18. bölüm / 18
Belki Baba16.Bölüm: Bitiş ve Veda
Bölümler 18Şu an: 16.Bölüm: Bitiş ve Veda
- 1 Giriş428 kelime
- 2 1.Bölüm: Aile4.882 kelime
- 3 2.Bölüm: Kendini Kaybetmek5.281 kelime
- 4 3.Bölüm: Hastane4.931 kelime
- 5 4.Bölüm: Başlangıç5.149 kelime
- 6 5.Bölüm: Maviş & Şeker Portakalı5.930 kelime
- 7 6.Ölüyor muyum?6.581 kelime
- 8 7.Bölüm: Bilinmezlik6.563 kelime
- 9 8.Bölüm: Bitişler ve Başlangıçlar6.346 kelime
- 10 9.Bölüm: Kimim Ben?7.016 kelime
- 11 10.Bölüm: Korku5.531 kelime
- 12 11.Bölüm: Masal5.184 kelime
- 13 12.Bölüm: Yokluğun5.182 kelime
- 14 13. Bölüm: Yalan6.310 kelime
- 15 14.Bölüm: Kızım3.372 kelime
- 16 Başka Bir Evrende...1.172 kelime
- 17 15.Bölüm: Nasuh Tövbesi4.073 kelime
- 18 16.Bölüm: Bitiş ve Veda3.499 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selammm 💞
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir.
Kitap 20k’yı geçti hatta 21k oluyor. Bunun verdiği mutluluğu tahmin edemezsiniz. Geçen bölüm bazı yüzleşmeler yaşandı ama bir kişi eksik oldu bu. Sanırım Açar ailesini bu bölüm dışında sadece evlatlık almak için açılacak olan dava da görecesksiniz.
Bu süreçte hep benimle olan tüm okurlarıma çok teşekkür ederim. Bazı sorunlar falan da yaşadık ama hallettik. Tekrar çıkarsa yine hallederiz eminim. Böyle veda konuşması gibi oldu farkındayım da daha ne vedası. Yazacak şeylerimiz var.
Umarım bölüm hoşunuza gider keyifli okumalar dilerim 💞
Hatam varsa affola 😊
Oy ve yorum atarsanız sevinirim Şimdiden teşekkürler 😺
Ev nedir?
Böyle bir soru sorulmuştu on yaşında Karan’a. Hızla yanıtlamıştı çünkü biliyordu cevabını. Ailesiydi ev. Annesi, babası ve amcası. Karan’a her zaman hissettirmişlerdi bunu. Annesi ve babası mükemmel birer ebeveyndi onun gözünde. Herkes gibi onlarındı var kusuru ama bunlar çok da umurunda değildi Karan’ın.
Bir ev vardı, o evi dört kolon ayakta tutuyordu ama bir gün iki kolon gitmişti. Bu da Karan’ın omuzlarına o kolonlarının yükünün kalması demekti. Cahit özellikle bunun olmaması için uğraşmıştı ama Karan buna çok da izin vermiyordu. Bu yüzden de annesi ve babasını kaybetmek zaten dışarı karşı soğuk olan tavrını daha soğuk bir hâl almasını sağlamıştı.
Babasının yıllarca emeği olan o şirketi silemezdi. Bu yüzden kendi hayallerini silemeyi bile düşünmüştü Karan.
Babası olsa asla izin vermezdi, ama babası yoktu.
Hayallerinden vazgeçmek zor gelmişti, yapamamıştı. Uyumamış ama hem hayalleri hem de babası için çalışmıştı.
Şimdilerde o evin bir kolonu daha vardı. Bu sefer o kolon giderse onunla beraber tüm ev yıkılırdı. Rüya da artık eviydi. Bir ortaman girerken ilk onun orada nasıl hissedeceğini düşünecekdi mesela. Gözleri ilk onu arayacak iyi olduğunu görmeden derin bir nefes vermeyecekti.
“Alışverişe sonra gidelim mi? Efe’yi görmek istiyorum.” Yanında oturan kıza bakmadan başını salladı. “Peki güzel kızım nasıl istersen.”
Kırmızı ışıkta durmuşken Rüya ona döndü. “Didaktör Bey?”
“Söyle güzelim.”
“Ben bir yere gitmek istiyorum.”
Araba tekrar hareket ettiğinde konuştu. “Nereye? Götüreyim.”
“Çetin Açar’ın yanına.” Baba demeyi bıraktıktan sonra ismini de almamışdı ağzına bu bir ilkti. Tuhaf gelmişti ama sandığı kadar çok yakmamıştı canını. Karan duyduğu isim ile arabayı durdurdu. “Ne?”
“Duydun.” dedi Rüya tekrarlamak istemiyordu. “Hayır.”
“Ama..” Rüya’nın sözünü keserken aynı zamanda arabayı tekrardan çalıştırdı. “Hayır dedim aması yok.”
“Sadece konuşacağım.” Arabayı kenara çekerek genç kıza döndü. “Onunla olan her konuşmanın ardından ölümün ucuna geldin. Ben bun riski almam, kızımı kendi ellerimle ölüme götürmeye hiç niyetim yok. O yüzden hayır Rüya gitmiyorsun.”
“Bitmesi için içimde kalan her şeyi demem gerekiyor. Kafamın içindeyken de beni öldürüyorlar, sürekli hatırlamak beni yoruyor.”
“Arabada kal.” arabadan inip kapıyı sertçe kapattı bu Rüya’nın gözlerini sıkıca kapatmasına neden olmuştu. Üç saniye bile geçmemişken kapı açıldı. “Korktun mu? Özür dilerim kontrolüm dışında oldu.”
“Hayır, hayır korkmadım.” dedi genç kız gülümseyerek. Saçlarının üzerinden öptü. “Tekrar özür dilerim.” Kapıyı tekrardan kapatıp cebindeki telefonu çıkardı.
“Buyurun Karan Bey?” telefonu açan Karan’ın avukatıydı. “Yarın için Çetin Açar ile bir görüşme ayarla.”
“Anlamadım?” Öfkesi hâlâ diriydi o adamın adını duymak bile sinirlerini bozuyordu. “Neyini anlamadın gayet açık.”
“Sebep olarak ne diyeyim?”
“Rüya görmek istiyormuş dersin.”
“Rüya Açar mı?” İsteksizce onayladı. Şimdilik Rüya Açar’dı ona göre. Rüya istediği ilk an Deha olması için dava açacaktı. “Kızı görüşmek istiyor yani.”
“Rüya görüşmek istiyor. Kızı değil.” Üstüne basa basa söylediği cümlenin ardından tekrar konuştu. “Rüya benim kızım bunu da kime diyorsan nereye yazıyorsan artık sen bilirsin ama unutma.”
“Anladım.”
“İyi edersin.” Telefonu kapatıp derin bir nefes aldı sakince verdi. Çetin’i bir tur daha dövmeliydi hatta birden fazla tur ama olurda evlatlık almak için dava açarsa bunlar koz olarak kullanılırdı bunu göze alamazdı.
“Didaktör Bey?” Arkasını döndüğünde ona bakan mavileri gördü. “Hava soğuk neden indin arabadan. Genç kız elindeki montu uzattı. “Hava sana da soğuk ama montunu almadın.” Bir monta bir kıza bakarken gülmeden edemedi. “Sana ayrı seni bana verene ayrı kurban olurum.” dedi montu alıp kızın yanağını sıkarken.
Rüya gülerken konuştu. “Pamuk şeker yiyebilir miyim?” Karan bir süre düşündü o an da daha yemeğini yememişti bu yüzden izin vermemeliydi ama üst üste kırpıtığı gözleri ve bakışları izin vermemesine engel oluyordu.
“Ye güzelim, ye.” Ellerini çırparak bakışlarını ilerideki dükkana çevirdi. “Bir şey yapmak lazım Rüya Hanım olmaz böyle.” dükkana doğru giderken konuştu.
“Ne olmaz?”
“Ne dersen evet diyemem.” Rüya gülerken döndü. “Deme o zaman.”
“Sana göre basit gel bir de bana sor.”
Rüya pamuk şekerini alıp arabaya geri dönmüşlerdi. “Yarın için konuştum eğer ayarlarsa götüreceğim seni.” Pamuk şekerini yerken başını salladı. “Tamam.”
…
Çocukken sarı pamuk şeker neden yok diye düşünürdüm hep. Pembe olanı bile nadir yiyen biri için tuhaftı bu düşünce ama yine de sarı olmasını isterdim. Zaten hep elimdeki eksik olmasına rağmen o şey üstüne büyük hayaller kurardım bundan kaybediyordum.
O insanlar hiçbir zaman bana aile olmamışlardı ama ben inatla mutlu bir aile hayal etmiştim hep bu boş hayal için kürek çekmiştim ama artık vazgeçmiştim. Ailem vardı zaten benim Didaktör Bey ailemdi benim.
“Rüya.” dedi sevinçle Efe. Kötü bir hâl alan tedavisini sonunda düzeltmişlerdi daha iyi görünüyordu. Odasına geldiğimde burada değildi ama Suna teyze kal gelir birazdan demişti.
“Efe.” dedim aynı sevinçle. Efe de ailemdi. Hastanelerin benden bir şeyler alacağı kanaatine varmış o yüzden doktor olma hayalime bir son vermiştim iki yıl öncesinde ama Deha hastanesi bana aile vermişti.
Birbirimize sarıldığımızda Suna teyzenin gözyaşlarını görmem kaçınılmazdı. “İyisin değil mi?” dedi Efe annesini görmezken. “Sen iyiysen.”
“İyiyim, çok iyiyim.” Omuzuna vurup konuştum. “İyi olacaksın tabi. Beni bırakıp hiçbir yere gidemezsin peşine gelirim.” Bu cümleme güldü ama bu gülüş içinde çok net bir şey barındırıyordu, çaresizlik.
İkimizde çaresizdik. Ne o biliyordu tam iyi mi ne de ben. Hep bir şüphe vardı. Şeker Portakalı’nda da dediği gibi, emin olma hissini özlemiştik elimizi nereye atsak bir şüphe vardı. Bu bizi yoruyordu, bugün çok eğlenebilirdik ama yarın için aynı enerjimiz olmazdı hatta bir önceki günün cezası gibi daha kötü olabilirdik.
Ben dört aydır yaşıyordum bunları ama Efe için bu süre daha fazlaydı. Altı yaşından beri kanser ile bir mücadele içindeydi. Kaybetmemişti ama henüz kazanmışda sayılmazdı. Belki duam kabul olurdu ve o kazanırdı.
“Rüya?”
“Hmm?” söylemek istediği şey onu üzüyor gibiydi. “Ölürsem gelme peşimden.” Her şey durdu. Ölürse mi? Efe mi? Benim kardeşim Efe.
Nefesim ağır gelmeye başlamıştı yine. Boğazımı sıkıyorlardı gibi. Ölmeyeceksin demek istedim ama konuşmayı unutmuştum. Kaybetmek istemiyordum, kaybettiklerim yetmiyor muydu zaten? Kazandıklarım benimle kalsaydı.
Kızmak istedim Efe'ye. Madem öleceğini düşünüyordun neden girdin hayatıma diye ama sarılma hissi baskın geldi. Bunun için kızamazdım ona onun tercihi değildi bu hastalık. Sıkı sıkı sarıldığım da ağlamadım. Karlılık verdiği sırada o da ağlamadı. Geri çekildiğinde bende çekildim.
“Didaktör Bey'in yanına çıkacağım.” dedim zar zor çıkan sesimle. Umarım ameliyata girmemiştir ve odasındadır. Gidecek başka yer yoktu. Ondan başka kime sığınırdım bilmiyordum. Oyokken ne yapmıştım nasıl başa çıkmıştım? Onu da bilmiyordum ama vardı gidecektim.
Odasının önüne geldiğimde kapıyı çaldım ama içerden herhangi bir ses gelmedi. “Didaktör Bey?” kapıyı hafif aralayıp içeri girdim. Boş bir oda ile karşılaşmam omuzlarımı düşürmem için yeterli bir sebepti. Koltuğa oturup yere bakmak dışında bir şey yapamadım.
“Rüya?” uzun zamandır duymadığım ses ile gözlerim iyice doldu.
“Maviş, Efe ölmez demi? Niye ölsün ki?”
“Ölmek için kimsenin sebebi yoktur ama bu hayatta ki yaşayacakları bitmiştir.”
“Ama o daha çocuk. Hem çok az şey yaşamış.”
“Buna biz karar veremeyiz.”
“Bende mi öleceğim?”
“Yaşaman gerekenler bitince, evet öleceksin.”
“Peki Efe'nin kiler bitti mi?”
“Bilmiyorum.”
“Benim yaşamam gerekenler?”
“Onu da bilmiyorum.”
“Bitmese olmaz mı?”
“Sürekli yaşarsak yaşamanın bir anlamı kalmaz. Bir şeyi değerli kılan gidebilecek olduğunu bilmektir.”
“Yaşam değerli mi?”
“Öyle ama insanlar bunu anlamayz ta ki sen ve Efe gibi her nefesi sayılı hâle gelene kadar anlamazlar.”
“Maviş?”
“...”
“Sende mi gideceksin?”
“Sen istersen.”
“İstemezsem?”
“Kalırım ama isteyeceksin.”
“İstemiyorum kal, gitme.”
Sessiz vedalar vardır. Cevat bana sessizce veda etmişti. Belki sesli bir veda etmek isterdi ama sadece sihay güller ile veda etmişti. Evden çıkamadığım için kapının önüne koymuştu. Ben ne kadar sevdiysem Cevat bana sihay sevmem gerektiğini söylerdi. Sessiz vedasını da sihay güller ile yapmıştı ama ben sihayı sevmemiştim. Sarıyı ve sarı laleleri sevmeye devam etmiştim.
Ayrılık getirir derlerdi inatla karşı çıkardım. Bir çiçek neden ayrılık getirsin ki. Buna da cevap vermişti Cevat masalda toprağından kopardığın birer candır çiçekler, canını alırken ondan sana iyilik getirmesini bekleyemezsin demişti.
Cevat gerçek bir deliydi çünkü hayata iyi yanından bakmayı asla düşünmemişti. Bunun için ona kızabilir miydim? Bilmiyorum çünkü Cevat’ın tüm iyi yanları Hacer’di ama onu da almışlardı ondan. Sahi Cevat’ı öldürende birine duyduğu sevgi değil miydi?
“Rüya?” Yerdeki bakışlarım sese doğru döndüğünde beklediğim kişi gelmişti. “Noldu kızım? Ağladın mı sen?”
“Efe ölecek mi?” Hayır dese her şey geçecek gibi gelirdi ama diyemezdi. “Ne desem doğru olmayabilir güzelim. Sorma bunu bana.” Omuz silktim. “Ölmesin, lütfen.” bir şey demeden sarıldı. Bende her zamanki gibi ona sığındım.
“Sözü var park da oynayacağız ölmemeli.” Tutunacak tek dalım buydu sanırım o yüzden buna tutunuyordum. Cevap veremiyordu yalan söylememek için yapıyordu. “Ben de iyileşeceğim o da iyileşecek beraber parka gideceğiz.” Saçlarımın üzerinden öptü. “İnşallah güzelim inşallah.”
…
Ani cesaretlerim adı üstünde aniydi. Mesela şu anda pek de o adamı görmek istemediğimi fark etmiştim. İstemiyorum desem dönerdik biliyorum ama içimde her şeyin tam olarak bitmesi gerekiyordu.
Araba durduğunda tedirginliğimi hissetmiş olacak ki bana döndü. “İstemezsen döneriz bunu biliyorsun.”
“Ama istiyorum.” Bunu göstermek adına arabadan indim. “En fazla yirmi dakika Rüya, konuştuk unutma.”
“Tamam.” Yirmi dakika ona bir şeyler anlatmayacaktım. On altı yıldır beni görmemişti yirmi dakikada da görmezdi tek istediğim kendi içimde bitirmekti.
“Kötü olduğunu anladığım ilk an girer içeri alırım seni.” Benimle beraber kalmak istemişti ama ben istememiştim. “Anladım.”
Koridorda döndüğümüzde elinde kelepçeler ile gelen adamı görmeyi beklemiyordum. Beni görmesi ile mavileri nefrete bulandı bu alışılmadık değildi alışılmadık olan benimkilerin de aynı olmasıydı.
“Babanı mı özledin kızım?” Bir kavram size farklı şeyler hissettirebilirdi. Kızım kelimesi de midemi bulandırabilirmiş. “Saçının teline zarar gelirse seni öldürürüm. Ne olursa olsun yaparım bunu.” Didaktör Bey o yanımıza gelmeden yanına gitmiş ve bunları söylemişti.
Ciddiye almış olacakki az önceki laubali tavrı silindi. “Kelepçeleri çıkarılmayacam Karan Bey merak etmeyin kapının önünde olacağız.” Yanındaki memurun söyledikleri ile derin bir nefes verdi.
Odadaki sandalye de oturmuş karşıdaki adama bakıyordum. Ne o ne de ben konuşmuyorduk. Beş dakikadan fazla olmuştu zamanın daralıyordu. “Bir şeyi merak ediyorum. O gün öfken kimeydi de beni yakmak istedin?”
Bu soruyu bir cevabı olmayabilirdi ama merak ediyordum işte birine olan öfkesini benden çıkarmak istemişti. “Fazla salakdın Rüya. Annen haklı bana benziyorsun benim de annem ve babam beni sevmezdi ama ben ısrarla kendimi sevdirmeye çalışıyordum. Bana kendimi hatırlatıyor oluşundan nefret ettiğim için o gece seni yakmak istedim. Kendime olan öfekimi kendime benzeyen birinden çıkarmak en akıllıca olandı.”
Bu açıklamasına gülmeden edemedim. “Hayır, senin için ben hep zayıf halkaydım. Sevgimi koşulsuz verdiğimi ve ne olursa olsun vazgeçmeyeceğimi anladığın an tüm öfkeni bana kustun çünkü herkes giderdi. Annen ve baban da giderdi ama ben kalırdım. Bu yüzden beni harcamak kolay geldi herkesi kaybederdin ama beni kaybetmezdin ben inatla yanında kalırım sanıyordun.”
“Çünkü öyle sen babanı bırakmazsın Rüya.” Ona bu eminliği veren bendim geri alanda ben olacaktım. “Evet ben babamdan vazgeçmem ama sen benim babam değilsin, katilimsin. Senin ki sadece bir yanılgı ben senden vazgeçtim çünkü. Sen seni öldürmek istiyorum dediğin an vazgeçtim ve ne farkettim biliyor musun? Herkes haklıymış sevilecek bir yanın yokmuş Çetin Açar.”
“Sen bu dünyada en nefret edilesi insandın ama ben inatla bunu reddettim. Yemin olsun ki her gün dua edeceğim ahım üzerin de olsun diye her gün dua edeceğim.” Onun bir kalbi yoktu vicdan ona verilmemişti güldü sadece. “Kim senin baban? O doktor mu? Saçmalama Rüya kim neden tanımadığı bir kıza babalık yapsın.”
Yüzüm ondan iğrenir gibi bir hâl aldı. “Senin gibi insanlar yapmadığı için. Baba kavramının içinde bulunan hiç bir şeyi taşımazken onun hakkında söylediklerin sence fikrimi değiştirir mi? Dün nasuh tövbesi ettim ben bugün de ediyorum. Nasuh tövbesi olsun ki hiçbirinize bir deha ne baba ne anne ne abi ne de kardeş demeyeceğim.”
Sandalyemden kalkıp ona doğru eğildim. “Ve yemin olsun ki bana yaşattığınızın hepsini yaşamadan ölmemeniz için Rabbim’e her gün yalvaracağım.” Doğrulduğum da göğüs ağrısı hissetmem kaçınılmazdı. Yine de dimdik bir şekilde çıktım odadan.
“Rüya?” dedi kapının önünden bir saniye bile ayrılmadığına emin olduğum adam. “Hmm?”
“İyi misin?” Az önceki ciddiyet dolu halimin aksine daha çocuktum rahatlamış gibiydim. Yapamam sanıyordum ama yapmıştım. “Göğsüm ağrıyor ama iyiyim.” Saçlarımın öptü. “Hastaneye gidelim babam.” Korksunu anlıyordum o yüzden karşı çıkmadım. Doktordu ama benim yanımda daha çok babamdı. Bana bir şey olma halinde korkusu ağır gelebilirdi. “Gidelim.”
Sessiz geçen bir araba yolculuğunun ardından odama çıkmıştım. Didaktör Bey kalp ritmimi kontrol etmiş yataktan çıkmamam gerektiğini tembihleyip işlerinin başına geçmişti. Hasta bedenim hızlı yoruluyor, yatak da beni uykunun içine çekiyordu.
…
Rüyalar bilinçaltımızın bize oyunudur ve bu oyunları her zaman masum olmaz kimi zaman korkunç kimi zaman da can yakıcı.
Yine aynı sokakta olurum sanmıştım ama değildim. Annemin beni kapattığı o odadaydım. “Merhaba Rüya.” Duyduğum ses tanıdıkdı. Maviş artık rüylarımda da mı vardı?
“Arkana bak.” dediğini yaptığımda bir insan bedeni görmeyi beklemiyordum. “Maviş!” dedim şaşkınlıkla. “Ta kendisi.”
“Ama bu nasıl?”
“Senin hayal gücün bu Rüya. Burayı hatırladın mı?” Unutabileceğim bir yer değildi. “Seninle ilk burada konuştuk son olan da öyle olsun istedim.”
“Bir dakika ne? Nasıl son?”
“Veda etmeye geldim Rüya. Artık yalnız değilsin. Kimse seni bu odaya kapatmaz, ağladığında teselli edecek biri var, gözyaşlarımı silecek seni yeniden ayağa kaldıracak insanlar var Rüya. Senin artık bir ailen var.”
“Bu gitmen için bir sebep değil ki. Kal sende dün istemezsen kalırım dedin.”
“Gelmeye başladığım aralıklar arttı Rüya. Çünkü yavaş yavaş bana ihtiyacın olmadığını anlıyorsun. Gitmem gerek çünkü sen iyileşmelisin.”
“Beni hasta eden sen değilsin ki. Onlardı onlarda artık yok. Gitme maviş.” Ona doğru adımladığımda bir adım geri gitti. “Onlara dair her şey seni hasta ediyor bende dahil. Gitmeliyim çünkü iyi olmanı istiyorum.”
“Gitmek zorunda mısın? Değilsin sen onlarla değildin benimleydin.” Ağlıyor olduğumu hissetmiyordum bile. “Onlar yüzünden seninleydim. Baban sayesinde de benden kurtuluyorsun. Sana iyi gelmiyordum şu an sen anlamıyorsun ama ruhun anlıyor. İleride anlayacaksın.”
“Hayır Maviş lütfen.” Ona doğru hızla gitmem bir işe yaramadı çünkü o çoktan vedasını etmişti. Ağlayarak uyanmam benim içinde beklenmedikdi. “Rüya?” diyen kişi Akın abiydi. “İyi misin?” Gözde abla yanıma gelip bana sarılırken ağlamamı durduramamıştım.
“İyi misin?” Bu sefer soran Akın abiydi. “Bekle sakinleşsin.” diyen kişiyi tanımıyordum. Bakışlarım ona dönerken Gözde ablaya sarılmaya devam ediyordum. “Kuzenim Onur.” Akın abinin dediği ile başımı salladım. “O da mı doktor?”
“Hayır biyolog.”
“Anladım. Rüya ben.” dedim Onur denilen adama dönerken. “Tanıştığımıza memnun oldum.” Cümlesine nezaketen gülümsedim. “Bende.”
“Elini yüzünü yıkayalım mı?” Gözde ablanın sorusuna başımı salladım ve lavaboya girmek için yataktan kalktım.
…
“Selam.” dedi odaya giren Dilek Hoca. İki gündür yüzümde olan duygusuz ifade ile ona döndüm. “Nasılsın?”
“Bilmiyorum.” Maviş’in gidişinin beni bu kadar yıkacağını tahmin etmemiştim. Aslında direkt gideceğini tahmin etmemiştim. “Ne olduğunu anlatmak ister misin?” Ne olduğunu bilmiyordum istememe rağmen isteyeceksin diyerek gitmişti. Sessizdim, konuşmazsam onun sesini duyarım diye ama hayır olmamıştı. Maviş’e dair hiçbir şey yoktu. Sanki hiç var olmamış gibi.
“En baştan alalım mı?”
“Ben artık o insanlara aile demiyorum çünkü değiller. Artık Rüya Açar’da değilim çünkü onlardan geriye hiçbir şey kalmasın istedim. O yüzden Rüya Açar’ı öldürdüm içimde, gömdüm de.” Duraklamanın ardından o konuştu. “Ama?”
“Ama Maviş de gitti. O gitsin istemiyordum ama o isteyeceksin dedi ve gitti.” Gördüğüm rüyanın ardından iki gün geçmiş ve ben hiç olmadığım kadar sessizdim. “O yüzden mi durgunsun?” Sadece başımı salladım.
“Artık Rüya Açar değilsin.”
“Evet.”
“Maviş Rüya Açar’ın arkadaşı değil miydi? Onun yalnızlığına dost olmuştu, ailesi dinlemediğinde onu dinlemişti değil mi?” Öyleyedi. “Evet.”
“Rüya Açar’ı gömdüysen onu da gömdüm demektir bu.” Ben bunu istememiştim ki Maviş gidince sanki çocukluğum gitti. Tüm geçmişim silinmiş gibi oldu. Geçmişi olmayan gelecek inşaat edemez ki. Maviş olmadan ben nasıl yaşarım ki?
“Ama Rüya’ya da arkadaş olabilirdi.” Bunu söylerken sesim titremişti. “Rüya’nın Efe adında bir arkadaşı, düşerse onu kaldıracak ailesi, ne olursa olsun hep yanında olan bir babası var. Hayali bir arkadaşan ihtiyacı yok. Rüya Açar’ın bunları yoktu.”
“Ama-”
“Ama.” dedi beni bölüp yerinden kalkarak karşımdaki koltuğa oturdu. “Sen Maviş’den çok Rüya Açar’a ağlıyorsun. Maviş ondan sana kalan tek şeydi ama artık o da yok. Rüya Açar artık tamamen yok.” Ellerimi tutup okşadı. “Ondan vazgeçerek ailesi gibi davrandığını düşünüyorsun.”
“Bende bıraktım onu ailesi gibi oldum.” Başını olumsuz anlamda salladı. “Hayır, sen ona yapabileceğin en iyi şeyi yaptın o aileden kurtardın eminim ki küçük Rüya seni görse iyi ki derdi.” Hayır demezdi aksine ailesini bıraktığım için kızardı.
“Kızmazdı. Rüya ailesini seviyordu ama yaşamayı daha çok seviyordu. Sen de yaşamak için yaptın. Pişman olma, üzülme, yıpratma kendini. Cesaretini takdir et ve iyi ki de.” Gülümserken kurduğu cümleler kalbime dokundu. “Bir de Karan Hocama sarıl ve konuş. İki gündür hastanede terör estiriyor. Kızını özlüyor.”
Bu iki günde odama gelmişti ama ben ısrarla konuşmamıştım. Konuştuğum an Maviş’i duymam sanıyordum. Boş olduğu her an yanıma gelmişti. “Tamam yaparım.”
“Afferim Rüya’ya.” dedi saçlarımı karıştırırken.
…
“Karan Hocam?” Tüm ekip ve yeniden toplantı masasındaydılar. Hastalar üzerine konuşurken bir hasta da takılmışlardı hepsi. “Hocam durumun farkındasınız yapmaktan başka çaremiz yok.” ekibe ek olarak orada bulunan iki beyin cerrahlarından biriydi.
Rüya’nın beyni savaş ritmini arttırmıştı. Daha sert darbelerle geliyordu. Besin ve vitaminin çoğunu saça vererek vücut dengesini bozuyor. “Bu durumda yapılacak en iyi şey saçlardan kurtulmak olur.” dediğinde Karan’a döndü bakışlar. “Kazıtırsak vücut besini oraya vermez aynı zamanda saç köklerini bir süre uyku haline getirirsek. Vücut besini diğer organlara verir.”
Karan sessizdi. Bunu asla düşünmemişti, bu ihtimal aklının ucundan bile geçmemişti. “Peki biz bunu konuşacağız siz işlerinizi halledin.” Atlas her iki beyin cerrahını da odadan çıkarıp Gizem’e döndü. Başka yolu yok mu der gibi bakıyordu. Gizem başını olumsuz anlamda salladı.
Atlas arkadaşının yanına gittiğinde Karan ona baktı gözlerinin içinde birer yıkıntı taşıyorken ayağa kalktı. “Ben nasıl söylerim bunu Rüya’ya Atlas?” Çaresizdi sesi. “Nasıl kıyayım kızımın saçlarına.” Ne Atlas ne de ekipten diğer üyeler konuşamadı.
“Kesmeliyiz diyorsunuz saçlarını okşamadan nasıl seveyim kızımı? Bunu da söyleyin.” Kanser hastaları kemoterapi sırasında saçlarını kaybederlerdi bunun olmaması ve daha kolay bir tedavi yolu bulmak adına çalışan adama kızının saçlarına kıy diyorlardı.
“Nasıl yapayım lan? Aylar önce kesmelerine izin vermediğim saçlarına ben mi kıyayım?” Masanın üzerindeki eşyaların bir kısmını tek hamlede yere dağıtmıştı. “O hastalık kızımı her gün benden alırken ben nasıl yaşayayım?”
“Karan, yapma be kardeşim.” Atlas arkadaşının omzuna elini koyup teselli ederken Karan’ın hüzün kaplamış yeşilleri ona döndü.
“Yapamam Atlas ben. Bakamam yüzüne onun. Diyemem ki baban seni koruyamıyor diye. Kesemem saçlarını onun. Oğlum canımı alın saçları onla kalsın, yapmamam.” az önce kalktığı sandalye geri oturduğunda yıkılmıştı. Hızla yüzünü sıvazladı.
“Çok üzülür, sever saçlarını uzuyorlar diye mutlu.” Dünya üzerinde en nefret ettiği kişi kendisiydi şu anda oysaki o kızın en sevdiğiydi. “Nasıl lan nasıl kıyarım?” Aklı almıyordu.
“Ağlayacak çok ağlayacak. Bana kırılacak haklı da.” Gömleğinin yakasını gevşetti. “Saçının tek teli için canımı veririm siz hepsini alacaksınız benden.”
Gizem ağlayacağını anladığı an odadan çıkmıştı. Duvar dibine çöküp ağlamıştı Gözde ise çoktan odada ağlıyordu. Atlas ayakta ne yapacağını bilmiyor bir şekilde arkadaşına bakıyordu. Akın ayağa kalkıp sakin adımlara odadan çıktı.
Rüya’nın kapısının önüne geldiğinde yutkundu. “Nolur çok üzülme Sincap.”
Kapıyı çaldığında içeriden kızın sesini duydu. “Sincap.” diyerek içeri eğlenceli bir şekilde girmek istesede bunu pek becerememişti.
“Akın abi hoşgeldin.” Yatağında oturan kız gülümseyerek kurduğu bu cümlesinin ardından saçlarını taramaya devam etti. Akın’ın bakışları gece karası saçlarına kaydı. “Hoşbuldum abicim.”
“Abi ben şeyi soracaktım.”
“Sor abim.” dedi bakışlarını zar zor saçlarından çekerken. “Biyolog kuzenin var ya Gözde abla ondan mı hoşlanıyor?” Tatlı meraklı bir heyecana sahipti sesi.
“Başka tanıdığı kuzenim yok.” Başını sallayan genç kız saçları yüzünden çekti. Akın abisinin bu sessiz hali içine şüphe düşürmüştü. “Abi, ne oldu?”
“Rüya?” Ses tonu hoşuna gitmemişti. “Abi korkuyorum bak.”
“Sana bir şey anlatacağım ben bitti diyene kadar bir şey söyleme tamam mı? Benim için çok zor çünkü.”
“Tamam da abi korkmalı mıyım?” Elindeki tarağı bırakıp tam olarak sandalyeye oturmuş adama döndü. “Durumun iyiye gitmiyor vücut gerekli besini yanlış dağıtıyor.” Rüya tam bir şey diyecekken Akın yapma der gibi baktı. Susarsa devam edemezdi.
“Gerekli yerlere yeterli besini vermiyor.” Defalarca kez yutkunup devam etti. “Besini verdiği yeri ortadan kaldırırsak besini vermesi gereken yerlere verir.” Anlamadığı için kaşlarını çattı ama bu kısa sürdü çünkü Akın’ın gözleri saçlarına değdi Rüya da anladı.
Uzun zamandır dökülmüyorlardı ve çok hızlı uzamıştılar. “Saçlarım.” dedi. Akın bir şey diyemedi. “Kısaltacak mıyız?” Hepsini keseceğiz diyemedi Akın. “Özür dileriz. Hepimiz özür dileriz, yapamadık. Sana söylediğimi bile bilmiyorlar çünkü hepsi yıkıldı Rüya. Nasıl yaparız bilmiyoruz?” Gözyaşlarına hakim olmak için çabalarken Rüya yanına gidip ona sarıldı.
“Bir şey olmaz ki. İyileşince uzar.” Gülüyordu ama sesi öylesine titremişti ki Akın’ın içi titredi. “Hem uzun iken yıkamak zor oluyor, taramak da.” Göz yaşlarını durduramıyordu. “Daha kolay olur.”
“Ben üzülmedim ki.” dedi gözyaşlarımı silerken. “Olsun bende saçı olmayan bir kız olurum. Farklı olur.”
“Kurutmaya da üşeniyordum zaten. Böyle daha iyi olacak yorulmam da.” Bunları derken aynı zamanda tokalarını dolabından çıkarıp bir poşete koyuyordu. “Bir kere yine çok kısaydı.” Ne yaptığını o da bilmiyordu.
“Rüya yapma abim.” Çöpe atacağını düşünüyor olacak ki engellemeye çalışmıştı. “Yok çöpe atmayacağım, saklayacağım görürsem canım yanar. Çok acır abi. Özlerim saçlarımı.” Topladıklarını Akın’a uzattı. “Sen saklar mısın benim için geri uzayınca alırım senden.”
Akın titreyen elleriyle aldı poşeti. “Saklarım uzayınca da geri getiririm.”
Nasıldıı??
Evet normalde bu bölüm Rüya ve Alp’in saç kesme olayı üzerine olan sohbeti ile bitecekti ama buna dayanacak gücüm yokmuş onu fark ettim. Kitabın ilk yazılmış versiyonunda böyle bir şey olduğunu unutmuştum bile inanın yazmak bana da zor geldi. Düzenlemek için okumak da kötü hissettirdi. Umarım hoşunuza gitmiştir.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 🫶🏻
See youuu 👋🏻
Bölüm etkileşimi
