kalkıp evde biraz dolaştım. Balkona çıktım, nefes aldım ama içimdeki garip his hiçbir yerde geçmedi. Markete gitmeye karar verdim.
Odama çıkıp dolabını açtım. Gözüme kestirdiğim gri baggy eşofmanımı altıma geçirdim. Üstümdeki kan olmuş kırmızı tişörtü de yatağımın üstüne fırlatıp mavi bir crop geçirdim üstüme. Karnımdaki bandajlar garip hissettiriyordu. Bandajları görmek hoşuma gitmiyordu. Üstüme gri bir ceket geçirip yarısına kadar fermuarını çektim.
Aşağıya inip ayakkabılarımı giydim. Bayağı zorlayıcı oldu. Anladığım kadarıyla dikişlerim hâlâ karnımdaydı. Ayakkabılarımı giydiğim gibi yola çıktım, yürümeye başladım.
Markete vardığımda ise birkaç abur cubur aldım. Evde kaldığım sırada beni oyalayacak kadar, kasiyer aldıklarımı geçtikten sonra kart çıkartıp ödeme yaptım.
"Onaylandı."
Dediğinde poşeti alıp marketten çıktım. Biraz hava almanın iyi geleceğini düşünerek bir parka gittim. Aldığım limonatanın kapağını açtım ve içmeye başladım. Bir yandan da telefonumda geziniyordum.
Daha sonra bir kedinin bana doğru yaklaştığını gördüm. Çok cılız ve aç görünüyordu. Ona verebileceğim bir şey almamıştım ama onu kucağıma alıp sevmeye başladım.
"Aç mısın bakalım sen? Salam alalım mı sana? Yer misin acaba?"
Kendi kendime konuştuktan sonra tekrardan markete yürümeye başladım. İçeriye girdiğimde kedi mamalarının da olduğunu fark ettim. Üç paket yaş mama, bir paket de salam alıp çıktım.
Tam eve gidecekken parkta poşetimi unuttuğumu fark ettim. Kucağımdaki siyah beyaz renkleri olan kediyle tekrardan parka yol aldık. Poşetimi bankın üzerinden alıp eve yürümeye başladım.
Eve vardığımda poşeti yere bırakıp cebimdeki anahtarla kapıyı açtım. Poşeti tekrar alıp içeriye girdim. Kediyi evin içine bırakıp fayansın üzerine bir paket yaş mamayı açıp döktüm.
Market poşetimi boşaltmak için mutfağa gittim. Poşeti açtığım sırada bir şey fark ettim. Poşetin içinde iki tane kulaklık vardı. Birisi kimindi bilmiyorum ama gri olan benimdi.
Şaşkınlıkla aldım. Tamir edildiği belliydi.
Bölüm etkileşimi
