Belki Baba kitap kapağı

13. bölüm / 18

12.Bölüm: Yokluğun

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 12.Bölüm: Yokluğun

Selammmm 💓

Nasılsınız??? Umarım iyisinizdir.

Tekrardan gecikme için özür dilerim. Başıma gelmeyen kalmadı mantık hatası vardı onu düzelttim derken bölümün geri kalanını da ona uydurdum sonra telefon yaptı yapacağını. Bilgisayar için bir saat yürüdüm sonra kuzenim evde değilmiş onu bekledim onun da yolda yardımsever olası tutmuş ondan dolayı geç geldi elektrik gitti en sonunda attabildim. Nazar diyeceğim buna.

Umarım beklemenize değer bir bölüm olur. Hatam varsa affola umarım hoşunuza gider keyifli okumalar dilerim 💞 🩵

Oy ve yorum atarsanız sevinirim şimdiden teşekkürler ✨

Odanın perdelerini örttükten sonra uyuyan kıza baktı. İyi olmayı umarak uyumuştu bunu biliyordu. Uyuyan kıza son kez bakarak çıkmıştı odadan. Çıkar çıkmaz karşısında diğer bir bilinmezlik hastası olan Hakim'i görmeyi beklemiyordu. "Hakim Bey?"

"Neyi var da sessiz kaç gündür?" Başı ile odayı gösterirken konuştu. "Genelde sessizdir." Rüya hiçbir zaman ses çıkartan biri olmamıştı. "Öyle de daha fazla sessiz."

"Boşverin Hakim Bey." Onu odasına yönlendirmek istediğinde tekrar konuştu. "Kaç yaşında? Küçük belli." Karan derin bir nefes aldı. "Daha yeni on altı oldu."

"Sen misin babası?" Duyduğu şey ile kaşlarını çattı. "Ne?" Hakim ona bakarken konuştu. "Ne ne? Sen değil misin?" Hakim'in sorunuyda buydu uyanıkken beyni hayal dünyasındaydı bir fonksiyon bozukluğu olduğunu anlamışlardı ama henüz tedavisi yoktu. "Siz ilaçlarınızı aldınız değil mi? Kontrole geldiler mi?" Karan adamın odasına girip ilaçları kontrol etmek adına dolaba yöneldi. "İçtim, ondan değil zaten. Hep yanındasın, yemeğini yedi mi? Uyudu mu? Kalın giyindi mi? İyi mi? Bunları sürekli kontrol ediyorsun."

"Doktoruyum." Hakim yatağına oturdu. "Bende kızıma aynılarını yapardım tabi büyüdü artık." Karan'a sandalyeyi gösterdiğinde ilaçları aldığına emin olup sandalyeye oturmuştu. "Büyüyünce bitiyor mu?"

"Babalık mı? Hayır sadece o yapabiliyor artık sende bunu kabul etmek zorunda kalıyorsun." Merak etmemesi gereken şeyleri merak ediyordu. "Şu an ne yapıyor?" dediğinde Rüya'dan bahsettiğini anlamıştı. "Uyuyor." Başını salladı Hakim. "Bir iki saate tekrar kontrol etmeye geleceksin." dediğinde hiç tereddüt etmeden başını salladı.

"Özellikle sen geleceksin." Buna da başını salladı. "Neden özellikle sen?" Kendisi görmezse içi rahat etmezdi çünkü. "İçinde şüphe kalacak çünkü. Çocukları eşim kontrol etse de sonrasında gidip kontrol ederdim çünkü kendim emin olmazsam asla rahat olamazdım."

"Babalar çocuklarına annelerden geç kavuşur." Ne anlatmaya çalışıyordu anlamıyordu. "Tam olarak nasıl bir anlam çıkarmam gerektiğini alamadım." Ayağa kalkıp babacan bir tavırla omzuna vurdu. "Zamanı gelince anlarsın elbet." Bugüne kadar yaşadığı en anlamsız konuşmanın ardından odadan çıktı.

Kendi odasına çıktığında içeride oturan iki adama baktı. "Eski dostumuzun yıllar sonra bizi çağırmış olması şaşırılacak şey doğrusu." İçlerinden biri konuştuğunda ona bakmadı Karan. "Benim içinde." dedi ama bunu Türkçe dediği için anlamamışlardı.

"İşlerimizi batırdıktan sonra." Karan kendi sandalyesine oturduğunda konuşan diğer adama baktı. "Gelmen için zorlamadım Leo."

Amerika da okuduğu okuldaki arkadaşlarıydı. Her ikisi de beyin üzerine çalışmalar sürdürüyorlardı. Alto yıl önce bunun için ayrı bir araştırma merkezi açmışlardı ve Deha Hastanesi ile bir çalışmak istemişlerdi. İlk başta olmulu bakmıştı buna ama sonrasında insanlara tedavi altında izinsiz bir çok deney yapıldığının farkına varmıştı.

"Sağlık örgütüne söylediğin için zorlamış sayılırsın." Öğrendiklerinin ardından şikayette bulunmuştu. Sağlık örgütü araştırma merkezini kapatmış ardından Leo ve Theo'yu zorunlu göreve atamıştı. "Hapishane de olabilirdin." Karan'ın cümlesine göz devirdiğinde karşısındaki adamı kale almadan önündeki dosyaya baktı.

"Sadece iki gün yeterli olmayabilir." Başını dosyadan kaldırmadan konuştu. "Yeterli." Theo'nun öfke ile nefeslendiğinin farkındaydı. "Leo haklı yeterli değil." Karan sandalyesine rastlandı. "Doktoru benim ona ben karar veririm."

"Bizi buraya çağıran sensin belli ki fikrimize ihtiyacın var. Beyni incelememiz için iki gün az." Theo konuştuğu sırada yanındaki adam onu onayladı. "Size inceleyeceğinizi kim söyledi."

"Neden buradayız biz?" Öfke ile konuşan Theo'ya bak. "Bu konuda benden daha deneyimli olduğunuz için." Theo'nun öfkesine tezat bir şekilde sakindi. "Ama bu demek değil ki Rüya'yı size bırakıyorum. Ne yapılacaksa ben yapacağım siz sadece yardım etmek için varsınız."

"Tamam." Leo yanındaki adamı sakinleştirmek adına elini omzuna koydu. "Çıkalım o zaman biz." Çıkan ikilinin ardından baktıktan sonra tekrar dosyaya döndü.

...

"Odanda bulamayınca geldiğimiz ikinci yer hep burası oluyor." Rüya'nın odasından bahsediyorlardı. Atlas bu sabah odasına gittiğinde orada olmadığını görmüş ve hemen buraya gelmişti. "Ne dersin senin odanı daha yakın bir konuma taşıyalım mı? Git gel yapman kolay olsun." Sandalyeyi çekerek dosya dolu olan masaya baktı. "Odam o kadar uzak değil."

"Uzak olsa tamamdın yani." Atlas'a ters ters baktıktan sonra tekrar dosyalara döndü. "Akın nasıl?" Dün beklemedikleri bir şey olmuş ve Damla hastanenin aciline küçük bir erkek çocuğu ile gelmişti. Kaderin cilvesi olsa gerek o anda Akın da oradaydı. Gördüğü manzara karşısında ne yapacağını bilememişti. Karan gelip onu acilden çıkarana kadarda yerinden kıpırdıyamamıştı. "İyi görünmeye çalışıyor. Sürekli bir şeyler ile uğraşarak unutmaya çalışıyor sanırım."

"Başarılı oluyorsa ne ala." Karan'a önündeki dosyayı çekti. "Şu an Efe ile uğraşıyor." Karan ne var bunda bakışı attı. "Doktoru olarak yapması gereken bu."

"Efe Rüya'yı soruyor o yüzden onunla uğraşıyor." Bakışlarını Rüya'ya çevirip ona baktı bir süre. "Tedavisi için odasından çıkamayacağını söylesin yeter."

Onayladıktan sonra ayağa kalktı. "Burada mı kalacaksın?" Başını sallayan adama sorgularcasına baktı. "Uyanana kadar başında mı bekleyeceksin?" Konuşmadan başını salladı. Atlas arkadaşının bu haline bakarken derin bir nefes alıp verdi.

Odadan çıktıktan sonra üçüncü bölüme geçti. "Hocam Karan Hocayı odasında bulamadık Suni Koma için olan belgeleri istemişti."

"Acil demediyse bırak ben götürürüm dediyse Bilinmezlik Bölümünde altı numaralı odada." Adam başını sallayarak onayladı. "Nereden başlıyoruz?" Arkadan Fulya'nın sesine doğru döndü. "Ne konuda?"

"Belli bir konu için demedim. Ekipçe neyin dalgınlığı bu sizde?" Karşısındaki kadına bakmadan önlüğünü çıkardı. "İşinize gelmez mi? Sonuçta biz ne kadar kötü olursak sizin ekibe girme ihtimaliniz artar." Soğuk bir sesle konuştuğunda Fulya alayla güldü. "Sırf ekip için sizin kötü olmanızı isteyeceğimizi mi düşünüyorsunuz?"

"Düşünmüyoruz direkt biliyoruz. Gözde ekibe alındıktan iki ay sonra her hatasını Karan Hocama yetiştiren sendin." Fulya'nın solan gülüşüne keyiflendi. "Bunu yaparken bizden gizleyeceğini neye dayanarak düşündün?" Susan kadına karşı öfke ile baktı. "İnsanların başarılarını kıskanmak seni başarılı kılmaz acınası olursun ancak. Gözde'ye de buluşma."

Gözde'nin yetersiz hissetmesi için her yolu denediğinin farkındaydı. Hatalarını yüzüne vurur kendi başarılarını yücelterek onun başarılarını küçümserdi. Gözde gibi başarı takıntısı olan biri için korkunç şeylerdi bunlar. Fulya bir şey diyemeden işinin başına döndü.

Atlas da işine dönmüşken Karan hâlâ Rüya'nın odasında dosylarının başındaydı. Ameliyattı için saati yaklaştığını fark ettiğinde ayağa kalktı. Terlemiş olan kıza baktığında dolaptan havlu alıp yüzündeki teri sildi. Kızı yataktan doğrultup sırtını ve ensesini de sildikten sonra yatağa bıraktı yavaşça. "Güçlü olmaya devam et Küçük Hanım. Senin gücüne ihtiyacımız var." Üstünü örttüp artık alışkanlık haline getirdiği gibi saçlarını öpüp okşadı.

...

Ekibin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor olacak ki hepsi derin bir sessizliğe bürünmüştü. Gizem her zamanki gibiydi Atlas ve Karan da öyle gerçi Karan son iki ayın öncesi gibiydi. Rüya gelmeden önce olan Karan nasılsa öyleydi. Rüya'nın sesi yoktu çünkü etrafında, umut dolu mavileri de yoktu. Bir Karan vardı son bir gündür. Dün ameliyatın ardından yeniden kızın yanına dönmüş gece boyu orada kalmış sabah işinin başına geçmişti.

Akın aralarında en çok sırıtandı. Suskunluk ona yakışmamıştı. Gözde ise ilk defa yalnız başına gireceği ameliyatın stresini yaşıyordu. "Böyle çekilmez bir hâl alıyoruz." Gizem sevmediğini düşündüğü o gürültüyü sevdiğini fark etmişti. "Ayrılacağız birazdan zaten." Akın sinir bozucu sessizliğe devam ederken Karan'ın bakışları ona döndü. "Saat birde hepimiz bilinmezlik bölümünde olacağız. Sen öncesinde odama gel." dedi Akın'a doğru. Konuşmadan onayladı.

"Şimdi işinizin başına." Hepsi kendi hastalarının odasına doğru ilerlerledi. Karan hastalarını kontrol ettikten sonra ilk iş olarak Rüya'nın odasına çıktı. Sessiz odaya girdiğinde kızın solgun tenine baktı. Sihay saçlarını dün akşam bir toka ile acemice bağlamıştı ama daha sonra uyanınca başını ağrıtacağını düşündüğü için tekrar açmıştı.

Daha kötü halde olan insanlar görmüştü ama Rüya'nın günden güne zayıf düşen bedenine bakmak oldukça zor geliyordu. Uzun süre bakamıyor bir süre sonra bakışları tavana çevriliyordu. Çalan kapı açıldığında içeri Akın girdi. "Odama gel demiştiniz ama ilk buraya geleceğinizi düşünüp buraya geldim." Karan başını sallayıp sandalyeleri gösterdi.

Akın üzeri dosya dolu olan masaya bakarken sandalyeye oturdu.Karan da karşısına oturdu. "Anlat bakalım."

"Neyi anlatayım hocam?"

"Nasıl düzeleceğini anlat mesela." Akın anlamadığını belirtmek adına konuşmadı. "Farklı davranıyorsun bir gün düzeleceksen karışmayacağım ama yok ben bundan sonra böyleyim diyorsan işler değişir."

"Düzelirim sanırım." Yıllar önce sevdiği kadına karşı bir duygusu kalmamış olmasını umuyordu ama onu görmek canını fena yakmıştı. "O hayatına devam etmişken ona bağlı kalma. Zaman geçip gidecek ve gün gelecek kendi kendine hesap soracaksın hayatında yerim olmayan biri için neden kendimden vazgeçtim diye. Bunu yaşamak istiyor musun?"

Akın bir süreliğine sessiz kaldı. "Kolay olmuyor hocam. O hayatında bana bir yer vermemiş olabilir ama ben hayatımı o yapmışım."

"Kolay olmayacak bunun farkındayım ama zor diye de bırakmazsın sen Akın. Zoru seven birisin halletmek için çabalayacağına eminim." O da tekrar sessizliğe büründüğünde Akın daha ne kadar Damla'ya bağlı yaşayabiliceğini düşünüyordu.

"Siz nasılsınız hocam?" Akın'ın sorusuna anlam veremedi. "İyiyim de ne alaka şu an bu soru." Başı ile Rüya'yı gösterdi. "Uyuyor. Bir süreliğine yok o yüzden dedim." Bunun kendisine kötü hissettirdiğinin o da farkındaydı. "Bir gün tamamen gidecek."

"Hangi anlamda?" Karan bu soruya cevap vermediğinde Akın başka bir soru yöneltti. "Bir süreliğine ünvandan çıkıp size abi desem?" Hocasına demektense abisine demesi gerektiğini düşünmüştü. "Ne geliyor bakalım, de."

"Her iki anlamda da gitmesini istemiyorsun abi." Haklıydı istemiyordu. Bu işin sonunda Rüya ya ölecekti ya da iyileşip ailesinin yanına dönecekti. Karan her iki ihtimali de istemiyordu. Kalsın istiyordu iyileştikten sonra da kalsın peşinde dolansın istiyordu. Rüya uyuyalı daha bir gün bile olmamıştı ama özlemişti.

"Yürü Akın hastaları kontrol edelim." Odadan çıkmadan önce son defa Rüya'ya bakmıştı.

Son olarak Rüya'nın odasına geldiklerinde Theo ve Leo da onlarlaydı. "Beyni tuhaf işliyor." Leo'nun cümlesine karşılık olarak güldü Akın. "Sağol ya. Bilmiyorduk biz bunu."

"Bir şeyler bilmediğiniz için buradayız " Theo arkadaşını savunurken Karan'ın bakışları ile denk düştü. "Bilmediklerimizi anlatın o zaman boşa kafa ütülemeyin."

Theo konuşacakken Leo onu durdurdu. "Daha derin bir araştırma gerekli böyle anlamlandırmakta zorlanıyoruz." Onlara güvenmiyordu. "Gerek yok. Anlamlandırabildiğiniz kadarını söyleyeyin." Bu seferde Leo konuşacakken Theo durdurmuştu. "Yok şu an için."

"Çıkın o zaman." İkisi odadan çıktıktan sonra ekip de sessizliğe bürünmüştü Karan'ın öfkeli olduğunun farkındaydılar. "Hocam ameliyat saati yaklaşıyor." Gözde cesaretini toplayıp konuştuğunda başını salladı Karan. "Gidelim."

Gözde ilk defa bir ameliyat da baş Cerrah olarak çalışacaktı Karan ve Gizem onu uzaktan izleyecek Akın ise onunla beraber girecekti. "Sakin ol." Akın Gözde'nin yanına geçip konuştuğunda Gözde irkilmişti. "Nasıl sakin olamamı bekliyorsun ki? Sen kendikinde sakin miydin?"

"Öyleydi. Gizem'den bile daha sakindi." Gizem Atlas'ın dediğine başını salladı. "Şaşırtıcıydı ama öyleydi." Gözde beklemediği şey ile Akın'a döndü. "Nasıl sakin kaldın?"

"Ben Karan Hocama güvenmştim. Benimle beraber o girmişti. Nasıl yaptı bilmiyorum ama aynı anda hem orada tek olduğumu hem de herhangi bir olumsuzluk da yanımda olduğunu hissettirdi."

"Buna katılıyorum." Gizem de Karan ile girmişti. "Bir şey desem kırılır mısın?" Akın'a yönelik konuştuğunda ne diyeceğini tahmin ettiği için konuştu. "Hayır."

"Keşke benimle de Karan Hocam girse." Önde dalgın bir şekilde yürüyen Karan'ın dönen sohbetten haberi yoktu. Aklı Rüya'daydı.

Ameliyathaneye geldiklerinde Akın ve Gözde hazırlanmaya giderken Karan da onlarla beraber ilerlemişti. "Hocam?" İkisi aynı anda konuştuğunda Gizem de şaşkındı. "Sizde mi geliyorsunuz?"

"Öyle bir düşüncem var ama istemiyorsan." Gözde başını hızla olumsuz anlamda salladı. "Hayır çok isterim." Akın sohbete dahil oldu. "Bizi mi duydunuz?"

"Ne konuda?"

"Ameliyat konusunda."

"Dosyasında farklı bir şey mi var bilmediğim?"

"Hocam Rüya'yı erken uyandıralım ne dersiniz? Ben eskiden az da olsa anlaşıyordum sizinle artık onu da yapamıyorum." Akın'ın cümlesi ile ensesine bir şaplak yemesi bir oldu. "Benim keyfime kalsa hiç uyutmazdım. Uyandır diyor ben istemiyorum sanki." Söylene söylene ilerlediğinde Akın elini alnına vurmuştu. "Bizim için bu iki güne sabır diliyorum."

...

İşlerini hallettikden sonra yine aynı odaya ilerlemişti. "Karan amca." duyduğu ses ile arkasını döndü. "Efe?" Ona doğru yorgun adımlara gelen maskeli çocuğa baktı. "Ne yapıyorsun sen burda?"

"Rüya'yı göreceğim. İzin vermezsen başka bir zaman yine geleceğim. Kardeşimi göreceğim ben." Kendinden emin sesi bu konuda vazgeçmeyeceğinin habercisiydi.

"Sadece beş dakika sonra odana gideceksin." Efe hızla başını salladı. "Olur yeter ki iyi olup olmadığını göreyim." Odanın önüne geldiğinde Karan çocuğa döndü. "Uyuyor. Bir süre daha uyumaya devam edecek."

"İyi olacak mı peki?" odanın içine girerken konuştu. Bir şey demedi Karan. Uyuyan kıza bakarken buruk bir tebessüm oluştu. "Beyni neden ona zarar veriyor?"

"Nereden biliyorsun sen bunu?"

"Akın abi ve Atlas abi konuşurken duymuştum. Rüya olduğunu anlamamıştım sonra hastalığı kısmında sinir sistemi bozukluğu yazdığı aklıma gelince fikir yürüttüm."

"Boşver sen. Uzun ve karmaşık oralar." Efe arkadaşının yanına gidip elini tuttu. "Ailesi gelmiyor. Onun hakkında kimse bir şey sormuyordur. Hepsini kendisi öğrenmek zorunda kalıyor. Kardeşi olarak ben öğrensem." Karan ilk defa tavana bakmak yerine başını yere eğdi.

"Ben varım Efe." dedi sakince ama sesini kaplayan acı belirgindi. "Onun yanında ben varım sen merak etme. O istediği sürece hep yanındayım. İstemese de yanında olacağım."

"Ben de olayım yanında." Çocuğa gülümsedi. Yanına gidip saçlarını okşadı. "Yanıdasın zaten ama kendin de hastasın kendin iyileş ki yanında ol." Başını salladı. "O iyileşince ailesinin yanına geri mi dönecek?"

"O zaman gelince bakalım Efe. Artık odana git." Karan Efe'yi odasına bırakmış ve tekrardan odaya dönmüştü. "Bugün de bitti yarın için ne yapacağız acaba." Onunla konuşmayacağını bilmesine rağmen sandalyesini yatağın yanına çekti.

"Ölmek isteyen biri daha benim bilmediğim onca şeyi yaşamış olmana rağmen yaşam için olan bu çabanı görse kendinden utandırdı." Bundan emindi ölmek istemiyordu herşeye rağmen yaşamak için bir umut arıyordu. "Uyanıkken de söylerim ama şimdi geldi aklıma. Yaşamak için olan umudu aramana yardımcı olacağım sen yeterki yaşa. Mavilerini dünyaya kapatma Rüya."

"İki gün uyuyacaksın sadece ama zormuş. Nedeni bilmediğim bir sebepten ötürü hayatımdaki en önemli konumlardan birindesin. Benden kendini alma." Nedenini bilmiyor oluşu kabul etmediği anlamına gelmiyordu. Önemsiyordu onu hem de fazlasıyla.

Öfke ile güldü. "Şu dünyadaki iğrenç insanlara yeten o oksijen sana yetmiyor. İşte o zaman içimde bir yerlerde tüm dünyayı silme isteği oluşuyor." Saatlerce konuşmuştu. Rüya olsa onu dinlerdi ama şu an konuşan taraf oydu. "Geçmiyor bu günler bir türlü. Geçsede uyansan, uyansan da konuşsan. Benim konuşmam sarmıyor Küçük Hanım."

Sabırsız biri değildi normalde ama şu anda sabır sınrıları fazla zorlanmıştı. "Daha bir gün var." dedi öfke ile ayağa kalkarken. Ameliyat saati yaklaştığını için Rüya'yı son kez kontrol edip odadan çıkmıştı.

Öfkesini anlayanlar çok da yanına yaklaşmıyorlardı. "Hocam." dedi Fulya. "Ne?" dedi sesi öfkeden çok sabırsızdı. "Bir hastaya bakmalısınız." Fulya'nın cümlesinin ardından sakinleşmek adına derin bir nefes aldı. "Kime?" Fulya hastanın adını söylediğinde hastayı kontrole gitmişti. Ondan sonra acil ameliyat dahil olmak üzere bir kaç ameliyata girmişti.

O sıralarda birilerinin hain planları vardı. "Theo farkeder." Leo korku ile konuşurken Rüya'nın odasına doğru ilerlerledi. "Dalgın olduğu belli fark etmez."

"Dalgınlığının sebebi bu kız belli ki. Onu denek olarak kullanıcağımızı öğrenirse bu sefer hapishaneye girmek bile kurtarmaz bizi." Theo onu dinlemeden odaya grip denek olma için izin dosyasını diğer dosyaların arasına koydu. "Öğrenirse bizi öldürür." Leo'nun korkusuna göz devirdi. "Babası imzaladı Karan'ın o kadar üzerinde duracağını sanmıyorum. Ayrıca hipokrat yeminini yakmaz."

"Başkasına öldürttürür lan!" Leo korkuyordu ama dosyayı oraya koymasını engellememişti. "Yürü lan! Anlamayacak anlayana kadar kaçarız."

...

Rüya;

Hani alışkın olduğunuz bir şey değiştiğin de yadırgarsınız. Tam olarak o yadırgama ile bakıyordum bu sokağa. Yine rüya görüyordum bunun farkındaydım biliyordum bu sokağı çünkü ama farklı bir şey vardı bu sefer siyahın tonlarında değil de canlı renklerleydi. Yine yürüyecek ve bir yere ulaşamayacaktım bunu biliyorum ama yine de ilerleme kararı almıştım ta ki duymayı beklemediğim bir sesi duyunca.

"Abla!" Naz bana sesleniyordu. Arkamı döndüğümde evimizin yanmadan önceki haline benzeyen bir evden çıkıyordu. "Yardım eder misin? Bunların hepsi piknik için gerekli de." Elinde tuttuğu şeylere baktım ama aklım cümlede kalmıştı. "Ne pikniği?"

"Babam senin doğum günün için bizi pikniğe götürüyor ya. Unuttun mu?" Ne yapıyor? İyi de benim doğum günüm geçeli çok oldu. "Kızım dikilmesene orada. Üstüne bir şey de almamışsın. Hasta olacaksın." Babamın kurduğu cümleye karşı anlamsızca baktım.

Onlara doğru yavaş adımlarla ilerledim. "Hadi arabaya her şeyi aldık." Annem saçımı okşayıp geçmişti yanımdan. Ne olacaktı bu rüyanın sonunda merak ettiğim için bindim arabaya. "Doğum günü kızı için hemen bir şarkı."

"İyi ki doğdun Rüya!" Abim başta olmak üzere hep beraber söylediler bunu ama içime tırnak ucu kadar mutluluk serpmedi. Bazı şeylerin hayali bile mutlu edemiyor insanı. Asla böyle olmamıştık olamazdık da zaten. Denememişlerdi çünkü bir kez olsun koşulsuz şartsız birbirlerini sevmeyi denememişlerdi. Hep bir huzursuzluk vardı.

Bir ormana geldiğimizde etrafı ağaçlarla çevrili bir alanda durmuştuk. Bana nefret ile bakan hâlleri daha iyiydi alışmıştım çünkü şimdi altında bir sebep arıyordum istemsizce. "Abla hadi gel oyun oynayalım." Bana seslenen Nil'in elinde ip vardı. Hareketsiz kaldığım sırada yanıma gelip kolumdan çekiştirdi. "Hadi abla." Yanlarına gidip onlarla oynamaya başladığımda saatler birbirini kovaladı.

"Top gitti." Yakartop oynarken kaçan topa üzüldü Naz. "Alırım ben." dedim ormana doğru ilerlerken. Topu ararken bir şeyin farkına vardım; renkler soluyordu. Bu içimdeki huzursuzluğu arttırırken bakışlarım gökyüzüne çevirdim. Kararıyordu önüme bakmadan yürüdüğüm için bir çukura düşmüştüm. Hayır çukur değildi bu bu kadar derin bir çukur olamazdı.

İçinde diken gibi şeyler olsa gerek vücuduma zarar veriyorlardı. Rüya olduğu için yanmıyordu canım ama hissediyor gibiydim tanıdıkdı sanki. En sonunda sert bir zemine çarptım. Üstüm başım mahvolmuştu. Kalktığım an yine aynı sokakta aynı konumdaydım bu sefer eskisi gibi siyahtı her yer. Korkunç olan ben bu anı hatırlıyordum. Başa dönmüştük, bu o insanlardan kaçtığım o andı.

Mavi gözlü adam ileriden bana bakıyordu. "Hayır." dedim geriye doğru ilerlerken. "Hayır, başa dönmüş olamam." Bu sefer öncekinin ters yönüne koşuyordum ama sanki o da aynı anı tekrar yaşıyormuş gibi daha hızlıydı. "Korkuyorum." dedim önceki seferin aksine korkutma çare bulacağını düşünerek hiç bir yerde oyalanmamıştım. "Didaktör Bey." demiştim yalnızca sonra herşey yok oldu ve bitti ama uyanmadım.

...

Yazardan;

"Kaç saat kaldı Rüya'nın uyanmasına?" Akın bıkkınlıkla konuştu. Karan günü onlara zehir etmeyi başarmıştı. "Sekizde uyanıcak olsa şu an saat bire geliyor yedi saat var." Talya'nın cümlesi ile önlüğünü üstünden çıkardı. "İstifa ediyorum Rüya uyanınca geri çağırın beni." Hepsi buna gükerken koşarak içeri giren kişi Duru'ydu. "Bilinmezlik Bölümünde altı numaralı odadaki hasta parasomni (uyku terörü.) geçiriyor sanırım. Arif hemşire sizi çağrımamı söyledi."

Odadaki herkes duydukları ile ayağa kalkmıştı. "Karan acil ameliyat çıkana kadar tek kelime etmek yok." Atlas odadan çıkarken konuştu. Gizem de ameliyat da olduğu için Gözde ve Akın tek kalmıştı odada onlarda çıkarken Talya şoku üzerinden atamamıştı daha. "Talya Hemşire." dedi Duru. Talya ismi ile şoktan çıkıp ayağa kalktı. O da odadan çıkıp diğerlerin peşine takılmıştı.

Odaya giderken katta Rüya'nın çığlıkları duyuluyordu. Odaya adım atar atmaz gördükleri ilk şey iki hemşirenin Rüya'yı tutmaya çalışmasydı. "Yardım edin sakinleştirici yapalım." Akın'ın cümlesine karşın Atlas konuştu. "Bu uyku süresini arttırır." Akın ciddiyetle başı ile monitörü gösterdi. "Kalbi durursa da baya uzayacak." Gözde hızla sakinleştiricilerin olduğu dolaba yöneldi. Sakinleştiriciyı vurduktan sonra bir süre daha sürdü çığlıkları ama en sonunda durdu.

Hepsi derin bir nefes aldığı sırada kontrol amaçlı hiçbiri çıkmadı odadan. Yarım saatin ardından odadaki sessizliği bozan ilk şey monitörün sesi olmuştu ikincisi ise kapının aniden açılmasıydı. Kalbi yavaşlamadan direkt durmuştu. Hepsi endişe ile Rüya'ya bakarken Atlas Karan'a ilerlemişti. "Sen dışarı da kal." dediği sırada Karan'ı dışarı çıkartmaya çalıştı.

Çıkmayan adama öfke ile baktı. "Bana bak lan! Sağlıklı düşünemiyorsun bunun farkındasın. Çık dışarı ben buradayım." Arkadaşının haklı olduğunu biliyordu. Atlas'a olan güveni olmasaydı kimse onu bu odadan çıkaramazdı. Odadan çıkıp kapının önünde duvarın dibine çöktü. Hakim onun yanına çöktüğünde aklına babası düştü.

Atlas odadan çıkan arkadaşının ardından Rüya'nın yanına geçti. "Hiçbir yere gitmiyorsunuz hanımefendi burada bizimle kalacaksın." Üç dakika sonra tekrardan atan kalbi ile tuttuğu nefesini verdi Atlas. "Afferim sana."

...

Geçen saatlerin ardından tekrar aynı yerdeydi. İki saattir gözünü ayırmadan bakıyordu Rüya'ya. Sanki bakamayı bıraksa her an gidecekmiş gibi şu saatleri daha farklı hayal etmişti. Mesela şu an onu dinliyor olmayı düşünmüştü ama nasip olmamıştı. Aksine daha fazla uyuyacaktı. "Sınanıyorum." dedi ellerini saçlarının içinden geçirirken öfkeliydi.

Düşüncelerini dağıtmak adına yeniden dosyaların başına oturdu. Anlamasada hepsini tek tek okuyordu. Anlamadığı için hiçbirine imza atmıyordu. Anlamlandıramadığı cümlelerden birinin üstünde durdu.

"Rüya Açar'ın denek olarak kullanılmasını onaylıyorum."

Yazan cümleyi defalarca kez okumuş en sonunda refakatçi yerindeki Çetin'in imzasını görmüş aynı zamanda dosyayı hazırlayanların isimlerini görmüştü. "Kesinlikle sınanıyorum." Masanın üzerindeki telefonu alıp Atlas'ı aradı. Saat gece ikiyi geçiyordu ama Atlas açardı buna emindi. "Ne oluyor?" Endişeli sesine karşın soğukkanlı bir şekilde konuştu. "Hastaneye gelip Rüya'nın yanında durabilir misin?"

"Dururum da sen nereye?" Atlas yataktan kalkıcak olacak ki hışırtılar duyuldu. "Amerika'ya." Theo ve Leo bu sabah erkenden bizden bu kadar diyip çekip gitmişlerdi. Altında bir şey olduğu belliydi ama o sıra üzerine çok kafa yormamıştı. Atlas soru sormadan hastaneye gitmek adına telefonu kapatıp evinden hızla çıktı.

Atlas geldiğinde Karan kıyafetlerini değiştirmişdi bile. "Neden gidiyorsun?" Atlas odaya girer girmez bu soruyu sormuştu. "Dönünce anlatırım. Sen Rüya'ya ve hastaneye dikkat et yeter. Kalanlarını hallettim ben. Uyanmadan gelmeye çalışacağım ama olur da ben gelmeden uyanırsa beni ara." Atlas başını salladığı sıra uyuyan kızın saçlarından öpüp odadan çıktı.

Arabasını hava alanına doğru sürerken telefonu çaldı. Açtığında amcasının sesi doldurdu arabanın içini. "Buraya geliyormuşsun." Özel uçağı ile geleceği için haberi olmuştu. "Evet."

"Sebep?"

"Öyle gerekti."

"Alp bu yaşında seni dövmek istemiyorum doğru düzgün açıkla şunu." Açıklamakdansa başka bir soru yöneltti. "Amca Türkiye'ye dönerken senden bir kaç adam alma şansım var mı?" Cahit sessiz bir küfür ettikten sonra konuştu. "Allah sonumuzu hayr etsin oğlum." Karan'ın böyle bir şey istemesi onun için ilkti belli ki büyük bir şey dönüyordu ortada.

Önce Kars'tan İstanbul'a iki saatlik daha sonra da İstanbul'dan Amerika'ya 14 saat uçak yolculuğu yaptıktan sonra akşam dokuz civarı San Francisco'ya varmıştı. Cahit gelen yiğenine baktı. "Seni buralarda görmeye sevinemiyorum. Nedenini anlatmak ister misin?"

"Arabada amca." Arabaya binip herşeyi anlattıktan sonra "Sağlık örgütüne sür." dedi Cahit duyduklarının ardından. "Hayır." dedi Karan. "Önce ben konuşacağım."

...

Çalan kapıya doğru ilerledi Leo. "Kimsiniz?" Kapının diğer tarafından bir ses duyuldu. "Oda servisi." Karan evlerine giderse bulmaması için burada kalıyordular. Theo'nun planı her açıdan yetersizdi. Karan bulamasa bile Sağlık Örgütü kesinlikle bulurdu. Leo kapıyı açtığında karşısında elleri cebinde duran Karan ve iki adam görmeyi beklemiyordu. Cahit dün tüm gün araştırıp onların yerini bulmuştu.

"Bu servis benim için olacak Leo şansına küs." Karan'ın buz gibi sesi Leo'nun gözlerinde korkuya sebep oldu. Arkadan gelen Theo'nun gülüşü gördüğü adam ile soldu. İçeri girip kapıyı kapattı. "Kimi kaldıracaktınız siz?" Adamlara doğru ilerlerken konuştu. "Hanginiz bu kadar aptal olacağımı düşündü çok merak ediyorum." Etmiyordu kim olduğunu tahmin ediyordu zaten bu yüzden zaten bunu derken Theo'ya bakıyordu.

"Zeki olduğunu düşünüyorduk aslında." Theo hâlâ yaptığının arkasındaydı. "O beyin ile fazla yaşayamaz en azından insanlığa bir faydası olsun. Onu kurtaramasakda onun gibi hastaları kurtarırdık." Karan'ın yeşillerini öfke kapladı. "Var mı başka hasta?" Ona doğru yürüyen adama karşı diklendi. "Aklın sıra bir hastalığın sırrını çözecek ve adını aklayacaksın." Sahte gülüşünün ardından karşındaki adama yumruk attı.

"Bu yolda da Rüya'yı kullanacaksın öyle mi? O beyin ile fazla yaşamaz öyle mi? Sende bu beyin ile yaşayamazsın ama hâlâ hayattasın. Bundan sonrası için garanti veremem orası ayrı." Yere düşen adamı yakasından tutup yerden kaldırdı. "Dosyayı bıraktıktan sonra kaçtınız demek ki o dosyayı size getirecek biri vardı. Kim o?" Susan adama bir yumruk daha attı. "İnan merak ediyorum bu şahane planını anlat lütfen." Yere düşen adama doğru eğilip kurdu bu cümleri.

"Arif." dedi Leo korku ile. "O ben hallederim dedi." Karan eğildiği yerden kalkıp konuşan adama doğru ilerledi. "Madem kokuyorsun ne diye bulaşıyorsun bu işlere ya da korkuyor gibi görünmenin seni bu işten sıyrılmana yol açacağını düşünüyorsun." Karşısına geçip adamın üzerindeki gömleğin yakalarını düzeltti. "Benim dinim de Allah korkusu insanı kurtarır ama aynı dini paylaşmıyoruz." Leo da Theo gibi yüzüne yediği yumruk ile sendeledi.

Öfkesini dinleyerek her ikisini de öldürmeliydi ama yapmadı. Çalan telefon tüm odağını dağıttı. "Söyle." Atlas telofonun diğer ucundan konuştu. "Uyanınca ara demiştin bu sabah uyandı ama işini halletmen için aramadım."

"Başka bir şey oldu o zaman."

"Evet. Gelmen lazım yanında olman iyi gelecektir." Karan derin bir nefes aldı. "Bana da öyle." diyerek kapattı telefonu. "Sizi gebertmem gerekirdi ama siz ölür dediğiniz kıza dua edin." Etrafındaki herkes Rüya'ya dua edebilirdi. Öfkesini kusmuyorsa bunun sebebi Rüya'ydı. Ona babası gibi herkese tahammülsüz ve öfkeli görünmek istemediğindendi.

"Ölmedikleri sürece istediğinizi yapın. Sonrası için ben ilgileneceğim." Amcasının zoru ile peşinden gelen iki adama kurduğu cümlenin ardından çıktı. Sözünde durmamıştı. Uyandığında yanında olacağım demişti ama olamamıştı. Şimdi ilk işi hızla onun yanına gitmekti.

...

Rüya;

Uzun zamandır hareketsiz kalan bendenimdeki kaslar uyuşmuştu resmen. Göz kapaklarım birbirine yapışmış gibi ayrılmıyordu. O rüyanın ardından uyanırım sanmıştım ama öyle olmamıştı. Şu an ise kalkmak istiyordum. Gözlerimi zar zor araladığım da beyaz bir tavan ile karşılaştım. Alışılmadık bir şey değildi.

Başımı kaldırıp etrafa baktım oda boştu. Hangi gündeydim ben? Başım çatlıyordu. Yataktan doğrulurken fazla zorlanmıştım. Açılan kapı çok aniydi. Talya ablanın hızlı girişinin ardından Atlas abi yavaştı. "Rüya?" dedi ikisi aynı anda. Cevap verecektim ama boğazım kuru olduğu için yapamadım. Talya abla hızla bana su verdi. "Şükür uyandın." Atlas abiye gülümsedim. "Didaktör Bey nerede?" Sorduğum ilk soru bu olmuştu.

Talya ablanın kolumdaki serumu çıkaran eli donmuş Atlas abinin gülüşü ise yüzünde asılı kalmıştı. "Abi?" dediğimde yutkundu. "Hastanede değil." Söz vermişti ama. "Nerede?"

"İki gün boyunca hep yanındaydı hatta dosyalarını bile buraya getirdi." dedi masayı gösterirken. Masanın üzerindeki dosyalara baktım bir süre madem öyleydi şimdi neden burada değildi? "Üçüncü gün-" dediği sırada cümlesini böldüm. "Üçüncü gün derken? İki gün demiştiniz."

Talya abla serumu çıkarırken konuştu. "Bazı sorunlar çıktı. Onları Karan Hocam gelince sana anlatır."

"Nerede ki?" Artık biri bu soruyu cevaplayabilir mi? "Amerika'ya gitmesi gerekti ama ararım gelir hemen." Benim için işini aksatmasına gerek yoktu. "Hayır gerek yok işini halletsin." Atlas abi şüphe ile bakarken tekrar konuştum. "Ciddiyim." Tamam der gibi başını salladı.

Bir saatin ardından onlar odadan çıkmış ben kalmıştım saat beşe geliyordu. Puflardan birine oturup dışarıyı izlemeye başladım hava kararıyordu. Didaktör Bey olsaydı ne olduğunu? Nasıl olduğunu? Sorardım gerçi herşeyi sorardım ama şimdi yoktu bu yüzden susuyordum.

Kameramı çıkarmıştım ama ona konuşmak bile istemiyordum o yüzden yatağın üzerinde duruyordu öyle. Konuşmak istiyordum ama konuşmak istediğim kişi yoktu. Kendime bile sessiz kalıyordum ama Didaktör Bey'e hep konuşurdum.

Akılma gelen rüyam olmuştu. Sahi neydi o öyle? Asla böyle olamayacaksınız demek gibi bir şeydi sanırım. Ben daha önce bizi hiç öyle hayal edememiştim. Sevgi dolu, huzurlu. Hep bir şeyler eksik kalıyordu. Eksiklik hayallerde bile hissediliyordu.

Sözünde durmadı diyen tarafım sussun istiyordum. İşi vardı belli ki kızamazdım bunun için. O zaman söz vermeseydi dedi bu seferde. Dinlemeyecektim yine gelecekti yanıma bunu bilmiyordum. İki gün boyunca yanımda kalmıştı. Beni önemsediğinin farkındaydım. Ayağa kalkıp odada volta attım.

Seni ailen bile önemsemiyor susmadı devam etti. Maviş değildi bunları söyleyen bendim. Kendi içimde veriyordum bu savaşı bir yanım herkesi nefretime layık görürken diğer yanım nefrete bulaşmak istemiyordu. Aynaya baktığımda en büyük düşmanım ile karşılaşıyordum ben.

"Sus lütfen." dedim iki elimle başımı sıkarken. Susmam neyi değiştirir hepsi senin için zararken onlara hâlâ umutla bakan bir aptalsın. "Sanane." Herkes nefreti hakkeder. "Hayır." dediğimde alaysı bir gülüş duydum. Nefretini hakketmeyen birini söyle. Eskiden olsa net bir cevabım yoktu ama şimdi kesin dediğim biri vardı. "Didaktör Bey." Ben bile kendi nefretimi hakkederim ama o etmezdi.

Aptalsın sen seni bırakıp giden biri o. "Kes sesini!" derken elime gelen ilk şeyi yere fırlattım eğer etraftaki sesler artarsa onu duymazdım. "Kimse beni bırakmadı sus lütfen." dediğim sırada kulaklarımı tıkamıştım ama bu beni ancak dışarıdaki seslerden korurdu benim düşmanım içerdeydi.

Sen öyle san. Nerede? Seni bırakmadıysa burada olurdu. Ne sandın? Bu dünyada ailesi tarafından sevilmeye layık görülmemiş birinin sevilebileceğini mi? Aptalsın işte kimse doğduğu aile de sevgi görmeyene sevgi vermez aptallar sevgi verildiğini sanar. Başta aile öğretir çoğu şeyi. Sana sevgiyi öğretmediler Rüya. Sende sana verilen her şeyi sevgi sandın.
Oysaki ilaç değil zehir uzatmışlardı sana. Elleri seni kaldırmak için değil defalarca kez yeniden düşürmek için uzandı sana. İyilikleri kötülüklerini saklamak içindi. Gül diye değil ağla diyeydi o sohbetler. Kimse bilemeyecek canının nasıl kor bir ateşte yandığını. Herkes sana kör olamayı seçecek.

Susmadı sesi arttı bense çareyi daha fazla gürültü çıkarmakta buldum. Elime geçen her şeyi kırdım. Sesini bastırsın diye olmadı hiçbir ses susturmadı onu aksine onun sesi bastırdı herkesi. Ta ki yere attığım şeylerden birinin kameram olduğunu anlayana kadar. Ne zaman atmıştım onu? Sanki bu anı bekler gibi hıçkırıklarla ağlamaya başladım. "Kameram." dedim. Hediyemdi o.

"Aptal Rüya." dedim elimi yumruk yapıp başıma vurarken. Yere çöküp kırılan kameramın parçalarıma ağlarken etraftaki sesler daha yeni yeni geliyordu kulağıma. "Rüya beni duyuyor musun?" diyen Gözde ablaydı. Ne zaman gelmişti. Elimdeki kırık parçaları gösterdim. "Kırıldı." Hıçkırıklarım arttı.

"Ben kırdım ama fark etmedim. Didaktör Bey almıştı. O da yok zaten yalnız kaldım. İyi miyim? Değil miyim? Bilmiyorum. O olsa sorardım. Söz vermişti ama yok bunun için ona kızamam çünkü ben onun tek işi değilim ama." diyip sustum ağlamaya devam ediyordum. "Ama kameram kırıldı."

Gözde abla karşıma çöktü. "Kafamdaki ses de susmuyor." dedim bunu öfke ile demiştim. "Ramazan davulcularını biliyor musun?" dedi. Anlamadığım için önce bön bön baktım sonra burnumu çekip başımı salladım. "Ben çocukken yani beş altı yaşındayken." dedi avucumun içinde sıktığım parçaları alırken. "Onlardan çok korkardım."

"Niye ki?"

"Hayalet sanıyordum." Bu cümlesine gülmeden edemedim. Beklenmedikti komik gelmişti. "Davul çaldığında korkup ağlıyordum. Hayaletleri de senin gözlerinin renginde hayal ediyordum." Bu daha komik gelmişti. "Sonra nasıl hayalet olmadığına kanaat getirdim."

"Annem ve nenem gösterdi. O zamandan sonra bıraktım korkmayı." Hâlâ komik geliyordu. Bir süre önce ağlarken şimdi gülüyordum. "Karan Hocam kadar olmasa da iyi sohbet ederim." dediğinde buna da güldüm. "Didaktör Bey sohbet etmiyor ki sadece dinliyor bir de sorularımı cevaplıyor."

"Yarın gelecektir özlediğin belli." Başımı salladığımda yanıma gelip bana sarıldı. Bende ona sıkı sıkı sarıldığım sırada odaya Atlas abi girdi. "Nasıl sakinleşti?"

"Kendi kendine. Kamerası kırıldı diye durdu." Akın abinin de burada olduğunu gördüğümde kendimi fazlasıyla kaybettiğimi anlamadım. "Karan yarın gelince ona söylersin yenisini alır."

"Saat kaçta gelecek?" Atlas abi telefonun da saate baktı. "Dokuz, on gibi burada olur." Başımı salladım. "Bugünlük başka odaya geç burlarını toplayana kadar." Kırılmış olan kamerama bakarken gelen gözyaşlarımı geri döndürdüm. Yarım Didaktör Bey gelince ona derdim tamir ettirirdi. Öyle umuyordum.

Yere attığım sincap peluşumu aldım. "Özür dilerim seni atmak istemedim." Bu halime güldükleri sırada Atlas abi kolunu omzuma attı. "Kendinden özür dile önce." Omuz silkip peluşuma sarıldım.

Odaya geçtikten sonra hepsi sırayla başımda beklemişti. Uyumaya niyetim yoktu onlarda bunun farkında oldukları için başımda bekliyorlardı. "Tek kalabilirim." dedim. Talya abla telofonundaki başını bana çevirdi. "Biliyorum."

"O zaman neden başımda bekliyorsunuz?"

"Tek kalmanı istemiyoruz." Anladığımı belirtmek adına başımı salladım. Akrep ve yelkovan her ne kadar imadıma yavaş hareket ediyorlarmış gibi gelse de sonunda saat dokuza geliyordu. Odadan çıkıp aşağıya indim. Mesai saatleri geldiği için ekip işlerinin başına dönmüşlerdi. Etrafta gezinirken aklıma otoparka inmek geldi.

Otaparka indiğimde arabası yoktu o zaman gelirken ilk buraya uğrayacaktı. Etrafta dolaşıp zaman öldürmeye çalıştım. Adım seslerim yankılanırken başka adım sesleri duydum içimi sevinç kaplarken seslere doğru gittim ama umit ettiğim kişi değildi, abimdi. "Rüya?" değinde bıkkınlıkla ofladım. Nerede kalmıştı? Bana gelen abimi yok sayarken içeri giren arabayı fark etmemiştim yanıma gelen abime baktım. "Napıyorsun burada?"

"Bekliyorum."

"Kimi babamı mı?" Hayır hayatımda ilk defa babamı beklediğim dönemde değildim. "Rüya!" diyen sesi duyduğumda bakışlarım abimin arkasında bizden uzakta duran Didaktör Bey'e değdi. Ben hayatımda ilk defa babam dışında birini beklemiştim ve o kişi bana gelmişti.

Bir şey demeden koştum. Onun adımları da bana doğru hızlanırken eğilip boynuna sarılmama yardımcı olmuştu. O da bana sarıldığında özlemle soludum tam olarak ne zaman bu kadar özleyecek hâle gelmiştim hiçbir fikrim yoktu. Kokumu içine çektiğinde derin bir nefes verdi. Şükür eder gibiydi.

Dolan gözlerime karşı çıkmadan geri çekildim. "Söz vermiştin yoktun." Başını sola yatırdığında gözyaşlarıma içi gider gibi baktı. "Özür dilerim."

"Kameram kırıldı." dedim bu seferde çocuk gibi. "Yenisini alırız." Asıl söylemek istediğimi söylemektense başka bir şey dedim. "Dosyaların da mahvoldu." Saçımı okşayıp öptü. "Hallederiz güzelim. Sen üzülme." dedi göz yaşlarımı silerken daha çok ağladım. "Ben seni fazla dahası özledim." dedim en sonunda bu halime gülüp beni göğsüne çekti. "Ben daha fazla dahası özlemiş oluyorum o zaman." Ona sıkı sıkı sarıldığımda yeniden ben olmuş oldum.

Bunca zamandır kimdim bilmiyorum ama ben ona sığındığım her an Rüya'ydım.

Hayaller bir yana ben hep bu gerçekliği sevecektim.

...

Nasıldı??

Umarım beğenmişsinizdir.

WhatsApp kanalında her şeyi konuşuyoruz bazen vermem desemde spoiler da veriyorum oraya da beklerim. 🫠

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 😊

See youuu 👋🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…