5. bölüm / 17
Belki Baba4.Bölüm: Başlangıç
Bölümler 17Şu an: 4.Bölüm: Başlangıç
- 1 Giriş428 kelime
- 2 1.Bölüm: Aile4.882 kelime
- 3 2.Bölüm: Kendini Kaybetmek5.281 kelime
- 4 3.Bölüm: Hastane4.931 kelime
- 5 4.Bölüm: Başlangıç5.149 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5.Bölüm: Maviş & Şeker Portakalı5.930 kelime
- 7 6.Ölüyor muyum?6.581 kelime
- 8 7.Bölüm: Bilinmezlik6.563 kelime
- 9 8.Bölüm: Bitişler ve Başlangıçlar6.346 kelime
- 10 9.Bölüm: Kimim Ben?7.016 kelime
- 11 10.Bölüm: Korku5.531 kelime
- 12 11.Bölüm: Masal5.184 kelime
- 13 12.Bölüm: Yokluğun5.182 kelime
- 14 13. Bölüm: Yalan6.310 kelime
- 15 14.Bölüm: Kızım3.372 kelime
- 16 Başka Bir Evrende...1.172 kelime
- 17 15.Bölüm: Nasuh Tövbesi4.073 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selammm🫶🏻
Nasılsınız?? Umarım iyisinizdir
Umarım hoşuna gider keyifli okumalar dilerim hatam varsa affola ❤️😊
"Kalbinin kabul etmediği hiçbir şeyin aklını kurcalamasına da izin verme."
_ Zor Zamanlar Güzel Kapılar Açar_
14.11.2007
"Kaza nasıl gerçekleşmiş?" diye bir soru yöneltti yanında ki adama Cahit Türkeş.
Bugün sabah saatlerinde ortağı olan Korhan Deha'nın ve eşi Asu Deha'nın ölüm haberini almıştı. Aldığı haber ile kendinsini hemen hastaneye atmıştı.
"Polisler inceleniyor tam olarak belli değil ama tekerleğin kaydığına dair izler varmış öyle söylediler." dedi onunla beraber hastane koridorunda ilerleyen adam. "Net sonuç istiyorum. Kaza nasıl gerçekleşti en net şekilde öğren." diyerek emir verdi Cahit. Yanındaki adam hızla başını salladı.
"Basına açıklama yapmalısınız." dedi. Cahit bıkkın bir nefes verdi. "Bugün olmaz kazanın nedeni kesinleştiğinde yaparız." Adam duyduğu cümle ile tekrar başını salladı fakat yine birşey söylemek istiyor olacaktı ki gitmemişti.
Cahit olduğu yerde durdu ve
sorgularcasına karşısındaki adama baktı. "Başka?" Adam boğazını temizledi. "Korhan Bey'in oğlunun henüz haberi yok. Biz söyleyemedik. Korhan Bey'in kız kardeşi Filiz Hanım kendisinin söyleyeceğini söyledi. Size söylemek istedim." dedi.
Cahit'in aklına daha yeni gelmişti. Karan, Korhan'ın oğlu. On altı yaşındaydı birşeylerin farkında olduğundan emindi Cahit. Oğlu Korhan'a benziyordu zekiydi. "Bırak o söylesin Karan herşeyin farkındadır zaten."
Cahit haklıydı Karan herşeyin farkındaydı. Çocuk değildi, annesi ve babasının öldüğünü anlamıştı. Anladığı başka şeyler de vardı. O kazanın nasıl gerçekleştiği gibi ya da onun bir kaza olmadığı gibi.
...
24.11.2007
"Karan çıkmalıyız canım." halasının sesi kulaklarını doldurduğunda aynadan kendine bakmayı kesti ve kapıya doğru yürüdü Karan. Kapıyı açtığında karşısında hiç birşey olmamış gibi gülen halasını soğuk bakışlarını sundu. Bu kadını hayatında iki kez tek görmüştü. İlki bundan dört yıl önce dedesinin cenazesinde -ki dedesini daha önce hiç görmemişti- ikincisini de on gün önce yani babası ve annesinin cenazesinde.
Karşısındaki kadının yanından geçip merdivenlere ilerledi. "Çok tuhaf bir kadınsın. Babanın da kardeşinin de cenazesinde otuz iki diş sırıtıyordun. Sanki ölmemişler de barışmışlar gibi." merdivenlerden inerken arkasından gelen halasına hitafen konuşuyordu. Filiz duyduğu cümle karşısında dumura uğradı.
Kardeşinin oğlundan da tam olarak bu beklenirdi. "Sen de duygusuz davranıyorsun, canım." saçlarını elleri ile geriye doğru itti. "Ölen ile ölünmez ki." muzip tavrı ile Karan yüzünü buruşturdu. Bu kadın şaka olmalıydı.
"Ben duygusuz davranmıyorum." dedi. Merdivenlerin sonuna geldiğinde arkasını dönüp halası olacak kadına baktı. "Yabancı biri için ağlamak saçma olurdu. Bir yabancı karşısında ağlamanın saçma olduğu gibi."
Filiz duyduğu cümle karşısında kaşlarını çattı ama sonrasında hızlıca düzeltti. Dedesinden de halasından da bir yabancı olarak bahsetmişti. Öyleydiler çünkü babası ailesi ile konuşmuyordu. Bu yüzden de o insanlar ona hep yabancı olacaktı.
"Ve şimdide bir yabancı ile hiç bir yere gitmiyorum." babasının ortağı Cahit Karan'ı şirkete çağırmıştı. Sonuçta babasının da annesinin de tek vârisi oydu, bir kardeşi yoktu. Henüz reşit olmadığı için geçici olarak yetkilerini devr etmesi gerekiyordu. Bu yüzden şirkete gidecekti.
Cahit onu bu kadar erken çağırmak istememişti ama Filiz işlerin aksamaması gerektiğini söyleyerek en kısa sürede çağırmasını söylemişti.
"Karan biz yabancı değiliz senin akrabalarınız. Amerika'da büyüdüğün için akrabalık ilişkilerini bilmiyor olabilirsin ama Türkiye'de bu ilişkiler çok önemlidir." dedi Filiz'in eşi Kenan. Karan'ın bakışları ikisi arasında gitti.
Bu ikisinin şuan burada olması yüzünden tüm duygularını gizlemek zorunda hissediyordu. Korhan farkında olmadan bu özelliğini de oğluna aktarmıştı.
Fiziksel olarak annesinin kopyası olan Karan karakter olarak her açıdan babasına benziyordu. Annesi bunu hep çok sevmişti. Sevdiği adamın kopyasını büyütmek onun için en güzel şeydi. Zaman geçtikçe Karan iyice babasına benzeyecekti ama Asu bunu göremeyecekti.
"Siz benim hiçbir şeyim değilsiniz." soğuk sesi ile konuştu ve kapıya doğru ilerledi. "Geri döndüğümde sizi evimde görmek istemiyorum." Karan çıktıktan sonra kapı arkasından kapandı. İsterlerse çıkmasınlardı onları çıkarmanın yolunu illaki bulurdu.
Kendisi o evde kalmayacaktı ama yinede ailesi ile anılarının olduğu evin sadece onların anısı ile kalsın istediği için bu eve kimsenin girmesine izin vermeyecekti.
"Korhan'ın oğlu ne beklersin." dedi Kenan memnuniyetsizce.
"On altı yaşında veledin teki ortalıkta özgürce dolaşabilmesi için ebeveyne ihtiyacı var. İllaki bize ihtiyacı olacak." dedi Filiz.
"Filiz, sence onun için ebeveyn bulmak zor mu? Ayrıca iki yıl sonra reşit olacak." Kenan karısının rahatlığını anlamıyordu planları için o çocuğa ihtiyaçları vardı.
"Korhan'ı biraz tanıyorsam hiç tanımadığı bir insana yaklaşmaktansa sevmediği ama tanıdığı birine yaklaşır ve oğlu da tıpatıp ona benziyor."
Evet, haklıydı Korhan da Karan da hiç tanımadıkları insanların aksine sevmemelerine rağmen tanıdıkları insanların yanında kalırlardı ama atladığı bir şey vardı. Onları tanıyan Korhandı Karan değil. Korhan oğluna kendi ailesinden hiç bahsetmemişti. Yani Karan onları da tanımıyordu.
...
30.09.2024
Yazardan;
Kalbin adım atmaya korktuğu yollarda ne olduğunu kurcalamamalı akıl, canının yanmaması için buna izin vermemeli insan. Rüya buna izin vermişti. Kalbinin girmeye delicesine korktuğu o yollara aklının ısrarı ile girmişti ve sonunda aklı bu yükü kaldıramadı çareyi kızı öldürmekte bulmuştu. Her geçen gün bunun için uğraşmıştı. Başarmıyor değildi. Rüya her geçen gün biraz daha ölüyordu ama bunun tek suçlusu akıl değildi.
"Bize haber vermeden onu nasıl o hastaneye gönderirsiniz? Kimden izin aldınız bunu yaparken?" Çetin Açar'ın sesi hastanede yankılandı. Sürekli öfke ile dolu gözlerine birde öfkeli sesi katılmıştı.
Oysaki karşısındaki adam fazlası ile sakindi. "Kimseden izin almadık. Rüya için gerekli tedaviyi burada sağlayazmadık. O yüzden aktarma ile Deha hastanesine nakil yaptık."
Çetin duyduğu cümle ile yüzünü sıvazladı."Lan sen bir hafta önce demiyormuydun senin iznin gerekli diye. Bu hafta izin almadan nasıl gönderiyorsunuz?" üzerindeki bakışları önemsemiyordu. Kızı yüzünden yeteri kadar rezil olmuştu. Herkes son bir haftadır onu konuşuyordu.
'Kızı delirmiş yazık.'
'Kim bilir ne kadar üzülüyordur.'
'Geçen mahallede insanlara öldürecek gibi bakıyormuş.'
'Okulda da hiç arkadaşı yokmuş hiç. Kim bilir insanlara ne yapıyordur.'
'Cevat ile konuşuyordu ne beklersin.'
'Ben demiştim Burçin'e konuşmasın o adamla diye ama dinleyen kim.'
"Bak Çetin abi. İş senin izninden çıktı Rüya'nın acil müdahale ihtiyacı vardı ve böyle durumlarda refakatçi izni yok sayılır ve müdahale için ne gerekiyorsa yapılır. Bende gerekeni yaptım." Gökhan en net şekilde açıklama yapıyordu.
"Sen bize sormadan onu nasıl gönderirsin o hastaneye!" Çetin tekrar aynı soruyu sorunca Gökhan sabır dilendi.
"Bak Çetin Abi son defa söylüyorum bunu yapmak zorundaydım anlıyor musun? Sizinle hiç bir alakası yok." Gökhan'ın sesi ise agresifti.
"Nasıl bizimle bir alakası yok lan!! Benim kızım bu kız, refakatçisi benim asıl sen anlıyor musun?" inatla anlamamak için çabalayan oydu aslında.
"Madem senin kızın madem refakatçisi sensin çek git kızının yanına. Ne burada duruyorsun?." Gökhan sabrının sınırına gelmişti artık bu adamın inadı ile uğraşmak zorunda mıydı?
"Ben kızımı götürmek istesem götürmez miydim hastaneye? Demek ki istemiyorum, sen ne karışıyorsun." haklıymış gibi üste çıkmaya çalışıyordu.
Sinirle gülüp yerine oturdu Gökhan. "İnan şu saatten sonra hiçbir şey yapamam kızın artık Deha Hastanesi'nin hastası buranın değil." konuşurken de gülüyordu.
Çetin öfke ile ayrıldı oradan. Arabasına bindiğinde diğer kapı açıldı ve içeri oğlu girdi. "Baba, Rüya yok." dedi endişesini gizlemeye çalıştığı sesi ile. Okuldan aramıştılar. Rüya'nın bayıldığını ve hastaneye götürüldüğünü söylemişlerdi. O anın teleşıyla nasıl buraya geldiğini kavrayamamıştı. Geldiğinde de hastanede girilmedik yer bırakmamış ama kardeşini yine de bulamamıştı. Babasını görünce onun kardeşinin yerini bildiğini düşünüp peşine takılmıştı.
"Nerede o günler." dedi Çetin öfkesinden hiç birşey kaybetmemiş bir şekilde. "Var, sadece burada değil Kars'a nakil etmişler. Deha Hastanesi'ne gitmeliyiz." arabayı çalıştırdı konuşurken.
"Nakil mi edilmiş?" şaşkınlıkla babasını tekrar etti Barlas ama babasının öfkesinin farkında olsaydı ağzını açmazdı. "Ben ne dedim lan! O gerizekalı doktor bana sormadan nakil yapmış. Bir de zorundaydım diyor." babasının bağırması ile yerine sindi Barlas artık babasının öfkesinin farkındaydı.
Kardeşinin iyi olmadığını anlamıştı ama nakil aldıracak kadar ciddi olduğunu tahmin etmemişti ya da tahmin etmediğini düşünüp vicdanını susturmaya çalışıyordu. Kızı hastanede tek başına bırakmıştı nesi olduğunu ne bilebilirdi ki.
...
Babası arabayı park ederken kocaman hastaneye bakıyordu Barlas. Kardeşi burada bir yerlerdeydi ve tek başındaydı. Kardeşini yine tek bırakmış olduğu gerçeği yüzüne çarpmıştı tekrardan.
"Oğlum insene arabadan, sen beni mi sınıyorsun?" dedi Çetin. Yol boyunca babasının öfkesinin dinmesini beklemişti Barlas ama babası hiç bana mısın dememişti. Arabadan hızlıca indi. Şuan babasının öfke problemleri ile uğraşmak istemiyordu. Tek bir isteği vardı kardeşinin iyi olduğunu görmek.
Hastane girişine doğru sert adımlarla yürüyordu Çetin. Otamatik kapı açılınca doğrudan hasta kabule ilerledi. "Rüya Açar." dedi tek nefeste karşısındaki kadına. "Anlamadım." dedi kadın sorgularcasına. "Benim kızımı buraya nakil aldırmışlar. Adı Rüya Açar, nerede bu kız onu soruyorum." sakin tutmaya çalıştığı ama pek de beceremediği sesiyle.
"Beyefendi öncelikle sakin olun." dedi kadın tüm ciddiyetiyle. Öfke ile bağırdı Çetin. "Ne sakinliğinden bahsediyorsun sen. Soruma cevap ver! Nerede bu kız?"
Etraftaki insanların bakışları onlara dönmüştü. Kadın derin bir nefes alarak konuştu. "Beyefendi rica ediyorum ses tonunuzu kısın yoksa güvenlikten sizi dışarı çıkarmasını isteyeceğim."
"Sabır, sabır, sabır." diyerek tekrarladı kelimeyi Çetin. "Bir sorun mu var İlknur Hanım?" dedi kapıdaki güvenlik. Hasta kabulde ki kadın Çetin'e kısa bir an bakıp güvenliğe döndü. "Hallediyorum." Güvenlik duyduğu cümle ile başını salladı ve yerine geçti.
"Kızınızın ismi neydi?" yeniden ılımlı bir sesle yaklaştı İlknur. Çetin tekrar yükselecekken Barlas babasına döndü. "Ben halledebilirim istersen baba." Babası biraz daha böyle davranırsa Rüya'yı görmeden hastaneden atılacaklardı. Babası onaylayınca kadına döndü. "Rüya Açar. Yaklaşık bir buçuk saat önce buraya nakil aldırılmış." babasının aksine daha sakin bir tonla konuştu.
Kadın bilgisayarına yöneldi, kısa bir sürenin ardından konuştu. "Evet sabah aldığımız nakil hastalardan biri. İkinci bölüm üçüncü katta 314 nolu odada." dediğinde Barlas hızla başını sallayıp teşekkür edip babasına döndü.
Babası kadının dediklerini duyduğu için beklemeden ilerledi. "Yalnız beyefendi ikinci bölüm bu tarafta." dedi İlknur Çetin'in gittiği yönün tam tersini gösterirken. Çetin hızla yönünü değiştirdi.
...
"Böyle hastane mi olur lan labirent gibi." öfkesinden dolayı tüm yönleri karıştıran o değilmiş gibi hastaneyi yapan mimarlara sövmüştü Çetin. Oysaki hastane en basit şekilde dizayn edilmişti. Barlas babasının arkasından giderken hiç bir şey dememişti. Eğer derse tüm öfkesini ondan çıkaracaktı o yüzden sessizliği seçmişti.
Rüya'nın kaldığı odanın önüne geldiklerinde Nazlı Hemşire odadan çıktı. Karşısındaki iki adama şaşkınlıkla baktı. "Hasta yakınısınız galiba şu an baygın durumda bir iki saate uyanır." dedi.
"Uyanmasını bekleyemeyiz alıp çıkacağız." dedi Çetin. Kızını buraya getirmeme konusunda kararlıydı şu an burada olması fazlasıyla sinir bozucuydu burada beklemeyi düşünmüyordu.
"Üzgünüm ama uyanmadan götüremezsiniz, büyük ihtimalle uyandıktan sonra da götürmezsiniz çünkü Karan Hoc-" cümlesini yarıda kesti Çetin.
"Sikerim böyle işi." diyerek odaya girmeye çalıştığı sırada Atlas'ın sesi duyuldu. "Bir sorun mu var?" Çetin ve Barlas'ın karşısında durduğunda Çetin sabır dilenircesine başını kaldırdı. "Yok bir sorun kızımı alıp çıkacağım."
Atlas'ın bakışları Nazlı'ya döndü. Gözleri ile hastanın kim olduğunu soruyordu. Nazlı anlamış olacak ki hemen konuştu. "Sabah nakil gelen hasta." dedi. Atlas Rüya olduğunu anlayınca aklına Talya'nın dediklerini anımsadı.
'Kız saatlerce hastanede kaldı ama ne arayanı oldu ne soranı.' demişti Talya. Şimdi buradaydılar ama kızın yanında olmak için değil onu buradan götürmek içindi.
"Kızınızı götüremezsiniz beyefendi." dedi Atlas. "Seninde dediğin gibi benim kızım istediğimi yaparım ve onun burada tedavi görmesini istemiyorum." Çetin'in cümlesi ile Atlas derin bir nefes aldı. "Kızınızın tedaviye ihtiyacı var."
"Kim demiş? Bir kez bayıldı diye neyin tedavisi bu? Gerek yok." Bilmiyor muydu cidden? Kızının bugüne kadar defalarca kez bayıldığını sağlığının berbat bir durumda olduğunu diye düşündü Atlas.
"Kızınız birden fazla kez bilincini kaybedip bayılmış beyefendi. Emin olun keyfi olarak insanları hastaneye yatırıp tedavi etmiyoruz, gerek olduğu için burada." Karşısındaki adama kızının yardıma ihtiyacı olduğunu göstermek istedi bu cümleyi kurarken Atlas.
"Rabbim sizi bana sınav olarak mı gönderdi bugün lan." Çetin kurduğu cümlenin ardından hızla kapıya yöneldi ama Atlas içeri girmesini engelledi.
"Beyefendi.." dedi üzerine bastırarak. "Hasta bu kız anlıyor musunuz? Tedavi olmazsa neler olabileceğini tahmin bile edemezsiniz." Henüz onlar bile tahmin edemiyordu bunu.
"Sana ne lan, sana ne! Seni ne alakadar eder, siktir git şuradan!" bağırırken Atlas'ı kapının önünden itmeye çalışıyordu aynı zamanda ama Atlas'ın çekilmeye niyeti yoktu.
Çetin'in bağırması ile katta kalan diğer hastalar ve hasta yakınları odalarından çıkmaya başladı. Herkesin bakışları onların üzerindeyken diğer hastaların rahatsız olduğunu gören Nazlı konuştu. "İsterseniz bu konuyu burada konuşmayalım." dedi.
"Konuşulacak birşey yok. Kızımın tedavi görmesini istemiyorum ve onu alıp gideceğim." Bu sefer sabır dileyen Atlas olmuştu.
"Ne oluyor yine neyi kaçırdım ben?" diyerek araya giren Akın oldu. Karan'ın arkasında gelirken hem hastalara içeri girmesi gerektiğini söyleyip hem de olayı anlamaya çalışıyordu. Önden giden Karan'ın bakışları Çetin'in üzerinde durdu.
"Sesinizi kısın! Hastalarımı rahatsız ediyorsunuz." dedi tok sesiyle. "Hastalarınızın rahatsız olmasını istemiyorsanız kızımı almama engel olmayın." dedi Çetin.
"Benim daha iyi bir fikrim var." diyerek bakışlarını Akın'a yöneltti. "Güvenliği çağır." Akın duyduğu cümle ile hızla elini cebine atıp telefondan İlknur'u arayıp güvenliğin gelmesi gerektiğini söyledi. Çetin güvenliğin bile onun buradan alamayacağını düşündüğü için geri adım atmadı ama çok değil en fazla beş dakika sonra üç güvenlik Barlas ve Çetin için gelmişti.
"Üzgünüm Çetin Bey ama kızınız bir süre siz hiç istemesenizde tedavi görecek ve sizde ya bu durumu kabullenir ve kızınızı görmeye gelirsiniz ya da hastanemin on kilometre yakınından geçmemeniz için herşeyi yaparım." dediğinde Çetin güldü. "Nasıl yapacaksın onu? Kızın babası benim gidip polise onu burada zorla tuttuğunuzu söylerim."
"Emin olun benim de polise sizin hakkınızda anlatacak şeylerim var." dediğinde Çetin'in gülüşü soldu. "Sizce hangimizin anlattıkları daha çok dikkat çeker? Denemek ister misiniz?" Karan'ın cümleleri ile Barlas'ın bakışı babasına döndü. Babası ise o sırada karşısındaki adama büyük bir öfke ile bakıyordu.
"Beyefendi zorluk çıkarmadan ilerleyin lütfen." dedi Güvenlik. Çetin'in kolunu tuttu ve çekiştirdi. Çetin kolunu geri çekerken bakışlarını Karan'ın üzerinden çekmedi. "Kendim çıkarım."
Barlas giden babasının ardından bakarken bir Karan'a bir de babasına baktı. Ne demek istemişti bu adam? Babası ne yapmıştı ki? Kardeşinin neyi vardı? Buradane kadar kalacaktı? Bu adam onları hastaneye almazsa kardeşini hiç göremeyecek miydi? Hiç birine cevap alamayacağını düşündüğü düşüncelerinden sıyrılıp babasının arkasından gitti. Babasının öfkesinden korktuğu için ağzını bıçak açmadı ve hiç birşey sormadı Barlas. Sadece yürüdü.
Atlas ve Akın da Karan'a ne bildiğini sormak istedi ama Karan konuşmalarına izin vermeden konuştu. "Herkes işinin başına."
...
Rüya;
Tanıdık bir koku vardı etrafta, tanıdık ve nefret edilesi bir koku. Gözlerimi araladığımda gözüme yine beyaz bir ışık vurmasını bekledim ama olmadı. Beyaz tavan ile bir süre bakıştıktan sonra doğruldum.
"Ve yine bir hastane odasındayız, harika."
Maviş haklıydı. Bir hafta ara ile tekrar hastaneye düşmüştüm. Sevmediğin ot burnunun dibinde bitermiş. Öncekinin aksine daha kapsamlı bir odaydı bir camı vardı mesela. Güneş hâlâ tepede olduğuna göre o kadar uzun süre baygın kalmamıştım.
"Eh, buda birşey tekrar kriz de geçirebilirdik."
"Kes şunu!"
Bir hafta boyunca kriz geçirdiğimi unutma çabasındaydım ama sağolsun Maviş hiç yardımcı olmuyordu. "Bizim hastane ciddi bir gelişme göstermiş." dedim kendi kendime.
"Burası hep gelişmiş bir yerdi. Hakkını yemeyin lütfen Düş hanım." dedi kapının hızlı açılması ile içeri giren kumral adam.
"Düş Hanım mı dedi o? O ne ya!"
Haklı bir isyan. "Düş Hanım?" istemsizce yüzümü buruşturmuştum bunu derken. Lakapları sevmezdim.
"İsmin Rüya değil mi?" diye sorduğunda başımı sallamak ile yetindim. "Rüyanın eş anlamlısı düş işte." dediğinde tuhaf bakışlarımı ondan esirgemedim.
"Akın kapıyı çalsaydın keşke." diyerek içeri girdi bir hafta önce tanıştığım hemşire. Bakışları bana döndüğünde gülümsedi. "Tekrar merhaba." Karşılık olarak bende gülümsedim. "Merhaba."
"Evet, siz zaten tanışıyorsunuz bizde tanışalım." sohbete tekrar dahil oldu kumral çocuk. "Bekle ekibin geri kalanı gelsin. Az sabır!" sitem dolu sesi ile konuştu.
"Gidelim diyerek beni buraya sen getirdin! Karan Hoca kat girişinde bekleyin demişti oysaki." aynı sitem ile cevap verince Talya'nın kaşları havalandı. "Karan Hoca bunun için çok kızmaz inşallah. Kızarsa suç senindir." diyerek hız kesmeden konuşmasına devam etti. Bu sırada ben de bir Talya'ya bir de adama bakıyordum.
"Gelmeseydin zorladım mı seni? Kendine ait bir düşüncen yok mu senin?" sesinde kızgınlık yoktu daha çok laubali bir tavırdı. Talya'nın cevabı karşısında hakaret yemiş gibi durdu. "Kendime ait düşüncem tabiki var." dedikten sonra durup düşünmeye başladı. Bu hâli komik geldiği için güldüm.
"Hasta yanında herhangi bir konuda tartışmaya girilmeyecek diye kaç kez uyardım sizi. Üstelik yatılı hastaların olduğu katta." açık kapıdan içeri giren adamın yüzü tanıdıktı. Ben nereden tanıyordum bu adamı?
Kesinlikle didaktör birine benziyordu. Bakışları ikili arasında gidip gelirken bende arkasından giren üçlüye baktım. Ne kadar kalabalıklar. "Özür dileriz hocam." diyen kişi Talya oldu. "Bunu daha sonra konuşuruz." Kapının önündeki üç kişide içeri girip kapıyı kapattıklarında tüm gözler bana döndü.
"Böyle de bir tuhaf hissettim."
"İki dakika sus Maviş!"
Hepsi bana bakarken ben sadece Talya'ya bakıyordum çünkü bir tek onu tanıyordum.
"Rüya Açar. Deha Hastanesi'ne hoş geldiniz." didaktör olan konuşunca bakışlarım ona döndü. "Hoş buldum." demiş bulundum.
"Deha Hastanesi'ne derken?"
"Deha Hastanesi'ne derken? Ben Kars'ta mıyım?" Maviş'in bilgilendirmesi ile kafama dank eden şeye şaşırdım. Ben Sarıkamış'ta olduğumu sanıyordum.
"Son üç buçuk saattir, evet." dedi şaşırmamı gayet normal karşılayan Didaktör Bey.
Ben Deha Hastanesindeydim bu adam da bu hastanenin baş hekimi Alp Karan Deha oluyordu. Şu an neden tanıdık geldiğini anlıyordum. Dünya magazini bu adamı konuşuyordu. İsmini duymama gibi bir ihtimaliniz yoktu.
"Sebep?" gayet makul bir soruydu. Soruma cevabı mavi gözlü olan adam vermişti. "Devlet Hastanesindeki meslektaşımız durumunun kritik olduğunu ve bu yüzden bu hastaneye nakil alınman gerektiğini söyledi." onun cevabı da makuldu.
"Meslektaşınız Gökhan Abi mi? Eğer oysa aynı meslektaşınızın meslektaşı bana sizin bir araştırma için beni incelemek istediğinizi de söyledi." cümlem karşısında oda derin bir sessizliğe bürünürken aynı zamanda Başhekimleri başını önündeki dosyadan kaldırıp bana baktı. "Yanlış açıklamış. Biz sadece durumunuzu daha yakından incelemek istediğimizi belirttik." dedi kadın doktorlardan biri.
"Aynı şey." dedim hızlıca.
"Hayır Küçük Hanım, aynı şey değil. Herhangi bir araştırma için değil sizin sağlığınız için durumunuzu incelemek istiyoruz." başhekim konuştuğunda bakışlarım ona döndü. Küçük Hanım sözcüğünü ne çok seviyor insanlar.
"Öncelikle küçük hanım değil Rüya ve sağlığımın gayet yerinde olduğunu düşünüyorum." bakışlarımı ondan çekmeden konuştum. "Öyle mi dersiniz? Bir hafta önce sinir krizi geçirmişsiniz bugün bayıldınız ki bu ilk bayılmanız değil. Kan değerlerinden hiç bahsetmiyorum bile." sakin tavrından hiçbir şey kaybetmeden konuştu. "Sizin düşüncenizin aksine sağlığınız hiçte yerinde değil."
"Buraya gelmem için refakatçi iznine ihtiyacım var." haksız çıkacağım için konuyu değiştirmeye karar vermiştim. Babamın beni buraya getireceğini düşünmüyordum. Babamın yapmadığı birşeyi annem de yapmazdı. Refakatçilerim onlardı izin olmadan başka bir hastaneye nakil gelemezdim.
"İstisnai durumlar var." dedi mavi gözlü adam. "Tam olarak hangi istisnai durumun içerisindeyim?" soruma cevap vereceklerini sanarken şuana kadar hiç konuşmayan kadın doktor konuştu.
"Gözde ben. Bu ekibin en küçük üyesi oluyorum. Deneyimsizim ama çok çalışıyorum." heyecanlı sesi sona doğru kısılmıştı. Tatlı bir kızdı ama keşke soruma cevap verseydi.
"Akın bende. Bunlar arasında çekilebilecek tek üyeyim." bunu derken bir gözü hocasının üzerindeydi. Çekiniyordu. Şuan tanışma sırası mıydı?
Bakışlar diğer kadın doktora döndüğünde derin bir nefes verdi. "Gizem bende." kısa ve netti.
"Beni tanıyorsun zaten." dedi Talya. Başımı salladım "Baharın müjdesi." dedim. Aramızda saçma bir sohbet geçmişti.
"Atlas." bu daha kısaydı. Bakışlarım yeşil gözlü beyefendiye değdi. Kendini tanıtmasını bekledim bir süre anlamış olacak ki "Alp Karan Deha." dedi.
"Rüya bende, tanışma faslı bittiyse soruma cevap alabilir miyim?"
"Ailen gelince onlara açıklayacağız. O zamana kadar dinlersin." dedi Gizem.
"Refakatçilerim olmadan buraya gelebildiğime göre refakatçilerim olmadan da açıklamayı dinlenebileceğimi düşünüyorum." sakin tutmaya çalıştığım sesim ile konuştum.
Gizem tekrar konuşacakken ondan önce biri konuşmuştu. "Bu konuda haklı." Talya'nın şu ortamda benim arkamda durması absürt geliyordu da neyse.
"Bak bakalım bana Küçük Hanım." dedi Karan. Bakışlarım ona döndüğünde konuşmaya başladı. "On altı yaşındasın on birinci sınıfa gidiyorsun yani." dediğinde başımı salladım. "Sinir sistemi hakkında bir bilgin var mı peki?" bu soruya da başımı salladım. "Çok olmasa da var biraz." Biyolojiyi severdim. Her zaman ilgimi çekmiştir hele ki beyin. Fazlasıyla karmaşık bir organdı.
"Sinir sisteminde tam olarak anlamlandıramadığımız sorunlar var." cümlesi ile kaşlarım çatıldı.
"Anlamlandıramadığınız?" onu tekrarladığım da bunu pek kâle almadan devam etti. "Beyin bir bütün hâlinde çalışır. Eğer bir yer zarar görürse diğer bölgelerde kısa sürede bir şekilde zarar görür. Bir ihtimal bundan kaynaklı olduğunu düşünüyoruz ama bunu anlamak için seni biraz burada misafir edeceğiz." konuşması bitince anlayıp anlamadığıma bakıyordu. Anlamıştım yani sanırım.
"Anladığını kesinlikle düşünmüyorum."
"Sen düşünmesende olur."
"Peki ya düşündüğünüz şeyden dolayı değilse ya da bunun bir tedavisi yoksa.." bir süre duraksadım ve derin bir nefes aldım. "bana ne olacak?" dedim. Yeşilleri bir süre mavilerimde oyalandı. "Onu da o zaman düşünürüz, şimdi dinlen. Kalp ritmin yeni yeni normale döndü yorma kendini." bakışlarını benden çekip ekibine yöneltti. "Bizde çıkalım."
Hepsi beraber kapıyı yöneldiler. "Şey.." dediğimde bakışları yeniden bana döndü. "bir şey daha sorabilir miyim?" dedim tüm bakışları es geçerek başhekime odaklandım. "Ailemin haberi var mı? Yani burada olduğumdan." sorum Talya'ya değildi ama cevaplamak için ağzını açtığı anda Atlas bileğini kavrayıp onu durdurdu. "Birazdan burada olurlar." bu kadardı. Sonra çekip gittiler.
"Yine biz bize kaldık. Gerçi aslında ben yokum ama olsun."
Biz bize, hayır ben yine bir başıma
kalmıştım.
Bir ben, bir ben.
...
Yazardan;
Önden ilerliyordu Karan. Arkasında ki ekibi ise kendi içlerinde sözsüz bir tartışma sürüyorlardı.
Akın'ın bakışları Gizem'e değdi. Kaş göz hareketi yapıp konuşmasını söylüyordu fakat Gizem hiç oralı olmuyordu. Akın pes edercesine Gözde'ye döndü.
"Konuşmayı reddediyor, hain işte."
Gizem'i şikayet ediyordu. "Atlas Hocam hiç yüzüme bile bakmıyor." dedi Gözde.
Karan'ın içerde Rüya'ya dediği şey yanlıştı. Akın ve Gözde Karan'ın bunu bildiğinin farkındaydılar ama nedenini anlayamıyorlardı. Sormaya çekindikleri için de diğer ikiliye sordutmak için uğraşıyorlardı.
İkilinin bakışları önce birbirlerinin üzerinde sonra da Talya ve Atlas arasında gidip geldi. Madem Atlas onlara bakmıyordu bile o zaman onlarda bakmayı asla reddetmeyeceği birine bakmasını sağlarlardılar.
Akın Gözde'ye döndü. "Benim düşündüğümü düşünmüyorsanda kesinlikle düşünmelisin." fikrinden fazlasıyla emindi. "Büyük ihtimalle onu düşünüyorum ama sonuçlarını da düşünmeliyiz." Gözde'nin cümlesinin ardından Akın tam konuşacaktı ki Karan arkasını dönünce hepsi sustu.
"Rüya'ya ben ne söylediysem o söylenecek. Eksik ya da fazlası olmayacak anlaşıldı mı?" dediğinde hepsi onaylarken Gözde atladı. "Ama yanlış bilgi verdiniz hocam." bu beklenmedik çıkış ile Akın başını umutsuzca sağa sola sallayarak konuştu. "Dengesiz bu kız." dedi.
Karan'ın bakışları Rüya'nın kaldığı odanın kapısında oyalandı. "Ne dememi beklerdin Gözde? Beynin uzun zamandır vücudunu öldürüyor ama kimse bunun farkında olmadığı için ölüm ile kalım arasında bir yerdesin dememi mi bekliyordun?" herhangi bir duygu barındırmayan sakin ton ile konuştuğunda hepsinin bakışları kızın kapısına döndü.
"Önceliğimiz neyin ters gittiğini bulana kadar yaşamasını sağlamak." Karan'ın cümlesini bu sefer hepsi onayladı. "Bu sırada aynı zamanda beynin neden içinde bulunduğu vücuda savaş açtığını araştıracağız." bu cümlenin ardından arkasını dönüp gidecekti ama aklına gelen şey ile durdu.
"Güvenliğe söyleyin kızın babasını ve abisini içeri alsın. Tek kalmasın."
Rüya;
Beş dakika tavana, beş dakika duvara, beş dakika da pencereden dışarı baka baka üç saati devirmiştim. Evet hepsini hesaplamıştım çünkü sayılı gün çabuk geçerdi. Sayarsam daha az beklemiş gibi hissederdim. Neyi bekliyordum peki? Ailemi. Her zaman ki gibi yani. Beklemeyi sevmediğim kesindi ama ailemi hep beklerdim.
Mesela beni görmelerini beklerdim. Beni, acılarımı, yorgunluğumu, yaşama çabamı, mutsuzluğumu görmelerini beklerdim.
Ya da beni duymalarını beklerdim. Geceleri ağlarken ne kadar sessiz olursam olayım bazen sesli olan o hıçkırıklarımı, bana olan nefretlerinin yüreğimi paramparça ederken ki sesini duymalarını beklerdim.
Beni sevmelerini beklerdim. Bana yaptıkları onca şeye rağmen hâlâ bir yanım onların beni seveceği günü bekler durur. O gün geldiğinde hıçkıra hıçkıra sonunda diyerek ağlamayı da bekliyorum sanırım.
Bir gün ya tüm beklentilerim gerçekleşecek ya da ben tüm beklentilerimden vazgeçecektim ama ne zaman onu henüz bende bilmiyordum.
Bilinmezliği sevmezdim ama hayat koca bir bilinmezlikti. Ve ben bu hayatı ailem ile yaşıyordum. Sevmediğim bir şeyin içinde beni sevmeyenler ile yaşamaya çalışıyordum demek daha doğru olurdu.
"Hayır yani ben anlamıyorum. Bir insan hiç mi merak etmez, yolda gördüğün biri bayılsa bile acaba iyi mi diye düşünürsün. Bu kız sizin kanınızdan hiç mi gelmiyor aklınıza?"
"Ne dememi bekliyorsun?"
"Senin ailen biraz vicdansız olabilir mi? Başka bir açıklama gelmiyor aklıma."
"Bir açıklama aramıyorum."
"Farkındayım bir açıklama aramadığının, aramış olsaydın çoktan ailenden vazgeçmiştin."
"Soğol ya."
"Ne demek canım her zaman."
Kapı açılınca bir ümit annem veya babam gelmiştir sandım ama maalesef ki onlar değildi üzerinde ki kıyafetten hemşire olduğunu anladığım bir kadındı.
"Umut fakirin ekmeğidir de sen
yoksulsun be kızım."
"Sevgi yoksulu."
"Öyle demek istemedim."
"Ben öyle anladım."
"Nasıl hissediyorsun?" hemşire konuşunca Maviş'i dinlemeyi kestim. "İyi." Zaten bitmiş olan ama kimseyi çağırmadığım için hâlâ kolumda takılı olan serumu çıkardı.
"Herhangi bir ağrın var mı? Bayılırken başını sert vurmamışsın ama eğer ağrın varsa söyle." ilgili sesine gülümsedim. Kadın işini yapıyordu ama Maviş'in de dediği gibi ben sevgi ve sevginin ardından getirdiği tüm iyi duygulardan yoksul biri olarak bunu fazla görüyordum.
"Ağrımıyor." dediğimde gülümsedi. "Nazlı ben. Burada kaldığın süreç boyunca seninle ilgilenecek olan hemşire ben olacağım ama olurda beni bulamazsan burada ki herkesten yardım isteyebilirsin, eminim ellerinden geleni yapacaklardır."
"Rüya bende." dediğimde gülümsedi. "Herhangi birşeye ihtiyacın var mı?" Başımı olmussuz anlamda salladım. "Hayır, teşekkür ederim." cümlemin ardından en fazla beş saniye geçtikten sonra tekrar konuştum. "Ebeveynlerim buraya geldiler mi? Yani ben baygınken falan." Tamam. Aileme ihtiyacım varmış.
Nazlı'nın yüzünde ki gülümseme kısa bir anlığına soldu ama sonra hızlıca tekrar gülümsedi. "Sen dinlen istersen bende hastaların durumunu Karan Hoca'ya bildireyim." dedikten sonra hızla kapıya doğru yürüdü kapıyı açtı ama çıkmadan önce bana döndü. "Karan Hocam özellikle tembihledi ortalıkta dolaşma dışarı çıkmak ya da dolaşmak istiyorsan koridorda ki hemşireye söyle beni çağırsın beraber çıkalım. Sakın tek dolaşma, anlaşıldı mı?"Sadece başımı salladım.
O birşey dememişti ama ben anlamıştım. Hiç gelmemişlerdi.
"Şaşırdık mı? Hayır!"
"Kırıldık mı? Evet. Aslında ona da hayır. Paramparça olduk."
Sustu Maviş. Bazı anlar geliyordu ki. O bile konuşmuyordu işte o anlarda genelde ben düşüncelerimle yalnız kalıyordum.
En sevmediğim anlardı o anlar.
Şu an gibi.
...
Yazardan;
Odadan çıktığında derin bir nefes verdi Nazlı. Ne olursa olsun, ne görürse görsün her seferinde içi acımaya devam edecekti. Ne diyecekti kıza, baban geldi ama senin durumunu bile öğrenmeden seni buradan götürmek istedi ama izin vermediğimiz için güvenlik ile dışarı attık. Belki de hiç gelmedi mi demeliydi? Hangisi daha az canını yakardı. İkisi de acı birer gerçekti.
Elini kapının kolundan çekip asansöre doğru ilerledi. Aşağı kata inip birinci bölümde ki hemşireler için olan odaya geçti. Nazlı içeri girdiğinde telefona bakan Talya'yı görünce gülümsedi. "Bitti mi işlerin? Telefonda başını kaldırdı Talya. Nazlı ile göz göze gelince gülümsedi. "Şimdilik evet." dedi.
Nazlı kahve makinesinin önünde durdu. "Kahve?" dedi Talya'ya hitafen. "İçiyorum zaten." elindeki kupayı havaya kaldırırken konuştu. "Nerdeler cerrahlar? Hiçbiri ortalıkta gözükmüyor." sohbet açılsın diye soru yöneltti Nazlı. "Karan Hoca acil ameliyata girdi. Gizem ve Akın'ın ameliyatı vardı zaten. Gözde doğumhanede. Atlas laboratuvardadır herhalde."
"Herhalde derken?"
"Herhalde işte bilmiyorum tam."
"Nasıl bilmezsin ben Atlas bir yere girmeden önce sana durum bildirimi yapıyordur sanıyordum." bunu derken gülmeden duramamıştı Nazlı. Haklıydı, birbirlerinin hakkında gerekli gereksiz herşeyi her an biliyordu Atlas ve Talya ikilisi.
"Komik mi?" sinirli görünmeye çalışsada o yanaklarla pek mümkün değildi.
"Fazlasıyla." arkadaşının bakışlarından dolayı gülüşünü durdurdu Nazlı. "Hayırdır, küs müsünüz?"
"Hayır sadece atıştık, neyse ne boşver." bu durumun canını sıktığı belliydi.
"Konuşmuyorsunuz anlaşılan." dediğinin doğruluğunu test etmek için gözlerini kısarak arkadaşına bakıyordu. Talya başını olumlu anlamda sallayınca konuşmaya devam etti. "O zaman Rüya'nın babasının geldiğinde çıkardığı kaosdan da bi' habersin."
"Yok, biliyorum. Akın ameliyata girmeden önce söyledi ama oda tam bilmediği için pek birşey bilmiyorum."
"Hemen anlatayım." dedi daha yeni yaptıgı sıcak kahveyi alıp arkadaşının yanına oturdu. Neler olup bittiğini anlattıktan sonra arkasına rastlandı.
"Valla seninki gelmese nasıl tutardım o adamı bilmiyorum. Alıp götürecekti kızı. Ne inat adamdı. Kızın hasta be adam bırak tedavi görsün, yok! Ona baba demekte kendi babama hakeret." O adam geldiği andan beri öfkeliydi zaten ona. Susmuştu kaç saattir, içini döküyordu şimdi.
"Seninki diyip durma. Arkadaşız sadece ama o adama baba deme konusuna kesinlikle katılıyorum." dediğinde güldü Nazlı. "Arkadaşlık kavramı sizde fazla romantik." Talya koluna vurunca artık susması gerektiğinin farkına vardı Nazlı.
Islık sesi ile açık kapıdan içeri giren Akın elini ağzına götürdü. "Şiddete meyilli bir sağlık çalışanı bunu hemen SGK'ye bildirmeliyim." Komik olduğuna emin olduğu şakasına gükerken iki kızın tuhaf bakışları ile karşılaşınca bir sandalyeye oturdu. "Ne bakıyorsunuz öyle?" dediğinde Nazlı hemen atıldı. "Her gün içmiş gibi olan kafan ile Cerrahpaşa da nasıl derece yaptın onu düşünüyorum." Akın duydukları ile göz devirdi.
"Gizem nerede? Beraber girmediniz mi ameliyata?" diye sordu Talya. "Ameliyat biteli yarım saat oluyor nerdeyse. Gizem İzgi'yi annesinden alıp Ozan'a süpriz yapacakmış doğum günüymüş bugün. Bu yüzden işi biter bitmez çıktı." Gizem ekipte ki tek evli kişiydi. Ozan ile dört yıldır evliydiler. Bir buçuk yaşında bir kızı vardı.
"Akın." dedi Nazlı tedirgin bir sesle. Nazlı'nın tedirgin sesiyle Akın'ın sorgulayıcı bakışları ona döndü. "Rüya'nın ailesinden haber var mı? Yani sordu da ne diyeceğimi bilemedim."
Omuz silkti Akın. "Hiçbir fikrim yok. Güvenliğe söyledik ama yakınlarda değilmiş babası." Talya sandalyesini Akın'a doğru çevirdi. "Hiç mi birşey yapamazsınız? Tek başına kaldı kız."
"Aile ilişkilerine karışamayız Talya. Bizi alakadar etmez." dedi. "Akın bari sen yapma." dedi ılımlı bir sesle Talya. "Ben birşey yapmıyorum Talya. Sen yapıyorsun, bizi hiç ilgilendirmeyen işlere bulaşmamızı bekliyorsun. Biz doktoruz insanların aile ilişkileriyle ilgilenme gibi durumumuz yok. Hemşirelerin de yok. Anlıyorum üzülüyorsun ama duyguların bizim için en azından bu hastane sınırları içerisinde bir önemi olmamalı." konuşmanın ardından ayaklandı Akın. "Atlas'a bakacağım." odadan çıktığında Talya sıkıntılı bir nefes verdi.
"Haklı oldukarını biliyorsun." Nazlı'nın sesi ile başını salladı. "Biliyorum ve bu canımı sıkıyor."
...
Odasında yine Rüya'nın dosyalarının başındaydı Karan. Son bir haftadır bulduğu her boşlukta kızın hastalığını anlamlandırmaya çalışıyordu. Şu ana kadar pek birşey elde edememişti ama o da ekibide araştırmaya devam ediyordu.
Kapı çalınca "Gel." dedi başını dosyadan kaldırmadan. İçeri giren kişi Arif'di. Bugün yatılı hastaların katında çalışan hemşirelerden biri oydu.
"Hocam." dediğinde Karan dosyadan başını kaldırdı. Sesinin tonu hoşuna gitmemişti.
"Bir sorun mu var?"
"Yok! Yani var aslında.." dedi tam olarak var mıydı yok muydu oda anlamadığı için buradaydı zaten.
"Var mı, yok mu Arif? Doğru düzgün cevap ver."
"314 nolu odada kalan hasta, Rüya. Kalp ritmi sürekli bozulup tekrar düzeliyor."
Sandalyeye rastlandı Karan. "Nasıl yani? Daha açık konuş."
"Odasına biri girdikten sonra ritmi bozuluyor daha sonra tekrar düzeliyor." Karan'ın kaşları çattı. "Tekrar düzelmesi ne kadar bir süre alıyor?"
"Değişiyor."
Yüzünü sıvazladı Karan. "Hâlâ ailesini soruyor mu?"
"Odasına giren her kişiye ayrı ayrı soruyor. Aynı kişi olup olmamasına aldırmadan. Nazlı hemşire bugün aynı soruyu kırk kez falan duydu. Cevap da veremiyor. İnat birde kız vazgeçmiyorda."
"İnsan ailesinden o kadar kolay vazgeçer mi Arif? Geçmez. O da geçmiyor işte." Dosyalara bakıp refakatçi numaralarının olduğu kısma geldi. "Odasına gidip ailesin iki saatten daha kısa sürede burada olacağını söyle. Uyuyabiliyorsa uyusun. Kalp ritmine dikkat et. Bana da bugün için genel nabız değerlerini getir."
Arif başını salladı ve çıktı odadan. Babası ile yeterince muhatap olmuştu annesi ile konuşacaktı. Annesinin numarasının çevirirken aynı anda isme de bakıyordu. "Burçin Açar." dedi kendi kendine.
Arama tuşuna basıp kulağına götürdü telefonu. Çok değil iki kez çaldıktan sonra açılmıştı telefon. Konuşmaya başlayan taraf Karan oldu.
"İyi günler. Ben Deha Hastanesi'nin başhekimi Doktor Alp Karan Deha. Rüya Açar'ın annesi Burçin Açar ile mi görüşüyorum?"
Bir süre sessizliğin ardından cevap geldi. "Evet benim."
"Kızınız hastemizde ve yanında herhangi bir aile üyesi yok." Gelmeyi düşünmüyor musunuz? Demekti bu.
"Oraya refakatçi olmadan götürmeseydiniz o zaman." agresif bir sesle karşılık verdi. "Gelmiyorsunuz yani?"
"Evet!" Netti sesi Burçin'in.
"Peki ben gayet nazik bir şekilde durumu belirttim başta fakat ne siz neden kocanız pek nezaketten anlamıyorsunuz anlaşılan." dedi Karan sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. Ne sanıyorlardı onlar gelmeyince kızı ölüme terk etmek suretiyle onlara geri vereceğinimi. O bunu yapmazdı.
"İki saat içerisinde burada olmazsanız kızınızın geçen hafta geçirdiği krizin sebebinin aile içi gördüğü şiddet olduğunu ve bu şiddetin diğer çoçuklara da uygulanmış olabileceğine dair bir dilekçe yazar ve savcılığa gönderirim. Sadece Rüya'yı değil tüm çocuklarınızı bir daha asla göremezsiniz."
Yapabilir miydi? Belki. Şuan için olmasa da Rüya böyle bir şeyden bahsederse yapardı ama karşısındaki kadın bunu bilmiyordu.
"Ne saçmalıyorsun sen!" diye cırladı Burçin. Çocuklarını ondan alamazlardı.
"Ben diyeceğimi dedim hanımefendi iki saat içinde ya burada olursunuz ya da oraya polis gelmiş olur." bu cümlenin ardından telefonu kapattı.
Rüya'yı umursamadıkları kesindi ama diğer çocukları umursuyorlarsa buraya gelirlerdi.
...
Gelmişlerdi. İki saatten daha kısa sürede varmışlardı hastaneye. Burçin kocasının karşısına geçip çocuklarını ondan alamayacaklarını söylemiş ve kocasını ikna etmişti. Bahsettiği çocuklarının arasında Rüya yoktu.
Onu bir hastane köşesinde bırakırken umursamamıştı. Alıp bir daha yüzünü göstermeselerde umursamazdı zaten. Rüya sonunda ailesinin kendisi için geldiğini sanarken mutlu olacaktı ama aslında hiç tanımadığı adamın onları buraya zorla getirdiğini bilmeyecekti. En azından şimdilik..
...
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere 😊
See youuu👋🏻
Bölüm etkileşimi
