Belki Baba kitap kapağı

14. bölüm / 18

13. Bölüm: Yalan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 13. Bölüm: Yalan

Selammm 💗

Nasılsınız??? Umarım iyisinizdir

Yine paylaşana kadar büyük bir çaba sarf ettiğim bölüm. Öncelikle hesabım uzun süredir bir başkasının da elindeymiş ama ben aptal gibi bunu fark etmemişim ta ki sabah kalkıp bölümde büyük oranda eksik olduğunu görene kadar. Ben uygulamdan kaynaklı bir sorun sanıyordum ama değilmiş. Wattpad ekibine on dakikada bir yazdığım için olsa gerek tahminimizden erken döndüler. Hesabın üç farklı cihazda olduğunu söylediğinde şoka uğradım. Biri benim telefonum biri kuzenimin bilgisayarı diğeri de taslak olarak duran bir çok kitap bölümüne kast etmiş şahsiyet.

Neyse ki bu bölümü geri aldım. Diğerlerini de alacağım ama uzayadabilir neyse şu anda önemli olan bu bölümdü zaten. Ben bir de yoldayım saatlerdir. Sinirlerim iyice alt üst oldu bu yüzden. E postamı aldığı için hem e posta şifresini hem de Wattpad şifresini baştan değiştirdim. Aynı zamanda e posta için güvenlik diye bir şeyler yaptım artık kimse giremez umarım.

Çok beklediniz farkındayım üzgünüm bunun için umarım seversiniz hatam varsa affola keyifli okumalar dilerim💞

Yorumlarınız bugün içinde cevaplayamam ama kesinlikle döneceğim buna emin olabilirsiniz.

Oy ve yorum atarsanız sevinirim şimdiden teşekkürler ✨

Böyle Kahpedir Dünya - Gripin
Derinden - Barış Diri
(Ben yazarken bu ikisi arasında gittim geldim bununla okuyabilirsiniz.)

Bir Küçük Aslancık Varmış
(Bununda zamanı gelince anlayacaksınız zaten.)

14.01.2012

Zamanın ilerleyişine karşı sessiz kalırsa ona yetişebileceğini umuyordu Karan. Geçmişe bakmamak bitmiş şeyleri düşünmemek istiyordu. Dört yılın ardından gerçeklerin ortaya çıkması ise geçmişe gitmesi demekti. Ailesinin ölümünün basit bir trafik kazası olduğunu düşünmüyordu. Bunun üstüne gitmek istemiş ama Cahit izin vermemişti.

Öyle ya da böyle ailesinin yokluğuna alıştırmıştı kendini. Onlarla beraber kaldığın, çocukluğunun geçtiği o eve hiç girmemişti mesela. Bu ülkede de çok durmayacaktı zaten, okulu bittiğinde gidecekti. Babasının kaçtığı o ülkeye kaçacaktı o da. Babası Türkiye'den kaçmıştı ama severdi ülkesini. Hayatının en büyük hediyesini orada bulmuştu.

Korhan bir anlaşma için Rusya'ya gittiğinde yıllar sonra ülkesine gelmişti. Ülkeye Kars'ın sınırından girmişti aslında amacı oradan memleketi olan Ankara'ya gitmekti ama bir çift yeşil göz engel olmuştu buna. Türkiye'ye dönünce gideceği yerlerin başında Kars geliyordu bu yüzden. Açmayı düşündüğü hastaneyi orada açacak ve yaşamının geri kalanına orada devam edecekti.

"Yani?" dedi karşısındaki adama hitaben. "Ailenizin ölümünün ardında başka bir sebep yatıyor." Umursamaz görünmeye çalışıyordu. "En başından dediğim gibi. Altı yıl ardından nereden esti bu?"

"Çünkü pişmanım. En başta sakladığım için pişmanım." İnandırıcı gelmiyordu altında başka bir sebep yaptığına emindi. "Ne istiyorsun? Pişmanlık numarası bana geçmiyor."

"Yaptıklarımın cezasını yeterince çektim anlatmam karşılığında istediğim tek şey beni de bu süreçte korumanız." Boynunu bir sağa bir sola büktü. Alaysı kısa bir gülüş döküldü dudaklarından. "Peki öyle olsun." Bugün sabah saatlerinde gelmişti Henry. Tanrının yıktığı aile karşılığında onu bir hastalık ile cezalandırmıştı. En azından o öyle olduğunu düşünüyordu.

Oturduğu koltukta doğruldu. Ellerini birbirine kenetlediğinde bu konuda ki tedirginliği açıkça belli oluyordu. "O kazanın olmasının sebebi.." dedi ama devam ettiremedi içeri giren Cahit'in gözlerinde öfke vardı. "Ne oluyor."

"Yalanlar yerini gerçeklere bırakıyor." Karan'ın cümlesine karşı Cahit ona baktı. "Ne?"

"Geç amca birilerinin vicdanı susmamış." Cahit bir şey demeden Karan'ın yanına oturdu. "Devam et." dedi karşısındaki adama. "Gürer ailesinin isteği üzerine yaptılar."

Gürer ailesi Korhan'ın ailesiydi. Deha soy adını almadan önce Korhan'ın soyadı da Gürer idi. Babası annesi öldükten hemen sonra annesini aldattığı kadını evine almış. Korhan'ı annesinin ölüm sebebi ile yüz yüze getirmişti. On dokuz yaşına kadar anca dayanmıştı buna sonra çekip gitmişti. Yirmi yaşından sonra kimse onu Gürer diye anmadı.

Zaman geçti yıllar ilerledi. Babasının ölüm haberinin ardından yıllar sonra tekrar bir araya gelmişti o kaçtığı aileden. O gün Deha ailesini gören Yakup Gürer kurmuştu planı. Çocuk hayatta kalacak varis olacaktı. Sonra Filiz ben halasıyım diyerek velayeti alacaktı ve miras Gürer ailesine kalacaktı. Onlara göre Korhan'ın olan her şey onlarındı. Yanılmışlardı Korhan ve Asu ölecek Karan tek kalacaktı ama planlarında beklenmedik figür Cahit olacaktı. Onların gözünde ortak dışında bir şey değilken Korhan için kardeşti.

Cahit'i fark ettiklerinde onu öldürmek için de plan yapmışlardı ama başarısız olmuşlardı. Karan reşit olduktan sonra tüm her şey bitmişti.

"Kim yaptı?" Cahit soru sorarken hâlâ öfkeliydi. "O kadarını bana da söylemediler."

"Yani hiçbir şey bildiğin yok." Karan'ın cümlesine karşı cevap veremedi. "Dinleyeceklerim bu kadar anlaşılan." Ayağa kalktığı sırada konuştu adam. "O kaza sırasında anneniz ölmedi." Ansızın duyduğu cümle ile yerinde kaskatı kesildi. "Babanız kazadan önce kolunu annenize siper etmiş o yüzden hayatta kalmıştı."

Karan'ın bir şey demesini bekledi adam ama hiç ses çıkarmadan durdu sadece. "Sonrasında silah ile vurdukları için öldü." Cahit duyduklarını sindiremedi bir an. "Bedenler tanınmasın vurulduğunı anlamyın diye de arabayı onlar yaktı. Siz de otopsi istmediğiniz için farkına varmadınız."

Kimi yalanlar gerçeği ört pas etmek için oluşturulan gerçekleri saklar. Bu gerçekler saklanmalıdır çünkü onlarında yalandan bir farkı yoktur aksine yalanlardan daha korkunçlardır. O an yalanı duyup o gerçeğin yok olmasını istersin. Karan da aynısını istiyordu. Annesinin ve babasının bedenini tanınmadık bir halde olduğunu duyduktan sonra otopsi yapılmasın demişlerdi. Bu gerçeği duymasaydı hâlâ aynı fikirdeydi.

O gün annesinin Asu arbada gözlerini araladığı an da kocasının ölü bendenine bakıp ağlamış aynı zamanda da yaşadığı için minnet duymuştu. Korhan olmadan asla Asu olmazdı ama Ballı olarak oğluna anne olurdu. Bunun içindi minnetiydi oğlu tek kalmayacakdı diye ama iki kurşun alacaktı bu minneti ondan. Korhan ve Asu hep birbirlerinin anılarında güzel kaldırlar ama Karan'ın anılarının sonu her zaman yanan iki bendene çıkacaktı.

...

01.12.2024

Aralık aylarını severdim. Bir sebebi yoktu sadece seviyordum işte. Her şey normal ilerleyişindeydi. Eylül ayından beri nasılsa öyle. Gerçi herhangi bir tedaviye tepki vermiyordum bu kötüydü. Fazla dahası kötüydü. Tepki vermediğim her tedavi yaşam için olan savaşımda bir darbe demekti. Her ne kadar belli etmeselerde yavaş yavaş kabullediğim bir gerçekti bu. Kaybediyordum herşeyi unuttuğum ilk gün demiştim artık galip gelemem diye ama Rüya'ydım ben. Umut ile bakmak dışında başka hiçbir şey yoktu elimde.

Benim umudum ekip içinde umut oluyordu. Olur da öleceğime emin bir göz ile baksaydım onlara tüm her şey onlar için de yıkılırdı onca araştırma, konuşma, uykusuz geceler. Bunların hepsi yıkılırdı. Bir sabah uyanmayackatım buna emindim sanırım ya da bir gece uyuyamayacaktım. Umut da bir yere kadardı. Şu anda tek istediğim Didaktör Bey'in doğum gününe kadar yaşamaktı. Sonrası sonraydı işte. 28 Aralığa kadar yaşasam yeterdi. İyi ki doğdun desem o da bunu duysa. Bu kadardı hayattan istediğim.

Televizyon ekranında filmin kapanışı dönerken ben hâlâ ağlıyordum. Ölmese yaşasa ne olurdu ki? Çalan kapı ile göz yaşlarımı sildim. "Ağladın mı sen?" dedi Didaktör Bey içeri girip benimle göz göze geldiği ilk an. Yalan söylemeden başımı salladım. Yanıma gelip boylarımızı eşitlemek adına eğildi. "Sebep?" Gözyaşlarımı silerken konuştu.

"Film kötü bitti." Bu hafta aynı şeyi defalarca kez yaşamıştı ama hâlâ aynı tepkiyi veriyordu. Rahat bir nefes verdi. "Mutlu bitince de ağlıyorsun güzelim. Ne yapacağız biz böyle?" Mutlu bitince de bitmiş oluşuna ağlıyordum.

"Ağlamak için bahane arıyorum desene sen ona."

"Ağlamak için bahane arıyorum."

Omuz silktim. "Ağlayacağım işte." Mızmız bir çocuk olmak için bir kaç yaş geç olmuş olabilirdi ama hiç umrumda değildi. Bu halim gözüne tatlı gelmiş olsa gerek yanağımı sıkıp şaçımın üstünden öptü.

"Aslında bu kadar ağlak değilim." Bir anda aklıma çok mu ağlak oldum sorusu geldiği için diyordum bunu. "Hep ilaçlar yüzünden oluyor." Bu halime güldü. "Ağlamasan daha iyi ama ağlak olman sorun değil." Ayağa kalkıp konuşmasına devam etti. "Hadi kalk. Arkadaşların gelmiş kontrollerini yapalım yanlarına git."

"Benim arkadaşım yoktur ki. Efe var da o burada zaten. Kim benim arkadaşlarım?" Ayağa kalkıp kontroller için yatağa oturdum. "İki tane kız birini tanımıyorum ama biri başkomiserin kızı onu biliyorum." Başkomiserin kızı kimdi?

"Doğa."

Doğa. Aynı sınıfta okuduğumuz bu sene gelen kızdı. İki hafta tek görmüştüm de hiç konuşmadık biz onunla. "Kendileri mi dedi beni görmeye geldiklerini?" Niye beni görmeye gelsin ki? Başını sallayıp kontrole devam etti.

"Tuhaf."

"Fazla dahasıyla."

"Neredeler?" Didaktör Bey bana bakmadan cevapladı. "Aşağıda girişteler. Ameliyata gireceğim zorlama kendini, yorulduğun an odana gel." Başımı salladım. Çok da kalacağımı sanmıyorum ama yinede onayladım.

Odadan beraber çıktığımızda girişte saçımı okşayıp dikkat et dedi ve birinci bölüme gitti. Bakışlarım etrafta dolanırken. Doğa ve gelen diğer kızdan önce Efe'yi buldu. Bana doğru gelen çocuk gülümsedi. "Beni mi özledin?"

"Bir buçuk saat özlemek için fazla kısa. Daha uzun bir özleme süresinde bu soruyu tekrarla." Cümleme yüzünü buluşturdu. "Akın abi ile çok mu takılıyorsun ne bu şakalar?"

"Senin kadar değil." Maskesini düzelttiğinde tekrar soru yöneltti. "Neden buradasın?"

"Arkadaşlarım gelmiş." Benim gibi şaşırdığında bu haline güldüm. "Başka arkadaşın var da benim mi haberim yok. Kardeş kardeşe bunu yapar mı?" Gereksiz dramına karşı göz devirdim. "Olay da o kardeş, yok."

"Ee kim o zaman gelenler?" Bakışlarım etrafı tararken arkamda oturan Doğa ve tanımadığım esmer bir kız vardı. "Onlar sanırım. Gel bakalım." Her şeye birbirimizi muhalefet ediyorduk. "Bakalım."

"Merhaba." dediğimde iki kızın bakışlarıda bizi buldu. "Merhaba Rüya? Nasılsın? Gelecektim ben ama babamın işleri bir türlü izin vermedi üzgünüm daha erken gelmeliydim." Doğa konuşurken tanımadığımız ama bizden büyük olduğu belli olan kız ikimizi inceliyordu. "Gelmek zoruda değildin ki sorun etme. Teşekkür ederim."

"Zorundaydım sonuçta sınıf arkadaşıyız." Bakışları Efe'ye değdiğinde bir süre baktı. "Geçmiş olsun." dedi sadece. Efe beklemediği cümle karşısında dumura uğradı. "Teşekkür ederim." dedi.

"Doğa aynı sınıfta okuyorduk. Hastaneye kaldırılmadan önce." Efe'ye tanıttığımda bu sefer Doğa'ya döndüm. "Efe en yakın arkadaşım o da burada yatılı hasta." dedim ama hastalığını demedim belki istemiyordu. "Tanıştığımıza memnun oldum." dedi Doğa hızla elini uzatırken. Efe bir süre uzatılan ele baktı sonra bana.

İnsanlar bana mikrop gibi bakıyor demişti. Ondandı bu şaşkınlığı sanırım. Hadi der gibi baktığımda o da kızın elini sıkıp konuştu. "Bende "

"Büşra da benim en yakın arkadaşım. O da bizim sınıfa geldi ama sen yoktun." Başımı salladım. "Bir yaş bizden büyük."

"Tanıştığımıza memnun oldum." dedim elimi uzatırken. "Bende." dedi gülümserken. "Ee? Böyle duracak mıyız? Bir şeyler yapalım." Doğa heyecanla konuşurken Büşra onu yanına çekti. "Sen ve ben gibi değiller Doğa. Bir anda söyleme yüzlerine karşı yapamadıkları zaman üzülecekler. Yüzlerine vuruyormuşuz gibi oluyor." Büşra'nın uyarısı kısık sesliydi ama ikimizde duymuştuk.

Birbirimize baktık. Buruk bir tebessüm belirdi ikimizin yüzünde de. "Biz ayak uydurmaya çalışırız size." Efe'nin cümlesine başımı salladım. Doğa dediğine pişman olmuş şekilde bakarken Büşra bir şeyler düşünmeye başladı. "Bahçeye?"

"Çıkamayız. Efe'nin bağışıklığı güçlü değil en son çıktığımız da hasta oldu." Benim cümlemi Efe devam ettirdi. "Soğuk hava Rüya'nın soluk alışverişini zorlaştırıyor." Büşra başını salladı.

"Hastane de bir şeyler yapsak?" Doğa'nın fikri ile biraz düşündüm. "Lego yapabiliriz. Efe seninki hâlâ duruyor değil mi?" Bakışlarım Efe'ye döndüğünde başını salladı. "Duruyor."

"Olur da ben pek iyi değilim lego da baştan diyeyim." dedi Doğa. "Ben de değilim beraber hallederiz." Efe'nin cümlesine karşı Doğa gülümsedi. "Gidelim o zaman."

Önce Efe'nin odasına çıkmış legoyu almıştık şimdi de benim odama çıkıyorduk. Bu kadar kişi çıkmamız doğru olmayabilirdi ama orası daha genişti rahat rahat yapardık.

"Karan'ın kızı." Bu kişi Hakim amca dışında biri değildi çünkü bana böyle seslenen tek kişi oydu. "Hakim amca." dedim arkamdaki adama dönerken. "Ne bu kalabalık?" Bakışları tüm hepsinin üzerinde oyanlandı. "Hiç." dedim i harfini uzatarak. "Babanın var mı haberi?" Buradaki babam Didaktör Bey oluyordu.

"Arkadaşlarımı biliyor." Gözlüğünü gözünde çıkarıp gözlerini kıstı. "Onları bu kata çıkardığını biliyor mu?"

"Hayır söylemesen öğrenmez de." Yanına gidip sırnaştım. "Söylemezsem değil mi?" Bu halime gülümsedi ama hızla ciddiyetini topladı. "Hayır olmaz."

"Sessiz oluruz söz."

"Kızmaz sana ne bu korku." dedi Efe.

"Korktuğumdan değil sadece dediğini yapamamış olduğumu bilsin istemiyorum." Cümlem bitince bakışlarım olayları anlamak isteyen iki kıza kaydı. "Tamam ama bir daha saklamam." Teşekkür edip Hakim amcaya sarıldıktan sonra odama geçtik.

"Bu da tamam." Elindeki legoya bakarken konuşan Büşra'ya öfke ile bakan ikili ile kahkaha attım. Büşra bu işte ne kadar iyise Efe ve Doğa o kadar kötüydü. İkisi koltukta bir ev yapmaya çalışırken Büşra çoktan yüzde ellisini bitirmişti.

"Bence biz bu işi bırakalım." Koyu kumral saçlarını tutturduğu tokayı çıkarırken konuştu Doğa. "Katılıyorum." Efe bunu beklermiş gibi elindeki legoyu bıraktı.

"Sen?" diyen Büşra'ya karşı elimdekini gösterdim. "Ben yavaş yavaş ilerliyorum. Halimden memnunum." Efe ayağa kalktığında bir anlığına sendeledi. Hemen yataktan kalkıp yanına ilerledim. "İyi misin?" Endişeli sesime karşı elini omuzuma koydu.

"İyiyim, sorun yok." Doğa'nın telefonu çaldığında açıp tahminen babası olduğunu düşündüğüm kişi ile konuştum. "Gelmiş babam." dedi Büşra'ya hitaben. Başını sallayıp ayağa kalktı. "Kalkalım o zaman."

"Ben de odama gideyim." Efe'nin cümlesine başımı salladım. "Ben de sizinle ineyim sonra geri dönerim." Hep beraber odadan çıkarken Efe logonun benimle kalabileceğini söylemişti. "Sarp rezil oldu işte." Hepsi gülerken ben hâlâ şoktaydım.

Doğa ve Büşra'nın anlattığına göre Sarp uzun bir süredir her gün erkenden kalkıp belediye çalışanları ile beraber mahallelerin çöplerini topluyordu. "İyi de neden?" dediğimde hepsi bana baktı. "Bilmiyorum ki bir anda başladı. Şikayet de etmiyor herkesle uğraşan o hali de kalmadı." Anlamıyordum babası muhtardı abileri ve ablalarının da düzenli işleri vardı. Maddi durumları yerindeydi o zaman çalışmasına gerek yoktu.

"Kafasında biriyle uğraşırsa o da onunla uğraşır diye düşünüyor bence." Büşra arkadaşının cümlesini devr aldı. "Babasnı da muhtarlıkdan almışlar sanırım öyle diyorlar." Bu daha şaşırtıcıydı mahalleli o iğrenç insanları severdi. Efe hâlâ gülüyorken onun odasının olduğu kata gelmiştik. "Ben odama gideyim annem ve babam gelir birazdan."

Yanımdan geçtiği sırada omzumu sıktı. Bu bizim dilimizde kendine dikkat et demekti. Aynı şeyi yapmak için elimi omzuna uzatmıştım ki aniden öksürmeye başladı. "Efe!" dedik üçümüz de aynı anda. Kattaki görevli hemen yanına gelmişken bizi oradan uzaklaştırdılar.

"Efe!" dedim yeniden. Yanına gitmek için hareketlendiğimde beni durduran Büşra olmuştu. Bakışlarım ona değdiğinde kolumu tutan elini geri çekti. Yanına vardığımda kan kustuğunu görmek herşeyi alt üst etmişti. Kriz anımı gördüğü anda çok korktuğunu söylemişti. O zamanı hatırlamadığım için abarttığını düşünüyordum ama öyle değildi. Çok korkuyorsunuz. Kardeşim dediğiniz insana bşrbir şey olabilecek her şey ölesiye korkuyordunuz. Göz yaşlarım bile korkuyordu ki akmıyordu.

Beni geriye çeken doktora karşı koydum ama bir işe yaramadı, güçsüzdüm. Gözde ablaydı bir şey demeden beni geri çekmiş ve Efe'nin yanına koşmuştu.

"Noldu ona?" İyiydi iki dakika önce gülüyordu. "Efe!" dedim yeniden kan kusan çocuğa doğru ilerlerken. Kolumdan birinin tutması ile durmak zorunda kaldım ama seslenmeye devam ettim. "Efe!" Beni tutan adamın yeşillerine baktım. "Arkadaşım o benim bırak yanına gideyim." Dolan gözlerime bakarken iç çekti. "Odana çık Rüya."

"Tek kalmasın. Yanına gideyim lütfen, yalvarırım." Karşıma geçerek Efe'yi ev Gözde ablayı görüş açımdan çıkardı. "Ben yanında olacağım ama burada durursun aklım sende kalır anladın mı? Odana çık ki bir de seni düşünmek zorunda kalmayayım." İtiraz edeceğim sırada kaşları çatık şekilde baktı bana. "Hadi Rüya!"

Gitmedim. Efe bir süre sonra bilincini kaybetmiş odasına taşınmıştı. Ben ise durup her anı izlemiştim. Efe gittikten sonra yerdeki kanına baka kaldım. Didaktör Bey karşımda durduğunda kana bulanmış önlüğünü çıkarmıştı. "İyi mi?" dedim titreyen sesimle. Doğa ve Büşra'yı göndermişlerdi. Beni biraz tanımışsa gitmeyeceğimi ve gönderselerde bir yolunu bulup geri geleceğimin farkında olurdu. Farkındaydı da zaten o yüzden kalabilmiştim.

"Odana çık Küçük Hanım." Soruma cevap vermedi. Korkumdu göz yaşlarımı durduran ama o an ağladım. İyi deseydi ya da iyi olacak deseydi korkum azalırdı ama cevap vermemişti. Didaktör Bey bir şeyden emin değilse cevap vermezdi. "Cevap versen?" yalvarır gibi çıkan sesime göz yaşlarım eklendiğinde bana bakmayı kesti. Kolundan tutarak bana bakması için uğraştım ama bakmama konusunda ısrarcıydı. "Bana bakar mısın?" dediğimde sesim kısıktı.

"Hay! Ben böyle işin." diyip durdurdu kendini. Bana döndüğünde ilk işi göz yaşlarımı silmek olmuştu. "Rüya, güzelim benim." dedi onun sayesinde uzayan saçlarımı okşarken. "Ağlaman bir işe yaramayacak." Yine sorumu es geçtiği için hatırlatma gereği duydum. "İyi olacak mı?"

"Çabalayacağız. İyi olması için çabalayacağız." İyi olacak diyemiyordu çünkü bir doktor hasta biri için iyi olacak derse herkes inanırdı. Bu yüzden kesin cümle kurmama konusunda ısrarcı biriydi. "Odana çıkar mısın artık?" Başımı salladım.

O yanımdan ayrıldığında ben odama çıkmadan önce Efe'nin odasına bakmıştım. İçeride doktorlar vardı bu durumda giremezdim ama sonra kesinlikle girecektim.

...

Yazardan;

Dünden beri arkadaşının odasına girmek için bir çok yol denemişti Rüya ama her birinde başarızsız sonuç almıştı. En son denemesinin ardından biraz hastanede dolanmış birazdan tekrar denemek adına da giriş kısmında oturuyordu.

Kapı açıldığında içeri giren adam hızla hasta kabüle ilerledi. "Merhabalar. Nasıl yardımcı olabilirim?" İlknur tüm nezaketi ile konuşurken adam etrafa bakıyordu. "Başhekiminiz ile görüşmek istiyorum."

"Şu an hastanede olduğunu sanmıyorum efendim ben yardımcı olabilirim isterseniz." Karan sabah çıkmıştı hastaneden evine uğrayıp gelecekti. "Ne zaman döner?" Adam direkt Karan ile görüşme konusunda ısrarcıydı. "Döndüğü zaman da meşgul olacaktır."

"Ne zaman döner?" diye sorusunu yöneltti. "Bir fikrim yok." Adam derin bir nefes aldı. "Peki. Geldiği zaman Yalçın Gürer geldi ve sizi görmek istiyor diyin." İlknur emir tipi konuşmasına göz devrimeden edemedi. Konuşmadan sadece başını salladı.

Adam kadına çok da güvenmediği için Rüya'nın yanındaki boş yere oturdu. Rüya elindeki kartlığı ile uğraşırken adamın dikkatini çekmişti. "Adın ne?" Adamın sorusu ile başını kaldırıp baktı ona ama cevap vermedi. "Basit bir soruydu." Kızın konuşmak yerine ona boş boş baktığını gören adam kartlıktaki isme baktı.

"Rüya." dedi başını aşağı yukarı sallarken. "Kim koymuş adını Rüya?" Kız sessiz kaldığında tekrar konuştu. "Dilsiz misin sen?" Yüzünü buruşturan genç kız ile cevabın hayır olduğunu düşürdü. Oysaki Rüya adamın gereksiz soru sormasına yüzünü buruşturmuştu.

"Yaşın kaç?"

"Neyin var?"

"Nerelisin?"

"Annen baban nerede?" Kız hiçbirine cevap vermemesine rağmen ard arda hızlı bir şekilde soruyordu bu soruları. "Saygısız olmak istemem ama sizi ilgilendirir mi? Neden böyle sorular soruyorsunuz?" Adam cevap vermedi bu seferde. Rüya yerinden kalktığı sırada içeri Karan girmişti.

Gördüğü adam ile gülümseyen kız ona doğru yürüdü. "Küçük Hanım? Yine ortalıkta mı dolaşıyorsun?" Hayır anlamında başını salladı. "Burada oturuyordum."

"İlaç saatin yaklaşıyor odana çık o yüzden." Saçlarını okşarken kurduğu cümleye başını salladı Rüya. "Efe'yi görmek istiyorum." Karan derin bir nefes aldı. "Akşam bakarız." Rüya gitmeyip ona bakmaya devam ettiğinde ne dese yapacak olan yönünden nefret etti. "Tamam. Akşam ama." Rüya sevinçle ellerini çırptığı sırada da o yönünü sevdi. "Odana şimdi." Rüya sarılıp hemen odasına çıkmak için yürümeye başladı.

O sırada onları dikkatle izleyen kişi Yalçın'dı. "Babası bu herhalde." Sırtı ona dönük olduğu için yüzünü görmediği adama bakarken demişti bunu. "Karan Hocam." diyerek yanına geldi İlknur. "Şu arkadaki adam adının Yalçın Gürer olduğubu ve sizinle görüşmek istediğini söyledi. Benim de yardımcı olabileceğimi söyledim ama özellikle sizi istediler."

Gürer soy adını duymak Karan için beklenmedikti. Arkasını dönüp adama baktığında adamın yere baktığını gördü. "Ameliyata gireceğim. Durmaya devam ederse çıktıktan sonra yollarsın odama." İlknur onu onayladığında Karan odasına ilerledi.

...

Ameliyatın ardından İlknur aramış adamın hâlâ burada olduğunu söylemişti bu yüzden şu anda adamın gelmesini bekliyordu. Çalan kapı ile girin dedi. Yalçın içeri girdiğinde bir süre Karan'ı süzdü. Giriş kısmında gördüğü adam olduğunu anladığında Rüya'nın kızı olduğunu düşündü. "Ee yiğenim amcana bir selam vermiyor musun?" Karan cümleye karşı tepki vermedi.

"Ne istiyorsun?" Oturması için davette bulunmamıştı ama Yalçın oturmuştu. "Yiğenimi göreyim dedim. Kızın olmuş haberimiz yok." Karan Yalçın'ın Rüya'yı gördüğünü anlamıştı. "Boş akrabalık ilişkilerini konuşmayı kes ve Rüya'nın yakınından bile geçmeyi düşünme."

"Korumacı baba aynı abim." Bunu ciddiyetle söylememişti. "Senin ya da o ailenin ağzından babama dair tek bir şey daha duyarsam soyunuzu kuruturum."

"Bir de doktor olacaksın yakışıyor mu sana hiç böyle tavırlar? Kızın görmesin bu hallerini korkup kaçar falan."

"Aynı şey Rüya için de geçerli." dediğinde Yalçın güldü. "Sen de bizim ailedensin Karan. Kızın da küçük yeğenim oluyor bırak da düşüneyim." Yalçın'ın gevşek gevşek konuşma haline karşı ciddiyet ile baktı. "Ne ben sizin ailenizdenim ne de Rüya. Siz Gürersiniz. Biz Deha."

"Kızına az saygı öğret. Sosyal olsun iki kelam laf edilmiyor." Karan büyük bir gururla geriye rastladı. "İki kelam laf ve saygıya layık değilmişsin belli ki. Boş yapmayı kes neden geldiğini söyle?"

Yalçın ciddiyetsin tavrını bir kenara bırakıp ona baktı. "Oğlum hasta. Lupus hastası." Karan herhangi bir cevap vermedi. "Senin kızın da hasta belli ki anlarsın beni." Öfke ile boynunu büktü. "Olur da bir kez daha konuyu Rüya'ya getirirsen hastaneden atarım seni." Yalçın dudaklarını birbirine bastırdı.

"Benden ne istiyorsun?" Adamın susması üzerine Karan konuştu. "Bence bunu anlayacak kadar zekisin."

"Hastaneye almamı istiyorsun." Yalçın başını salladı. "Bunun için özellikle benimle görüşmeni gerektirecek bir şey yoktu. Kayıt yaptırsan birinci bölüm için alırlardı." Beklemediği şeyle şaşırdı. "Alıyorsun yani."

"Hastaları kapıdan yollamıyorum ama geldiğin iyi oldu. Ne seni ne de bir yakınını Rüya'nın yakınlarında görmeyeceğim." Yalçın başını salladı ve hızla odadan çıktı. Karan ise bu yaptığının başına dert olmaması için ummaktan başka hiçbir şey yapamadı.

...

Rüya;

Ölüm nasıl bir şeydi acaba? Ne oluyordu mesela sonrasında? Ruhum bendenimden ayrıldıktan sonra hâlâ hisslerim oluyor muydu? Duyduğuma göre ölen biri kırk gün boyunca onu seven insanların yanında kalırmış o yüzden ölünün kırkının çıkmasını beklerlermiş.

Peki kırk gün sonrası? Herkesi, hayallerini, isteklerini, herşeyi ardında mı bırakıyorduk? Kolay mıydı bunu yapmak? Kimse fikrini sormuyordu. Fikrimi sorsalardı en baştan başlamak isterdim ya da hiç doğmamış olmayı. Daha farklı biri olurdum herhalde.

"Hayır yine aynı Rüya olurdun. Değişsen o kadar şeyden sonra değişirdin zaten."

"Çok açık sözlüsün yani evet desen ölür müydün?"

"Çok ölüm diyorsan başımıza gelmesin."

"Gelecek zaten."

"Rüya?" Didaktör Bey'in sesini duyduğumda elimdeki legoya dikkat ederek arkamı döndüm. "Kapıyı çaldım duymadın." Omuz silktim. "Dalmışım."

"Bugün seninle konuşmaya geldi mi biri?" Gelmiş miydi? Odama kimse gelmedi. "Biriyle konuştuğumu hatırlamıyorum." Konuşmuş da olabilirdim şu an için herhangi bir şey hatırlamıyordum. "Efe'nin yanına gidecek misin?" Efe'nin yanına mı gidecektim?

"Efe odasında değil mi? Gidiyorum zaten genelde." Didaktör Bey'in bakışlarını anlamadığım bir durgunluk çöktü. Sorun neydi? "Kimim ben Rüya?"

"Didaktör Bey." Gülümsedi ama gerçek değil gibiydi. "Evet. Sabah seninle konuştuk mu biz?" Başımı olumsuz anlamda salladım. "Peki. Dün ne oldu?" Dün ne oldu? Ne olmuştu?

Dün? Biz hangi gündeydik ki? Ayın kaçıydı mesela? Dün ayın kaçıydı? Ben en son ne yapmıştım. Bu lego ne zaman bitmişti? Asıl bu lego ne zaman benim odama gelmişti? Efe'nin legosuydu bu. "Lego Efe'nin bunu götürelim." Ayağa kalkacakken durdurdu beni. "Dün ne oldu Küçük Hanım?"

"Bilmiyorum." demekten başka çarem kalmamıştı. Sıkıntı ile nefesini verdi. "Bu hafta beş oldu." Kendi kendine konuşuyordu belli ki. Elimdeki legoyu alıp masanın üzerine koydu. Yanıma geldiğinde beni göğsüne çekip saçımın üstünden öptü. "En son ne hatırlıyorsun?"

"Film izliyordum sonra-" Sonra ne işte? "Yok sonrası." Yoktu silinmiş gibiydi. Sorun yok der gibi saçımı okşadı. "Efe'ye ne oldu?" Aniden ondan ayrılırken. "Onu görmeye gidip gitmeyeceğimi sormuştun demek ki bir şey oldu? İyi mi?"

Onun için işin en zor kısmı bu olmalıydı. Bir şeyleri tekrar tekrar bana anlatmak zorundaydı. "Durumu kötü. Baygın şu an." Göğsüm de oluşan acıyı anlatmaya kelimeler yetmezdi ama tanıdık bir histi. İlk değil gibiydi.

Efe hayattı çünkü ölecek olduğunu düşündüğü her an yine de yaşamıştı. Ailesi için de hayattı. Ne Suna teyze ne de Halil abi çocuktan yana olmamışlar onlara göre bu dünya çocuk getirmek için kötüydü ama Efe'ye hamile kaldığını öğrendikten sonra hayatın onun için daha mükemmel olduğunu söylerdi. Halil amca ise baba olmanın verdiği o güzel hissi çok sevdiğini söylerdi.
Efe hayattı çünkü ailesinin korkunç dediği o hayatı bir şekilde güzelleştirmişti

On iki yıldır kanser ile savaşıyordu. Bu sürecin korkutucu olduğunu anlamak zor değildi. Tam kurtulacağını düşündüğü an da her şey tepetaklak olmuştu. Öyle ya da böyle bir şekilde gelmişti bu yaşına bundan sonra da yaşamalıydı. Efe'nin bir ailesi vardı. Onun yokluğu bir aile için cehennem demekti.

"Senin aksine."

"Şu an hiç sırası değil."

"Efe'yi göreceğim." Karşı çıkmadan onayladı. Beraber aşağı indik. Beraber odaya girdiğimizde Suna teyzenin gözleri şişmişti. Oğlu iyileşiyor sanarken bir anda başa sarmıştı. Halil amca da duvara rastlanmış yere bakıyordu. Beni gören Suna teyzenin gözleri tekrar dolmuştu.

Yatakta yatan çocuğa baktığımda solgun yüzü göğsümdeki ağrıyı arttırdı. Yanına gidip sadece baktım. Yaşanan her şey o an film şeridi gibi geçti gözümün önünden. İki saniye önce gülerken bir anda kan kusmaya başlamıştı. Dolan gözlerime engel olmak istedim en azından Suna teyze buradayken ağlamasam çok iyi olurdu ama olmuyordu. Herşeyi bir anda yitirmiş gibiydi.

Keşke o gün her şeye rağmen o parka gitseydik. Sonunda ölüp ölmeyeceğimizi bilmeden söz vermiştik. Uyan Efe, uyan ki sözünde dur. Ben arkadaşım dediğim birinin cenazesine daha gitmem. Yalvarırım uyan. Varsa ömrüm senin olsun.

Bencilce belki de ama ikimizden biri diğerinin cenazesini görecekse sen benimkini gör. Ailen var senin benim aksime. Sadece yaşa öyle olursa benim yerime de yaşayabilirsin ama ben daha kendim için yaşayamazken senin için de yaşayamam.

"Doktora ne olacak?"

"Ne konuda?"

"Sen öldükten sonra ona ne olacak?"

"Her türlü ayrılacağız. Bizim hayatımız sadece bu hastane sınırları içinde aynı yolda."

Bunu ölümün yapmasını yeğlerdim. O sadece bu hastane de saçımı okşardı çünkü dışında yoktu. Didaktör Bey bu hastanede vardı ama sonrasında olmayacaktı. Ben sadece bu hastanede sevgiyi iliklerime kadar hissedecektim sonrası olmayacaktı.

Burnumu çekme ihtiyacı duyana kadar ağladığımı anlamamıştım. "Hadi Rüya." dedi Didaktör Bey. Omuz silktim. "Yanında kalsam."

"Bir işe yaramaz."

"Olsun." dedim ağlamaklı sesimle. "Olmasın güzelim. Hadi odana çık." Bir süre sadece mavilerimi kırpıştırırak yeşillerinde tuttum. "Yemezler bu sefer." Efe'ye döndüğümde çok kısık bir sesle konuştum. Maksat o duyusundu ama duyamazdı. Belki hissederdi. "Uyan, daha parkta oynayacağız."

Odadan çıktığımız da durgundum. Aklıma gelen fikir ile Didaktör Bey'e döndüm. "Mecsit var mı?" Başını salladığında gülümsedim. "Nerede?"

...

Namaz kılacaktım. İyi olsun diye dua etmekten başka elimde herhangi bir şey gelmezdi. Namazım kıldıktan sonra ellerimi açıp dua etmeye başladım.

"Bir şey isteyebilir miyim?" dedim çocuk gibi. Allah'tan bir şey isterken çocuk gibi isteyin derler bende öyle yaptım. "Arkadaşım benimle kalsa."

"Suna teyze ve Halil amca ile kalsa da olur. Sadece yaşasa yeter. Bir kere daha kaybetmek istemiyorum." Derin bir nefes alıp verdim. "İsyan değil yanlış anlama Allah'ım ama ben yoruldum. Kaybetmekten değil hiç kazanamamış olmaktan. Efe'yi kazanmış olayım ondan sonraki hiçbir kaybedişime ses çıkarmayacağım. Söz , semya sözü."

Rusça aile demekti Semya. Kitabı okuduktan sonra çok inandığım iki şey vardı. Nasuh tövbesi ve semya sözü. İkisini de sık kullanmazdım çünkü ikisinin sonunda da ölüm vardı. Şimdi kullanıyordum ama çünkü gerekliydi. Sonunda ben ölecek olsam bile Efe yaşasın istiyordum.

Duanın ardından mecsitden çıkmıştım. Odama doğru ilerledim. "Hayırdır ne bu hâl?" İzel ablanın sorusu ile yerde olan bakışlarım ona döndü. "Ne var ki halimde?"

"Vazgeçmiş gibi." Omuz silktim. "Ediz abi nasıl?"

"Aynı, değişen pek bir şey yok. Sen nasılsın?"

"Bende aynıyım."

"Pek öyle görünmüyor." dedi beni süzerken. "Hiçbir şey olduğu gibi görünmüyor ki." Her şey sanki insanları kandırmak uğruna farklı oluyor. İyi görünürken de iyi değildim şimdi hiç iyi değilim. Ne zaman iyi olurum bilmiyorum. Yaşadığım her iyi an da aklıma ölecek olmam geliyor ve o anın benim için bir anı olarak bile kalmayacağını kaldırmaya çalışıyorum.

Benimle beraber bu yükü ailem kaldırsın istiyordum ama asla yapmazlar. Artık bunu düşünmeye bile gücüm yok. Tüm rüyalarımı ölüm kaplamışken yaşamı düşleyemiyorum. Göğdümdeki ağrı artıkça sanki öl diyor kalbim ve ben artık yaşamak için bir çaba sarf edecek bir amaç bulamıyorum.

Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsanız hayatınızı bir amaca bağlayın, kişilere veya eşyalara değil. Böyle der Albert Einstein. Benim hayatım insanlara bağlıydı. Bu insanlar ailemdi ama bu hastaneye gelmek ve Dilek Hocanın hiç acımadan senin katilin ailen demesi hayatım ve onlar arasındaki bağı koparmıştı.

Dilek Hoca ile tedaviye tekrar başladıktan sonra öncekine göre daha farklı bir tutum sergileyeceğini tahmin etmemiştim. Mesela artık soru sorarak beni konuşturmaktansa yazmamı sağlıyordu.

Yazmak sessiz konuşmaktır. O an ki sesleri sen dışında kimse duymaz. Sadece senin zihninde yankılanır o sesler. Kalemin kağıda yazdığı her kelime o sessiz konuşmaya birer ses olur.

Buna inan ve yaz demişti. Haklıydı, anlatamıyordum ama yazıyordum. Sessizdim ama haykırıyordum. Canımı yakıyordu ama aynı zamanda da acımı dindiriyordu.

Bu tür tedavi ilerlememi sağladığı için geçimişime dair şeyler öğrenmişti. Bundan sonra demişti; Eğer biraz daha böyle devam ederse sen bir ceset ailen birer katil ölümün cinayet olacak diye.

Ne yapabilirim ki? dediğimde verdiği cevap fazla dahası düşüncelere itmişti beni. Her gün batan güneşin bir sonraki güne ayacağını umut edenler gün vakit bulutların arkasına giren güneş için umudunu yitirmemeli.

Umudunu yitirme demişti kendince. Bir şeyleri direkt söylemektense dolandırarak söylerdi çünkü eğer düşünürsek elbet sonuca varırmışız aynı zamanda farklı şeyler bulurduk bu yolda. Belki bunda da haklı olabilirdi ama ben düşüncelerinden kaçan biri olarak pek uygulama taraftarı değildim.

Çekmeceme doğru gittiğimde içindeki sarı müzik çaları çıkardım. Kulağıma taktığım da başlat düğmesine bastım ilk olarak Nane limon kabuğu çaldı her zamanki gibi ama acı verdi bu sefer. Yatağa oturmak istedim ama gözümün önü karardı ve yere düştüm. Kalkmak için çabalamadım. Baş dönmeme mide bulantısı da eklendiğinde bir şeylerin normal ilerleyişinde olmadığını anlamıştım.

Müzik çalar titreyen ellerimin arasından kayıp gidecekken sıkı sıkı tuttum. Midem bulantım artıyordu.
Kusmak dışında başka bir seçenek kalmadığında zar zor ayağa kalktım.

Doğ Rüya.

Yaşa Rüya. Hayır!

Yaşamak için çabala Rüya.

Çabaların sonuçsuz. Öl Rüya.

Sar Başa.

Doğ Rüya.

Yaşa Rüya. Hayır!

Yaşamak için çabala Rüya.

Çabaların sonuçsuz. Öl Rüya.

Sar Başa.

Doğ Rüya.

Yaşa Rüya.

"Sus!" Yine başlamıştı sürekli aynı şeyi tekrarlayıp duruyorsu lanet olası beynim. Susmuyor sürekli başa sarıyordu. "Yalvarırım sus!" Ayaklanmışken yeniden dengemi kaybettim ve yere düştüm. Hayır dengemi kaybetmemiştim ayaklarım işlevini kaybetmişti. Lavabonun kapısına sürüklenerek vücudum sanki her yeri yara bereymiş gibi ağrıyordu.

Doğ Rüya.

"Kes sesini!"

Yaşa Rüya. Hayır!

"Yalvarırım sus." Sürüklenerek geldiğim kapıya sırtımı rastladım. "Anladım ölsün Rüya ama sus." Kolumu havaya kaldırıp kapının kolunu tuttum. Aşağı doğru çektiğimde kapı açılmış ve ben destek aldığım tek şeyin kapı olduğunu unutmuşum. Geriye doğru düşerken kafamı çarpıştım. O kadar sert değildi ama acımıştı.

Sırt üstü şekildeyken susmak için darbe almayı bekleyen beynime sövmeyi istedim ama mide bulantım buna engel olmuştu. Yeniden sürünmeye başlayıp klozetin önüne gelmiştim. Kusmak iyi gelir sanmıştım ama hiçbir işe yaramamıştı. Ayağa kalkamsdığım için bu seferde yatağa doğru sürünmeye başladım.

Yatağın yanında kumandadan hemşireleri çağırmak için bastıktan sonra sırt üstü yere uzandım. Birazdan geleceklerdi ve her şey bitecekti ama niye başladığını yine bilemeyecektim. Belki duam kabul oluyordur.

Kapının açılma sesini duydum ama başımı kaldırmaya mecalim olmadığı için tavana bakmaya devam ettim. "Rüya?" Hemşireler başıma topladığı sırada benim bakışlarım hâlâ tavandaydı. "Ne oldu?"

"Bacaklarım tutmuyor ama olay o değil bir anda midem bulandı, başım dönüyor, sanırım ateşim var." Beni yatağa yatırdıktan sonra ateşime baktılar. "Ekipten bulduğun ilk kişiyi çağır." Biri diğerine emir veririken bir diğeri neyim olduğumu anlamaya çalışıyordu.

Göz kapaklarım kapanıp beni karanlığa teslim etmeden önce duyduğum tek şey Gizem ablanın adımı seslenmesiydi. Sonrası için tanıdık bir çukur derdim.

...

"Sakin olmaya ne dersin?" duyduğum sesin kime ait olduğunu bilmiyordum. "Ne sakinliği. Bu kız bugün kendi kendine zehirlendi farkında mısın?" Öylesine derinden geliyordu ki sesler nasıl duyuyordum şaşkındım. "Bir oranının işlevini sıfıra indirdi. En azından biraz çalışıyorlar diyerek umut ettiğim her şey çöp oldu?"

"Anlıyorum." dedi öfke ile konuşan adam hitaben. "Anlıyorsan bugün karaciğeri yerine kalbin işlevini sıfıra indirebileceğinin farkındasındır." Aralamak istediğim gözleri aralayamdan tekrar o çukura düştüm.

"İkisi de kötüye gidiyor." Didaktör Bey başımda durmak için odamda olduğu için herşeyi burada anlatıyorlardı. Benim uyuduğumu düşündükleri için de bu kadar rahatlardı. "Farkındayım."

"Karan Hocam ne yapacağız?"

"Bilseydim sizi keyfi araştırmaya sürükleyecek biri gibi miyim?" Kadın bir şey demeden kapı sesi duydum belli ki çıkmıştı odadan. Gözlerimi araladığım da bir süre tavana baktım. "Uyanık olduğunu biliyorum." Duyduğum cümle ile başımı ona çevirdim. "Nasıl?"

"Sandığın kadar iyi rol yapamıyorsun." Kalkıp yanıma geldiğinde eli alnıma gitti. "Ateşin yok. Nasıl hissediyorsun?"

"Berbat. Efe uyandı mı?" Başını salladığında aniden doğrulacaktım ama bunu tahmin etmiş olacak ki omzumdan tutmuştu. "Dur yerinde. Odasına giremezsin bağışıklığı için iyi değil. Ayrıca bu hâlde nereye?" Cevap vermek yerine gözlerimi kırpıştırarak baktığımda eli ile yanağımı sıktı. "Yok işlemiyor artık bağışıklık kazandım ona." Yanıma oturduğunda bende doğruldum.

"Öyle mi oldu? O kadar çok da yapmadım oysaki." Yalan söylüyordum öyle yaptığım zamanlarda isteklerimi yaptığını fark edip sürekli yapmıştım. "Halletmem gereken bir kaç dosya var onları buraya getireceğim yerinden kıpırdamak yok." Başımı salladığımda emin olmak ister gibi bakamaya devam etti. "Tamam." dedim sakince.

Odadan çıktıktan sonra bir süre boş boş bakındım. İyi bir hasta olacağım ve doktorumun sözünü dinleyecektim. Yataktan doğrulup bakışlarımı tavana çevirdim bir süre sonra kapı tekrar açıldı. Elinde bir kaç dosya ile odaya giren adam onları masanın üzerine koydu.

Bir süre sonra o dosyalar ile uğraşırken ben çizgi film izliyordum çünkü diğer türlü ağlıyordum. "Ben kabul etmiyorum bunu ama doktor olsunlar." Ben de çizgi film hep Damla'nın Dolabı oluyordu. Arada bir bana bakan adam bu sefer önce çizgi filme sonra bana baktı. "O bölümü aç Küçük Hanım."

"O zaman güzel olmuyor ben tesadüfen çıksın istiyorum karşıma." Sandalye de geriye rastlanıp televizyona baktı. "Hastane de bulursun doktor." Sonra dediği mantıksız gelmiş olacak ki yüzünü buruşturdu. "Bende doktorum Küçük Hanım. Ne yapacaksın başka doktorla?" Bana dönerek kurduğu cümleye kıkırdadım. "Hiçbir şey. Sadece doktor bölümü güzel. Bana ekibi hatırlatıyor."

"Madem ekibi hatırlatıyor üzülmene değer mi? Hepsi hastanede zaten çağırayım gelsinler."

"İnsanları işinden etmeyeyim de bu saatte hepsi aynı anda kalıyor mu?"

"Bugün evet."

"Bugün'ü farklı yapan ne?"

"Kafa karıştırıcı oralar sen çizgi filmini izlemeye devam et." Başımı salladım ama merak ediyordum.

...

Yani hayatının en aile gibi hissettiren gecesi ne diye sorarlarsa? Bir hastane de ben çizgi film izlerken resmi işler ile uğraşan ama aynı zamanda benim saçma şikayetlerimi dinleyen adam ile hissettiğimi söylerdim. Didaktör Bey dün belli bir saate kadar uyanık kalmama izin vermiş ardından uyumam gerektiğini söylemişti ve ameliyata gitmişti.

Her güzel şeyin bir sonu vardır derler bunun da vardı. Uyutulurken okşanan saçlarımın biri tarafından çekilmesi ile uyandım. O kadar aniydiki acıyı hissetmedim bir an. Kabus sandım o yüzden ama değildi geriye doğru bükülmüş kafamı bırakıp kafama yediğim tokatın acısı aslında bunun gerçek olduğunu anlattı.

Gözlerim arkamdaki mavi gözlü adama dediğinde gözlerindeki şaşılacak türden değildi ama korkunçtu. Baba demek gelmedi o an içimden. "Ne oldu?"

"Nereden geliyorum biliyor musun?" Nefret dolu sesine karşı bir şey diyemedim. "Adliyeden." Beklenmedik olduğu için ağzım açık kaldı. "Sebebi de sensin. Neymiş senin yaşında bir çocuğu nasıl evliliğe sürüklermişim. O herife anlatmasaydın bunların hiçbiri olmazdı."

"Ben kimseye bir şey anlatmadım." Buna karşı sırıtıp eli yanağıma gitti. "Öyle mi diyorsun?" Yanağımda hareketlenen eli aniden yukarı kalktı ve yüzüme dudağımı patalayacak kadar güçlü bir tokat attı. Eli tekrar havaya kalktığı sırada gözlerimi sıkı sıkı kapatmıştım ama beklediğim o tokat gelmedi.

"Ben senin canını yakmanın başka bir yolunu biliyorum." Ne?

"Hani ev yanmıştı. O evin yanma sebebi ne biliyor musun?" Geçmişi açacak yaramı kazıyacaktı. Bundan daha iyi bir can yakma yöntemi mi vardı? Yoktu olamazdı. Geçmiş o zaman da şimdide yakmıştı canımı. Her türlü yakacaktı. O da bunun farkındaydı ve bunu yüzüme vurmaktan çekinmeyecekti.

"Sen yaktığın için demiyorum bunu." Öylesine büyük bir sakinlikle konuşuyorduki bu beni bağırdığı anlardan daha çok korkutuyordu. Beni darma dağın edecek güçlü bir fırtınaydı ama sadece sessizdi. Sessiz olduğu için hazırlıksız yakalanacaktım.

Her şeye hazırladım kendimi ya da öyle sandım çünkü dediklerine kendimi hazırlamak imkansızdı. "Ben yaktım o gün evi. İçinde sen varsın diye. Öl istedim." Ard arda demişti bunları sanki daha bir tane bıçak bedenimden çıkmamışken bir diğeri saplanmıştı. "Bunu sen istemiştin. Öfkeni benden çıkar onlara dokunma diyen sendin." Öfkenin beni öldürmek isteyeceğini sağlayacak kadar büyük olduğunu bilmiyordum baba.

"Ölmen için kendi ellerimle yaktım o evi." Tepkisizlik değildi bu ben tepki veriyordum yüzüme yansımıyordu sadece. "Beni öldürecek miydin?" dedim titrek bir sesle. "Evet." dedi. Tereddüt aradım tek bir tereddüt içeren hareket ama yoktu. Dilek Hoca haklıydı en azından babam için.
Babam benim katilim olmak istemişti.

Bir kez bile babam olmak adına bir çabalamayan adam katilim olmak için çabalamıştı.

"Madem ölmemi istedin neden bu bölüme geçişim için izin verdin." Ne yapıyordum ben? Bunu sorardınız ama yıllarca sizi sevsin diye her şeyi yaptığınız, baba dediğiniz adamın sizi öldürmek istediği gerçeğini hiçbiriniz kabul etmek istemezdiniz.

"Ben ne burada kalman için ne de bu hastaneye gelmen için izin vermedim o şeref yoksunu herif bir şekilde istediğini yaptı."

"Sen beni öldürmek istedin?"

"Evet." Kırgın mavilerim nefret dolu mavilere değdi. "Hiç mi yok vicdanın? Sızlamadı mı? Babasın sen. Öz kızınım ben senin. Düşmanını yakmazsın diri diri."

"Nereden geliyor bu nefretin bana karşı? Ben ne yaptım sana. Yıllarca seni kafamda aklamaya çalıştım. Annesi sevmemiş, babası görmemiş, dışlanmış, sevgi nedir bilmiyor diye. Sen.." Yutkundum. "Baba sen beni öldürmeye mi çalıştın?"

"Ben seni öldürecektim. O ateşte Nil olmasaydı ben o ateşin söndürülmesine asla izin vermezdim." Ben ona sevgiyi öğretmiştim o ise baba acıyı. Ben yaşasın diye çabalamıştım o ise ölmem için.

Unut. Tam olarak bu anların hepsini unut. Yeter ki al içimdeki acıyı. Yeter ki babamın evlat katili olacak kadar beni öldürmek istediği gerçeğini unutayım. Baba dediğim adamın gözünde düşmandan bile daha kötü durumda olduğum gerçeğini unutmak istiyorum. Unut Rüya. Bu sefer unut. Sil her şeyi. Yataktan kalkıp karşısına geçtim.

"Tebrik ederim Çetin Açar. Sana istediğini vereceğim ve öleceğim ama ölene kadar her gün sana beddua edeceğim. Unutma bunu mazlumun zalimine ettiği beddua tutar. Her Allah'ın günü her saat başı her dakika sonu her saniyede beddualarım seni bulacak. Benim canımı almak isteyeni canını almaktan daha beter hâle getir diyeceğim." Yapacaktım yemin olsun ki yapacaktım.

"Eskiden sana zâlime dönüşmek zorunda kalmış bir mazlum gözü ile bakardım ama hayır sen sadece zâlimsin ve bu hikayede bir mazlum varsa o da benim. Ahım her iki dünyada da yakanda olsun. Rabbim kimden şikayetçisisin diye sormayacak çünkü gözlerimden anlaşılacak derecede şikayetçiyim senden." Dediklerimi kale almadan çıktığında sanki bunu bekliyormuş gibi yere yığıldım.

"Allah sana yaşadığım tüm acılar adına hesap sorsun. Nefretin kadar nefret edil. Ölümüm için yaptığın her şey seni öldürmekden daha beter etsin." Yanaklarım her zaman olduğu gibi kendi göz yaşlarım ile ıslandı. "Akan gözyaşlarım kadar kanın aksın."

"Mazlum zâlimden şikayetçi. Mazlum zâlimin yaktığından daha çok yanmasını istiyor. Mazlumum ben zâlimi babası olan bir mazlumum." Hıçkırıklarla ağlarken ayağa kalktım.

"Unuttursana." Başıma vurarken odadan çıktım. Katta ki hemşire uykuya kalmıştı. Yangın merdivenlerine doğru ilerledim. Yavaş adımlarla ilerlerken düşündüm. Hani babalar kızların güvenli limanıydı ya. Denizden boğulmaktan korktuğu için sığınırdı o limana. Benim limanım ben boğulayım diye kendini yıkardı.

Ben boğulmaktan hâlâ korkuyordum ama bir daha asla o limana sığınmazdım sonunda boğulacağımı bilsemde o limana değil adım atmak yakınından bile geçmezdim. Aşağıya indiğimde acilin önü çok karışıktı belli ki yine bir şey olmuştu. Bahçe kapsındaki görevlilerde acildeydi büyük ihtimalle. Kapıya doğru ilerledim. Doğum günümden sonra ilk defa bugün çıktım hastaneden dışarı.

"Bir küçücük aslancık varmış.
Bir küçücük aslancık varmış." Gözyaşlarımı hissedemeyecek kadar çok ağlamıştım.

"Çöllerde ko ko koşar oynarmış
Çöllerde ko ko koşar oynarmış." Aptal aslancık oyun ile kendini kandırmış.

"Babası onu çok severmiş
Babası onu çok severmiş." Gülmek dışında bir şey yapmadım. Kendi kendimle oynuyordum sinirlerim bozulmuştu.

İleride bir yerde yanan ateş gülüşümü söndürdü. Özellikle böyle günlerde oluyordu hep bunlar. Kaçtığım her şey burnumun dibinde bitiyordu. Bir duvar dibine çöküp yine kaçtığıma baktım dik dik. Ayak ucumda hissettiğim hareketlilik ile bakışlarımı ateşten çektim.

Yavru bir köpekti. Simsiyah tüylerine benzeyen siyah gözleri vardı. Böyle denince korkunç gelebilirdi ama tatlıydı. "Sende mi tek kaldın?" Onu kucağıma alacağım sırada korkup kaçtı. "Seni de mi terk ettiler?" Benden korunmak adına bir ayağı ile yüzünü kapattı. Ayağı yanıktı.

"Seni de mi yaktılar?" Bu cümlem kısık bir sesleydi. Bakışlarım tekrar ateşe döndüğünde yutkundum. Bundan sonra her ateş bana bir katili hatırlatacaktı.

"Özür dilerim." dedim köpeğe hitaben. "Kimse dilememişse diye ben diliyorum. Özür dilerim kimse benden de dilemedi can yakıyor o yüzden ben senden dilemiş olayım." Yeniden ağlamaya başladığımda neye uğradığını şaşırmıştı köpek ama ona zarar vermeyeceğimi de anlamıştı ve yanıma gelmişti. Ben ateşi o beni izlemişti. Yine kaybetmiştim.

Evvet. Nasıldı???

Bölümün içeriği ile başlığının uyum şaka yani. Neysem umarım beklemenize değmiştir.

WhatsApp kanalı takılıyorum öyle orada

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 😊

Fazla dahası sevgililerle 🫠💕

See youuu 👋🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…