4. bölüm / 18
Belki Baba3.Bölüm: Hastane
Bölümler 18Şu an: 3.Bölüm: Hastane
- 1 Giriş428 kelime
- 2 1.Bölüm: Aile4.882 kelime
- 3 2.Bölüm: Kendini Kaybetmek5.281 kelime
- 4 3.Bölüm: Hastane4.931 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4.Bölüm: Başlangıç5.149 kelime
- 6 5.Bölüm: Maviş & Şeker Portakalı5.930 kelime
- 7 6.Ölüyor muyum?6.581 kelime
- 8 7.Bölüm: Bilinmezlik6.563 kelime
- 9 8.Bölüm: Bitişler ve Başlangıçlar6.346 kelime
- 10 9.Bölüm: Kimim Ben?7.016 kelime
- 11 10.Bölüm: Korku5.531 kelime
- 12 11.Bölüm: Masal5.184 kelime
- 13 12.Bölüm: Yokluğun5.182 kelime
- 14 13. Bölüm: Yalan6.310 kelime
- 15 14.Bölüm: Kızım3.372 kelime
- 16 Başka Bir Evrende...1.172 kelime
- 17 15.Bölüm: Nasuh Tövbesi4.073 kelime
- 18 16.Bölüm: Bitiş ve Veda3.499 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selammm🫶🏻
Nasılsınız?? Umarım iyisinizdir.
Hatam varsa affola umarım hoşuna gider keyifli okumalar dilerim.
Oy ve yorum atarsanız sevinirim şimdiden teşekkürler ✨
Bir varmış bir yokmuş. Bir masal başlamış ama sonu kâbus ile bitmiş. Rüya gibi bir yaşam diliyen iki genç rüyadan uyanmış ve gerçeklikte kaybetmiş.
Cevat. Aklı yitik Cevat. Yüz karası Cevat. Korkunç Cevat.
Hacer. Değersiz Hacer. Gereksiz Hacer. Satılan Hacer. Sevgisiz Hacer.
Masallardaki insanlar hep mutlu sona ulaşır mı? Kimisi için evet ama mutlu son bile mutlu bitmez. Mutlak mutlu son yoktur ama mutsuz sonlar mutlaktır. Kesin sonuçlu şeyler can yakar. Mutsuz sonlar gibi.
Bir masal dinledi Rüya. Masal gibi başlayan bir aşkın hiç kapanmayan yaralar dönüşümünü dinledi Rüya. Bu masal aşkın çok güçlü bir duygu olduğunu öğretti ona. Aşkı bilmiyordu ama doğuracağı sonuçlardan birini biliyordu artık.
Bir varmış bir yokmuş. Değerli anlamına gelen isme sahip Hacer varmış. Kimse için değerli olmasada Cevat için öyleymiş. Cevat varmış bide. Hacer'i canı yapmış Cevat. Canı onunla olmadıkça ölüm hep onunlaymış.
Birbirlerini ilk gördükleri an kader onlar için sonu çoktan belirlemişti. Ölüm onlar için kavuşmak değildi. Ölüm onlar için kurtuluştu. Belki kavuştular belki kavuşmadılar. Kimse bilemezdi.
Çok şey görmüştü Cevat. Sevdiği kadının düğünü, hastalığını, doğumunu ve ölümünü. Hepsine şahit olmuştu. Kalbi dayanmıştı bunların hepsine belki de dayanamayıp tüm yükü akla bırakmıştı. Akıl dayanamamıştı bu acıya. Dayanamadığı için aklını yitirmişti Cevat.
"Aklı yitik Cevat", "Deli Cevat" olmuştu. Tüm herkes ondan korkar olmuştu. Canavar diyorlardı çocuklar. Aileler çocuklarını ondan korumak için evin yakınından bile geçmiyorlardı.
Çok şey yaşamıştı Hacer. Zorla evlendirilmişti, onu sevmeyen babasından şiddet görmüştü, sevdiği adamı öldürmek ile tehtid edilmişti. İstemeden aynı çatı altında bulunmak istemediği adamla aynı yatağa girmişti. Sevdiği adamdan olmayan bir çocuk taşıyordu. İnsanlar ona iğrenç lakaplar takıyordu.
Öldü. O öldü, çocuğu öldü, sevdiği de öldü.
Cevat delirdi. Çok sevdi, uğruna delirecek kadar, günahların en büyüğünü kabullenmişti. Allah
katında en düşük rütbeye düşecek kadar sevdi. Bir kulunu Allah'dan çok seversen Allah onu senden alırmış. Cevat çok sevmişti. Rabbi sevdiği ondan almıştı. O da onu sevdiğinden ayıran kadere karşı çıktı ve intihar etti.
Ve masal böyle sonlandı. Bu masalın tek bir dinleyicisi oldu. Rüya.
22.01.2015
Hayat koca bir kördüğüm ve biz bu kördüğümün çözüldüğünü gördüğümüz anda ölmüş oluyoruz. Çünkü kördüğümleri çözdüğümüzde başını da sonunu da görmüş oluruz. Tıpkı öldüğümüzde hayatımızın başını ve sonunu bildiğimiz gibi. Aslında hayatımızın başını hatırlamayız sonunuda bilemeyiz ama biz kördüğüm olan hayatımızın her anında yer alırız. Yaşama amacı budur aslında. Kördüğümü çözmek.
İnsanlar hayatın karmaşasını çözdüğünde mutluluğa ulaşacağını sanar ama asıl mutluluk hayatın karmaşasını çözerken geçer gider. Çoğu insan bunu kavrayamaz bile çünkü kendini hayata o kadar adamıştırki. Mutluluğun yolun sonunda değil geldiği yolda olduğunun farkına varamaz. Oysaki mutluluk her zaman o yolun üzerindedir. Tek yapmanız gereken hayattan az da olsa uzaklaşıp ilerlediğiniz yolu incelemektir. İşte o zaman siz mutluluğu değil mutluluk sizi bulacaktır.
İnsanlar yolun sonunda mutluluk olmadığını farkettiğinde geri gitmekten kaçınıyorlar ve hayatı boşa yaşadıklarını anlayıp ulaşmak için mutluluğu kaçırdıkları o yolun sonunda ölüm için gün sayar oluyorlar.
Cevat'ın evine doğru koşuyordu Rüya. Sonunda annesi dışarı çıkmasına izin vermişti. Cevat'ın yanına gitme demişti annesi ama nolurdu ki gitse Cevat onun arkadaşıydı kötü biri değildi o. Hem ona masal anlatıyordu.
Cevat'ın evinin önüne gelince durup soluklandı. "Ceval. Ben geldim." kendince ona taktığı lakap ile arkadaşını çağırdı. Cevat onu hep duyar gelirdi ama gelmemişti. Apartmanın içine girdi ve kapıya vurarak arkadaşını çağırdı. "Ceval." kapı açılınca Cevat'ın geldiğini sanmıştı ama kapı zaten açıktı.
"Bak sana küserim." derken sesi dargın çıkmıştı. Girdiği oda ölüm kokuyordu. Havada asılı beden arkadaşım dediği Cevat'ındı. Kısa boyu yüzünü görmeye yetmediği için birkaç adım geriledi ve başını kaldırıp adamın yüzüne baktı. Tek bir yaşam belirtisi yoktu o yüzde yalnızca acı bir tebessüm.
Belki sevdiği kadının yanına gittiği içindi belki de kader ile oyun oynadığı içindi bu tebessüm. Küçük kız ne olduğunu anlamamıştı. Daha altı yaşına yeni girmişti. Çocuk aklı ölümü kavrayamamıştı.
"Uyuyor musun Ceval?" musumca sorduğu soru karşısında hiçbir tepki alamadı. "Yatagında uyumalısın yoksa annen kızar." bulunduğu odanın dağınıklığı ile tekrar konuştu. "Odanı da dağıltmışsın annenin sana vurmaması için önce odayı toplamalısın. Merak etme sana yardım ederim." kurduğu cümleler hem tatlı hem de acı vericiydi.
"Biliyor musun? Ben evde çok sıkıldım. Annem sana geldim diye kızıyor. Sen kötü değilsin ki." Bir ölü ile konuştuğunun farkında değildi. "Mesela annem çok kızıyordu bana harfler yüzünden ama sen öğrettin."
Rüya bazı harfleri söyleyemiyordu bu yüzden annesi kızardı ona döverdi 'Sen aptal mısın da iki harfi söyleye miyorsun?' derdi. Cevat ona söyleyemediği harfler de yardımcı olmuştu. "T" harfini de söyleyemezdi bu yüzden Cevat'a Ceval derdi öğrendikten sonra da böyle demeye devam etti. "Hem bana okumayı da öğreteceksin."
Rüya okumayı öğrenecekti ama Cevat bunu görmeyecekti.
"Cevat." bağıran ses Cevat'ın annesi Gül'ündü. Evin kapısını açık görünce endişe ile içeri girmişti. Oğlundan bir ses bekliyordu ama yoktu. Oğlunun odasına girdiğinde tavanda asılı beden ile yere yığıldı yaşlı kadın. Gözleri yaşla doldu.
Oğlu kendi canına kıymıştı. Yaşlı gözlerle odada duran küçük kıza baktı.
"Neden ağlıyorsun Gül teyze?" konuşan kız ile göz yaşları daha da arttı. Anlamamıştı küçük kız. Kadına yaklaştı ve yanağından düşen yaşları tutmaya çalıştı. Küçük ellerine sığdırmaya çalışıyordu bir annenin göz yaşlarını.
"Ağlama, Ceval da üzülür." Cevat artık üzülemezdi. Rüya'nın söyledikleri ile kadının feryatları arttı. Rüya da tutamadığı her gözyaşı için ağladı.
İçeri bu sefer Cevat'ın dayısı girdi. Yere çökmüş ağlayan ablası ve küçük kızı görünce dumura uğradı. Karşısında asılı duran yiğeni ile hayatının şokunu yaşadı. Yapmış olmazdı değil mi? Yapmıştı ama. Ferhat'ın ilk işi küçük kızı odadan çıkarmak oldu. Neredeyse yarım saattir o odada olan kız neden apar topar çıkardığını anlamaya çalışıyordu.
Saatler geçti Rüya yaşlı gözleri ile bir taşın üzerinde oturmuş gidip gelen polis araçlarını ve ambulansları izliyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir polis karşısında durdu. Bu polisi tanıyordu dedesinin evinde ailesi ile kirada kalıyordu.
"Evine git Rüya, burada kalmazsın." dediğinde küçük kız kollarını birbirine doladı ve omuz silkti. "Ben Ceval'i bekliyorum. Masal anlatacak bana." ağlamaklı sesi adamın ciğerini deşti. "Rüya.." dedi gitmesi için rica eder gibi. "Burada kalacağım, gitmiyorum." inatçı bir kızdı. Babası inat ederse onu döverdi ama babası burada yoktu değil mi?
Ferhat elindeki kitap gibi duran defter ile apartmandan dışarı çıktığında hâlâ kapıda bekleyen Rüya ile daha yeni durduğu gözyaşlarına direnmeye çalıştı. Nasıl derdi bu küçük kıza 'Öldü' diye? Rüya'nın karşısındaki adama yaklaştı ve ağlamaktan kısılan sesiyle konuştu. "Ben hallederim Mehmet abi." Mehmet duyduğu sesle adama dönüp başını salladı.
Adam Rüya'nın önünden çekilince Ferhat onunla aynı boya gelmek için eğildi. "Evet, küçük hanım neden hâlâ buradasın bakalım?" derken sesini neşeli çıkarmaya çalışıyordu. "Ben küçük hanım değilim." dedi. Ona küçük hanım denmesini sevmiyordu. "Ceval'i bekliyorum." sesi durgunlaşmıştı. Anlamıştı odaya girdiğinde uyuduğunu sandığı Cevat'ın aslında öldüğünü anlamıştı. Polis abiler konuşurken duymuştu ama inanmak istemiyordu.
"Rüya..." çaresiz kalmıştı Ferhat. Nasıl açıklayacaktı? "Ceval gelmiycek demi." ağlarken konuşan kız artık emindi arkadaşı gitmişti. "Beni bıraktı." Ferhat Rüya'nın gözyaşlarını silmeye çalıştı ama Rüya istemeyerek onu itti. "Nerede?" derken geri gelecek demesini istiyordu.
"Bir daha gelmeyecek Rüya." çaresiz sesi Rüya'nın tüm dünyasını başına yıktı. "O öldü." Cevat ölmüştü ama ölümün ne demek olduğunu bilmiyordu ki Rüya. Tek bildiği ölen biri bir daha gelmezdi.
Ferhat elindeki defteri ona uzattı. "Bunu senin için yazmış." Rüya adamın elindeki deftere baktı, adam bir kez daha ona uzatınca titreyen eli ile aldı. Ferhat ayağa kalktı. "Gitmelisin." başını salladı Rüya gitmeyecekti ama tek kalmak istiyordu.
Ferhat gittikten sonra sert kapaklı defterin kapağına elini gezdirdi. Kapağı açıp ilk sayfayı açtı.
İki sevdalı düştü bir kalpsizin eline. Sevgi nedir bilmeyen kalpsiz ne anlar sevdadan. Yaktı iki sevdalıyı, aldı iki canı.
Sadece tek kişi için yazılan bir masal.
Rüya'ya.
...
1 gün sonra
Cenaze arabasına konulan tabut ile acı feryatlar artıyordu. Rüya ise uzakta bir duvarın arkasında izliyordu olanları. Gözyaşları dünden beri durmuyordu. Çok ağlamıştı ama hiçbir işe yaramamıştı. Sadece babası ona kızmıştı ve dövmüştü.
Gözyaşları yanaklarından akarken elindeki deftere sıkıca sarılıyordu. Cenaze arabası gittikten bir süre sonra mahalleli de arkasından gitti. Rüya mahallelinin arkasından gizlenerek onları takip etti. Mezarlık uzaktaydı çok yürümesi gerekiyordu Rüya'nın ama o yürümeyi sevmezdi. Çabucak yorulurdu. O gün yürüdü ama arkadaşı ile son kez vedalaşmak için çok yürüdü, çok yoruldu.
Mezarlığa geldiklerinde Rüya yine saklanmıştı. Babası da oradaydı eğer onu görürse kızardı. Defin işlemleri
tamamlandı ve herkes üzerine düşeni yaptığı için gittiler sadece imam kaldı. İmamın ne yaptığını anlamamıştı Rüya sadece gitmesini istiyordu. Arkadaşına veda edecekti. Biraz da kızacaktı onu bıraktığı için.
İmam gitti. Rüya yalnız kaldığını farkettiğinde mezarlığa girdi. Ayakları geri geri giderken ayaklarına karşı geldi ve mezarın başında durdu. Gözleri etrafı taradığında kimseyi göremedi. Herkes gitmişti yine o ve arkadaşı tek kalmıştı.
Daha yeni durduğu gözyaşları tekrar akarken konuştu küçük kız. "Sen çok kötüsün biliyor musun? Beni tek bıraktın ve gittin." akan gözyaşlarını silmeye çalıştı. "Bir daha gelmecekmişsin." derken omuz silkti ve konuşmaya devam etti. "Gelme küsüm zaten ben sana."
kollarını birbirine doladığında küs
kalmak istemiyordu. "Tamam küs değilim."
Uzun süreli bir sessizliğin ardından daha fazla ayakta kalamadı küçük kız yere çöktü. "Ben gördüm gülüyordun bende gülmek istiyorum yanına geleyim mi?" istekli sesi can yakıcıydı. Ölmek istiyordu. Ölüm nedir bilmeden ölmek istiyordu.
Oysaki Rüya bilinmezliklerden korkardı. Annesi ve babasını kızdırdığı zaman onların ona ne yapacağını bilmediği için çok korkardı. Şimdi korkmuyordu çünkü ölüm iyi bir şeydi öyle olmasa arkadaşı güler miydi? Gülmezdi. Gülüyorsa güzel bir şeydir ölüm. Ölürdü.
"Herkes çok üzüldü ama sen gülüyorsan ben de gülerim demi." titreyen sesi öyle olmasını umuyordu. "Hem belki o zaman annem de benim için üzülür. Babam senin için eve geldi benim için de gelir." gözyaşlarını silerek ayağa kalktı. "Gitmem gerek annem bana çok kızıcak."
Arkasını dönüp zar zor yürürken bir şey söylemeyi unutmuş gibi döndü ona. "Ceval ben seni çok özleyeceğim, hoşçakal." elini kaldırıp yavaşça sallarken konuştu. "Merak etme okumayı tam olarak öğreneceğim bana verdiğin defterde yazanları da okuyacağım." heyecanlı çıkması için çabaladığı sesi ile konuştu.
Konuşması bitince koşmaya başladı küçük kız eve gitmeliydi yoksa annesi onu döverdi. Çok ağlamıştı bugün daha fazla ağlamak istemiyordu. Koşarak orada uzaklaştı yolu bilmiyordu ama koşuyordu.
Ve masal böylece sonlandı. Cevat yapması gerektiğini düşündüğü son şeyi yaptı ve hayata veda etti. Rüya'ya bir masal bıraktı. Rüya o masalı okudukça aşkın acı yüzünü gördü. Hiç aşık olmadı ama aşkı anladı. Aşkın ne kadar güçlü olduğunu anladı.
...
Deha Hastanesi;
Yıl 2014 daha yirmi üç yaşında olan bir genç hayatının en kritik kararlarından birini vererek ülkesine geri döndü.
Tıp fakültesini kazandığı günden beri aklında dolanan fikri gerçekleştirmek için çalışmalara başlamıştı. Çoğu kişinin sadece bir saçmalıkta ibaret gördüğü şeyi gerçekliğe çevirmek için elinden gelenin fazlasını yapmıştı.
Yaptırdığı hastanede asistan doktor olarak başladı mesleğine. Hastane benim diyerek üzerinde baskı azaltmaktansa herşeyden önce bir doktor olduğunu ve ona insan canının emanet edildiğini
bilerek üzerinde ki baskıyı artırdı.
Onun tek bir hayat gayesi vardı. Bir işi ne kadar zorlarsan işin sonunda eline en iyisi geçmiş olur.
Hayatında herşeyde yaptığı gibi hastanesi içinde zorlamıştı kendini. Sınırların dışına çıkmaktan çekinmemiş dünya çapında gözle görülür bir yükseliş yaşamıştı. Karan'a göre yükselmenin bir sınırı yoktu. İnsan çabaladığı kadar yükselirdi çaba devam ettikçe yükselme de devam ederdi ama hastanenin amacı hiçbir zaman yükselmek olmamıştı. İnsanlık olmuştu.
Tek bir temennisi vardı. İnsanlara yaşama şansı sunmak. Hastane dört bölümden oluşuyordu.
İlk bölüm her hastanede olan polikinlikler ve cerrahi bölümler bu bölüm her hastaya açıktı. Herhangi bir insan burada tedavi görebilirdi. Bu bölüm dünyadaki en donanımlı hastanelerden biriydi.
İkinci bölüm incelemeye alınan hastaların bulunduğu bölüm. Bu bölümde normal hastaların dışında hastalık süreci boyunca herkeste görülen semptomlar dışında farklı bir semptom gösteren ve açıklaması zor olayların bulunduğu hastalar vardı. Bilindik hastalıkların nadir sentomları incelenir gözden kaçırılan detaylar gün yüzüne çıkarılırdı. Bu bölümde ki hastalar genellikle ilk bölümde farkına varılan bir durum sonucu bu bölüme aktarılırdı.
Tabi ki öncelik kişinin istediğiydi. Bir bölümden başka bir bölüme geçiş yapılabilmesi için izin gerekliydi. Prosedür böyleydi doktor kafasına göre bölüm değiştirmezdi çünkü her bölüm farklı bir tedavi türüydü. Hasta tedavinin farklı olmasını ister ise bölüm değişebilirdi.
Üçüncü bölüm laboratuvar bölümü hastalıklara yeni tedavi üretmek için ve semptomların ayrıştırılarak hastalıkları daha açık bir hâle getiren bölüm. Kişinin rızası alınarak tedaviler hasta üzerinde uygulanabilirdi. Çoğu hastanın gelmekten korktuğu o bölüm. Bulunan bazı tedaviler ciddi anlamda fayda sağlasada bazı tedavi yöntemleri boşlukta kalabiliyordu. Hastalığının son evresinde olan kişiler bu bölümde yer almak isteyen nadir hastalardı.
Çocukların alınmadığı o bölümdü. Kimi zaman aile bunu isterse de son çare kalana kadar hiçbir zaman bir çocuk üzerinde uygulanmazdı. Bu bölümde genelde araştırmacılar ve ikinci bölüm için çalışan doktorlar bulunurdu.
Ve son olarak dördüncü bölüm. Bilinmezlik bölümü.
Hastalığı tam olarak tespit edilememesi sebebi ile net bir tedavi uygulanamayan hastalar. Maalesef ki bu bölümde ki çoğu hasta ölüm ile beraber yaşıyorlardı.
Bilinmezlik bölümünde pek kimse yoktu toplasan iki elin parmağını geçmezdi. Bu bölümde ki hastalar ölüme terk edilmezdi. Hastanede hiçbir hasta ölüme terk edilmezdi. Her hasta için herkes kanının son damlasına kadar çalışırdı.
Belli bir hastalıkları olmadığı için belli bir tedavi de yoktu ama burada çalışan doktorlar bazı tedavileri uygulamaktan kaçınmıyordu. Benzer bir hastalığın tedavisi olsun ya da hastalığın kaynağına uygulanabilecek tedaviler olsun.
Bu bölümde hastanede özenle seçilmiş bir ekip çalışırdı. Bu ekip genelde kendi bölümlerinde üstün bir başarı sergiledikleri için bu bölümde çalışırdı. Genelde genel cerrahi uzmanları tercih edilirdi çünkü bölümde ki hastalar net bir alana girmiyordu. Ekipte genel cerrahinin yanında birde klinik araştırmanı olurdu. Hastalıklar hakkında edinilen her bilgi araştırma kapsamına girerdi. Her hasta için seçilen hemşireler sadece o hastaya özel olurlardı.
Fakat bu ekip üç yıl öncesine kadar hiç oluşturulmamıştı. Karan otuz yaşına girdiğinde en başından beri kafasında olan ekip oluşturma fikrini başhekim olarak gerçekleştirdi.
Az hasta olduğu için hastanenin önceki başhekimi bu durumu gerekli bulamamıştı. Karan da işine karışmamıştı ta ki kendisi başhekim olana kadar. Başhekim olması hastanedeki yetkisinin artması demekti. O da ilk olarak ekipi kurmuştu.
...
30.09.2024
Yazardan;
Saat; 07.42
Hastanenin otomatik kapısı açıldı. İçeri ilk giren Gizem Çakır oldu. Yirmi sekiz yaşındaki genç kız hiçbir yere geç kalmazdı aksine her yere erken giderdi. Ekip kuruduğunda yirmi beş yaşındaydı asistanlığının son yılında iken hiç beklemediği bir anda ekip için görevlendirilmişti. Beyin Cerrahi uzmanıydı. İlk bölümden ataması olmuştu. Duygu kontrolü iyi olan her duruma hazırlıklı biriydi. Duygularını gerektiği zaman hiçe sayarak profesyonelliğini ön plana çıkarırdı. Onun için etik kurallar her zaman birinci sıradaydı. Hayatını kurallara göre şekillendirirdi. Öncelik mesleği geriye kalan herşey sonraya kalabilirdi. Karan gözlemlerine dayanarak onu ekibe almıştı. Pişman olacağını hiç düşünmüyordu.
Kahverengi saçlarının ve ela gözlerinin onu sıradan gösterdiğini düşünüyordu ama kendi güzelliğinin farkında bir kadındı. Yüz hatları onu ne kadar sevimli gösterse de katı sınırlara sahipti. Kemerli ama küçük burnu ona ayrı bir hava katıyordu. Sınırlarının dışına çıkmazdı, içeriye de kismeyi almazdı. İstisnalar kaideyi bozmaz.
Saat; 08.00
Kapı bu sefer Atlas Parim için açılmıştı. Otuz iki yaşındaydı. Kilinisyen-araştırmacı olarak hem hasta bakımındansorumluydu hem de araştırmabölümünde bulunuyordu. İlk geldiği zamanlarda ikinci bölümde çalışırken üçüncü bölüme ataması olmuştu. Şimdi ise bilinmezlik bölümünde çalışıyordu.
Deneyimli bir doktordu sadece bu hastanede çalışmamıştı imkanların daha kısıtlı olduğu yerlerde de mesleğini yapmıştı. Dakikliği ile de ön plana çıkardı. Onun birine yaşam verebilmek için zaman keybetmemesi gerekiyordu. Sekiz yıllık mesleki serüveni boyunca çok fazla hasta görmüştü. Güçlü bir hafızaya sahipti gördüğü hastaların hepsinde aklında tutması gerektiğini düşündüğü şeyleri aklına kazırdı. Öğrendiği hiçbir bilgiyi fazlalık olarak görmezdi her bilgi bir gün mutlaka bir işe yarardı onun fıtratında. Ekipte ki tek araştırmacı olmasının yanı sıra ciddiyetinden ödün vermeyen biriydi. Yaşları Karan ile yakındı. İkisi de birbirine söylemesede birbirlerine kendilerinden çok güveniyorlardı. Belki de bu yüzden ekibin en belirgin üyesi oydu.
Açık kumral düz saçlara ve adını aldığı okyanus gibi derin mavinin açık tonlarında gözlere sahipti. Keskin yüz hatları ve kafasının sol tarafında saçlarının kapattığı bir yara izi vardı. Çocukluğundan ona kalan bu yara şuan bulunduğu yerin nedeni konumundaydı. Sert çehresi insanların ona olan tutumunu belirliyordu. Gereksiz samimiyetten kaçınırdı. Asosyal bir kişiliğe sahipti. Araştırmacı olmasına rağmen yalnız çalışmayı seven biriydi. Ona göre kaybettiği hiçbir şeyin telafisi mümkün değildi. O yüzden kaybetmekten içten içe korkardı.
Saat; 08.03
Koşarak içeri giren genç kız Gözde Karol idi. İçeri adım attığı anda derin bir nefes aldı genç kız. Daha yirmi altı yaşındaydı. Ekibin en genç üyesi oluyordu. Dört kişilik ekibe sonrada dahil olmuştu. Nerdeyse bir yıldır ekip içinde görevliydi. Kendince ekip içinde kabul görmediğini düşünüyordu. Deneyimsizliğini bir başarısızlık olarak görüyordu. Uzman Genel Cerrahtı.
Okuldan mezun olur olmaz bu hastaneye gelmiş bir yıl birinci bölümde asistanlık yapmış daha sonrasında bu hastaneye gelme sebebi olan bölüme geçmişti. Karan onun okulunda bir seminere katılmıştı. Genç kız seminer boyunca hiç susmamış sürekli merak ettiği sorular yöneltmişti. Öyle ki sorduğu sorunun cevabından tekrar soru oluşturuyordu. Karan'ın hoşuna gitmişti bu durum. Genç kızı biraz araştırdığında eğitim hayatı boyunca birçok araştırma etkinliğinde bulunmuştu. Meraklı kişiliği ile ön plana çıkıyordu. Karan'ı etkileyen meraklı oluşu değil kafasının içinde sorguladığı konuyu sorgulamaktan geri durmayışıydı. Ekip için iyi bir adaydı.
Normalde koyu kumral olan saçlarını kızıla boyatmıştı. Yakışmadığını kimse söyleyemezdi. Gözleri hafif çekikti ve koyu kahveydi. Kilolu değildi hatta ideal bir kiloya sahipti ama yanakları tombuldu. Bu onu hem daha küçük hem de daha tatlı gösteriyordu.
Kendini yetersiz görüşünden ötürü olsa gerek sürekli birşey yapmak zorunda gibi hissederdi. İlk geldiği dönemlerde ekipten biri gibi olursa kabul göreceğini düşünmüştü ancak bu durum Karan'ın onu karşısına alıp konuşması ile sonlanmıştı. Hâlâ kendini yetersiz gördüğü için geceleri uyumadan geç saatlere kadar çalışıyordu Gizem bu durumu farkettiğinde konuşmak istemişti fakat Karan zamanla kendisinin farketmesini istemişti.
Saat; 08.12
Rahat tavrı ile içeri giren adam sanki geç kalmamamış gibiydi. Akın Gökcan hastane içerisinde ciddiyeti bir türlü yakalayamayan tek kişi olabilirdi. Ameliyatlar dışında ciddiyet diye bir kavramı tanımazdı. Yirmi dokuz yaşında olmasına rağmen beş yaşındaki bir çocuktan daha çocuk olduğu anlar geliyordu. Hastanede ki çoğu doktor onun ekipte olmasını saçma buluyordu ama hiçbiri onun yaptığı şeyleri yapmamıştı. Konuşmak kolaydı ama ihracata gelince geride duruyorlardı. Akın ise ihracat kısmı ile ilgilenendi. Cesurdu bir kere risk alması gerektiğinde geri durmazdı. Korkusu ile karar vermezdi. Komikti dengeyi sağlıyordu bir şekilde. Ekibin tam olmasını sağlayan yapı taşlarından biriydi.
Açık kumral saçlarının içinde sarı tutamlar vardı. Gözleri açık kahveydi. İdeal bir boyu vardı vücudu ne çok sıskaydı ne de çok yapılıydı. Komik neşeli bir kişiliği vardı. Kıvrak bir zekaya sahipti. İnsanın aklının ucundan geçmeyecek şeyleri düşünebilirdi. Genel Cerrahi uzmanıydı.
Tüm ekip artık hastane sınırları içerisindeydi birde hiç hastaneden çıkmayan başhekimleri vardı.
Alp Karan Deha
Hastanede kendine ait çalışma odası ve çalışma odasında da hastanede kaldığı günlerde yatması için bir koltuk koymuştu. Karan ise haftada iki gün dışında hastaneden çıkmıyordu. Bazı haftalarda sadece duş alabilmek için evine bir kaç saatliğine uğruyor daha da uğramıyordu.
Yirmi üç yaşında bitirdiği okulundan ayrıldıktan hemen sonra hastane açmıştı. Devlete bağlı değildi ama ücretli de değildi. Amerika'daki okulunda yirmi yaşından sonra eğitimine hastanede devam etmişti yani on üç yıllık bir deneyimi vardı. Henüz otuz dört yaşına girmemişti. Aralık ayında otuz dört yaşında olacaktı.
Tüm dünyada saygı duyulan biriydi. Mesleği boyunca farklı tedavi yöntemleri bularak hastalıkların daha az can almasına yardımcı olmuştu. Yaşadığı süreç boyunca da tek amacı insanlara yardımcı olmak olacaktı. Ya da o öyle sanıyordu. Bazen kader bir oyun oynardı ve kişi hiç beklemediği bir durumun içinde kendini bulurdu.
Siyahın en koyu tonunda olan saçları o kadar güzeldi ki gerçek olmadığını düşünülebilirdi. Bembeyaz teninin aksine simsiyahtı saçları. Keskin yüz hatlarına sahipti sert görünümüne rağmen sağ yanağında gamzesi vardı. Gözleri ise koyu yeşildi. Bir ormanı anımsatıyordu gözleri. Gözlerine bakıldığında yeşillikler ile dolu bir orman olduğu kesindi. İnsanı içine çeken bir cazibesi vardı gözlerinin. Yapılı ve uzundu. Vücudu orantılı olması onu fazlasıyla çekici gösteriyordu.
Zekiydi soyadının hakkını veriyordu. Onu takdir edenler olduğu kadar kıskananlarda vardı. Kıskançlıkları bazen çok büyük boyutlara ulaşıyordu. Öyle ki insanlar kendi başarısızlıklarının sebebi oymuş gibi nefret ile bakıyorlardı ona. İnsanların nefretini üzerine çekmek için büyük bir çaba sarf etmiyordu. Hayatında yeri olmayan insanları umursamıyordu bu yüzden nefretleride onlar gibi umrunda değildi.
Mesai saatinin başlamasının üzerinden bir saat geçmişti. Karan ekibinin yanına inmek için önündeki dosyadan başını kaldırdı. Bir haftadır kafasını kurcalayan bir vaka vardı.
Rüya Açar Vakası.
Neyi vardı bu kızın? Bir türlü çözemiyordu. Sonuçlara bakılırsa sinir sisteminde bir sorun vardı ve bu sorun vücut işleyişini etkiliyordu. Bu olması mümkün bir durumdu ama sinir sistemindeki bu soruna ne yol açıyordu orası belli değildi. Beynin karışık bir mekanizması vardı. O yüzden anlamak zordu ama bu kızın beyninin işleyişi çok daha karışıktı.
Sinir sistemindeki bu bozukluklar sürekli değildi. Kız hastaneye gittiği sırada sinir sisteminin işleyişi yavaştı kalbi vücuda yeterli oksijeni pompalayamıyordu, neredeyse tüm sistemleri görevini tam olarak yerine
getirmiyordu fakat kriz sonrasında uyandığında bu durum durulmamış olmasına rağmen azalmıştı. Sistemler daha iyi çalışıyordu. Bu durum hastalığın anlaşılmasını iyice zorlaştırıyordu.
Karan odasından çıktığında kapısının önünde birbiri ile tartışan ekibi suskunluğa büründü.
"Ben size dedim duyacak diye susmadınız bir türlü." dedi Gizem sesindeki sitem ekip arkadaşlarınaydı.
"Sanki kendisi konuşmadı." diyerek arkadaşının sitemine karşı çıktı Akın.
"Bana kalırsa şuan susmalıyız." Gözde'nin ortaya attığı fikir herkes tarafından mantıklı bulunmuş olsa gerek tüm ekip sessizliğe büründü.
Karan gözleri ekibinin üzerinde gezindi az önce çıktığı kapıyı kapatıp asansöre doğru ilerlerken arkasından gelen ekibi ile konuştu. "Yine hangi bilimsel olayı tartışıyorsunuz?" muzip tavrı şakacı değildi ama ciddi de değildi.
"Gizem'in sevgili eşine ne alacağını." dedi soruyu ciddiye alan ama hiçte ciddi cevap vermeyen Akın.
Akın'ın cümlesi ile dirseğini karnına geçirdi Gizem. "Keşke biraz ağzını tutmayı öğrensen." fısıltı ile konuşsada sesi duyulmuştu çünkü etrafta tek bir ses bile yoktu.
Asansörün önünde durduklarında hepsi tekrar sessizliğe bürünmüştü. Kapı açıldığında ilk olarak Karan daha sonra tüm ekip olmak üzere asansöre girdiler.
"Rüya Açar vakasının araştırmaları nasıl gidiyor?" ekibine yönelttiği soru ile hepsinin bakışları birbirine döndü.
"Pek ilerlemiyor hocam." dedi Akın yarı alaylı yarı ciddi tonda. Bu vaka onunda sinirini bozmuştu.
"Neyi olduğunu anlıyamıyoruz ki
ilerlesin." sitem dolu cümlesinde haklıydı Gözde.
"Talya ailesinin yeni bir hastaneye gerek olmadığını söylediklerini söyledi." ilk defa konuşan Atlas ile başını o yöne çevirdi. "Kız kriz geçirmiş bir gün boyu
hastanedeymiş ailesi gelmemiş. Ailesinden ne bekleyebiliriz ki." Talya'dan duyduklarını dile getiren
Gizem son konuşan kişi olmuştu.
Asansör durduğunda hepsi inip hastane koridorlarında yürümeye başladı. "Beyni neye göre vücudun işleyişini yavaşlatıyor ya da hızlandırıyor bilmiyoruz." Atlas'ın bundan rahatsız olduğunu belli eden sesi ile konuşmaya devam etti. "Bu duruma neyin sebep olduğunu öğrenemezsek kendi beyni kızı öldürür." söylediği ihtimal tüm ekibin üzerine kara bulut gibi çöktü.
"Ailesi izin vermedikçe birşey yapamayız." diyerek duruma el koydu Karan. Oldukça önemli bir vaka olsadadaha reşit olmayan bir çocuğun tedavisi için ailenin izni gerekiyordu. Ailesi bu izni vermedikçe elinden birşey gelmezdi.
Ekip odasına doğru ilerlerken onlara doğru koşan hemşire ile Atlas'ın bakışlarında bir parıltı geçmişti. Bir haftadır doğru düzgün görmediği kadını görmenin mutluluğuydu bu.
Talya Karan'ın yanında durduğunda hızla konuştu. "Hocam Rüya Açar vakası ne durumda?" Talya o kız ile sadece bir gün vakit geçirmişti ama yinede merak ediyordu.
"Rüya Açar bizim vakamız değil. Biz isteğimizi belirttik fakat olumsuz bir dönüt aldık." yürümeye devam ederken konuşuyordu. Bir haftadır vakanın üzerine tonlarca araştırma yapmamış gibi rahattı tavrı. Asıl önceliğini kendi hastalarına vermek istiyordu.
"Hocam olumsuz dönütü kız mı yaptı, ailesi yaptı." Rüya'nın ailesine olan siniri hiç dinmemişti. "Refakatçisi ailesi." dedi Karan. Keskin sınırları vardı bu sınırlar onu o yapan şeylerdi. Sınırlarını bozmamakta kararlıydı.
"Onlar gibi refakatçi düşman başına." demiş bulundu Talya dediği şeyin farkına varınca hızla eli ile ağzını kapattı. Bu haline gülmeden duramayan Akın kahkaha atmıştı. Atlas ise karşısındaki kadının tatlı haline sırıttı tabi bu sırıtma kısa süreliydi.
"Hocam özür dilerim ama haklıyım." hem mahçup hem de kararlı çıkan sesini daha da kararlı bir tonda çıkararak konuştu. "Hocam bu kız saatlerce hastanede kaldı ama ne arayanı oldu ne soranı. Gözüm sürekli annesi ve babasını ararken o bu durumu çoktan kabullenmişti." derin bir nefes alıp verdi ve konuşmaya devam etti. "Yanında olmayan o insanların onayını beklemek saçma. Kızları çok umurlarında olsaydı o kız o hâle gelmezdi." konuşması bittiğinde Karan durup ona döndü.
Bak Talya seni anlıyorum ama benim bu konuda bir yetkim yok, hiçbirimizin yok. O kız reşit olana kadar ailesinin rızası olmadan tedavisi gerçekleşemez." derken sesi duygudan yoksundu.
"Tabi on sekiz yaşına kadar yaşarsa." diyerek ağızdan kaçırdı Gözde. Karan'ın sert bakışları ve Talya'nın korku dolu bakışları ona döndüğünde yavaşça Gizem'in arkasına saklanmaya çalıştı.
Karan bakışlarını Gözde'den çekip Talya'ya doğrultu. "Mesleğini unutma Talya. Duygularını ve mesleğini ayırmayı öğren."
Sağlık sektörü böyleydi, duygusuz. Duygular işin içine girince kim girebilirdi o ameliyathaneye, ya da kim izleyebilirdi o kadar insanın ölümünü, kimse. Hastanede duygusuzca davranacaktı bir doktor, sonra eve gittiğinde yüzüne teker teker çarpacaktı gerçekler. Karan'ın gidecek bir evi olmadığı için duygusuzluk hep onunla kalmıştı.
Talya başını salladı. Haklıydı, bu mesleği okumaya ilk karar verdiğinde babası da söylemişti bunu. Aynı şekilde okuduğu fakültede ki dokturuda. Talya bunu en iyi onkoloji koridorlarında öğrenmişti, o sessiz ve ölüm kokan koridorlarda. Ekip içeri girdiğinde dışarıda kaldı Talya. Atlas kapıyı kapatmadan önce baktı sevdiği kadına duygusuzluk onun için zordu.
...
Karan ekibi ile kısa bir konuşma yapmıştı ardından hepsi hastasının yanına gitmişti. Öğleden sonra iki sularında hepsi bilinemezlik katına çıkacaktı.
Atlas hastasının kontrol ettikten sonra boşluğunda kahve içmek için ekip odasına dönüşmüştü. Aklı Talya'da kalmıştı acaba nasıldı şimdi?
"Ölücek mi?" duyduğu sesi tanıyordu. Arkasını dönerken fincanını eline aldı. İfadesiz suratı ile konuştu. "Kim?" karşısındaki kadının duygusal halinin aksine duygusuz çıkan sesi ile. "O kız, Rüya. Ölücek mi?" sesinde ki o acı derinlerde gibiydi. Başını eğip ensesini kaşıdı Atlas.
"Şu duygu işinde Karan Hocam haklı. Fazla duygusal bakıyorsun." dedi. Kedilerini duygusuz canavarmış gibi tanıtıyordu resmen.
"Soruma cevap ver." sabırsız sesi karşısında derin nefes alarak konuştu. "Bilmiyoruz ama eğer tedavi olmazsa evet." On altı yaşında bir kızdan bahsediyorlardı. Atlas duygusuz değildi sadece öyle görünmeyi öğrenmişti. Evinde araştırma yaparken kafasına dank eden bu gerçek onu çok sarmıştı. Daha küçüktü Rüya ama yaşaması için hiç umut yok gibiydi.
"Ne evet?" dedi sinirle Talya. "Ölücek demek zor mu geldi? On altı yaşında bu kız. On altı niye böyle bir hastalık onu bulsun." İsyanı kimeydi anlamıyordu Atlas. Hastalığın yaşı olmazdı kimisi hasta doğardı ya da daha doğmadan ölürdü, ölümün de yaşı yoktu.
"Tedavi etmek için hastalığını bilmeliyiz ama bilmiyoruz. Tek bildiğimiz var beyninin onu her gün öldürdüğü." Atlas sakin kalmaya çalışırken elindeki bardağı bıraktı. "Gitmem gerek." diyerek çıktı odadan uzatmak istemedi. Tartışmaları hiç birşeyi değiştirmezdi.
Bir istisna vardı refakatçisi anne ve babası olabilirdi ama hasta çok acil bir durumda ise hastane onu başka bir hastaneye aktarabilirdi. Karan'ın içten içe olmasını beklediği şey buydu. Beyni tekrarda vücudun işleyişini yavaşlatacaktı. Bu durumda tekrar hastaneye gitmek zorunda kalacaktı o zaman da Gökhan direkt aktarmayı gerçekleştirecekti. Boş yere çalışmazdı Karan. Bir hafta boyunca aktarma olması durumu için araştırmalara devam ediyordu. Bunun olmasını bekliyordu ama bu kadar erken olması onun için şaşırtıcıydı.
...
Her şey bir karmaşaya dönmüştü Rüya'nın hayatında. Art arda yaşanan olaylar sanki birinin tepkisiyidi. Daha bir hafta önce kriz geçirmişti şimdi ise bayılmıştı.
Ruhuna sakladığı şeyler vücuduna ağır gelmişti.
Öğretmenleri ne olduğunu anlamaya çalışırken ambulansı arıyorlardı. Tüm öğrenciler kendi aralarında
fısıldıyorlardı.
Naz bu durumdan rahatsız olduğu için gitmeye yüklenmişti ki onu durduran kişi Doğa olmuştu. "Ablanı böyle ve bırakıp gidecek misin cidden?" sorusu ve iğneleyici tavrı Naz'ı rahatsız etti. "Seni alâkadar eden bir durum göremiyorum." sakin bir şekilde konuşmaya çalışıyordu ama başarılı olduğu söylenemezdi. "Seni alâkadar eden bir durum var ama sanki çok alakasızmış gibi davranıyorsun" Doğa hız kesmeden Naz'ın sinirini bozmaya devam etti.
"Ne bu bir anda korumacı tavır? Ne zamandan beri Rüya'yı önemsiyorsun." arkadaşı onu savunmaya başlayınca biraz sakinleşti Naz. İpek'in konuşması ile bakışlarını ona çevirdi Doğa.
"Kardeşinin bile umrunda olmadığını farkettiğimden beri." sesindeki sakin tını Naz'ı sinir etmeye devam ediyordu. İpek tam ağzını açacağı sırada Naz onu durdurdu ve ikisi de merdivenlere
yöneldiler.
Doğa daha bu yıl gelmişti okula. Babası polisti ataması çıktığı için okul değiştirmek zorunda kalmıştı. Tatlı bir kızdı. Yüksek bir auraya sahip olduğu için insanlar ile hızlı anlaşırdı. Sürekli okul değişikliği yaptığı içinde çok fazla insan tanımıştı kime nasıl yaklaşacağını öğrenmişti. Üç haftadır da sınıfındaki arkadaşları iyi anlaşmaya çalışmıştı ama bazıları ile hiç konuşmamıştı. Rüya da bunlardan biriydi sessiz bir kızdı. Bu yüzden onunla konuşmaya çekiniyordu ama kardeşinin bu tavrı sinirin bozmuştu o yüzden konuşmadan edememişti.
Ambulans okulun kapısının önüne geldiğinde Rüya hâlâ baygındı. Öğretmenler ailesini aramış ancak geri dönüt alamamışlardı.
Rüya'yı ambulansa bindirdirklerinde yanında biyoloji öğretmeni Vedat gitmişti. Ambulans hastanenin kapısının önünde durduğu anda Vedat inmişti. Gökhan acilin kapısının önünde durmuştu.
"İndirmeyin, kalp atışları nasıl?" diye sordu Gökhan ambulansa binerken. "Bradikardi." dedi yanındaki paramedik. Başını salladı Gökhan. "Doğrudan Deha Hastanesi'ne gidiyorsunuz." emir cümlesi karşısında ne yapacağını şaşırmıştı adam. "İyi de nasıl? Daha kontrol etmeden." dediğinde sözünü kesti Gökhan. "Dediğimi yap, sorumluğu ben alıyorum." sesi kendinden emin çıktığında başını salladı adam.
Gökhan ambulanstan inip kapılarını kapatacağı sırada konuştu. "Kalp atışlarının durumunu bana bildir." anladığını belli etmek için başını sallayarak karşılık verdi. Ambulansın kapısını kapattığı anda eli telefona gitti.
Numarayı çevirdiğinde telefonu kulağına koydu. Yola çıkan ambulans ile derin bir nefes verirken telefonun açılmasını bekledi.
"Dinliyorum." dedi karşıdaki adam. "Karan Hocam Rüya'yı sizin hastanenize nakil ediyorum." kendi odasına doğru ilerlerken konuştu. Karan'ın yüzünde bu durumdan memnun olmuş gibi bir gülümseme oluştu. "Bekliyorum." kurduğu son cümle buydu. Telefonun kapanma sesi ile Gökhan odasına girdi ve nakil için gerekli işlemleri yapmaya başladı.
...
Karan hastaları ile ilgilendikten sonra gelen araba ile acil servise inmişti. Birazdan Rüya burada olacaktı. İnerken ekibe işleri bittiğinde acile inmesini söylemişti.
Ambulans hastanenin önünde durduğunda Karan oraya varmıştı. Akın ve Gizem koşarak Karan'ın yanında yerlerini aldılar.
"Hasta kim hocam?" bakışlarını ambulanstan çekip Karan'a bakarken sormuştu Akın. "Kayıtlarda hasta alacağımız geçmiyordu. Nakil hasta mı aldık?" diyerek başka bir soru yöneltti Gizem. Ekibin geri kalanı henüz gelmemişti.
"Rüya Açar, nakil ile hastanemize geldi. Artık bizim vakamız." Karan'ın net sesi ile Gizem şaşırmıştı ama Akın sanki biliyormuşcasına gülmüştü.
"Acil servisde olacağız, sen yatış işlemlerini gerçekleştir Gizem." Gizem cevap vermeden hastaneye geri girdi. Akın ise Rüya'nın yanında içeri girdi. "Hasta on altı yaşında, bilinen bir hastalığı ya da alerjisi yok. Geçen hafta sinir krizi geçirmiş dosyası sizde var hocam." diyerek açıklamada bulundu paramedik.
"Kalp atışları gittikçe düşüyor. Akciğerleri yeterli oksijeni kullanmada sorun yaşıyor. Bilinmeyen bir sebepten dolayı okulda bayılmış. Öğretmenleri ve arkadaşları kafasını vurmadığını söylüyor." esmer adam şuan ki durumunu bildirdiğinde Karan başını salladı. Acile girdiğinde Rüya'nın yanına geçti. "Bir süre burada bizimlesiniz Küçük Hanım." dedi Karan.
Ne kadar olduğu bilinmeyen uzun bir süre onunla olacaktı küçük kız. O süre bitmesin diye herşeyini verecekti genç adam. Yollar kesişmişti mutluluk ikisi içinde aynı yol üzerindeydi artık.
Nasıldı??
Umarım beğenmişsiznizdir.
Alp ile tanıştınız bu bölümde. Deha hastenesimi seveceksiniz bence.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 😊
See youuu 👋🏻
Bölüm etkileşimi
