4. bölüm / 7
BENZEMEKYarım kalan melodi
Bölümler 7Şu an: Yarım kalan melodi
Sıkıcı derslerin sonunda okul bitti. Biraz kafamı toparlamak ve sakinleşmek adına okulun kütüphanesine çıkmaya karar verdim. Sınıftan ayrıldığımda sabah tanıştığım Eymen'i gördüm.
— Ada, naber ya?
— İyiyim Eymen. Kütüphaneyi arıyordum, nerede olduğunu biliyor musun?
— Teşekkür ederim, ben de çok iyiyim. Kütüphane üst katta, sol taraftan ikinci kapı.
Gülümsedim.
— Teşekkür ederim, görüşürüz.
Yanından ayrılıp üst kata çıktım. Bahsettiği yerde kütüphane yazısını gördükten sonra içeriye girdim. Okul bittiği için kimse olmaz diye düşünüyordum ama biri daha vardı. Umursamadan kitaplara göz atmaya başladım.
Sonra bir mırıldanma duydum. Birisi şarkı mırıldanıyordu. Ağır bir havası olan şarkı çok tanıdık geldi ama hatırlayamadım. Çok da önemli değildi zaten. Odağımı tekrar kitaplara çevirdim.
— Ne yapıyorsun sen burada?
Korkuyla sıçradığımda karnımda ağır bir sızı hissettim. Yaram acıyordu. Kafamı kaldırdığımda karşımdaki kişinin Baran olduğunu fark ettim. Umursamadan cevap verdim:
— Ne yapıyor gibi görünüyorum? Kitaplara bakıyorum.
— İyi de okul bitti.
— Bu okul altıya kadar açık değil mi?
— Evet açık ama şu an ben kullanıyorum kütüphaneyi.
— Kütüphane tek kişilik mi?
— Amma uzattın! Şu an tek başıma kalmak istiyorum, çık.
— Sen kimsin? Kütüphanenin sahibi mi?
— Hayır, okulun sahibi.
Evet... Çok güzel. Çocuk bir de okul sahibinin oğlu çıktı. Donakalmış gözlerle ona baktığım sırada gözlerinin yeşilinin tonu dikkatimi çekti. İlk defa fark ediyordum gözlerini; çok boş bakıyordu. Bence o güzel gözlerini boşa harcıyordu.
Tam dalmışken kolumdan tutup beni sarstı. Zaten sızlayan karnıma dayanılmaz bir acı yüklendi. Ellerimi karnıma yerleştirip dizlerimi büktüm. Acıyla inlediğim sırada söze girdi:
— İyi misin?
— Değilim, bir dakika...
— Allah kahretmesin ya! Sen yaralıydın, değil mi?
Hızla kolumdan tutup beni çekmeye başladı. Benim adımlarımın iki katı olan adımlarına yetişmeye çalışıyordum.
— Nereye gidiyoruz?
Cevap bile vermedi. Alt kata inip müdür yardımcısının odasının yanındaki revire girdik. Kapıyı ardımızdan kapattı.
— Yaranı aç.
— Hayır.
— Ne demek hayır?
— Hayır demek.
— Bak, burada keyfimden seni revire kapatmadım. O siktiğimin yarası benim yüzümden oldu, ben de düzeltmeye çalışıyorum. Tedaviden sonra bu kadar acıması normal değil. Yaranı aç.
Söyledikleri biraz olsun mantıklı geldi. Tedavi süreci bitmişken bu kadar acıması normal olmayabilirdi. Yavaşça gömleğimin alt düğmelerini, yaranın görüneceği kadar açtım.
— Hassiktir kızım! Kanıyor bu yara!
— Dün de kanamıştı, bir şey olmadı.
— Dün de kanadı ve sen hastaneye gitmedin mi?
— Hayır—
Sözümü tamamlamama fırsat vermeden kolumdan tutup çekiştirmeye başladı. Müdürün odasına geldiğimizde:
— Burada bekle, dedi ve içeriye girdi.
Bu çocuk kimdi? Bana nasıl emir verebiliyordu?
Bunları düşünmeye vaktim kalmadan içeriden çıktı.
— Gel.
— Nereye?
Elindeki araba anahtarını yukarıya kaldırıp salladı:
— Hastaneye.
— Bak gerek yok, ben eve gideceğim. O kadar acımıyor zaten.
— Üstüne alınma, ben vicdanımı rahatlatıyorum.
Bahsettiği araba olduğunu düşündüğüm aracın yanında durdu. Bir şey düşünecek gibiydi ama sonra tekrar harekete geçip sürücü koltuğuna oturdu ve benim binmemi bekledi. Her ne kadar eve gitmek istesem de bindim.
Arabaya bindiğimizde içerisi buram buram onun kokuyordu. Yani galiba parfümüydü. Arabaya binene kadar uzaktan da olsa kokusu geliyordu ama ilk defa bu kadar netti.
Yolda geçen sessiz bir on beş dakikalık zaman diliminin sonunda hastaneye geldik. Arabadan indiğimizde önümden yürüyordu, ben de ona yetişmeye çalışıyordum.
Hastaneye girdiğimizde içerideki hava biraz boğucuydu. Muayene için sıraya geçtiğimizde bir iki dakika bekledik. Ardından sıra bize geldi. Okul çantamdan cüzdanımı çıkartıp kimliğimi uzattım. Sıra aldıktan sonra elimdeki kâğıda baktım. 214 yazıyordu; ekrandaki sayı ise 212'ydi.
İçerisi tıklım tıklımdı. Baran oturacak bir yer gördüğünde eliyle gösterdi:
— Otur.
— Ben beklerim, sen otur.
Hayır, ne alakaysa! Ben beklerim, sen otur... Ulan yaralı olan benim be!
Kolumdan tutup beni sandalyenin önüne çekti ve oturmama yardımcı oluyormuş süsüyle sandalyeye hafifçe itti. Oturduğumda gözlerim Baran'ın yüzünü buldu. O sırada ekranı inceliyordu, bense onu izliyordum. Çok garip geliyordu; bu kadar mesafeli olması, bu kadar duvarlarının arkasına saklanması...
Düşüncelerimi bir "tink" sesi böldü. Sıra 213 olmuştu. Ben de cebimden telefonumu çıkartıp annemle olan mesaj kutusuna tıkladım:
"Anne, bugün yeni bir arkadaş edindim. Biraz vakit geçireceğiz, bir saate gelirim."
Telefonumun ekranını kapatıp Baran'a tekrar baktım. Tam o sırada göz göze geldik. O hızla gözlerini kaçırdı. Ben de duyduğum mesaj sesiyle telefonuma baktım:
"Tamam kızım, dikkat et."
Baran, telefonumun tepesine parmağıyla bastırarak bakmaya çalıştı:
— Kim o?
Bu hareketi hoşuma gitmemişti. Kim olarak soruyordu?
— Sana ne!
Annem olduğunu gördüğü için bana cevap vermek yerine önüne döndü.
"Tink!"
Sıra bize gelmişti. Ekranda ismimin yazdığını görünce içeriye girdik. İçeride sarı, kıvırcık saçları olan, oldukça güler yüzlü bir doktor karşıladı bizi.
— Hasta kim?
— Benim.
— Şikâyetin ne bakalım?
— Ben dört gün önce karnımdan yaralandım. Şimdi yaram kanamaya başladı.
— Tamam, sedyeye uzan bakalım.
Sandalyesinden kalkıp sedyeye yaklaştı, ben de sedyeye uzandım. Gömleğimi kaldırdıktan sonra eline bir makas aldı. Bandajın etrafını oldukça nazik bir şekilde kesip çıkardı.
Acıyla inlediğim sırada karnımdaki yaraya baktım. Hiç iç açıcı görünmediği için gözlerimi tavana diktim. Tam o sırada Baran'ın yüzüyle karşılaştım. O da yarama bakıyordu ama ilk defa gözlerinde bir duygu gördüm:
Acıma duygusu...
Yarama baktıkça bakışı derinleşiyordu. Tam o sırada doktor söze girdi:
— Dikişin başı kopmuş canım. Orayı tekrar dikmem lazım, dayanabilir misin?
— Dayanırım.
— Dayanamaz!
— Dayanırım!
Doktor inatlaşmamızı böldü:
— Abisi, istersen sen elini tut. Canı acırsa elini sıkar.
"Abisi" deyince ikimiz de şaşkınlık içinde doktora baktık. O ise bize arkasını dönüp dikiş malzemelerini hazırlamaya başladı. Yaklaşık otuz saniye sonra bize tekrar döndü:
— Başlıyorum.
Çok gerilmiştim. Hayır, uyanıkken dikiş atılacağı için değil... O duvarla eş değer çocuk bana gerçekten elini uzatacak mıydı?
Bekledim, bekledim... Doktor ipliği iğneye geçirdiği sırada omzumda bir el hissettim. El yavaşça aşağıya, elime doğru iniyordu.
Elimi tuttu ve arkasını döndü.
Evet, arkasını döndü. Çünkü her ne kadar duygusuz da olsa bir insan böyle bir sahneyi görmeye dayanamazdı. Üstelik o insan, sizin bu hâlde olmanızın sebebiydse...
Bölüm etkileşimi
