15. bölüm / 18
Belki Baba14.Bölüm: Kızım
Bölümler 18Şu an: 14.Bölüm: Kızım
- 1 Giriş428 kelime
- 2 1.Bölüm: Aile4.882 kelime
- 3 2.Bölüm: Kendini Kaybetmek5.281 kelime
- 4 3.Bölüm: Hastane4.931 kelime
- 5 4.Bölüm: Başlangıç5.149 kelime
- 6 5.Bölüm: Maviş & Şeker Portakalı5.930 kelime
- 7 6.Ölüyor muyum?6.581 kelime
- 8 7.Bölüm: Bilinmezlik6.563 kelime
- 9 8.Bölüm: Bitişler ve Başlangıçlar6.346 kelime
- 10 9.Bölüm: Kimim Ben?7.016 kelime
- 11 10.Bölüm: Korku5.531 kelime
- 12 11.Bölüm: Masal5.184 kelime
- 13 12.Bölüm: Yokluğun5.182 kelime
- 14 13. Bölüm: Yalan6.310 kelime
- 15 14.Bölüm: Kızım3.372 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Başka Bir Evrende...1.172 kelime
- 17 15.Bölüm: Nasuh Tövbesi4.073 kelime
- 18 16.Bölüm: Bitiş ve Veda3.499 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selammmm💞
Nasılsınız???? Umarım iyisinizdir.
İki haftadır görüşmüyorsunuz o yüzden hiç oyalamadan geçeceğim bölüme. Gecikme için özür dilerim💞
Hatam varsa affola keyifli okumalar dilerim 💞
Oy ve yorum atarsanız sevinirim şimdiden teşekkürler ✨
Ferhat Göçer - Kızım
Kızım, benim kızım. Bunu dediğim ilk gündür yaşamın ikincisi ilki baba dediği gündür. Anladım baba, o baba derken anlamamak ne mümkün.
A.K.D
Yazardan;
Kimisi için yaşam zamanın dışındadır. Bir an hisseder ama sonra o his yok olur. Yaşam için bir şeyler bekler. Bir sebep, sonuç, amaç herhangi bir şey yeter ki yaşam hissini geri vermiş olsun. Kimisi arar o hissi kimi gelmesini bekler. Karan için yaşam ailesiydi. Ondan ailesiyle
beraber yaşam hissini de almışlardı.
Bir gün yeniden aile kurabilecek biri olarak görmüyordu kendisini. İşine bağlıydı babası gibi ama babası işinden kopacak kadar sevmişti. Aynı şey Karan için geçerli değildi o bağdan kopabilecek kadar sevmemişti kimseyi. Cahit amcasına benziyordu bu konuda.
Ama beklenmedikti hayat onu işinden koparacak şeyin aşk olma ihtimali yoktu evet ama küçük bir kız olabilirdi. Aile her zaman anne, baba ve çocuk değildi ki. Karan için aile kızıydı. Tek bir isteği vardı ailesinin yeninden elinden alınmaması.
"Hocam bunlar eksik kalıyor." dedi Gizem. Önündeki dosyalar Rüya'nın hastalığı için öne sürülen bir kaç hipotezdi. "Farkındayım." derken elindeki dosyayı masaya fırlattı. "Hiçbir şey tam değil zaten." Neyi vardı? Tek düşüncesi buydu. 'Neyi var benim kızımın?'
"Bunlardan bir şey çıkmaz." Akın'ın cümlesine karşı Karan dışında hepsi ona ters ters baktı. "Ne?" dedi sitemle. "Tamam mantıklılar ama uyuşmuyorlar." Gizem başını salladı. "Katılıyorum. Tek umudum direkt beyinden kaynaklı bir sorun olmaması." Hepsinin ters bakışları ona döndü bu sefer. Karan ayağa kalktı. "Nereye?" dedi Atlas.
"Rüya'nın yanına." Odadan çıktığında hepsinin bakışları kapıda kalmıştı. "Yıkılır." dedi Gözde. "Asla toplayamayız." Akın Gözde'nin cümlesini devam ettirdikten sonra masadakilere baktı. "Ama eğer yaşatabilirsek hepmizi amca ya da hala oluruz." Ortamın havası değişsin diye yaptığı şeyde gayet ciddiydi. "Ne?" Talya Rüya'nın hemşiresi olarak odadaydı. "Ne ne? Sen hem yenge hem hala oluyor olabilirsin orayı katma şimdi." Duydukları karşısında iyice şoka uğradı.
"Onu demiyor." bakışları bir başka dosyadayken konuştu Atlas. "Karan Hocam zorla ya da değil ki zorla olmayacak büyük ihtimalle Rüya'yı kızı yapmazsa bende hiçbir şey bilmiyorum." Büyük bir gururla göğsünü kabarttı. "En sevdiği amcası da ben olacağım." Atlas'ın bakışları Akın'a döndüğünde. "Nereden bu netlik?" dedi.
"Sen ketumsun ben olsam ketum amca istemezdim." Akın'ın açıklamasına karşın göz devirdi. "Babası çok sevecen zaten."
"Orası ayrı. Bize karşı sevecen olmayabilir ama kendi kızına karşı baya sevecen." Akın'ın cümlesini hiçbiri reddetmemişti. "Gören diyecek ben ne yapıyorum?" Atlas'ın istemesiz mırıldanması ile hepsi güldü. "Devam edin şu dosyalara bakmaya. Belki çıkar bir şeyler."
Hepsi dosyalara dönmüşken Karan odanın önüne gelmişti. Kapıyı çaldığında odadan herhangi bir ses gelmedi. Hâlâ uyuyor olduğunu düşündüğü için kapıyı araladı. İçeri attığı ilk adımda yatakta huzurla uyumuş olmasını beklediği kızı göremedi. "Rüya?" derken lavabonun kapısına ilerledi.
Kapıyı çaldığında yeniden aynı sessizlik ile karşılaştı. "Rüya?" dedi yeniden. Ses çıkmadığın da kapıyı açtı ama aradığı kişiyi içeride bulamadı. Yeşillerini korku kaplarken elini önlüğünün cebine attıp telefonunu aldı. "Atlas." dedi odadan çıkarken. "Rüya Efe'nin odasında mı baksana ama çaktırma bir şey." Atlas'ın cevap vermesine izin vermeden kurduğu cümlenin ardından güvenlik odasına doğru ilerlemeye başladı.
Sözünü dinlememiş olmasını ve Efe'nin odasına girmiş olmasını istiyordu. Güvenlik odasının kapısı açıp içeri girdiği an odadaki iki kişi de ona baktı. "Karan Hocam bir sorun mu var?" dedi kadın güvenlik. "Bilinmezlik bölümün son iki saatinin kamera kayıtlarını istiyorum. Altı numaralı odaya bakan." Kadın başını sallayıp bilgisayarın başına geçti.
"Buyrun Hocam." Bilgisayarın karşısına geçtiğinde hızlandırılmış kayıtları izlerken Çetin kadraja girdi. "Kim koydu bu herifi içeri?" Adam ve kadın bilenlerine baktıktan sonra adam konuştu. "Bugün yeni biri başlamıştı bilmiyor olabilir."
"Öğretseydiniz. Kızımın başına bir şey gelmişse sadece o değil hepiniz işinize veda edersiniz." Bakışları bilgisayara değdiğinde önce Çetin'in bir sürenin ardından Rüya'nın çıktığını gördü. Yangın merdivenlerinden çıkan Rüya'nın başka bir açıdan bahçeden de çıktığını gördü. "O katta ki hemşire için de aynısı geçerli."
...
"Çok olmamış o kadar uzaklaşmış olamaz." dedi Akın, Atlas ve Karan için.
Karan'ın ansızın hastaneden çıkmasının ardından ikisi peşine takılmıştı. "Yakınlardadır." Atlas da katıldığında amaçları Karan'ı sakinleştirmekdi. Bu konuda başarılı değillerdi ki Karan onları duyamayacak kadar endişeliydi.
"Sen şu sokağa bak." Atlas'ın gösterdiği yöne ilerledi Akın. "Karan." dedi nereye gittiğine pek de emin olmayan adama doğru. "Bir dur be adam." Atlas ilerleyen adamın yanına geçti. "Duyuyor musun sen bizi?"
"Rüya'nın sessini duyana kadar bana bir şey deme Atlas." Yeşilleri mavileri ararken kurduğu cümleye karşı bir şey demedi Atlas.
"Sakin ol. Rüya akıllıdır başına bir şey gelmemiştir eminim." Arkadaşının endişeli haline karşı bir şey demeden duramadı. "Bir yerde yığıldıysa, yine her şeyi unuttuysa. Hasta lan! Hasta benim kızım hasta anlıyor musun? Ve ben nerede olduğunu bilmiyorum." Karan'ın öfkesinin farkında olduğu için şaşırmamıştı. "Tamam bulacağız."
"Endişeli halin hiç çekilmiyor. Vurdumduymaz olmaya devam et lütfen." Karan'ın onu dinlemediğinin farkındaydı ama yine de belki endişesini dindirir umudu ile konuşuyordu. "O kadar uzaklaşmamıştır." dedi ilerlemeye devam eden Karan'a doğru. "Geri dönüp girmediğimiz sokaklara bakalım."
Bir süre cevap vermesini beklediği arkadaşının tepkisiz hali hoşuna gitmiyordu. "Düşün lan!" dedi omzuna vurarken. "Boyun kaç senin?" Karan'ın sorusuna karşı Atlas şaşırdı. "Ne alaka? Bunu mu düşündün?"
"Ben düşünmedim düşündüğüm düşünmüştü."
"Beynimi yaktın kardeşim senin beyninde şu an pek işlevki değil gibi." Karan'ı diğer yola çevirdi. "Kızım merak etmişti ondan kaç boyun?"
"Rüya mı sordu bunu?" Başını salladı. "Doğum gününü kutladığımız gün sormuştu bende sana sormasını söylemiştim. Sormadı merakı onla kaldı. Sen söyle boyunu bulunca söyleyeceğim ona."
"Bir doksan iki." demek dışında başka bir şey yapamadı. Karan'ın aramak için ilerlerken o yerinde durdu. Telefonu çaldığında eli cebine gitti. Arayanın Akın olduğunu gördüğünde buldum demesini umarak açtı telefonu. "En sevdiği amcası ben olacağım demiştim." Eğlenen sesi herşeyi açıklamıştı ama yine de söyledi. "Buldum."
"Bulduk. Karan bulduk, yürü bulduk kızını." Telefonu kapatmadan arkadaşına koştu. Karan duyduğu cümle hızla döndü. "Nerede?" Atlas ile ilerlerken konuştu.
Akın görüş açılarına girdiğinde Atlas'ın adımları yavaşlarken Karan'ın adımları hızlandı. Bakışları karşıdaki duvar dibine dediğinde Rüya ve onun yanında oturmuş olan köpeği gördü.
Rüya;
"Rüya?" dedi yeniden Akın abi. Neredeydim tam olarak bilmiyordum ama uzun süre burada olmalıyım ki gözlerinde büyük bir endişe vardı. Konuşmak için sesleniyordu adımı ama konuşsam onun sorduklarına cevap vermezdim.
Belli bir süre geçti. Yine hesaplayamadığım ama yaşamıma eklenen. Sorsan yaşın kadar yaşarsın yalandır. Gülebildğin kadarı yaşamdır. Gerisi için diyecek tek şeyim şudur; Yaşantıların kadar ölü yaşayamadıkların kadar hiçsindir.
"Kızım." dedi tanımadık bir kelimeyi tanıdık bir ses o belli geçen süre sonra. Kafamın içinde yankılandı, tekrarlandı sürekli, kulaklarım bir başka sesin bu sözcükle dolmayı beklerken bir başka ses yapmıştı.
Her şey için geçerliydi bu. Artık baba demeyi geç baba diye bile düşünmediğim o adamın yapmasını beklediğim her şeyi yapan adam eğildi ve yüzüme bakmak adına çenemden tutarak ona bakmamı sağladı.
"Kaçtın?" dediğinde sesindeki o tınıyı anlatabilecek gibi değildim. "Kaçtım."
"Kaçmaya çalıştım daha doğru olur." Ağlamak isteği ağırdı ama ağlamadım. "Kaçacak yer bulamadım. Gidecek yerim olmadığını anlayınca buraya oturdum." Yapma der gibi bakmıştı ama susmak daha çok yakıyordu canımı. "Caddelerde de yer yok da ben her zamanki gibi kendimi küçük bir yere sığdırmaya çalıştım işte." Yapacak bir şey yok der gibi dudak büzdüm.
"Bak o da benim gibi." Yanımda benim gibi bu duvarın dibine sinmiş köpeği gösterdim. "Onu da yakmışlar o da kimsesiz. Koca dünyada kimse ona bir avuç yer verememiş." Bakışları köpekteyken ben de köpeğe döndüm. "Biz ikimiz bu duvar dibine sığındık şimdilik ama sonra bizi buradan da kovacaklar. Çünkü bizim kimsemiz yok. Ölsek kimsenin umurunda olmayız o yüzden hep ilk bizi yaktılar." Bakışlarım tekrar ona döndüğünde konuşmak için yeltendi ama yapamadı.
O konuşmayınca ben konuştum. "Annesi yok, babası yok, kardeşi de yok. Aynı ben işte." Ağlamama konusunda hâlâ direniyordum.
"Benim yanıma kaçsaydın kızım." Eli kızarmış yanağımı okşarken acıtır diye korkar gibiydi. "Ya da sen bekleseydin ben gelip seni kaçmak istediklerinden korusaydım." Yanımda oturan o köpek bu cümlenin ardından kalkıp gitmek için hareketkenmişti.
"Gelir miydin ki?" Kısık sesim ile konuştum. "Gelirdim." Eli yanağımdan dudağımın yanındaki yaraya değdi. Gözlerini öfke büründü. Yeşillerinde öldürme isteği vardı. Bir doktor için ters bir şeydi.
"Ben varım güzel kızım." Saçımın üstünden öptü. "Kendine kimsesiz deme ben varım." Beni ayağa kaldırıp gözümüm önüne gelen saçlarımı nazikçe geriye doğru itmiş ve alnımdan öpmüştü.
"Akın." dedi aynı zamanda başımı kendi göğsüne rastlarken. Bunu bekler gibi kollarımı ona doladım. Onun bir eli saçlarımdayken diğeri sırtımı okşadı. "Efendim abi."
"Hastaneyi arayıp arabamı buraya getirmelerini söyle." Akın abinin adımlarını duymamın ardından sesi duyuldu. "Karan Hocam arabasının getirilmesini istiyor konumu atarım size ben." Daha sonrasında anahtarın yeri hakkında olan sorulardı. Başımı kaldırıp beni ayakta tutan adama baktım.
Bakışlarımı hissetmiş gibi bana baktı. "Söyle güzel kızım."
"Yok bir şey." Vardı. Kızım dediğin için acım diniyor o yüzden tekrar tekrar demeni istiyorum diyemem o yüzden yok. "Bir şey olursa söyle. Kötü hissedersen ağrın olursa falan. Olur mu kızım?" Başımı salladım.
...
Araba bulunduğumuz yere gelmiş ve hepmiz binmiştik. Didaktör Bey kendisi sürücü koltuğuna oturmuş beni de yanına oturtmuştu. Atlas abi ve Akın abi arkaya geçmişti. Bakışlarım camdan dışarıyı izlerken gözlerim yavaş yavaş kapandı.
Ne kadar süre sığınak olurdu bana? Bilmiyordum ama bitsin istemiyordum. Bana sığınak olmaya devam etsin istiyordum. Başım sıkıştığı ilk anda ona koşabilmek istiyordum. Ayağa kaldırıp sarılsın, nefesi hep bir adım arkamda hissettirsin.
Kim olarak istiyordum bunları? Kızım diyor bana. Kafamdaki tüm sesler susuyor mesela. Kızım.
Kızıyım.
Öyle olmasa demezdi ama diyor. Küçük Hanım olmak hoşuma gitmişti ama kızı olmak daha güzeldir.
Kızı mıyım? Öyle dedi. Yanlışlıkla olmuşsa. Olmamışsa. Kızı olmasam kızım demezdi. Dedi ama.
Rüya demedi, Küçük Hanım da demedi. Kızım dedi. İlk defa duyuyordum ben bunu. Tuhaf işte ama güzel. Çok güzel hemde anlayamayacağım kadar güzel. Ölmeden önce duymuş olduğum için minnettardım.
Araba durduğunda gözlerimi hafif araladım. Hastanenin ışıklarını gördüğüm de başladığım yere sardığımı anladım. Göz kapaklarımı tamamen aralamak istedim ama aksine tamamen kapandılar. Hani derler ya babam beni taşısın diye uyuyor numarası yapardım diye. Ben hiç yapmamıştım hatta babamın beni taşımayacağını bildiğim için gerçekten uyumamıştım bile ama şimdi beni taşıyacağına emin olduğum için bu kadar rahat dalmıştım uykuya. Bir sonraki sabah hastanedeki odamda uyanacaktım buna emindim.
Rüyalarım kabuslara dönmeden önce severdim uyumayı. Gerçekten uyuyarak kaçan biriydim ama uykudan kaçma işi bana da sürpriz olmuştu. Artık alevler de eklenmişti o kabuslara.
Beni yakmak için peşimden gelen o şeyden kaçıp bir çukura düşüyordum. Sonra o çukurdan çıkmak adına çabalarken bir anda yeniden karanlık sokağa düşüyordum. O sokoktan çıktığımı sandığım o anda tekrar alevler peşime düşüyordu.
Kaçıncıydı bu bilmiyorum ama tekrardan o sokakta uyanmıştım. Bakışlarım gökyüzündeydi her zamanki gibi. "Rüya?" Duyduğum kadın sesi ile bakışlarım etrafta gezindi. Kimseyi görmediğim için kaşlarımı çattım. "Rüya." dedi yine aynı ses. Ayağa kalktığımda ileride bir gölge gördüm. "Rüya."
Gitmeme konusunda kararlıydım ama sesler arttıkça ne olduğunu anlamadığım bir şekilde gölgeye gitmeye başladım. "Rüya." diyen sesi duymamak istiyordum. Gölgenin peşine giden adımlarımı durduramadım.
Vardığımız yerde beş yaşında ki beni gördüm. Hacer'in dizlerinde uyku uyanıklık arasında olan ama hasta olduğu için bunu anlayamadığınız beni. Beş yaşında ateşlenmiştim çok ağlamıştım hasta olduğum için. Babam sese dayanamayıp beni önce odadan sonra da evden atmıştı. Dışarısı soğuk ateşin düşer demişti.
Bahçem de çöktüğüm yerde soğuktan titrediğimi hatırlıyorum. Annemin beni içeri almak için ısrar ettiğini de ama sonra babama olan korkusundan sustuğunu da. Bir de neden orada olduğunu bilmediğim Hacer'i. Gelip beni evine götürmek istediğini söylemişti ama kendisi de kaçmıştı o zaman.
"Elleri, kolları kınalı bebek. Yüreği doğuştan yaralı bebek." Beni dizine uzandırmıştı sonra da üstüme kendi montunu örtmüştü. Ardından uyumam konusunda korkmuştu ama uyumak istiyorum dediğimde uyumam için saçımı okşayıp bu ninni söylemişti. "Elleri, kolları kınalı bebek."
Titreyen bir sesti kulaklarımda olan. Havale geçirmişim meğersem. Hacer korku ile Ceval'i aramış o gelip almış beni oradan. İlk o sıra tanışmıştım onlarla. Sonrası yoktu işte Ceval ve Hacer benim yüzümden yakalanmıştı. Ceval Sarp'ın amcasına gidip kızını istemiş ama onlar vermemişti bu da yetmezmiş gibi bir başkası ile evlendirmişti. Sonrası ölümdü, ikisi içinde.
Rüya dediği ben değildim küçük kızdı. Tepkisizliğim korkutmuştu onu. "Hacer." dedim yanına giderken. Duymadı beni eli küçük benim alnına gitti. "Büyüdün, ah, artık, uyan, a bebek, uyan." Ağlarken korku ile demişti şarkının bu kısmını. Öldüm sanmıştı. "Özür dilerim." dedim titrek bir sesle. "Çocuktun." dedi bir başka ses.
Mavilerim arkama döndü. "Bilemezdin. Hatırlamıyorsun bile Rüya." İçten içe onun da beni suçlandığına emindim oysaki. "Belki bir zamanlar evet." dedi Ceval. "Ne?"
"Bir zamanlar seni suçladım, evet." Yanımda durduğunda hasta küçük bana baktı. "Ama hayır Rüya bu dünyada hepimiz suçlu olabiliriz ama sen değilsin." Sonra bana baktı. "Ama tüm ceza sana kalmış." Boğazım düğümlendi. "Basitti sana suç atmak o yüzden kim ne varsa sana attı. Baban, annen, kardeşlerin hatta bir zamanlar ben bile. Suçumuzu senin üstüne yıktık çünkü hepsini kabullendin. Sen sevgiyi bulacağını düşündüğün herkesin her şeyini kabul ettin bu da işimize geldi."
"Şimdi de bizim suçlarımız adına ölüyor gibisin."
Rüya da canın yanmaz derler yanıyor. Çok acıyor. "Biri var." dedim titrek sesimle. "Bana kızım diyen , saçımı okşayan, yaşamım için uğraşan biri." Dolan gözlerime rağmen ağlamadım. "O yıkmadı suçlarını üstüme. Sizin gibi ölüme de itmedi."
"Ölüyor olduğun gerçeğini değiştirmez." Yutkunamadım.
"Ter içinde kalktım yataktan. Derin nefesler almaya çalıştım. Elim boğazıma gitti. "Nefes al Rüya. Hayattasın, yaşıyorsun. Bak hastanedesin." Bunu derken bakışlarım etrafta gezindi ki hastanede olduğumu kendime kanıtlayaydım ama yapamadım. Hastane odası değildi burası.
İki kişilik bir yatakta oturuyordum. Beyazın farklı tonlarında dekore edilmiş bir odadaydım. Neredeydim ben? Yataktan çıkıp pencereye doğru ilerledim perdeyi aralıyıp dışarı baktığımda kar yağdığını gördüm. Bakışlarım kapıya kaydı. Dışarı çıkmalı mıydım?
"Sakin ol Rüya. Dün Didaktör Bey ile beraberdik en son bizi kimsenin eline bırakmaz buna eminiz." Kendi kendime konuşarak kapıya gittim. Kapıyı aradıyıp başımı dışarı çıkardım. Koridorda bir sağa bir sola bakarken tanıdık sesi duydum. "Yanıma gel." Didaktör Bey'in sesi rahatlamamı sağladığında odadan çıktım.
"Neredesin ki?"
"Düz ilerle koridor sonunda basamak var bir kaç tane onlara dikkat et inince sağdaki kapı." Dediğini yapıp koridorun sonuna geldim. İki basamağı inip içeri girdiğimde nadir olarak önlüksüz gördüğüm adamı kahvaltı hazırlarken görmek tuhaf olmuştu.
"Neredeyiz biz?" Yanına gidip yaptığı şeye baktım. "Pankek yiyebilir miyim?" Genel olarak değerlerimin nasıl değişeceğini bilmediğimiz için değerlerim ile oynaması kolay şeyler yemiyordum. "İki gün doktorun değilim o yüzden bir kaç kuralı çiğneyebiliriz." Burnumu sıkıp konuştuğunda güldüm.
"Neden iki gün doktorum değilsin?"
"Hastaneye gitmiyoruz çünkü." Şaşkınlıkla ona baktım. "Ben de mi?" Başını salladı. "Sende mi?"
"İkimiz de."
"Neden?"
"Oradan uzaklaşmak sana iyi gelecektir." Pankek için hazırladığı krema ile ocağa doğru gidince peşinden gittim. "Sen neden gitmiyorsun?"
"Seninle ilgileneceğim." Dudaklarıma yayılan tebessüme engel olamadım. "Neredeyiz?" Başta sorduğum soruyu yineledim. "Evde."
"Senin evin mi?" Başını salladı. "Ben sen hastane de olunca evin olma kısmını atladım." Bu cümleme güldü. Bakışları bana değindiğinde yanaklarımı sıktı. "Benimde var bir evim." dedi bakışları üzerimden ayrılmazken. Terlediğim için saçlarım biraz ıslaktı. Bunu fark etmiş olacak ki konuştu. "Terlemişsin kızım. Hasta olursun böyle ben kahvaltıyı hazırlayana kadar duş al."
Omuz silktim. "Hayır bende seninle kahvaltı hazırlayacağım." İnat ederdim de bu konuda alnımdan öpüp konuşunca vazgeçtim. "Yarın hazırlarsın benimle şimdi duşunu al. Hastaneden kıyafet getirdim sana. Uyandığın oda da çanta var." Başımı sallayıp uyandığım odaya gitmek üzere mutfaktan çıktım.
Odama girmeden önce dikkatimi çeken eve bakma kararı aldım. Mutfağın karşısındaki kapıyı aralayıp içeri girdiğimde solana gelmiş bulundum. Öyle büyük değildi aslında büyüktü ama çoğu kısmı kitaplıklar ile doluydu. "Ooo! Bu kadarının hepsini okumuş mu cidden? Otuz dört yaşında olduğunu düşünürsek mantıklı tamam." Kendi kendime yaptığım istişare ardından onun bulunduğu her yerde olduğu gibi salonda ki sephanın üzeri dosya doluydu.
Dosyaların başına oturup hiçbir şey anlamayacağımı bilmeme rağmen onu taklit ettim ve dosyalara bakındım. "Çok mantıklısınızdır eminim ama benim mantığım yetersiz şu an." diyerek elime aldığım dosyayı yerine bıraktım. Oturduğum yerden kalkarken ansızın kapı açıldı.
"Karan Bey biz geleceğinizi bilmiyoruz." diye odaya giren adam beni görünce durdu. "Mutfakta." dedim ve ayağa kalktım. "Sen kimsin?" dedi şaşkınlıkla. "Rüya."
Rüya kim henüz bende bilmiyorum o yüzden sormayın o kısmı.
"Tufan." diyerek salonun kapısında beliren adamın yanına geçtim. "Karan Bey." dedi hâlâ bakışları bendeyken. "Biz geleceğinizi bilmiyorduk. Deseydiniz gelirdik hemen."
"Gerek duymadım." Ne olduğunu anlamadığım için sadece bakıyordum. "Madem geldin-" dediği sırada elini omzuma koyup beni iyice yakınına çekmişti. Cümlesini yarıda kesen ise "Karan Bey." diyen bir başkasıydı. "Ben hemen kahvaltı işini halledeyim."
"Ben hallettim Zelal gerek yok. Madem sende buradasın sana da tanıştırayım."
"Kimi?" dediğinde bir kaç adım atıp o da salona girmiş ve beni görmüştü. "Kızım Rüya." dediğinde ikilinin şaşkın bakışları ona döndü. Ben ise buna hem alışmış hemde alışamamıştım.
Onların şaşkınşığını es geçerek bana döndü. "Tufan ve Zelal. İkisi de Deha ailesine çalışıyorlar." Başımı salladım. "Tanıştığımıza memnun oldum." İkisi hâlâ büyük bir şok içindeydiler. Didaktör Bey'in öksürüğü onları kendine getirdiğinde konuştular. "Bizde." dediler.
"Sen duşa girmeyecek miydin?" dediğinde başımı salladım. "Hadi bakalım. Zelal ablan sana banyonun yerini göstersin."
"Göstereyim." diyerek geçmem için çekildi. Benimle ilerlerken bakışlarını üzerimde hissediyordum. "Burası." dedi kapıyı gösterirken. *Teşekkür ederim." dediğimde o gitmişti. Duş almak için içeri girmeliydim ama kızım meselesini nasıl açıklayacağını merak ediyordum.
"Evli değilsiniz?" Tufan denilen adamın sesini duydum. Merakım ağır basmış ve onları dinlemek adına koridorda duvarın arkasına saklanmıştım. "Evet."
"Kaç yaşında?" Zelal'in sorduğu soruya karşın cevap verdi. "On altı."
"Siz on sekiz yaşındayken mi doğdu?" Tufan'ın ani tepkisi asla yersiz değildi. "Hayır yani teknik olarak evet ama hayır." Derin sessizliğin sebebi kesinlikle anlamamalarıydı. "Rüya benim kızım diyorsam öyle sorgulamayın." Bundan sonrası yoktu konuşmayı burada sonlandırmıştı. Öz kızım değil dememişti.
...
Kıyafetlerimi giydikten sonra kahvaltı için mutfağa geçecektim ama Didaktör Bey elinde kurutma makinesi ile kapıyı çalıp saçımı kurutma kararı almasaydı.
Yatakta oturmuştum ve sessizce onun saçlarımı kurutmasına izin veriyordum. Ellerimle oynarken öğrendiğim onca şeyin ardından nasıl bu kadar sakin kaldığımı hâlâ anlamış değildim. Kurutma makinesini kapattıktan sonra hastanedeki odamdan getirdiği tarakla saçlarımı taramaya başladı."
"Rüya'm." dediğinde ne diyeceğimi bilmedim. "Hmm?"
"Ne dedi sana?" Baban dememişti bende demezdim zaten artık. "Hiçbir şey." Anlatmaya hazır değildim. "Peki. Bir konuda anlaşalım mı?"
"Ne konuda?"
"Kaçmak istediğinde benim yanıma gel bende seni buraya kaçırayım." Dün de bana gel demişti. "Kaybolmuş olma fikrinin bana iyi gelmediğine emin olabilirsin. Başına bir şey gelmiş olsaydı.." cümlesini devam ettirmedi. "Şükür ki olmadı."
"Bak kızım." Başımı arkaya doğru çevirip ona baktım. "Yalnız kalmak istiyorum dersen gelmem yanına ama yalvarırım yakınımda ol." Eli yanağımı okşadı. "Kafayı yedim dün. Anlaştık mı güzelim?" Yavaşça başımı salladım. Alnımı öpüp saçımı taramaya geri döndü.
Zorla nefes aldım. Sevgi için hep çabala. Buydu benim düşüncem. Annen seni sevsin diye başarılı ol, o ne derse onu yap, ya da bir zamanlar baba dediğin o adam seni sevsin diye ona sevgiyi öğret, stres topu ol, her öfkesinde yaptığı her şeye sus. Buydu mantık.
Hayır mantıklı değildi mantıksızdı bu. Sevilmemiştim aksine ölümüne nefret edilmiştim. Yıllardır aile dediğim o insanların aile olmadığını anlıyordum. Geç olmuştu ama insan gerçeği görmeden yalanı ayırt edemezdi ki.
Arkamda hissettiğim adamın nefesi sıkkın bir hâl alınca ne olduğunu anlamak adına arkamı dönecektim. "Yok bir şey." dedi ve buna izin vermedi. Saçlarımın üstünden öptükten sonra ayağa kalktı. "Açık kalsın istersen örebilirim ama." Başımı olumsuz anlamda salladım. "Açık kalsın."
Ayağa kalktığında konuştu. "Sen mutfağa geç bende geleceğim." Nefesinin neden sıkıntılı bir hâl aldığını anlamam için elinde olan saçlarını görmem yeterliydi. Vitamin değerlerim düşük olduğu için saçlarım dökülüyordu.
Yataktan kalkıp mutfağa doğru ilerledim. Onun nereye gittiğine dair pek fikrim yoktu. Mutfağa girdiğimde Zelal ve Tufan masada oturmuş bir şeyler konuşuyorfular. Beni gördüklerin de ikiside sessizliğe büründü. Onlar bana bakarken ben ikisinede bakmamal adına yere bakıyordum.
"Geç bakalım." dedi Didaktör Bey beni bir sandalyeye yönlendirirken. Ben oturduğum da yanımdaki sandalyeye geçti. Ben parmaklarım ile oynarken Didaktör Bey tabağımı doldurmak ile meşguldü. Yiyebileceğimden fazla olduğunu gördüğümde elini koluna koyarak onu durdum. "Midem bulanıyor, yiyemem."
Kaşları çatıldığın da geriye rastlandı. "Ne zamandır bulanıyor?"
"Uyandığımdan beri."
"Neden şimdi söyleme gereği duydun." Derin bir nefes alıp verdi. "Hastanede değiliz kızım. Bir şey olursa sana sunabileceğim tedavi kısıtlı o yüzden ne oluyorsa de bana." Başımı salladım. "Peki."
"Şimdi kahvaltını yap." Ben kahvaltımı yaparken o telefon gmrüşmesi yapmak için mutfaktan çıkmıştı. Midem bulanıyor olmasına rağmen pankek yemekten geri durmuyordum masadan kalkarken bana bakan ikiliyi görmezden gelip Didaktör Bey'in tabağına kahvaltılık şeyler koydum. Bir elimde pankekim diğer elimde tabakla beraber mutfaktan çıktım. Salona doğru ilerleyip içeri baktığımda Didaktör Bey'i orada bulamamıştım.
"Çalışma odasındadır." Tufan'ın yarım bir gülüşle dediği cümle ile çalışma odasının nereden olduğunu düşündüm. "Basmakları çıkıp sola bak tek kapı var zaten."
"Teşekkür ederim." diyerek basamaklara ilerledim. Kapının önünde durup çaldığımda bir ses gelmedi. Ben de kapıyı hafif araladığım da Didaktör Bey'in hâlâ telefonla konuştuğunu gördüm. Büyük ihtimalle kapıyı çaldığımı duymamıştı. "Hayır ertelenemez." Yanına yaklaştığım sırada duyduğum cümle buydu.
"Gelmiyorum hastaneye." Yanına geçtiğimde koluna dokundum. Bakışları bana döndüğünde telefonu kulağından uzaklaştırdı. "Söyle kızım." Elimdeki tabağı gösterdim. "Kahvaltı yapmadın." Bakışları tabakta oylandı bir süre sonra geri telefonu kulağına koydu. "Sonra ararım seni." Karşı taraftan herhangi bir cevap beklemeden kapattı telefonu. "Sen yaptın mı?" Bu seferde diğer elimdeki pankeki gösterdim.
Bölüm etkileşimi
