12. bölüm / 18
Belki Baba11.Bölüm: Masal
Bölümler 18Şu an: 11.Bölüm: Masal
- 1 Giriş428 kelime
- 2 1.Bölüm: Aile4.882 kelime
- 3 2.Bölüm: Kendini Kaybetmek5.281 kelime
- 4 3.Bölüm: Hastane4.931 kelime
- 5 4.Bölüm: Başlangıç5.149 kelime
- 6 5.Bölüm: Maviş & Şeker Portakalı5.930 kelime
- 7 6.Ölüyor muyum?6.581 kelime
- 8 7.Bölüm: Bilinmezlik6.563 kelime
- 9 8.Bölüm: Bitişler ve Başlangıçlar6.346 kelime
- 10 9.Bölüm: Kimim Ben?7.016 kelime
- 11 10.Bölüm: Korku5.531 kelime
- 12 11.Bölüm: Masal5.184 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 12.Bölüm: Yokluğun5.182 kelime
- 14 13. Bölüm: Yalan6.310 kelime
- 15 14.Bölüm: Kızım3.372 kelime
- 16 Başka Bir Evrende...1.172 kelime
- 17 15.Bölüm: Nasuh Tövbesi4.073 kelime
- 18 16.Bölüm: Bitiş ve Veda3.499 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selammm💞
Nasılsınız??? İyisinizdir umarım.
Hatam varsa affola ❤️
Bölümü beğeneceğinizi umarak sizi bölüme uğurluyor keyifli okumalar diliyorum.
25.04.2000
"Benim güzel karım." Karısın yanağında öperken konuştu. "Benim de güzel annem." dedi arkadan gelen Karan. Kocasının yanağından öptükten sonra oğlunun kendisinin ki gibi saçlarını okşadı. "Nasıldı toplantı?" Asu Korhan'a çevirdi yelillerini. "İyi." Kocasının kısa cevabı ile kaşlarını çattı. "Oğlum." dedi daha on yaşında olan oğluna hitaben. "Annem?" dedi Karan.
"Kıyafetlerini değiştirmek için odana çık bakalım." Annesinin cümlesine başını salladı. Karan salondan çıktığında Korhan'a döndü. "Sorun ne?"
"Yok bir sorun." Korhan'ın konuşması sırasında karşısına geçip elini yanağına koydu. "İnandırıcı değil." Karısını avuç içini öpüp kolunu beline doladı. "Bana fazla benziyor." Asu başını salladı. "Evet, öyle de neden bir anda dedin bunu?"
"Arkadaşları ile anlaşamıyor Asu. Türk olması yüzünden ırkçılığa uğruyor zaten ama o da kendisini soyutluyor." Asu derin bir nefes alıp kocasına gülümsedi. "Herkes sosyal olmak zorunda değil ki sevgilim."
"Benim hayatıma sen ve Cahit girdiniz şanslıydım belli ki ama ya Alp o kadar şanslı olmazsa." Cahit ve Asu ile tanışana kadar hayatını yalnız sürdürmüştü. "Ona yalnızlığımı miras bırakmış olmak istemiyorum."
"Ne sen ne de o yalnız değil Korhan." Eli kocasının saç tutamları arasında gezindi. "Senin ona bırakmış olduğun en güzel miras harika bir baba olmak. Sen varken, ben varken o yalnız kalmaz." Korhan'ın yanında olan bir ailesi olmamıştı ama Karan'ın vardı.
Karısının dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi. "Sen varsan ben varım Asu. Sen var ol ki oğlumuz hiç yalnız kalmasın." Asu buna güldü. "Sen de iyi kaptın benden bir şeyler." kocasının omuzuna vurdu. "Şair karıma layık olmaya çalışıyorum."
"Öyle mi?" dedi cilveyle. Karısının cilvesi karşısında sırıttı. "Öyle." dedi net bir sesle. "Karan ne olur sence?"
"Ne isterse onu olsun." dedi Korhan. "Yeter ki mutlu olsun." Oğlu için en büyük dileği buydu. "Daha on yaşında bu çocuk çok değiştirir istediğini." Oysaki değişmeyecekti. Hep doktor olmak isteyecekti ve olacaktı da. Karısın alanından öptükten sonra ayrıldılar.
"Cahit gelecek akşam yemeğe." Asu'nun cümlesi ile ona döndü yeniden. "Hangi ara karar kıldı buna?"
"O değil ben karar kıldım. Seni aramış bir dosya için mi ne açmamışsın. Beni aradı sonra şirkete gelsin falan diye bende sen gel akşam yemeğine dedim." Başını salladı Korhan. "İyi yapmışsın ama ufak bir sorunumuz olabilir." Asu kaşlarını çattığında içeri Karan girmişti. "Ne sorunu?" Asu'nun cümlesine cevap vermeden önce oğlunun saçlarını okşadı.
"Alp'in arkadaşı James ve onun teyzesi de gelecek demiştim." Asu başını sakladığın da sorunu hâlâ anlamamıştı. "James'ın teyzesi Cahit amcamı seviyor. Cahit amca da ona herhangi bir ilişki istemediği söyledi ama Mia bunu pek dinleyemiyor açıkaçası. Cahit amcam takıntılı olduğunu söyledi haklı bence sürekli onu soruyor bana da. " Oğullarının bilmiş tavırlarına karşı ikisi de şaşkınlıkla baktı. "Alp?" dedi Korhan. "Karan?" dedi Asu aynı anda.
"Cahit amca okuldan almaya gelirken oldu o sırada arabada söylendi oradan biliyorum." Korhan Cahit'e sövmemek için büyük bir çaba sarf ederken konuştu. "Boşver sen amcanı kimse hakkında takıntılı gibi tabirler kullanma."
"Benim hakkımda bir sohbet dönüyor belli ki." Cahit tam sohbetin üstüne geldiğinde Asu ve Korhan'ın sert bakışlarına denk geldi. "Karı koca beni öldürmek istediğinizi bu kadar belli etmeyin." İkisi de konuşmayınca gözlerini kıstı. "Ne yaptım?"
"Sen çocuğun yanında ne konuşmuşsun?" dedi Asu. Cahit'in bakışları Karan'a döndü. "Alp ne anlattın koçum?" Korhan ensesine bir tokat attı. "Ne kadar şey anlattın da hangisini soruyorsun?"
"O ben ve yiğenim arasında." dedi Karan'ın saçlarını karıştırırken. "İki sır tutamıyorsun." Karan oturan amcasının yanına geçtiğinde konuştu. "James'ın teyzesini anneme anlattım." Duyduğu cümle ile yüzünü buruşuturdu. "O kadın trvmalarımı tetikliyor."
"Neymiş senin travman?" Asu bilmesine rağmen tekrar sordu. "Evlilik."
"Sanki dünya'nın en korkunç şeyiymiş gibi bahsetmekten vazgeç." Korhan'ın cümlesine göz devrdi. "Öyle." Kolunu Karan'ın omuzuna atıp kendine çekti. "Sizin evliliğinizin en iyi yanı benim bir yiğenimin olması."
Korhan kolundaki saate baktı. "Gelirler onlarda yarım saatte." Cahit kimin geleceğini bilmediği için şokla baktı. "Kimden bahsediyoruz?" Karan gülmeden edemezken Korhan Cahit'in yanına oturup kolunu omzuna koydu. "James ve teyzesi gelecek Alp'in bir projesi varmış." Cahit ilk başta bahsedilen kişileri anlamamıştı ancak kafasına dank ettiği an hızla ayağa kalkmıştı.
"Gidiyorum ben." Salonun kapısına doğru giderken durup tekrar Korhan'a döndü. "Saatini yapmışlar geri almayı unutmuşsun." Korhan saatini alıp oğluna uzattı. "Tut bunu başına bir şey gelmesin." dedikten sonra oğlunun saçlarının üstünden öptü ve kaçan arkadaşının peşinden koştu.
Asu giden adamların arkasından gülerken Karan ise babasının ona verdiği saate baktı hayranlıkla. Cahit ve Korhan bu saatlerden sadece iki tane üretmişti. Bir çok hatası vardı ama ikisi de bu işe başlarken dostlukları için tasarladıkları bu saatleri sürekli takmışlardı.
...
"Bir savunmanız var mı?" Karan kendisine sorulan soruya karşı sakin bir ifade ile konuştu. "Nasıl bir savunma bekliyorsunuz bilmiyorum ama yaptığımın arkasındayım." Yine olsa yine yapardı ki yapacaktıda. Polis memuru derin bir nefes verdi. "Üzerinizdeki takı ve elektronik cihazları kutuya bırakın lütfen. Avukatı gelene kadar nezarette tutalım." Kolundaki saat dışında telefonunu ve araba anahtarı vardı.
Hepsini koyduktan sonra onu nezarete götürmüştüler. İçeri girdiğinde atmışlı yaşların ortasında olan adam oturmuştu ve onu baştan aşağı süzmüştü. "Ne yaptın da düştün buraya?" Karşısındaki adamın samimiyetine anlam veremedi. "Cevap vermeyeceksin belli ki." Vermeyecekti tanımadığı insanlara karşı keskin sınırları vardı.
"Gözlerindeki ormanı yakıp kavuran öfkenin sebebini çok merak etmiştim oysaki." Adam haklıydı. Polisler gelene kadar evlilik mevzusu hakkında öğrendikleri zaten dinmemiş olan öfkesini iyice körüklemişti sadece sakin görünmekte iyiydi. "Adın ne delikanlı?" Adamın meraklı haline anlam veremeyen Karan aynı şekilde karşılık verdi. "Sizin adınız ne?"
"Hatırlamıyorum Alzheimer hastasıyım ben." Cümlesine kaşlarını çattı. "Yaşınız kaçtı?" Bir ihtimal hatırladığını umdu ama adam cevap vermedi.
"Genç görünüyorsunuz. Alzheimer hastalığı sizi nasıl bu kadar erken buldu?" Sorduğu soruların amacını açıklama ihtiyacı hissettiği için konuştu. "Doktorum ben."
"Öyle mi benim kızım da doktor olacaktı?" Büyük bir mutluluk vardı sesinde. "Kızınız mı var?" Adam başını olumsuz anlamda salladı. "Yok." Karan bu çelişki karşısında ne yapacağını şaşırdı. "Anlamadım. Var mı yok mu?"
"Vardı." Karan fazla ileri gittiğini düşünüp sessiz kaldı ama adam susmadı. "Dokuz yıl önceydi. Karım ile boşanacaktık. O sırada kızımı boşlamıştık." Gözleri geçmişe dalarken anlatmaya devam etti. "Hastaymış fark etmedik." Derince yutkundu. "Fark ettiğimizde artık çok geçti." Gözleri dolduğunda Karan pişmanlık duymuştu ama dinlemeye devam etti. "Ben kızıma geç kaldım. Olur da daha erken fark etseydim şu an benimle olurdu." Adamın ağlayacağını düşünürken bir anda Karan'a baktı tekrar. "Sen ne zaman gelmiştin." Bu durumu yadırgamadan bakışlarını tavana çevirdi.
Peki ya o Rüya'ya tam zamanında yetişmiş miydi yoksa geç mi kalmıştı? Düşüncelerine karışan kıza yetişmiş olmayı umuyordu.
...
Geçen altı saatin ardından kapı açılmış ve içeri polis memuru ile birlikte Cahit ve Karan'ın avukatı Yakup girmişti. "Buyrun Karan Bey çıkabilirsiniz." Karan çıkarken ona öfke ile bakan Cahit'in karşısında durdu. "Ben de ne zaman seni karakolkardan toplardım diyordum. Bunu otuz dört yaşında beklemiyordum orası ayrı." Amcasının cümlesine herhangi bir tepki vermedi.
Karakoldan çıkıp arabasına ilerlerken Cahit konuştu. "Oğlum ergenliğin de falan girseydin karakola azarlayacaktım bu yaşta girince de bir şey diyemiyorum." Amcasına baktı. "Azar çekmek için mi geldin?"
"Yani vardı öyle bir planım da." Bu yaşta birine azar çekmeyi saçma buluyordu. "Magazine çıktı mı bu?" Cahit başını salladı. "Omuzun nasıl?" Cahit işin şakasını bir yana bırakıp ciddiyete bürünmüştü. "İyi. Hastaneye gideceğim zaten. Saatini cebine atıp arabasına bindi çalan telefonu açtığında arabanın içinde Atlas'ın sesi duyuldu. "Sen salak mısın?" İlk cümlesi bu olmuştu. "Hayır herşeyi geçtim. Magazini düşünmedin, omzunun yaralı olması da umrunda olmadı. Hipokrat yemini de mi düşünmedin lan?"
"Hipokrat yemini insanlar için Çetin şerefsizi insan değil." Cahit'in arabası yola çıktığında arkasından ilerlemişti. "Niye haber vermedin abi?" Akın'in sesiydi. "Ne yapacaktın Akın gidip bir iki tane de sen mi vuracaktın." Atlas'ın öfkesinden payını alan Akın konuştu. "En azından yaralı adam dövmezdi."
"Rüya haber vermese magazini de görmeyecektik. Hepimizin başına o kadar iş yığmasının sebebi de buydu." Gizem'in ortaya attığı şeyin gerçekliğine güvenebilirlerdi çünkü tam olarak öyle yapmıştı. "Rüya'yı hesaba katmamış." Gözde konuştuğunda görmeselerde başını olumsuz anlamda salladı Karan. "Size bu kadar hızlı demesini hesaba katmadım."
"Korkmuş kız." Atlas ve Talya aynı anda söyledikleri cümleyi Talya devam ettirdi. "Zar zor gönderdik odasına." Karan kaşlarını çattı. "Gitti yani odasına." Hepsi beraber onayladığında konuştu. "İyi olduğuna emin miydiniz?" Tüm gece beklemek için inat etmişti bir kaç saat beklemek için inat edeceğine emindi belli ki bir şey olmuştu.
"Evet de niye sordun?" Atlas'ın cümlesi içini rahatlatmamıştı. "Geliyorum zaten oraya." Biraz daha hızlanmak adına gaza bastı. "Nereye geliyorsun git dinlen evinde." Atlas kızmasını kale almadan konuştu. "Gelip Rüya'yı göreyim giderim." dedikten sonra komuşma bitmişti.
Hastaneye girdiğinde ilk olarak odasına çıkmış ve gömleğini değiştirmişti. Çoğunlukla hastanede kaldığı için burada kıyafetleri vardı. Gömleğini çıkartıp yerine kahverengi bir gömlek giydi. Odasından çıkıp Rüya'nın odasına ilerledi.
Odanın önüne geldiğinde kapıyı çaldı. Ses gelmeyince uyumuş olabileceğini düşündüğü için kapıyı açtı. Yatağın boş olduğunu gördüğünde bakışları odanın içinde gezindi koltukta oturmuş tavana bakıyordu. Karan yanına oturup omzuna dokundu. "Küçük Hanım iyi misin?" Duyduğu ses ile bakışlarını tavandan çekti. "Didaktör Bey?"
"Küçük Hanım." Rüya boş bakışlar ile bakarken konuştu. "Geldin mi?" Başını salladı Karan. "Geldim. Geldim de ne oldu sana?" Mavileri omuzuna değdi. "Hiç." Kızın önüne gelen saçlarını çekti. "Ne çok seviyorsun sen bu hiç kavramımı."
"Sevmediğim şeylerden kaçmak için güzel bir kavram." Bakışlarını omzundan çekip ona baktı. "İyi misin? Yaran nasıl? Neden yaptın ki böyle bir şey?" Kendi tükenmiş halini boşverip onu düşünmesine tebessüm etti. "Hiç." dedi Rüya gibi. "Sende mi sevmediğin bir şeyden kaçıyorsun?" Başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır, seni sevmediğin bir şeyden koruyorum diyelim."
"Cevap vermeyeceksin yani?"
"Sen benim soruma cevap verirsen veririm belki." Cevap vermektense sarıldı Rüya. Başını göğsüne koyup Karan'a sığındı. Madem onu korumak istemişti korusundu o zaman. Kızın bu haline gülümseyerek sağ kolunu onun bedenine doladı. Saçlarının üzerinden öptükten sonra çenesi başına rastladı. "İlaçlarını içtin mi?"
"İçtim."
"Yemeğini yedin mi?"
"Yedim."
"Yalan söyleme."
"Akşam yemeğimin hepsini yememiş olabilirim."
"Sebep?"
"İştahım yoktu. Sen de gidip babamı dövmüşsün o sırada yemek yemek gelmedi içimden." Babam kelimesi ile öfkeyle soludu. "Hiç mi yemedin?"
"Yedim sadece hepsini yemedim. Geldiğinde hiç yemediğimde kızarsın dedim." Eli kızın saçlarında hareketlenirken konuştu. "Kızmam Rüya. Vitamin ilaçlarındansa böyle ilerletmen senin açından daha sağlıklı olur bu yüzden bu ısrarım."
Gözleri yavaş yavaş kapanan genç kız mırıldandı. "Naz bu hastanede kalıyormuş." Sesinden uyuyacağını anlamıştı. "Evet, baya oldu. Sen bilmiyor muydun?"
"Hayır, bugün öğrendim. Annem benim için geldiğini söylemişti." Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Ben onunla beraber gidip geldiğin için bildiğini sanıyordum." Omuz silkti. "Bilmiyordum, annem yalnız kalma diye geldim dedi bende inandım."
"O yüzden mi durgunsun?" Yüzüne gelen saçları geri çekip Rüya'nın yüzüne baktı gözleri kapalı bir şekilde konuşan kıza gülümsedi. "Durgun değilim sadece sorguluyorum. Naz'ın burada tedavi gördüğünü bana söyleselerdi ne yapacaktım ki?" Öğrendiği andan beri bunu sorguluyordu en fazla ne yapabilirdi? Neden söylememişlerdi bunu bir türlü anlamıyorlardı. Karan da anlamadığı için sunmuştu zaten bir süre sonra Rüya uykuya dalmıştı.
...
Gözlerini araladığında huzur içinde uyuduğu yerde değildi aksine uzun zamandır görmediği tanıdık bir yerdeydi. "Yine başlıyoruz." dedi ve ayağa kalktı. Yine bu sokakta ne aradığını sorguladı. Bu sefer yürümedi. Bir köşeye geçip oturdu.
Bakışları yine sihay olan gökyüzüne çevirdi. Bir süre sonra sesler duymaya başladı. Baba diyen bir kızın sesiydi. Oturduğu yerden kalktı ve sese doğru ilerlemeye başladı. Ne görmeyi bekliyordu bilmiyordu ama yere düşmüş ağlayan kendisini ve ona doğru gelen babasını görmeyi beklemediği kesindi. Hatırlıyordu bu anı geçmişten bir kesitti.
Yedi yaşındaydı abisinin bisikletini sürmeyi daha yeni öğrenmişti. Sürerken düşmüştü. Babasının iş yerine yakın bir yerde düştüğü için babasına seslenmişti ama anıda hata vardı. Çetin gelmemişti o gün Rüya ayağa kendi kalkmış ve evine gitmişti ama şimdi öyle değildi. Çetin küçük Rüya'ya doğru ilerliyordu.
Ne yapması gerektiğini anlamamıştı ama kendini babasından korumaya karar vermişti. Koştu ve yere düşmüş ağlayan küçük Rüya'nın karşısında durdu. "Uzak dur ondan." Çetin'in bakışları kız da oylandı. "Beni çağıran kendisi."
"Yanına gel diye yapıyor ama sen onun yanına gittiğin her an zarar veriyorsun haberi yok." Geç farkına varmıştı bunun bu yüzden kızgındı kendine. "Küçük daha. Kaldıramıyor yokluğunu ama varlığında zarar."
"Onun varlığı da öyle." Nereden geldiğini bilmediği annesiydi bu. Yere düşmüş kıza iğrenti ile baktı. Rüya ise kendini o bakışlardan korumak için annesinin önüne geçti. "Yedi yaşında neyin zararını vermiş olabilir?"
"Doğması zarar." Anne ve babası aynı anda kurdu bu cümleyi. "İyi de neden. Ne yaptı size?" Cevap alamamışken başka birinin sesini duydu. "Kalk Rüya." Abisi kalkması için yardım ediyordu. Hemen yanına gidip yardımını reddetti. "Sonrasında yok etmek istercesine parçalayacaksan toplama."
Naz ve Nil de anneleri gibi yargılayıcı bakışlar artarak geldiler. Hepsinden korumak adına geçti kızın yanına. "Kalk gidelim." Küçük kız bir şey demeden kalktı. Rüya onu peşinden sürükleyerek götürdü. "Onlardan neden kaçıyoruz."
"Çünkü seni korumak yerine zarar verecekler." Rüya olduğunu bilmesine rağmen bunları küçük haline söyledi belki bir şeyler değişir diye. Bileğini kurtarıp ona baktı. "O zaman senden de mi kaçmalıyım?"
"Ne?" Kaşlarını çattığında karşısındaki kız bir kaç adım geriledi. "Sende bana zarar veriyorsun. Aynı zamanda onların da defalarca kez zarar vermesine izin veriyorsun." Duydukkarını red etmek istedi. "Ben sana yani bize zarar vermiyorum sadece korumaya çalıştım."
"Böyle mi? Ölüme sürüklemişken mi? Bu korumak değil."
"Sevilelim istedim. Bizi de sevsinler istedim. Amacım zarar vermek değildi sadece.." Sadecenin devamı yoktu. Hiç olmamıştı. Sadece yaşamak istemişti ama olmuyordu. "Özür dilerim." dedi dolu gözlerle bakarken. "Çok özür dilerim. Yemin ederim ki bunu istemedim. Ne istedim tam olarak bilmiyorum ama bunu istemedim." Bu sokaktan nefret ediyordu. Son zamanlarda nefret listesi kabarmıştı bomboş olan o listeye kendi de olmak üzere bir çok şey girmişti.
...
Çalan kapı ile penceredeki bakışlarını kapıya çevirdi. Atlas içeri girdiğinde arkadaşının hâlâ burada olduğunu gördüğünde bıkkın bir nefes verdi. "Evine gitsene artık. Sıkılmıyor musun burada?" Rüya'nın uyuduğunun farkında değildi. "Kız uyuyor sessiz. Ayrıca burası daha çok evim."
"Sabaha kadar böyle kalacak değilsiniz." Bakışlarını Rüya'ya çevirdi. Rahat görünüyordu Karan'ın da uykusunu bölmeye niyeti yoktu. "Uyuyacaksa evet."
"Yatağında da uyuyabiliyor." Atlas yanına gidip kızı kucaklamak adına eğildi. "Dikkat et." Karan'ın inkazına göz devirdi. Rüya'yı yatağa yatırdığı sırada Karan üstünü örttü. "Eve gitmiyorsan ben ve Akın ile dışarı gel." Atlas kısık bir sesle konuşurken o kızın saçlarını geriye doğru okşuyordu. Kafası ile dışarı kapıyı gösterdiğinde Atlas dışarı çıkmaları gerektiğini anlamış ve kapıya ilerlemişti.
"Ne yapacaksınız dışarda?" dedi kapıyı kapatırken. "Akın'ın fikri oturur sohbet ederiz dedi." Karan kısa bir süre sonra başını sallayarak onayladı.
...
"Nereye gidiyoruz?" Atlas'ın sorusuna karşın omuz sikti Akın. "Ne bileyim ben çıkalım dedim." Normal halinden daha durgundu. "Neyi var bunun?" Atlas Karan'a soru yönelttirken bilmem der gibi baktı. "Gecelere akalım nasıl fikir? Ne sarar sizi de ama." Akın'ın fikrine de ikiside yüzünü buruşuturdu. "Evli barklı adamlarda değilsiniz kim yerinizde olsa çıkar o mekan senin şu mekan benim diye gezerdi ama sizde tık yok."
"Sende değilsin gidiyor musun?" dedi Atlas. Arabalarını almak yerine yürümeye karar vermişlerdi. "Yok beni bağlamaz öyle yerler." Akın'ın cevabından sonra Karan'ın yeşilleri ona döndü. "Seni bağlamıyor da bizi bağlıyor mu?" Dilini damağına vurup cevapladı. "Bağlamıyor belli ki? Kızların WhatsApp grupları bile şu anki halimizden daha eğlenceli." Her ikisinin de yadırgayıcı bakışlarına maruz kaldığında konuştu. "Tahmin."
"Bizim de vardı en son bir grubumuz." Atlas'ın cümlesini onayladı Karan. "Adı da 3A'ydı."
"Hiç bakmadığınız grup." dedi Akın öfkeyle. "O ad nereden geldi aklına senin?" Atlas'ın sorusu ile parmağı önce Karan'ı gösterdi. "Alp." Sonra ortada duran kendisini. "Akın." En sonda Atlas'ı. "Atlas. Hepimizin baş harfi "A" diye 3A." Atlas bu saçma ama mantıklı isme başını salladı.
"Aslında bakarsanız son zamanlarda Didaktör Bey yapacaktım da çok geride kalmış telefonda bulamadım." Akın'ın cümlesine hiçbiri gülmedi. "Onun doğrusunun Diktatör olduğunu biliyor mu?" Çok merak ettiği o soruyu sorduğunda Karan başını salladı. "Biliyordur sadece kelimeleri değiştirmeyi seviyor." Akın'a çevirdiği bakışları sertti. "Olur da dalga geçersen bedelini ağır ödetirim. Nasıl demek istiyorsa öyle desin." Akın dudaklarını birbirine bastırıp fermuar çekti.
"Aldık başımızı gidiyoruz. Yürüyün de kahve içelim." Karan'ın cümlesi ile bu sefer yargılayıcı bakışlar onu buldu. "Abi nereden geliyor sana bu kahve sevdası?" Akın sorusuna cevap vermez sandı ama cevapladı. "Babam çok severdi. Annem sevmese de babam için yapardı o zamanlar bazen banada yapardı. Alışkanlık kaldı." Akın sorduğu soruya pişmanlık duyarken Atlas konuştu. "O zaman şurada kahve içelim." Gösterdiği kafeye girdiler.
İnsanlardan uzak bir köşeye oturduklarında Karan konuştu. "Dışarı çıktığımıza göre var bir şeyler, hayırdır?" Gelen garsona sipariş veren Atlas Akın'a baktı. Sipariş verdikten sonra konuştu. "Teklif edene sormak gerek."
"Hep hastane hep hastane nereye kadar dedim." Akın'ın cümlesine inanmadıklarını belli etmek adına hâlâ cevap bekler şekilde durdular. "Aşık mı oldun?" Atlas'ın sorusuna cevap vermek ve vermemek arasında gidip gelirken bir şarkı sesi yükseldi.
Unuttun mu beni - Virane
"Ben aşka tövbeliyim." Bunu Karan'a daha önce söylemişti ama Atlas ilk defa duyuyordu. "Benim bilmediğim bir şeyler var." Karan'ın bakışları ona döndü. "Bende hakim değilim kısmen biliyorum."
"Niye tövbelisin?" Atlas'ın sorusuna odaklanmaktansa şarkıya odaklanmayı tercih etti.
"Hiç düşmedim mi akılan?
Hiç çalmadı mı o şarkı?
O sahil, o ev, o ada
O kırlangıç da mı küstü bana?"
"Akın?" dedi Atlas. Siparişler getiren garsonun ardından Karan konuştu. "Zorlama. Başka bir konu hakkında konuşalım."
"Aklıma konu da gelmiyor ne sıkıcı insanlarız." Atlas'ın isyanının amacı Akın'ı neşelendirmekti ama pek işe yaradığı söylenemezdi. "Bende var konu." dedi Karan. İksinin bakışları ona döndüğünde Atlas'a baktığında sırıttı. "Nasıl gidiyor Talya ile?"
Akın da güldüğünde Atlas konunun kendine gelmesine anlam veremedi. "Bence bugünün gündemi sen olmalısın." Bu sefer de o topu Karan'a şutlamıştı. "Sebep?"
"Adam dövüp magazine düştün abi." Akın da sohbete dahil olduğunda Karan derin bir nefes verdi ve kahvesini içti. "Anlaşılan hepimizin anlatılacak bir şeyleri var." Karan'ın cümlesine başını salladı. "Kim başlamak ister?" Ne Atlas ne de Akın yeltenmeyince Karan başlama kararı aldı.
"Rüya'yı evlendirecekmiş şerefsiz." İkisinin gözleri de şaşkınlıkla büyürken Akın konuştu. "On altı yaşında?"
"Oradaki çocuğun anlatmasına göre okulu bitirip reşit olduğunda yapacaklarmış. Küçük Hanımın haberi yokmuş bundan. Hastaneye geldiği ilk gün bayılmasının sebebi de bunu öğrenmesiymiş."
"Çocuk nereden biliyor bunları?" dedi Atlas. "Evlendireceği çocuğun arkadaşıymış." Akın anladığını belirtmek adına başını salladı. "Sen nasıl öğrendin?" Kahvesini içip Akın'ın sorusunu yanıtladı. "Odasının önünde annesi ile konuşuyordu."
"Sen de gittin dövdün?" Atlas'a karşı başını salladı. "Ani bir iç güdü ile yaptım ama yine olsa yine yaparım." Bu işin o adam için burada bitmediğini söylemedi. "Annesi böyle bir şeye izin mi vermiş?" Akın'ın aklına takılan kısım burasıydı ama ne Atlas ne de Karan buna şaşırmamıştı.
"O kadına anne denmez. O kadının anne olarak anıldığı duysalar yüzüne tükğrecek insanlar tanıyorum. Mesela annem." Sona doğru kısılan sesi ortama hüzün çökmesine sebep olmuştu. "Sıradaki?" dedi Akın Atlas'a bakarken.
"Ben mi?" Akın başını salladı. "En küçüğünüz olarak son konuşamak benim hakkım." Atlas derin bir nefes aldı ve yavaşça verdi. "Seviyorum."
"Buna biz senden önce kanaat getirmiştik zaten." Karan'ın cümlesinin hemen ardından Akın konuştu. "Talya'nın da sevdiğine kanaat getirdik. Niye sevgili değilsiniz siz?"
"Öyle kolay mı lan?" Öfke ile konuştuğunda Akın başını salladı. "Sevgili olmak kolay zor olan sonrasında devam ettirmek." Atlas Akın'ın bilmiş edasına karşı göz devirdi. "Haklı. Başlatırsın maarifet devam ettirmekte."
"Konuştu ilişki filozofu." Karan çatık kaşlarla baktı. "Oğlum sanane benim ilişki hayatımdan. Taktı kafaya." Akın ikisinin bu haline gülerken Atlas son cümlesini kurdu. "Halledeceğim ben." Korkuyordu içten içe. Talya'yı kaybetmek istemiyordu.
Bir süre sessiz kaldıklarında Karan Akın'a döndü. "Sona sen kaldın." Yutkunduğunda konuştu. "Aşka tövbeliyim ama aşığım." Bir tepki bekledi ama ikiside sessizliğini korudu.
"Üniversite okurken bir kız ile tanıştım. Çok güzel bir kızdı. Adı Damla'ydı. Daha önce hoşlandığım kızlar oldu ama sevmek farklıymış onun sayesinde anladım." Önündeki suyu içip devam etmek için bir süre bekledi. "Çıkma teklifi ettine o da beni sevdiğini söyledi sonra sevgili olduk zaten. Onu tanıyan bir çok kişi hakkında iyi şeyler demiyordu ama umrumda olmadı hepsine kulak tıkadım. Burada göreve başlamadan önce Isparta'da çalıştım o dönem o da benimle geldi. Dört yıllık ilişkinin ardından hayatımın en büyük hatasına düştüğümü fark ettim."
"Bilmiyorum belki annemin ahı babamdan değil de benden çıktı." Akın'ın babası annesini defalarca kez aldatmıştı ama annesi kendi ailesinden korktuğu için boşanamamıştı en sonunda Akın'ın verdiği cesaretle boşanmış ve Akın'la beraber Samsun'u terk edip İstanbul'a gitmişlerdi. Akın on dört yaşındayken tekrar evlenmişti annesi. Annesi adına her ne kadar mutlu olsa da kendini o aileye ait hissedememişti.
"Yanlış insanı sevdiğinde anlayamıyorsun. Ne kadar kötü olursa olsun göremiyorsun. Kör kütük aşık olmak tamamen doğru. Aldatıldığımı kendi gözlerimle görmesem inanmazdım ki o an kendi gözlerimi bile yalancı çıkarmak istedim." Bakışları ikili üzerinde gitti. "Onun hakkında denilen herşey doğruymuş belki bilmediğim daha kötü şeyler var ama hâlâ seviyorum."
İnsanlar bazen yanlışı sevebilir,
sevdiği o yanlışı terk etsede içten içe asla vazgeçmez. Akın'ın yaptığı buydu Damla koca bir yanlıştı ama o herşeye rağmen sevmiş ve şimdide o sevgiden vazgeçemiyordu.
Hepsi birbirine baktığında bugün için konuşacakları bu kadardı. "Kalkın hastaneye gidelim. Doktor insanlarız biz bu kadar dertlenmek için zamanımımız olmamalı." Akın ayağa kalkarak ortamdaki kasveti dağıtmak istedi. İki adamda ona ayak uydurduğunda hastaneye doğru ilerlediler.
...
24.11.2024
Rüya;
"Selam Rüya'nın kamerası." Efe açtığım videoya el sallayarak konuştu. "Ben Efe Elez Rüya'nın en yakın arkadaşıyım." Tek çocuktu ilk tanıştığımızda da hastalığından dolayı hiç arkadaşı olmadığını söylemişti. Bu yüzdendi en yakın arkadaşım olamaya olan sevgisi. "Ben de Rüya. Bu videoyu kendime bırakıyorum." dedim kameraya her zamanki gibi.
"Biraz dışarıda oturacağız. Yani eğer kimseye yakalanmazsak." Son zamanlarda ne benim ne de Efe'nin durumu iyiye gitmiyordu. Onun olumlu yanıt veren tedavisi bir anda durulmuştu benim ise beynim vücuduma daha ağır darbeler vuruyordu.
Mesela artık çoğu şey sindirmekte zorlanıyordu bu yüzden sürekli kusuyordum bu da sürekli benim yemek yememi kontrol eden Didaktör Bey'in tüm emeklerinin boşa gitmesi demekti çünkü sindirim zorlaştığı için vitamini yeniden serum ya da ilaçlardan almak zorunda kalmıştım.
Kalp ritmim daha yavaş bir hal almışken. Sürekli ölçüm yapan bir cihaz ile geziyordum. Ritim holter daha kapsamlı bir şekilde kalp ritmimi ölçüyor ve an be an sisteme işliyordu. Bağışıklığım artık herhangi bir direnç sağlamıyordu. En küçük şeyde bile hastalık kapabilirdim. Aynı zamanda en küçük hastalık bile beni öldürebilirdi. Soluk alıp vermek yüz kilogram ağırlık taşımaktan daha yorucu bir hâl almıştı benim için. Bu yüzden uzun süre hiç bir şey yapamıyordum buna konuşmak da dahildi. Bu konuda da en büyük hayal kırıklığını Didaktör Bey yaşamıştı. Konuşmamı severdi ama artık bundan yana değildi.
Yorgun gözlerle etrafa bakınırken Efe konuştu. "Rüya." Ona baktım. "Hmm?" Bakışları hastanenin karşısında parkta koşturan çocuklardaydı. "İkimizde iyileşip bu hastaneden çıkınca o parkta oynamaya gidelim mi?" Parka baktım. "Büyük değil miyiz park için?"
"Kaç kez oynadın parkta daha önce?" Mahallemizde yoktu çocuklar beraber giderlerdi ama beni almazlardı yanlarına sonra da büyüdüğüm için gitsem de oynamamıştım. "Hiç."
"O zaman oynayalım Rüya. İyileşince söz ver orada beraber oynayacağız." Serçe parmağını bana uzattığında bende parmağımı uzattım ve birbirine doladık. "Söz." Gülümsediğinde bende gülümsedim. Bakışlarım bahçedeki insanlarda gezerken Annem ve Naz'ı görmüştüm. "Dışarı çıkmak iyi bir fikir değildi." dedim ama yinede ayağa kalktım. Efe arkamdan seslendi ama cevap vermeden onlara ilerledim.
Annemi es geçip Naz'a döndüm. "Nasılsın?" Zayıf düşmüş bedenimi süzdü. "Daha iyiyim." dediğinde yorgun bir tebessüm ettim. Ben onun aklına gelmemiştim öyle demişti ama ben merak etmiştim. İstesem de boşveremiyordum. "Umarım çabuk iyileşirsin."
"Niye burada ne halt yiyorsun da çabuk gidelim istiyorsun?" Annem bunu arkamdan geldiğine emin olduğum Efe'ye bakarken söylemişti. "Ben hiçbir zaman çabuk git istemedim ki anne aksine hep yanımda kal istedim." Naz'ın bakışlarını hüzün kapladığına yemin edebilirdim ama hızla silmişti o hüznü. "Anne?" dedi.
"Annem." dedi bana korku salan sesi şefkatle dolarken. "Gidelim." Annem başını sallayıp Naz ile beraber uzaklaştı. "Biz de çıkalım." Efe'yi onaylayıp ilerlemeye başladım.
Hastaneye girdiğimizde yüzüme vuran sıcak hava ile durdum. İki ay olmuştu neredeyse. İki aydır buradaydım. Bu hastanede bilmediğim bir hastalık ile uğraşıyorum. Peki sonuç? Bir sonuç yoktu her şey daha kötüye gidiyordu.
Efe ile odalarımıza ayrıldığımızda açık kalan kamerayı yeni fark ediyordum. Kapatmadan puflarda oturdum. Konuşamak için dudaklarımı aradığımda buna halim olmadığını kavradım ve başka bir zamana erteleyerek kayıdı kapattım.
Puftan kalkıp kameramı kutusuna yerleştirtirdim. Dolabın kapağını kapattığım an kapı çalınmıştı. Girin dediğimde tüm ekip içeri girmişti. "Nasılsın?" dedi Didaktör Bey. "Aynı." dediğimde bu halimden hoşlanmadığı yüzünden belliydi. Yatağıma oturduğumda Gözde abla kontrollerim'i yaparken diğerleri duruyordu. Hepsi burada olduğuna göre bir şey konuşacaklardı.
"Tamam hocam." Gözde abla işini bitirip geri çekildiğinde Didaktör Bey derin bir nefes aldı. "Bir şey diyeceğimizin fakındasın o yüzden direkt söylüyorum." dedi Akın abi. Başımı sallayıp konuşması için ona baktım. "Seni uyutacağız." Anlamadığım için tepki verememiştim. "Direkt söylüyorsun da kız nasıl direkt anlasın?" Atlas abi konuştuğunda anlatması için ona döndüm.
"İki gün uyuman için sana ilaç vereceğiz. Uyku halinde beynini daha kolay inceleyebileceğimizi düşünüyoruz." Tepkisiz bir şekilde Didaktör Bey'e baktım. "Bir işe yarayacak mı?"
"Öyle umuyoruz." Başımın ağrısı ile gözlerimi kapattım. "Peki, ben ne yapmalıyım?" Gözlerimi geri açtığımda hepsinin bakışlarında hüzün vardı. "Hiçbir şey." Didaktör Bey konuştuğunda ona odaklandım. "Sadece isteyip istemediğini söylemen yeterli. Gerisini biz halledeceğiz."
"Deneyelim." Zaten başka bir şey yapamıyorduk. Denemek dışında çaresizdik. Diğerleri çıkarken Didaktör Bey tek kalmıştı. Normalde her zaman kolunda olan saat bu sefer elindeydi. "Neden takmadın?" dedim saate hitaben. "Kemeri çıktı yerinden yaptırmam gerek." Önüme oturduğunda konuştu. "Korkmuyorsun değil mi?"
"Neyden?"
"Uyutulacak olmaktan." Korkudan çok merak vardı. "Ne zaman uyutulacağım."
"Bu akşam." Aklıma gelen bir diğer soruyu dile getirdim. "Sen yanımda olacak mısın?" Başını salladı. "Öncesinde sana olan masal sözümüde tutarım." Güldüm. "Bana masal anlatacaksın ciddi ciddi." Başını salladı. "Özellikle istediğin bir masal var mı?"
"Yok." Kafadan atsa da dinlerdim. "Ozan getirecekmiş bir tane masal kitabı." dediğinde mantıklı gelmişti. İzgi için evde masal kitabı illaki vardır. "Şansa yani." Başını salladı. "Öyle." Çalan telefonunu açıp karşı tarafı dinledi. "Emin misin o olduğuna?" Diğer tarafı dinleyip kapattı. "Ne oldu?"
Bir şey demeden elindeki saati bana verdi ve saçlarımın üstünden öptü. "Geleceğim ben. Sen saati tut başına bir şey gelmesin." dedi ve odadan çıktı. Ben şok içinde ardından kalırken elimdeki saate baktım. Güzel bir saatti gerçi tasarım hatası var gibi duruyordu ama Didaktör Bey taktığına göre seviyordu. Elimi sıkıp avucumun içine sakladım.
İki saatin ardından kapı tekrar açılmış ve içeri Ozan abi ve İzgi girmişti. "Merhaba ablası biz geldik." dedi Ozan abi. "Merhaba hoşgeldiniz." Bir elinde İzgi diğer elinde masal kitabı vardı. "Sana masal getirdik." Gülümseyerek bana uzattığı masal kitabını aldım.
Mitişik Kız
"Gizem uyutulacağını söyledi." Ozan abinin sesi ile ona döndüm. "Evet." Yanıma geldiğinde İzgi'yi yatağa bıraktı. "Sen güçlü bir kızsın Rüya. Kim bilir bunca yıldır nelerin üstesinden geldin bu hastalığın da gelirsin." Bana olan inancı tatlı geldi ama cevap vermedim. Kapı açıldığı sırada içeri Didaktör Bey dışında tanımadığım iki kişi daha girdi.
Saat yediye geliyordu. Bu akşam demek olur muydu? Belli ki öyleydi. Ozan abi İzgi'yi kucağına alıp konuştu. "İyi ol Rüya. Görüşürüz." bende ona görüşürüz dediğimde Didaktör Bey'in yanına gidip kulağına bir şeyler dedi.
Yanında gelen iki adam başımda durduklarında bir süre onlara baktım. Daha önce hastanede hiç görmemiştim ama hastane çok büyüktü bu yüzden görmemişte olabilirdim. "Burada çalışmıyorlar Amerika da uyku esnasında tedavi uygulamak için beraber çalıştığım arkadaşlarım." Didaktör Bey konuştuğunda ona döndüm.
"Bu iki gün de senin tedavin için onlarla beraber çalışacağım."
"Anladım. Hemen mi uyuyacağım?"
"Hayır ilaç yarım saate etki edicek." O yarım saatte de masalı okuyacakdı büyük ihtimalle. Adamlar kendi aralarında ingilizce konuşurken az biraz bildiğimi sandığım İngilizceyi de bilmediğimi fark etmiştim. Arada konuya dahil olan Didaktör Bey son cümleyi kurmuş ve adam beni nasıl uyutacağını anlamlandıramayacağım kadar küçük bir ilaç vermişti.
İlacın ardından adamlar odadan çıkarken Didaktör Bey yatağa uzanmama yardımcı olmuştu. Ben tavana bakarken üstümü örtmüştü. Masal kitabını komidinin üstünden aldığında yatağın sağına çektiği sandalyeye oturdu. Ben ona doğru döndüğümde masalın ilk sayfasını açtı.
"Başlayalım bakalım." Sandalyeye rastlanıp okumaya başladı. Zamanın birinde, birbirleriyle arkadaş olan beş kız varmış. Bunlar her gün tuturuk kazımaya giderlermiş. Bir gün kazıdıkları tuturukla evlerine dönerlerken yorulmuşlar, rastladıkları bir evin kapısını çalmışlar."
"Tuturuk ne demek?" anlamadığım kelimeyi sorduğumda bana baktı. "Ateş yakmak için toplanan çalı çırpıya deniyor." Anladığımı belirtmek için başımı salladığımda anlatmaya devam etti.
" 'Teyze, bizi bu akşam misafir eder misin? Çok yorulduk da,' demişler.
Meğer orası bir dev anasının eviymiş. Kızları hemen içeri almış, yüzlerine gülmüş, rahat yataklar yapmış, karınlarını doyurmuş ve yatırmış. Maksadı, kızlar uyuyunca, onları yemekmiş."
"Dev anası derken?" Bir masal karekteri olduğunu biliyordum ama sanırım amacım bu anı uzatmaktı. "Kötü karekter gibi düşün." Bunu cevaplamasına istemsizce güldüm.
"Kızların içinde pek akıllı, pek kurnaz, Küçük Hanım adında bir kız varmış."
"Küçük Hanım mı? Kitabın adı Mitişik Kız." Didaktör Bey omuz silkti. "Yanlış görmüşsün Küçük Hanım kitabın ismi." Ağırlaşan göz kapaklarımın ardından ona baktım. Bunu derken fazla dahası kendinden emin görünüyordu. "Ee sonra ne olmuş?"
"Devin maksadını sezmiş ve uyumamış. Dev dişlerini güzelce bilemiş, kızları yoklamaya gelmiş. Uyuyup uyumadıklarını anlamak için usulca seslenmiş: 'Kızlar, kim uyuyor, kim uyanık?'
'Küçük Hanım uyanık.'
Onu tekrar bölüp konuştum. "Yanlış Küçük Hanım uyuyacak." Bana bakarken gülümsedi. "Evet, uyuyacak ve uyumadan önce bu masal bitmeli." Cümlesine başını salladığımda bir süre bakışları yüzümde oyalandı ama sonra hızla okumaya döndü.
" 'Kızım sen niye uyumadın?' deyince kız: 'Evde iken, babam bana her gün baklava, börek pişirir, onları yer, ondan sonra uyurdum,' der. "
"Annesi değil miydi o?" Başını olumsuz anlamda salladı. "Yok burada babası yazıyor." Annesi olduğuna emindim ama sustum.
"Dev anası, kız uyusun diye istediklerini yapar, önüne getirir. Küçük Hanım da arkadaşlarını uyandırır, kendilerine güzel bir ziyafet çekerler ve gene yatarlar, fakat Küçük Hanım uyumaz. Dev anası yine gelir, usulcana seslenir:
'Kızlar, kim uyuyor, kim uyanık?'
'Küçük Hanım uyanık.' "
"Küçük Hanım'ın çok uykusu var." dedim bastıran uykuma engel olmak adına esnememek için direnirken. Kendimden bahsettiğimin farkındaydı bir şey demeden devam etti.
" 'Kızım sen niye uyumadın hâlâ?'
'Ben evde, baklava, böreği yedikten sonra, babam bana ırmaktan bir elek dolusu su getirir, onu içtikten sonra uyurdum,' der. Dev anası çaresiz, bir elek alır, ırmağa su getirmeye gider. Eleği suya daldırır, çıkarınca su deliklerden boşalırmış, eleğin deliklerine çamur sıvar, her yola başvurur, fakat bir türlü eleği su dolduramazmış. O suyu doldura dursun, biz gelelim evdekilere."
"Dev anası neden babanın elek ile su doldurmak gibi bir şey yapacağını düşünmüş ki? Uğraşmayacağını düşünmeliydi." Bana bakmadan konuştu. "Babasının onun için yapacağına emindir. Sonuçta babalar kızları için herşeyi yapar." Kapanan gözlerimi tekrar açtım ve acı bir tebessüm ettim. Babalar kızları için herşeyi yapar mıydı cidden? Benim babam yapmıyordu gerçi o beni kızı olarak görmüyordu ki.
"Dev anası ırmağa gidince, Mitişik kız arkadaşlarını uyandırır: 'Aman kızlar, buradan kaçalım, dev anası bizi diri diri yiyecek,' der. Ama gitmeden önce şu dev anasına öyle bir oyun oynayalım ki, Küçük Hanım'ı unutmasın.
"Peki Küçük Hanım unutuyorsa?" Onlar beni değil de ben onları unutuyordum. "Yeniden hatırlatırlar." Yapardı daha öncede demişti ve yapmıştı. Tüm unutkanlıkkarımda bıkmadan usanmadan hatırlamama yardımcı olmuştu. Kamerayı alma sebeplerinden biride buydu.
" Bunun üzerine, tuturuk denklerinden birini evin ortasına yığarlar, kibriti çakarlar. Tuturuk otu çabuk ateş alan bir ot olduğu için, birden bire parlar, alevler volan volan yükselir, bir çırpıda evin her yanını kaplar. Eleği bir türlü su dolduramayan dev anası yorulur, evin yolunu tutar. Bir de ne görsün, evi kül olmak üzere. 'Ah Küçük Hanım, vah Küçük Hanım; böreğimi, baklavamı yedin, doymadın. Şimdi de evimi ateşlere yediriyorsun, ben sana gösteririm,' der. Öte yanda kızlar, tuzak kurarken, tuzağa basan devin hiddetini seyrediyor, keyifleniyorlarmış. Yedik içtik murada geçtik."
Masal bittiğinde kapanan gözlerimi son kez açtım. "Sanki bu kadar kısa değildi?" Yanıma gelip sırtımı örttü. "Sonunu duy istedim." Benim sonuna kadar dayanamayıp uyuyacağımı düşündüğü için mi yapmıştı? "Hâlâ masalları saçma mı buluyorsun?" Gözlerimi zorla araladım. "Hayır, aksine çok güzeller. Dinleyince daha güzleller." Bu cümleme gülümseyerek saçımı geriye doğru okşadı.
"Küçük Hanım zeki olmasaydı ve kaçamasaydı ne olurdu?" Dev anası onu yerdi ve ölürdü başka bir ihtimal yoktu. "Babası gelip onu kurtarırdı." Beklemediğim şey ile ona baktım. Babası gelir kurtarırdı öyle mi? Başka bir ihtimal vardı yani. Didaktör Bey o ihtimali oluşturmuştu.
"Zorlama kendini uyu. Uyandığında burada olacağım." Saçlarımın üzerinden öptüğünde gözlerim kapanmıştı. "Ve sen daha iyi olacaksın." Son duyduğum buydu.
Umarım öyle olurdu. Daha iyi olur ve o masalın uzun halini dinleyebilirdim, yeniden merak ettiğim şeyleri ona sorardım, Efe ile o parka giderdim. Sahi ben uyurken Efe yalnız kalacaktı. Umarım o da daha iyi olurdu.
Evett bundan sonrası her cumartesi diğer platformlarla beraber yayınlanacak.
WhatsApp kanalım var öyle bir çok şey yapıyoruz katılmak isterseniz.
Ayy şükür bitti bu da. Umarım hoşunuza gitmiştir. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 😊
See youuu 👋🏻
Bölüm etkileşimi
