Belki Baba kitap kapağı

9. bölüm / 18

Belki Baba

8.Bölüm: Bitişler ve Başlangıçlar

Yazar: Kardelen .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 8.Bölüm: Bitişler ve Başlangıçlar

Selammmm💓

Nasılsınız?? Umarım iyisinizdir.

Hatam varsa affola umarım hoşunuza gider keyifli okumalar dilerim 💞

Oy ve yorum atarsanız sevinirim şimdiden teşekkürler ✨

"Her bitiş bir başlangıç değildir. Bir şeyler bitmeden başka şeyler başlayabilir. Zaten çoğu zaman bitişler başlangıçlara değil başlangıçlar bitişlere yol açıyordu."

"Benim içinde öyle olmuştu. Babamın başlangıcı aile dediğim insanların bitişi olmuştu."

R.K.D
-04.08.2026-

24.10.2024

"Ben anlamadım şimdi neyim var benim?" Zeki bir insan mıydım bilmiyorum ama salak olmadığıma emindim. Didaktör Bey geldiğinden beri bana neyim olduğunu anlatmak için çaba gözterirken ben hiçbir şey anlamıyordum. "Neyin olduğunu bizde bilmiyoruz Rüya o yüzden buradasın." Sürekli mantıklı konuşmasa olmazdı.

"Ben sadece gözlemlerimi anlatıyorum."

"Tekrar anlatsan." Mahçup çıkan sesimle konuştum. "Söz bu sefer anlayacağım."

"Bak şimdi beynin çevrenden aldığı uyarılara karşı bir tepki üretir. Bu tepkiyi üretme sebebi vücudu korkumaktır. Buraya kadar bir sorun var mı?" Hayır anlamında başımı salladım. "Beyin tepkiyi oluştururken bunu duruma göre şekillendirir. Önce uyarıyı alır sonra durumu değerlendirir daha sonra da tepki oluşturur." Bunları okulda görmüştük. "Senin sorunun tam olarak nerede bilmiyoruz."

"Kimi zaman hiç tepki oluşturamıyorsun." Transa girip donduğum anlardan bahsediyordu. "Kimi zaman durumu algılamakta sorun çekiyorsun." Canımın yandığını fark etmediğim anlardı bunlar. Burnumum kanaması ya da hızlanıp yavaşladığını anlayamadığım kalbim gibi. "Bazen de direk uyarıyı siliyorsun kafadan." Unuttuğum kısımdan bahsediyordu. "Burada bitse herşey daha basit olabilirdi belki ama sistem doğru çalıştığında da vücudu korumak için değil zarar vermek için çalışıyor." İşte bu son kısmı anlamıyordum.

"Anlamadın?" Başımı hafifçe salladım. Koltuktan kalktı ve yanıma gelip saçlarımı karıştırdı. "Kafanı çok yorma. Anlayabileceğin kadar kolay birşey değil." Başımı salladım. "Ben ameliyata gireceğim. Solgun görünüyorsun odandan çıkma."

"Tamam. Kolay gelsin." Odadan çıktıktan sonra o geldiğinde bıraktığım kitabı aldım. Cevat'ın yazdığı sayfalar dışında boş sayfalar da vardı. Bazen o sayfalara birşeyler yazardım. Çoğu Cevat'ın sorularına cevaptı ama bazıları hayatta anlatacak kimsem olmadığında yaptığım bir şeydi.

"Senin hayatında genelde kimse yok."

"İyi, artık kimseye bir şey anlatamamanın tak ettiği zamanlarda yazıyorum diyelim."

"Bence de."

"Bir şeye de muhalefet olmasan şaşarım zaten."

Kalemi elime aldığımda rastgele bir sayfa açtım.

Hastane Günlükler Gün-1

Aslında bakarsan sevgili ben üç haftadır hastanedeyim ama bugüne kadar yazasım gelmedi. Sanırım artık bir şeylerden korkuyorum. Mesela kendimi sonsuza kadar unutmaktan.

Ömrüm boyunca düşünsem aklıma gelmeyecek bir şeydi ama dün olmuştu. Anlamadığım şey unuttuğumu hatırlıyor oluşumdu. Normali mi buydu yoksa tuhaf bir şey miydi bilmiyorum. Bildiğim tek şey bir gün kendimi unutma ihtimalimin olduğu. Bu ihtimal can sıkıcı.

Bir insan niye kendini unutur ki? Unutucak çok şeye sahiptim ve beynimin bunlar arasından beni seçmesi cidden çok tuhaftı. Bir gün olurda untursam diye kendime hatırlatma olsun diye yazıyorum sanırım.

Adın Rüya. Doğum günün 26 Ekim 2008. Bir hastanede olma ihtimalin var bu normal. Başka korkularım da var bu arada. Bu mektupları hiç okuyamama ihtimalim de var. Ölürsem okuyamıyacağım yazılar bunlar. Ölebilme ihtimali korkunç geliyordu. Yalan yok, korkuyorum hâlâ ama daha çok korktuğum bir şey vardı. Sanırım kimsenin hafızasında yer edinememiş olmaktan.

Öldükten sonra kimse beni anmazsa var olmuş olmanın bir manası kalmazdı. Ben kendimi unutuyorken bir başkasının hafızasında nasıl yer edinebilirdim.

"Yeter bunaldım." Kalemi kitabın arasına koyup kapattım. Yatağa uzanırken aklıma terliklerim geldi. O anın heyecanı ile tam olarak bakmamıştım. Sonra da hastalığım hakkında konuşmuştuk. Daha net bakmam gerekiyordu. Yataktan kalkıp masanın üzerine koyduğum poşeti aldım. İçinden çıkardığım terlikleri baktım.

Sarı renkli sevimli bir terlikti. Burnu yuvarlak ve genişti. Bant kısmının kenarlarında sincap kuyrukları vardı. Zaten burun kısmında da mavi gözlü bir sincap yüzü vardı. Sincap ile biraz fazla yakınlık kurmuş olabilirdim. Terlikleri yere bırakıp sihay sıkıcı terlikleri ayağımdan çıkarıp yeni terliklerimi giydim. Sarı olması sevmem için zaten yeterliydi ama ben sanırım bu terliklere aşık oldum.

Büyük bir tebessüm ile terliklerime bakarken kapı çalmıştı. "Girin." dedim poşeti yatağın üzerinden alırken. Kapı açıldığında ekipten birinlerini bekliyordum ama onlardan biri değildi. Üç haftadır görmediğim kız kardeşimdi. İçeri girip bakışlarını bana çevirmeyen Nil'e baktım. "Niye geldin?" Daha mantıklı bir soru yoktu aklımda bunca zaman gelmemişti şimdi geldiyse vardır bir sebebi.

"Gelmesemiydim." Mahçup sesi tuhaf hissettirmişti. "Yok, ondan değil bir anda geldin diye dedim." Açıklamamın ardından bana baktı. "Nasılsın?"

"Her zaman ki gibi." Cümlemin üstüne bir süre düşündü. "Her zaman nasıldın ki?" Nasıl olduğumu bilmediğini yeni anlamış olmalıydı. "Ayakta kaldın." Şu an mutluydum ve mutluluğumu bozacak bir konu üzerine konuşmak istemiyordum. "Geç otur bir yere." Oturacak çok yer vardı. O koltuğa doğru ilerlediğinden bende yatağa oturdum.

Birşey konuşmasını bekliyordum ama sanırım biz o altı yaşına girdikten sonra doğru düzgün bir sohbete hiç gitmemiştik. Odadaki cihazlara göz gezdirirken konuştu. "Onların hepsi ile ne yapıyorlar?" Omuz silktim. "Bilmiyorum sadece bir kaçını kullandık bugüne kadar."

"Anladım." Elleri ile oynamaya başladı. "Teşekkür ederim." İlk kıyafet çantamı o hazırlamıştı sonuçta. "Ne için?"

"Çanta için." Başını salladığında yeniden elleri ile oynamaya döndü. Bir süre konuşmasını bekledim ama konuşmadı. Ayağa kalktım ve yatağımın üzerindeki kitabı komidinin içine koydum. Birazdan Dilek Hoca'nın yanına inecektim biraz üşüdüğüm için dolaba yönelip sarı sweatshirt aldım. Direkt üzerimdeki tişörtün üstüne giydim. "Rüya." Sonunda konuşma kararı alan kardeşime baktım. "Baya alışmışsın."

"Neye?"

"Buraya. Hastaneye yani." Bunu nereden nasıl çıkarmıştı bilmiyorum ama evet alışmıştım. "Yani bir ay olacak neredeyse." O yeni geldi diye ben yeni burada olmuş olmuyordum. "Eve ne zaman dönersin?" Eve. Döner miydim? Dönebilir miydim ya da. "İyileşirsem."

"Ne kadar sürer?" Dudak büzdüm. "Bilmem sonuçta değişir." Nil başını salladı. "Ne hastasısın sen?" Orası meçhul. "Boşver kafanı çok yorma sen."

"Sen az önce doktorun dediğinin aynısını mı dedin?"

"Tam olarak onu yaptım."

"Aslında benim Dilek Hoca'nın yanına inmem lazım. Seansım var, istersen sen burada kal ben gidip geleyim." Başını olumsuz anlamda salladı. "Bende babamın yanına inerim seni görmeye gelmiştim. Gördüm, iyisin, gideyim." Bir şey demedim sadece başımı salladım. "Peki öyle istiyorsan." Babam niye gelmemişti acaba? Dün Didaktör Bey ona da demişti öleceğimi. Şu an dördüncü bölümde olduğum için o gün izin vermiş olmalıydı.

İkimiz beraber odadan çıktığımızda ilk önce Efe'nin yanına inmek istiyordum. Dördüncü bölümden çıkıp ikinci bölüme olan merdivenler ile Efe'nin odasının olduğu kata geldim. "Arkadaşımının yanına gitmeliyim." Nil şaşkınlıkla baktı. "Arkadaşın mı var burada?" Başımı salladım. "Tanışmak istersen gel."

"Geleyim." Efe'nin odasına doğru giderken odasının kapısı açılmış ve asık suratlı Efe içerden çıkmıştı. Kaşlarım istemsizce çatıldı neden üzgündü? Yönü bize doğru çevrilince beni gördü. Tam o anda yüzüne yayılan gülümseme ile bana koştu. Bana sarıldığında ilk başta şokla donmuş sonra karşılık vermiştim. "İyisin. Çok koktum bir an." Geriye doğru çekildiğinde anlamaz bir şekilde ona baktım. "İyiyim korkma." Suna teyze de arkadan gelip Efe'nin yerini alıp bana sarıldı. "Kaybolduğunu duyduğumuzda çok korktuk."

"Kaybolmadım dışarı hava almaya çıkmıştım." Nereden öğrendiklerini bilmiyorum ama beni ilk aradıkları yer Efe'nin odası olmuştur büyük ihtimalle. O sırada öğrenmiş olabilirlerdi. "Kızım niye tek başına çıkıyorsun ki, bende gelseydim keşke senle." Ne kadar endişelendiği sesinden belliydi. "Sizi kokuttuğum için üzgünüm."

"Üzgün olmanı gerektirecek bir durum yok canım. İyiysen bir sorun yok." Suna teyze konuştukan sonra ikisinin bakışları Nil'e değdi. "Kız kardeşim."

"Senin kız kardeşin mi vardı?" Şaşkınlığını gizleme gereksimi duymamıştı Efe. Başımı salladım ve Nil'e döndüm. "Nil bu Efe arkadaşım ve bu da Suna teyze Efe'nin annesi." Efe ve Suna teyzeye dönüp tekrar konuştum. "Bu da kız kardeşim Nil." Hepsi birbirine bakarken seans saatim yaklaştığı için ben konuştum. "Seansa yetişmem lazım." El sallayıp yeniden merdivenlere yöneldim. Nil de arkamdan geldiğinde giriş kısmına gelmiştik.

"Babam orada." diyerek kapının yanında ayakta duran babama yöneldi Nil. Ben ise sadece baktım. Tuhaf bir his vardı içimde. Bundan bir ay önce olsa babamın yanına koşardım ama şu an içimde o koşma hissi yoktu. Sanki birileri o duyguyu benden almıştı. Umut ile bakmıyordum artık. Belki daha iyi bir baba olur diye beslediğim o ümit de çekip gitmiş gibiydi. Neydi bana bunu yapan? Hastanede onlardan uzak kalmış olmam mı? Hiç bilemediğim bir hastalık ile savaşıyor olmam mı? Ölecek oluşumdu belki de. Ya da çok farklı bir şey henüz buna bir cevabım yoktu.

"Küçük Hanım?" Duyduğum ses ile bakışlarımı babamdan çektim. Yorgun bakışlarım bana seslenen adama döndü. "İyi misin?" Bir şey farketmiştim Didaktör Bey'i tanıdığımdan beri bana iyi misin diye sorma sayısı ömrüm boyunca duyduğumdan daha fazlaydı. "İyiyim."

"Pek öyle görünmüyorsun." Onunla beraber yürüyen Akın abiye gülümsedikten sonra yeniden ona döndüm. "Yorgunum biraz seanstan sonra uyurum." Seans demişken çok oyalanmıştım. "Tamam dikkat et kendine." Saçımı okşadığında bu sefer o değil ben gitmiştim. Ben birinci bölüme girene kadar da beni izlemişti.

"İnsan hiç değişmez mi?
Derdi gücü hep yalan
Gözü doyar toprakla"

Yürürken aynı anda şarkı mırıldanıyordum. "Yok bana bu cihanda bir dost. Bana bu cihanda bir dost.
Bana bu cihanda yoktur, aman." Öylesine mırıldandığım bir şarkıydı bir anda gelmişti aklıma. Biraz içime dokunuyordu ama.

"Yok bana bu cihanda bir eş. Bana bu cihanda kardeş." Yere bakarak yürüyordum şarkının gelen yeri ile başımı kaldırıp devam ettim. "Bana bu cihanda yoktur, aman." Kapının önünde beni bekleyen Dilek Hoca'yı görünce şarkı söylemeyi kestim ve hızla ona doğru ilerledim. "Ben gelecektim artık." dediğinde mahçup bir şekilde baktım. "Özür dilerim kardeşim gelmişti." Başını sallayıp içeri geçmem için kapının önünden çekildi.

Sandalyeye oturduğumda bana baktı. "Nasıl gidiyor?"

"Normal." Derin bir nefes alıp verdi. "Bak Rüya üç haftadır aynı soru aynı cevap ilerliyoruz. Normal derken senin normalin ne?" Normal işte. Hayata devam ediyor ve bir şekilde ilerliyordum. "Hâlâ bu dünyadayım."

"Hepimiz öyleyiz hatta belki de konuştuğumuz şu dakikalarda birileri daha bu dünyada olmaya geliyorlar." Bir tepki vermemi beklemişti ama ben sessiz kalmış ve boş boş bakmak dışında bir şey yapmamıştım. "Bugün de konuşmuyoruz anlaşılan." Önündeki defteri açıp masa üzerindeki kalemi aldı.

"Yorgunum sanırım." Defterde ki bakışları bana döndü. "Hem ruhen hem bedenen. Bu yorgunluk ne zamandan beri var bilmiyorum. Son zamanlarda bildiğim tek bir şey var o da ben Rüya kim bilmiyorum?" Sıkkın bir nefes verdim. "Bildiğim tek şeyde bir bilinmezlik. Çocukluğumdan beri en sevmediğim şey bilinmezlik ama ben bilinmezliğin ta kendisiyim."

"Nasıl yani?" Daha fazla konuşmam için yapıyordu. "Sanki ben bir gölmüşüm de insanlar beni okyanus olarak gördüğü için tüm taşı toprağı çöpü içime atmış." Derin bir okyanus çoğu şeyi yutardı. "Bende atmalarına izin vermişim. Sonra da hayal kırıklığına uğratmamak için beni sevsinler diye kendi benliğimi kaybedip bir bataklığa dönüşmüşüm." Kendime acıyarak güldüm. "Şimdi de bataklık oluşumdan rahatsız olup gidiyorlar."

Bakışlarında ki anlayış yüzümde acı bir tebessüme sebep oldu. "Oysaki.." diyip devam ettirmedim. "Oysaki seni bir bataklığa dönüştürenler onlar." Başımı salladım. "Benden beni alıp gittiler ve ben de bir aptal gibi buna izin verdim." Tırnaklarımı elime geçirdim. "Ve şimdide nasıl kendimi geri alacağımı bilmiyorum. Buna zamanım var mı onu da bilmiyorum."

"Aslına bakarsanız ben hiçbir şey bilmiyorum."

"Bunun için çabalamaya ne dersin?"

"Ne için?"

"Kendini senden alanların elinden almak için." Beni benden alanlardan geri alamam. "Korkuyorum." Son zamanlarda herşeyden korkuyorum. "Neyden?" Onlardan kendimi alırsam onları kaybedirim ve ben herşeye rağmen onları kaybetmekten korkuyordum. Bunları Dilek Hoca'ya söylemedim. "Peki seni zorlamayacağım. Başka ne anlatmak istersin?"

"Bence hayat beklentilerimizin farkında." Kaşlarını çattı. "Nereden çıkardın bunu?" Bakışlarım pencereden dışarı kaydı. "Mesela birinden beklediğim şey asla gelmezken bir başkasından o şey gelebiyor."

"Bu seni nasıl hissettiriyor?"

"Tuhaf. Hem acı hem mutluluk. Beklentin gerçekleşiyor bu mutluluk verici ama beklediğin kişiden olmaması acı verici. Daha acı verici şeyler var."

"Ne gibi?"

"Aslında o şeyi yapan biri olduğunu görüyor olmak. O yapabiliyor, sadece bana yapmak istemiyor." Sondaki cümlelerim sitem doluydu. "Ama hayatım şu an tuhaf. Eskiden canımı yakan bir şey artık o kadar da yakmıyor ya da eskiden ısrarcı olduğum şeyde artık o kadar da değilim. Sanırım artık tükendim." Son cümle de ona baktım yine koyu mor kapaklı deftere birşeyler yazıyordu. "Tükenmek geniş bir kavram." Dilek Hoca yine anlamadığım bir şey demişti.

...

25.10.2024

Televizyonda akıp giden kanallara bakıyordum. Gün acayip sıkıcıydı. Dün Dilek Hoca'nın yanına gidip geldikten sonra biraz Efe ile takılmış sonra odama gelmiştim. Birde üç kişi ile tanıştım. Yani üçüzlerdi. İzel, Eliz ve Ediz. Ediz abi hasta olduğu için üçüde buradaydı. Ediz abi de bu bölümün hastasıydı. Yirmi üç yaşındaydılar. Ailelerini üç yıl önce kaybetmişlerdi. Bunun dışında bir bilgim yoktu. Sormazdım da onlar da benim ailemi sorardı verecek bir cevabım yoktu.

Yarın doğum günümdü. Doğum günümü hiç kutlamamıştım bunu çok da sorun etmiyordum. Kanallardan birinde durup televizyonun sesini kıstım. Sıkıldım.

"Kitap oku."

"Sabah okudum."

"Yine oku."

"Ben hastaneden sıkıldım Maviş."

"Ona tavsiyem yok ya."

"Sus o zaman."

Kapı açıldığında içeri giren üçlüye baktım. Didaktör Bey, Gözde abla ve Akın abiydi. "Naber?" Akın abi hiç kaybetmediği enerjisi ile konuştu. "İyi." Ses tonum pek öyle demesede. "Emin misin?" Didaktör Bey'e başımı salladım. "Sıkıldım biraz."

"Kitap oku." Gözde abla genelde yaptığım şeyi dediğinde ona baktım. "Okudum."

"Bir şeyler izle." dedi Akın abi. Başım ile televizyonu gözterdim. "Sarmadı." Didaktör Bey kısa süreli düşünmenin ardından elindeki dosyayı bırakıp pufları televizyona doğru çevirdi. "Beraber izleyelim belki sarar." Ben dışında ki ikili şaşırırken ben şaşırmamıştım. Biraz alışmıştım sanırım. "İşin yok mu?" Her zaman yaptığı gibi saatine baktı. "Bir buçuk saatim var." Yataktan kalkıp hızla pufa oturdum. "Olur o zaman." Bu halime gülümseyip yatağın üzerinde bıraktığım kumandayı alıp bana getirdi. "Aç bakalım."

"Hocam bizde." Aynı anda konuşan ikilinin sesi ile irkildim. "İşiniz yok mu? İkisi de aynı ana başını olumsuz anlamda salladı. "Öğle arasına gireceğiz. Öğleden önceki son hasta Rüya'ydı zaten." Başı ile sandalyeleri işaret ettiğinde Akın abi sandalyeyi benim yanıma çekti Gözde abla ise iki pufun ortasına çekmişti. "Ne izliyoruz?" Akın abi büyük bir merakla sorarken ben dudaklarımı birbirine bastırmış hepsine teker teker baktım. "Damla'nın Dolabı." Çizgi film izleyecektik tabiki.

"Ciddi misin sen?" Bu durumda hepsi itiraz eder diye düşünürken sadece Akın abi sormuştu bu soruyu. "Fazla dahası ciddiyim."

"Aç bakalım." dedi pufudukta oturan Didaktör Bey. Sanırım en büyük itirazı ondan bekliyordum ama baya baya benimle çizgi film izleyecekti. "İzleyeceksiniz yani?" Televizyondaki bakışları bana döndüğünde yeşillerinde ki duygu yüzüme bir gülüş yaydı. "İstiyorsan evet. İstemeyen izlemek yerine dosya düzeltmeye gidebilir." Son cümle Akın abiye hitabendi. "Açayım." dedim gizleyemediğim şaşkınlığımla.

Ben işin şakasındaydım ama madem izleyecekti bu şansı kaçırmazdım. Rastgele bir bölüm açtığımda terliklerimi çıkarıp bacaklarımı kendime çektim kollarımı bacaklarıma doladıyıp çenemi dizime koydum. Aklıma gelebilecek en absürt şey yaşanıyordu şu an. "Dolaba mı giriyorlar bunlar?" Akın abinin sorusu ile çatık kaşlarla baktım. "Ne böyle bir şey mümkün mü?"

"Çizgi film bu mantık arama abi." Gözde abla bana katılırken. "Sen çocuk musun?" Değildim ama bir anda izleyesim geldi olamaz mı?

"Bizden çocukluğumuzu çaldılar sus lütfen."

"Öyle. Kırma kızın hevesini kırarım kafanı." Benim yerime cevap veren Didaktör Bey olmuştu. Evlenseydi ve bir kızı olsaydı dünyanın en şanslı kızı olurdu sanırım. Hepimiz tatlı bir ifadeyle izlerken Akın abi dayanamamış olacak ki tekrar konuştu. "Niye sadece Damla'nın dediği oluyor orayı anlamadım."

"Çünkü Damla'nın hayal dünyası bu. Arkadaşları sonradan dahil oluyor hayallere."

"Diğerleri hayal kursun Damla sonra gelsin bir kez de."

"Bir kez daha herhangi bir şeyi sorgularsan ek nöbet alırsın." Çok cezbedici tehtidleri verdi. "Hocam anlamıyorum ama." Akın abinin isyanı ile ben ve Gözde abla kahkaha attık. "Kesinlikle daha eğlenceli olamazdı." Bize bakan ikiliye karşı kurduğum cümleye Akın abi göz deviriken Didaktör Bey gülümsedi.

Bir süre daha Akın abinin soruları, Didaktör Bey'in tehtidleri ve bizim kahkahalarımız ile izlemiştik. Maalesef ki Akın abi ek nöbet almıştı. Bir buçuk saat sonra hepsi odadan ayrılmış ben ise izlemeye devam etmiştim.

...

Deli mi? Dahi mi? Bunlar arasında ince bir çizgi olduğu söylenir. Bence delilik ve dahilik aynı anda olabilir. Bir deli dahi olabilir. En azından ben öyle olduğunu düşünüyordum. İnsan fazla düşündüğü için delirebilir. Dahiler fazla düşünür. Herşeyi eni konuna düşünüp incelerler. Bunun onu delirtmeyeceğini düşünemezdik. Delirdiği için dahi oluşu elinden gitmez.

Peki ben bir anda neden mi bunu düşünüyordum? Çünkü oyun oynuyorduk. Evet, baya baya oyun oynuyorduk. Ben, Eliz abla, İzel abla ve Ediz abi. Yani Ediz abi ve ben daha çok buna zorla dahil olmuştuk. "Ne anlatıyorsun sen İzel?" İzel abla göz devirdi. "Dinlemiyorsun ki." İzel abla bir oyun uydurmuştu.

Oyuna göre o bir durum okuyacaktı bizde deli mi dahi mi olduğunu bulacaktık. Bunca düşünceyi aklıma getiren bu oyundu. "Bence adam hem dahi hem deli." cümlem ile sabahtandır oyun umrunda bile olmayan Ediz abi de bana baktı. "İkisini aynı anda seçemezsin." İzel abla karşımdaki pufa oturdu.

"Ama öyle." Eliz abla tek kaşı kaldırdı. "Nasıl öyle?" Ağzımı açacağım sıra Ediz abi sonunda sohbete dahil oldu. "Deli ve dahiliği birbirinden ayırmıyor." Koltukta uzanmıştı. "Kimse ayıramıyor." Eliz abla çok yanlış anlamıştı. "Ayıramıyor değil ayırmıyor kendi hür iradesiyle." Başımı salladım. "Niye?" İzel abla bana baktı.

"Ayrılmalarına gerek olduğunu düşünmüyorum. Yani bence aynı anda ikisi de olabilir. Mesela olmayan bir şey için önlem aldığını söyledin." Anlattığı olayda adam varlığını kanıtlayamadığı bir güçten kaçmaya çalışmış bunun için önlem almıştı. "Belki de öyle bir şey var ve adamın zekası bu durumu kavrayacak kadar yüksekti ama bunu ispatlamak için yeterli kanıtı toplayamadı ve o kanıtları toplamak için düşünürken delirmiş olabilir."

"Düşünmek insanı delirtir diyorsun." İzel ablaya başımı salladım. "Dahilerde çok düşünür." diyerek kardeşinin cümlesini devam ettirdi Ediz abi. "Düşünmek insanı öldürürür de." Eliz abla mırıldandı. Bu cümleye istemsizce yutkundum. "Oyunun bir mantığı kalmaz böy-" İzel ablanın cümlesi kapının çalması ile yarıda kesildi. Odaya giren Didaktör Bey beni burada görmeyi beklemediği için şaşkınlıkla baktı. Ben ufak bir oda değişikliği yapmış olabilirdim. "Küçük Hanım?"

"Benim." dedim tatlı bir şekilde. "Evet sensin." Bunu demekten keyif almıştı. Kendimi unuttuğum günden sonra daha az Küçük Hanım diyordu. İsmimi daha çok söylerse bir daha unutmam diye düşünüyordu sanırım. "Ama burası senin odan değil." Sanki çok iyi birşey yapmışım gibi başımı salladım gururla. Ediz abiye döndü. "Sen yatağına kontrolünü yapacağım."

O sırada ben çok farklı bir şey farkettim. İzel abalanın Didaktör Bey'e bakışları farklıydı. "Aşık mı?" dedim kısık bir sesle Eliz ablaya hitaben. "İzel mi? Hayır hayran sadece." Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken aralarındaki on yaş farkı düşününce hayranı olması daha mantıklıydı. "Hayran olmak ile aşk arasındaki farkı bilmiyor olamazsın." İnanmaz gibi konuştuğunda ona baktım.

"Biliyorum o kadar da değil. Niye hayran onu anlamlandırmaya çalışıyorum."

"Hayran olunacak biri çünkü. Dünyanın en iyi doktorlarından biri, yakışıklı, uzun boylu. Renkli gözlü olması bile yeter yani. Zengin bide." Ona bakarken saydıkları ile gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. "Kendimi nasıl hissettim biliyor musun? Tony Stark Kaptan Amerika'ya kendini anlatıyordu ya aynı o sahne oldu." Bu cümleme güldü. "Küçük Hanım?"

Gülmeyi bırakıp hemen Didaktör Bey'e baktım. "Hmm?" Ona doğru bir kaç adım attım. "Neden buradasın bakalım?"

"Şimdi şöyle ben kantine inecektim çikolatalı süt almaya ama Akın abi gördü beni dedi ki tek inemezsin onun da işi varmış kaldım bende öyle o sırada İzel abla ve Eliz abla çağırdı oyun oynamak için oyun oynuyorduk." Başını salladı. "Bitti mi oyunun?" Bakışlarım üçüzlere değdi. "Bitti. Rüya tüm mantığı çöp etti." Eliz abla konuşurken Ediz abi başını salladı. "O zaman odana Gizem kontrollerini yapsın sonra da sana çikolatalı süt almaya inelim."

Hızla başımı salladım. Üçüzlere el sallayıp odadan çıktım. Kendi odama girdiğimde Gizem abla odadaydı. "Odanda kalmakla ilgili bir sorunun var." Omuz silktim. "Sıkıldım. Kimse yok burada." Başını eğip baktı. "Hadi kontrollerini yapalım." Başımı sallayıp yatağıma geçtim.

"Akşam bizimle gelmek ister misin?" Şekerimi kontrol etmek için parmağıma iğne batırdı. "Nereye ve nasıl?"

"Benim evime. Karan Hoca'dan izin alırız hem o da geliyor. Tüm ekip oradayız izin verir. Tabi istersen." Gidip ne yapacaktım? Didaktör Bey oradaydı her türlü bir şey bulurdum. Hem hastaneden sıkılmıştım. "Bilmem." İstiyor muydım?

"Ne zaman?"

"Bu akşam."

Benim ne işim vardı ki orada ne yapacaktım. "Bir kızım var benimde onla oynarsın. Gerçi biraz küçük ama." Olabilirdi. "Bakma öyle." dedi. "Nasıl bakıyorum?"

"İstenmeyen gibi. Emin ol gelmene çok sevinirler." Kaç kişiydiler? "Kimler geliyor ki?"

"Tüm ekip birde Talya." Başımı salladım. "Zorlamam ama gel bence. Biraz hastaneden uzaklaş." Bilmiyordum. Kapı açıldığında içeri Didaktör Bey girdi. "Sorun var mı?" Gizem ablaya bakarken konuştu.

"Aynı değişen bir şey yok."

"Rüya da bu akşam bizimle gelsin diyorum." Gizem abla konuya girerken Didaktör Bey önce bana sonra Gizem ablaya baktı. "Senin davetin."

"Ben davet ediyorum." Bu sefer bakışları bana döndü. "İstiyor musun?"

"Bilmiyorum."

"Korkmanı gerektirecek bir şey yok. Ben orada olacağım istiyorsan beraber gideriz."

"Gidelim Rüya."

"Bilmiyorum Maviş."

"Lütfen."

"Tamam o zaman." Gizem abla başını salladı. "Tamam o halde. İzin çıkarmalısınız Hocam."

"Ben hallederim orasını." Gizem abla bana gülümseyip odadana çıktı. "Hadi gel inelim." Başımı sallayıp yanına gittim. "Ne için bu davet?"

"Gizem'e sorsaydın."

"Utandım." Bu halime güldükten sonra konuştu. "Gizem'in eşi Ozan terfi almış onun için." Başımı salladım. "Ne iş yapıyor ki?"

"Bilgisayar Mühendisi." İki sayısalcı evlenmişlerdi. "Çocukları çok mu zeki olacak bu durumda?" Bana bakarken bu soru da ciddi olup olmadığımı sorguluyordu. "Şaka." dedim sırıtırken. "Komikti bir kere niye gülmedin ki?" Komik falan değildi.

Kantin aşağı katta kalıyordu. Asansöre bindiğimizde sessizdik. "Ben çocukken seni izlemiştim." Bir programda Türkiye'yi temsilen çıkmıştı. "Sen hâlâ çocuksun." Bu cümlesine başını salladım. "Öyleyim yani küçükken."

"Hep nasıl aynı kalıyorsun? Yoksa sen genç kalmak için insanların kanını kullanan cadı mısın?" Kahkaha attığında eli yanağıma gidip yanağımı sıktı. "Hayal gücün çok geniş." Asansörden indiğimizde ilelerdik. "Çocukken yani küçükken çok severdim hayal kurmayı hâlâ seviyorum ama büyüdükçe gerçekleşme ihtimali olmadığını kavrıyorsun." Gerçekçi hayaller değildi bu yüzden zaman geçtikçe o hayallerin yerine gerçek olmasını umduğum şeyler geçmişti. "Ejdarha gibi şeyler hayal etmediysen eminim ki diğerlerini gerçekleştirirsin."

"Tabi yaşarsam." demiş bulundum. Beklemediği için bir an durdu. Bu gerçek ona da ağır geliyordu. "Sadece çikolatalı süt mü alacaksın?" Elini omzuma attığında kantine girmiştik. "Evet."

"Bir koli çikolatalı süt alabilir miyim?" Kantinci abiye söylediğinde adam hızla başını salladı.

"Bir koli mi dedi o?"

"Öyle dedi."

"Bir koli mi?" Adam koliyi poşete koyarken bana baktı. "Evet."

"Niye?"

"İçmen için."

"Bir tane alacaktım ben."

"Sürekli in çık yapma." Poşeti alıp parayı öderken şaşkınlıktan bir şey diyemedim. "Ben hallederdim." Kantin çıkışına doğru ilerlemeye başladık. "Ama ben hallettim."

"Borçlu oldum şimdi."

"Ne borcu? Ben sana süt almak istedim ve aldım."

"Sütü içmek isteyen benim ama."

"İçmek istediğin sütü sana almak isteyen de benim."

Haklı çıkarmıyordum şu an. "Odan da dinlen. Çıkma dışarı, günde sadece bir süt iç. Koli ile aldığıma pişman etme beni." Başımı salladım. "Bazen iki olsa." Hayır der gibi başını salladığında önüne geçtim. "Sadece bazen." dedim serçe parmağım ve işaret parmağım arasında küçük bir mesafe bırakırken. "Lütfen." Bir süre sadece baktı. Zaten şişkin olan yanaklarımı şişirip dudak büzdüğümde derin bir nefes verdi.

"Tamam ama sadece bazı günler." Gülümseyerek elleri çırptım. "Yanımda yürü bir yere çarpacaksın." Cümlesi ile yanına geçtim. "Akşam seni almaya geleceğim o zamana kadar çok yorma kendini." Başımı salladım.

...

Yaklaşık dört saat sonra üzerimdeki kıyafetleri değiştirmiş bir şekilde Didaktör Bey'i bekliyordum. Sihay pantolon ve aynı renk bir bluz giymiştim. Buluz'un üstüne kahverengi bir hırka giyip fermuarını yarısına kadar kapatmıştım. Saçlarımı at kuyruğu yapmış ve kendim kestiğim için biraz yamuk olan perçemlerimi önden bırakmıştım. Basit bir kombindi ama fazla mı karamsardı? Sarı giyecektim ama var olan tüm sarı şeylerimi yıkamaya göndermiştim.

Yatağın üzerine oturmuş beş dakika önce giydiğim beyaz ayakkabılarımla bakıştım. Neredeyse iki gündür yani bu odaya geçtiğimden beri Nil dışında ailemden kimse gelmemişti. Neredeydiler acaba? Didaktör Bey babama dururmumu anlatmıştı ama annem biliyor muydu? Abim için diyecek bir şeyim yoktu artık. Ona karşı duygularım değişmişti gerçi sanırım ölebileceğimi öğrendikten sonra hepsine karşı yeni bir bakış açısı kazanmıştım.

Kapı açıldığında içeri beklediğim kişi girdi. "Hazır mısın Rüya?" Başımı salladım. "Ben hani küçüktüm niye Rüya?" Alışmıştım. "Hani sevmiyordun Küçük Hanım dememi." İma ile kurduğu cümleye omuz silktim. "Alıştım ondan." Yataktan kalkmamıştım o da karşıma geçip elindeki maskeyi taktı. "Niye gerekli bu?"

"Hasta olmaman için. Saçın çok sıkı mı? Sonra başını ağrıtmasın." Dilimi damağıma vurup cevapladım. "Değil." Elinde bir bere ve atkı olduğunun yeni farkına varıyordum. "Onlar benim için mi?" dedim o maskeyi bana göre ayarlarken. Başını sallayıp cevap verdiğinde konuştum. "Hava o kadar soğuk değil." Burada Eylül'den sonra her türlü soğuktu hatta her an kar bile yağabilecek durumda olurdu ama bugün çok da soğuk değildi.

"Ama senin bağışıklığın zayıf. Sana iyi gelsin diye götürüyorum seni hasta etmek için değil." Bereyi başıma geçirdiğikten sonra önümdeki perçemleri düzeltti. "Kimin bunlar?"

"Gizem den aldım. Antalyalı olduğu için soğuğa alışkın değil o yüzden elinde fazlası ile bere ve atkı var." Atkıyı boynuma geçirip önce bağlıycaktı ama son anda vazgeşmişti. "Montunu da giy." Koltuğun üzerine bırkatığım sihay montu giydiğimde ona baktım. Full sihay giyinmiş ve beni bu kadar sarıp sarmalamış olmasına rağmen kendisi mont yerine ceket giymişti. "Sen hasta olacak gibisin." Maske ile konuşmak zordu.

"Olmam ben." Elini uzattığında yanına gidip elini tuttum. Boyum onun dirseğine geliyordu. "Boyun kaç senin?" Ben uzun değildim ama bir anda boy atacağıma olan inancım tamdı. "Bir seksen dokuz" dediğinde ona şaşkınlıkla baktım. Ben bir elli ikiydim aramızdaki boy farkını düşününce yanında neden bu kadar kısa görünüyordum anlamıştım. "Sen bir seksen dokuzsan Atlas abinin boyu kaç oluyor?" Atlas abi daha uzundu. Bir doksan oluyordu o zaman. İlk defa bir doksan birini görüyordum. "Onu Atlas abine sor."

Tabiki de sormayacaktım. Asansöre binip daha önce hastanede hiç gitmediğim o yere yani otoparka inmiştik. "Genelde bir seksen dokuzlar ben bir doksanım demiyor mu?" Sihay bir arabaya doğru ilerlediğimizde ceketinin cebinden anahtarını çıkardı. "Öyle mi yapıyorlar?"

"Yani aralarında pek bir fark yok diye."

"Aralarında pek bir fark yoksa bir seksen dokuz dememde de bir sakınca yok." Sürekli mantıklı konuşan insanlar sinir bozucuydu. Arabanın kapılarını açtığımda arkadan bir ses duyuldu. "Rüya da bizimle geliyor." Talya ablanın sesin de sevinç vardı. Arkamı dönüp asansörden inenlere baktığımda. Gizem abla dışında genel kadro buradaydı. Bir de Nazlı abla yoktu o zaten bugün izinliydi.

"Hepimiz aynı arabaya mı bineceğiz?" bakışlarım Akın abiye değdi. "Kız sen uzaylıya dönmüşsün." Beni gördüğünde söylediği ilk şeye göz devirdim ama gülmeyi ihmal etmedim. "Rüya benimle geliyor." Didaktör Bey kendi arabası olduğunu tahmin ettiğim arabının önünde durarken. "Geriye kalanınız tek araba ile gelin. Konvoy gibi ilerlemeye gerek yok." Yani hepsinin arabası varsa beş araba oluyordu bence de gerek yok. "Kimin arbasına?" Gözde ablanın ortaya attığı soru ile hepsi birbirine baktı.

"Hızlı karar verin." Didaktör Bey konuştuktan sonra bana döndü. "Hadi arabaya bin Küçük Hanım." Açıkçası onların hangi arabayı seçeneklerine dair olan tartışmayı dinlemek isterdim ama Didaktör Bey'i dinleyip sürücü koltuğunun yanındaki yolcu koltuğuna binmiştim. Ekibine baktıktan sonra o da yerine yerleşip arabayı çalıştırmıştı. "Sence kimin arabası ile gelecekler?"

"Atlas'ın arabası ile ama Akın sürecek." Biz otoparktan çıkarken dedikleri konusunda fazla emindi. "Niye ki?"

"Büyük ihtimalle Atlas kendi arabasını öne sürecek Talya bunu onaylayacak Talya onayladığı için Gözde de onaylar. Akın'ın onaylaması için de arabayı sürmesi gerek. Atlas da olay uzamasın diye buna izin verir." Ekibini iyi tanıyordu.

...

Araba durduğunda bir sitenin önündeydik güvenlik yanımıza geldiğinde Gizem ablanın misafiri olduğumuzu söylemişti. Siteye girip biraz ilelerdikten sonra arabayı park etmiş ve arabadan inmiştik. Didaktör Bey yanıma gelmeden önce arabanın arkasından bir poşet almıştı. Beraber tek katlı müstakil eve doğru ilerledik. Didaktör Bey zili çalmadan kapı açılmış ve elinde bir kız çocuğu ile duran bir adam bize gülümsemişti.

"Hayırdır. Yolumu mu gözledin Ozan?" Adam gülerken başını salladı. "Hissettim de açtım." Elindeki çöpe bakılırsa çöp atmak için çıkıyordu. "Sen Rüya olmalısın." bana bakarak konuştuğunda başımı salladım. "Ben Ozan. Çok sevgili karımın eşiyim." Dünyadaki en büyük başarısı buymuş gibi demesi çok tatlıydı. Elini uzattığında bende karşılık verdim. "Tanıştığımıza memnun oldum efendim." Şu an ne demem gerektiğini bilmiyordum. "Efendim demene gerek yok. Gizem'e ne diyorsun."

"Abla."

"Bana da abi de işte." Buna da başımı salladım. "Konuşmayı çok sevmiyor anlaşılan." Bunu Didaktör Bey'e demişti. "Kızı dışarıda tuttun hastalanırsa göstereceğim ben sana konuşmayı." Ozan abi önümüzden çekildiğinde önce ben içeri girdim arkamdan giren adam Ozan abinin kucağındaki kızı almıştı Ozan abi de fırsattan istifade çöpü atmak için çıkmıştı. "Naber İzgi?" dedi kucağındaki bebeğe hitaben. Babasından ayrılmış olduğu için olsa gerek ağlamaya başlayan kıza gülümsedim. "Babasını seviyor." O sırada henüz kapatmadığımız kapıdan içeri girdi Ozan abi. "Tabiki seviyor." diyerek kızını geri aldı.

Didaktör Bey önce kapıyı kapattı sonra bana yaklaşıp atkımı boynumdan çıkardı. O sırada bize terlik çıkaran Ozan abi konuştu. "Sence bana mı daha çok benziyor yoksa Gizem'e mi?" Kime sorduğunu anlamadığım için Didaktör Bey'e baktım. "Bana mı soruyor?" Şu an konuşmaktan çekinmediğim tek kişi oydu. Bu halime güldü. "Sevmiyor işte kız zorlama." Didaktör Bey Ozan abi ile konuşunca önüme bırakılan terlikleri giymek için ayakkabılarımı çıkardım.

"Gizem ablaya benziyor." dedim terlikleri giyerken. Duyduğu cümle ile kızının yanağına derin bir öpücük kondurdu. "En güzeli." Başımdaki bereyi çıkarıp nereye koyacağımı bilemediğim için yine Didaktör Bey'e döndüm. Şapkayı elimden alırken konuştu. "İstersen maskeyi çıkar." İstiyordum ama bir şey olma ihtimali de vardı. "Bir sorun olmaz mı?"

"Olmaz merak etme." Maskeyi çıkarmadan önce montumu çıkardım. Maskeyi çıkardığımda konuştu. "Onları da ver bakalım." İkisini de verdiğimde sonunda kapının önünden ayrıldık. Maskeyi çöpe atmak için mutfağa gittiğini tahmin ettiğim Didaktör Bey'i takip ederken tam olarak ne yapmaya çalıştığımızı anlamaya çalışan Ozan abi de beni takip ediliyordu. Çöpe attıktan sonra arkasını döndüğünde beni görmesi ile konuştu. "Küçük Hanım?"

"Ne?" Bu halimize gülen Ozan abi konuştu. "Siz çok tatlısınız."

"Oturmaya ne dersin?" dedi Ozan abinin dediğini yok sayarak. "Sen de gel öyle tek oturmam." Çalan kapı ile Ozan abi yanımızdan ayrıldı. "Oturalım bakalım." Ben yine Didaktör Bey'i takip ederken tam bir odaya girecekken Gizem abla bizi görüp gülümsedi. "Hoşgeldiniz Hocam." Bana döndüğünde gülüşü arttı. "Hoşgeldin canım." Bende gülümsedim. "Hoşbuldum."

"Bize hoşgeldin yok mu?" Bunu diyen Akın abiden başkası değildi. "Sizde hoşgeldiniz." Hepsi yeninden bir araya gelmişti. Bu konumda benim buradaki rolüm neydi bilmiyorum ama sırtımda hissettiğim el beni az önce gireceğimiz odaya yönlendirdi. Kendisi koltuğun en ucuna otururken beni de yanına oturtmuştu. Diğerleri de teker teker otururken Atlas abi ve Talya abla karşımızdaki koltuğa geçmiş. Akın abi ve Gözde abla tekli koltulara. Gizem abla ve Ozan abi de bizim oturduğumuz koltuğa beraber oturmuşlardı.

"Tebrik ederim Ozan." dedi hepsi bir ağızdan. Bunu yapmayı beklemiyor olacaklar ki birbirlerine şaşkınlıkla baktılar. Bu halleri çok komik olduğu için gülmüştüm benle beraber Ozan abi de güldüğünde aynı zamanda konuştu. "O kadar çok beraberler ki aynı anda düşünüyorlar." Bu da komik gelmişti. "Sen bizden tarafsın Rüya." dedi Akın abi. "Ozan abi tek başına mı bir taraf?"

"Yok kızım da benle sende gel." Tarafımdan çok mutluydum ben. "Bizim üyemizi çalma." Gözde abla sohbete katılırken Atlas abi umutsuz vaka bunlar diye mırıldanmıştı. "Ben tarafımdan mutluyum."

"Ben taraf tutmuyorum." Gizem ablanın dediği çok mantıklıydı. "Satıldık." Gözde abla konuştuğunda Gizem abla göz devirmişti. "Rüya bizden." Akın abi dediğimi duymuştu. Atlas abi sohbete katılarak bir cümle kurdu. "Ee, tabi."

"Ona bir şüphem yok. Geldiğinden beri bana sadece ismini söyledi Karan ile baya sohbet ediyor." Cümlesi ile kendimi kötü hissetmiştim. "Özür dilerim. Ben pek konuşkan değilirimdir."

"Karışma kıza." Gizem abla kocasını uyarırcasına konuşunca Ozan abi kendini açıklama gereği duydu. "Ondan demedim. Yani Karan ile anlaşıyorsun diye dedim. Baya da tatlı anlaşıyorsunuz." Sesindeki samimiyet gerçekdi. "Sorun değil." Ortam sessiz olunca geriliyordum. "Ben bu taraftayım ya şimdi." dedim ekibi gösterirken. Hapsi başını salladı. "Ozan abinin şakalarına gülemez miyim?" Farkındayım çok saçma bir soru ama başka bir şey gelmedi aklıma.

"Evet." dedi Akın abi tüm ciddiyetiyle. O sırada Didaktör Bey'in sesi bastırdı onu. "Sen istediğin her şeye gülebilirsin." Akın abinin tezi çürümüştü. "Karan Hocam ne dediyse o." Bir kez ek nöbet almıştı tekrar istemiyordu. "Ne bu korku bunda?" dedi Talya abla. "Biz çizgi film izledik de o sırada her şeye bir yorumu olan nineler gibi yorum yaptığı için ek nöbet aldı." Soruyu Gözde abla cevapladı. Atlas abi gülerken Gizem abla hafif sırıtmıştı.

"Yaptığım her yorum da haklıydım." Dolabı neden Damla'ya vermişler diye sorgulamıştı. "Değildin."

"Öyleydim."

"Değildin."

"Öyleydim."

"Değildin."

"Akın!" İkimizin dalaşının arasına giren şey Didaktör Bey olmuştu. "Hocam." dedi masumca. "Uğraşma kızla." Akın abi sitemle ayağa kalktı. "Hocam hep onu savunuyorsunuz."

"Kızla çocuk gibi laf dalaşına girersen." Ben Didaktör Bey'e döndüm. Ben kendimi çocuk gibi hissettmiyordum ama o çocuk olduğuma emindi.

"Son zamanlarda onun yanında çocuk gibi hissettiğini inkar edemezsin."

"Evet, edemem."

"Otur, koçum otur. Buradan sen zararlı çıkarsın." Atlas abi konuştuğunda Akın abi oturdu. "Siz az önce neyi tartışınız?" Gizem abla kızını göğsüne yatırmışken sordu. "Abla çizgi filmi sorguluyor. Çocuk izliyor bunu bir mantığı olmasını bekleyemez." Kendimi haklı çıkarmak adına konuştum. "Akın ciddi misin sen?"

"Benim takıldığım nokta sizin neden çizgi film izlediğiniz?" Karı koca farklı sorular sorduklarında Akın abi Gizem ablanın sorusunu yanıtsız bırakmıştı ama tüm olaylara üçüncü bir gözle bakan Gözde abla cevapladı diğer soruyu. "Rüya sıkılmıştı Karan Hocam da onunla izleyecekti bizde katıldık." Ozan abinin bakışları Didaktör Bey'e döndü. "Karan?"

"Ne sen izlemiyor musun İzgi ile?"

"Ben kızım ile izliyorum."

"Tamam." dedi. Sohbet burada kapanmıştı çünkü Gizem abla bizi masaya yönlendirmişti.

"Sondaki sohbeti anlamadım ben." Masaya geçerken Mavişe katıldım. "Onu bende anlamadım." Sandalyeye oturduğumda masaya baktım. Üstü doluydu ama kimse bir şey yemiyordu çünkü Gizem abla önce çorba içilecek demişti. Aç değildim ben. Bir yanımda Atlas abi bir yanımda Didaktör Bey vardı.

"Atlas abi." dedim sadece onun duyabileceği bir sesle. Bakışları bana döndüğünde konuştu. "Söyle abim." Biraz daha ona yaklaştım. "Aç değilim ben yemesem ne olur?" Didaktör Bey duymasın diye ona yaklaştığımı anlayınca sırıttı. "Bunu Karan'a sormaya ne dersin?"

"Hayır derim o bir şekilde bana yedirmenin bir yolunu buluyor." Atlas abi bana yaklastırdığı başını kaldırıp Didaktör Bey'in omuzuna elini koydu. "Küçük Hanım aç değilmiş de yemese olur muymuş?" Beni ispiyonlaması ile şaşkınlıkla ona baktım. "Çok kötüsün." Bu halimize gülen Talya ablaya döndüm. "Hiç komik değil."

"Sana da küsüm." dedim Atlas abiye hitaben. "Ne olursa olsun o yemeği yiyeceksin Küçük Hanım, kaçış yok." Kollarımı birbirine dolayıp geriye rastlandım. "Peki." Sonunda kaybedip yiyeceğim için artık inatlaşmıyordum. Bu halime güldükleri sıra Gizem abla odaya girdi. "Ne oynuyorsunuz kızın üzerine?"

"Bizi savunan biri."

"Sevdiğim, hiçbir şey yapmadım ben. Ne yaptıysa senin ekibin yaptı." Kocasının bu dediği ile güldü. "Ona eminim canım." Ozan abinin yanağına elini koyduğunda konuştu. Ozan abi karısının avucunun içini öpüp göz kırptı.

"Çok tatlılar."

"Kesinlikle."

Yemeğe başladığımız andan beri yemem için tabağıma birşeyler koyan Didaktör Bey'e ters ters baktım. "Yeter lütfen patlayacağım." Sistemime karşı bana baktı bir süre emin olmak için düşündü sanırım. "Öyle olsun bakalım."

...

"İzgi yeme oyuncağı." Gizem ablanın dediği şey olmuş ben İzgi ile oyun oynuyordum. Yani en azından İzgi oyuncakların hepsini yemeyi bırakırsa oynamaya başlayacaktık. Sanki komik bir şey demişim gibi gülmeye başladığında bende güldüm. Sanırım tekrar bebek olup olur olmadık şeylere gülmek istiyordum.

"Baba." dediğinde Ozan abiyi gösterdim. "Orada baban." Babasına bakıp güldü. Ozan abi de kızının gülüşüne dayanamayıp güldüğü sırada bende gülümsedim. "Anne." dedi bu sefer de Gizem ablaya gülerken. Ayağa kalkıp kızını kucağına aldı. Gülen kızına bakarken yanağına derin bir öpücük bıraktı Gizem abla.

Onlara bakarken solan gülümseme engel olamadım. Acaba ben de böyle yapıyor muydum? Diyelim ki yapıyordum annem ve babam nasıl tepki veriyordu? O zamanların hiçbirini hatırlamıyor oluşum can sıkıcıydı. Bakışlarımı onların üstünden çekip etrafta gezindi. Ormanı anımsatan yeşillerle denk geldiğinde durdum. Başı ile yanındaki boşluğu işaret ettiğinde dağılan oyuncakları bir araya getirip ayağa kalktım. Yanına ilerledim.

Yanına geçip oturduğumda eli saçıma gitti. O saçımı okşarken gülümsedim. Bunun bana iyi hissettirdiğini bildiğine emindim. Gizem abla kızı ile salondan çıkarken Gözde abla da arkasından gitmişti. Bir süre yeri izleyip durdum. Didaktör Bey saçımı okşarken aynı zamanda Atlas abi ile bir şey üzerine tartışıyorlardı. Fazla bilimsel olduğu için dinlemiyordum açıkçası. Akın abi telefonu çaldığı için dışarı çıktı.

Beş dakikanın ardından salondan çıkan kimse geri gelmemişti. Saat ona yaklaşıyordu. Acaba hastaneye ne zaman dönecektik? "İyi ki doğdun Rüya." Anlamadım? Gizem abla üzerinde yanan beş tane mum olan pasta ile bana gelirken ben ne olduğunu hâlâ kavrayamıştım. "İyi ki doğdun Düş Hanım." Akın abi elindeki telefon ile alkışa katılmaya çalışırken aynı zamanda video çekiyordu. Ben ise şoktan hareket dahi edememişti. "Doğum günün kutlu olsun Küçük Hanım. İyi ki doğdun." Didaktör Bey'e döndüğümde şoku zar zor üzerimden atıp konuştum. "Benim doğum günüm?"

"Yarın ama hazır hepimiz boşken ve dışarıdayken kutlamak istedik. Hataneden daha iyi bir mekan." Resmen benim doğum günümü kutluyorlardı. Mutluluktan ne yapacağımı bilemez bir haldeydim ama yaptığım ilk şey Didaktör Bey'e sarılmak olmuştu. Bana karşılık verirken elleri her zaman ki gibi saçlarımdaydı.

"Hadi dilek tut." Gözde abla kucağındaki İzgi ile yanıma oturdu. Pastadaki mumlara bakarken ne dileyeceğimi düşündüm.

"Ne dileyeyim Maviş."

"Bilmem ki ilk defa soruldu bize bu."

Gözlerimi kapatıp biraz daha düşündüm en sonunda aklıma gelen şeyi diledim.

Güzel bitişler ve güzel başlangıçlar diliyorum.

"Ciddi misin?"

"Fazla dahasıyla."

Mumları üfledikten sonra gözlerimi açtım. "Çok teşekkür ederim. Fazla dahası mutluyum şu an." Hepsi bu halime güldüğünde ben zaten otuz iki diş sırıtıyordum. "Son anda haberimiz olduğu için pastanede var olan tek pasta muzluydu umarım seversin." Gizem abla bunları derken Didaktör Bey'e ters ters bakıyordu. Muzdan nefret ederdim ama şu an bu pasta beni öldürecek bile olsa yerdim. "Severim."

"Bizim niye son dakika haberimiz oldu onu anlamadım. Bir de en son benim haberim oldu." Akın abinin isyanına güldüklerinde Talya abla konuştu. "Biz konuşurken sen ameliyatdaydın." Akın abiye mantıklı gelmiş olacak ki başını salladı. "Niye son dakika haberimiz olduğuna geleceksek. Birileri tek başına kutlamayı düşünmüş." Herkes Didaktör Bey'e bakınca bende ona döndüm. "Niye?" Akın abi benimle beraber olaya fransız olduğu için soru soran tek kişiydi.

"Boş gün olmadığı içinmiş. Hastanede kutlamaktansa dışarıdan kutlanmak gerektiğini düşünmüş." Gizem abla açıklama yaptığında Akın abi başını salladı. "Sen nasıl öğrendin?"

"Bugün sana gelmeni söyledim. Ondan sonra gelip seni iki gün üst üste dışarı çıkarmanın sorun olabileceğini söyledi. Bende niye iki gün olsun diye sorunca söyledi." Didaktör Bey'e baktığımda bana göz kırptı. Gülümsediğimde burnumu iki parmağının arasına alıp sıktı. "Bizde dedik ki hep beraber bir gün önceden kutlayalım." Onlara gülümsedim. "İyi demişsiniz."

"Hadi pastayı keselim." Talya abla Atlas abinin kolundan çekti. "Keselim." dedi Atlas abi. Gülümseyerek baktım. "Bence evlenirler." dediğimde hepsi onayladı. "Karşıt görüş yok mu?" Hiçbiri cevap vermediğinde Didaktör Bey'e döndüm. "Sende destekliyorsun?" Başını salladı. "O bir numaralı destekçi." dedi Ozan abi.

"İddia yok yani?"

"Maalesef." Akın abinin konuşmasa ofladım. Kesin kazanacağım bir iddiaydı. "Hediyeler." Gözde abla İzgi'yi Ozan abiye verip salondan çıktı. "Pasta bulamadınız ama hediye aldınız."

"Evet. Hediyesiz mi kalsın?" Kalayım ne olacak? "Sen almadın mı?" Atlas abi sorgularken "Yarın." dedi.

"Ben kudururum meraktan."

"Bende ama sus."

"İlk ben." Gözde abla herkesin hediyesini ellerine verirken ben şaşkınlıkla bakıyordum. O kadar çok hediyeye gerek var mıydı? Hediyesini uzattığın da teşekkür edip sarıldım. Kelebekli bir kolyeydi. "Kelebekler hakkında hep yanlış bilgi var demiştin. Hepsi için yaşam süresi farklı o yüzden kimisi tüm yargılara rağmen yaşar demiştin. O yüzden aldım." Gülümseyerek tekrar teşekkür ettim.

"Bence beğeneceksin." dedi Talya abla. Paketi açtığımda içindeki sarı lale buketi vardı ama peluş halindeydi. "Benim de papatyalısı var." Sevinçle ona sarıldım. "Çok güzel."

"Hepimize alıyor ondan. Solmadığı için mükemmeller." Gizem abla konuşurken aynı anda bana doğru geliyordu. "Bu da ben ve kocamın." Hediyeyi aldığımda içinde iki farklı lego çıkmıştı. Birinin sincap olması şaşırtıcı değildi. Diğeri ise tatlı bir evdi. Teşekkür edip tekrar sarıldım. "Hem odada canın sıkılmaz hem de anı kalır."

"Sıra bizde mi?" Akın abi konuşup aynı zamanda hediyesini verdi. "Artık sana sincap derken ciddi olacağım." Bunu diyordu çünkü sincaplı bir tulum almıştı. Buna hep beraber güldüğümüz de ona da sarıldım. "Gıcık birisin bu arada." dediğime biliyorum bakışı attığında Atlas abi hediyesini uzatmıştı. "Akın'ın ki tamamlanmış olur." Paketten çıkan peluş sincaba baktığımda Akın abi gülerken ben önce peluşa sonra da Atlas abiye sarıldım.

"İlla yarın vereceksin?" Ozan abi konuştuğunda Didaktör Bey'e baktım. "Evet." Merak ediyordum hemde fazlasıyla ama ısrar etmeyecektim. "Hepinize tekrardan çok teşekkür ederim." dedim onlara bakarken. "Yeter teşekkür ettin hadi pastayı keselim." Gizem abla evine geldiğimizden beri olan otoritesini konuşturmuştu.

Hayatımın en güzel günlerinden biri bugündü.

Yazdığım en tatlı bölümlerden biri.

Umarım beğenmişsinizdir.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 😊

See youuu 👋🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…