🍷Balo🍷 kitap kapağı

10. bölüm / 11

~MECBURİYET~

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: ~MECBURİYET~

"Hey,dur!" Koşarak ona yetiştim ve karşısına geçtim. "Buda ne demek,Miran karakoldamı?" Sıkkın ifadesiyle "Maalesef" deyince kendime hakim olamayıp bir tokat daha geçirdim yüzüne "Onu korumalıydın! Oğlum şuan bir karakolda ve bunun sorumlusu sensin!" Sinirlendiğini görebiliyordum. Omuzları gerilmişti. Gözü seğiriyor,şakaklarındaki damarlar belirginleşiyordu. "Bir kez daha" tıslayan sesiyle devam etti "Bir kez daha bana vurmaya kalkışırsan...o narin boynunu kırmaktan çekinmem!" Ürkütücü bakışları ciddi anlamda boynumda dolanmaya başlayınca iki adım geriledim. "Konu bu değil. Oğlum neden karakolda?" Bakışlarını nihayet boynumdan çekip gözlerime kenetledi "Söyledim ya. Ufak bir pürüz oldu. Devlette çocuğun güvenliğinden şüphe etti. Kendi oğluma zarar verebileceğim ihtimalini düşünüyor sikik kafalılar!" Pekte haksız sayılmazlardı.

"Tamamda yok mu başka yolu? Ne bileyim iyi bir avukat belki torpil...birşeyler yap!" Sessizce beni izlerken "Çok uzatıyorsun. Çocuk karakolda babasını bekliyor ve sen burada bana torpilden bahsediyorsun! Gerçektende bu kadar kötümü,oğlun için bile benimle evlenmezmisin?" Bunu gerçekten merak ediyormuş gibiydi. "Kötü...çok kötü. Ama çocuklarım için yapabileceklerimin sınırı yok" dürüstlüğüm karşısında "İyi bari. Madem yapabileceklerinin bir sınırı yok...düş önümede kızımızı alalım. Daha çok işimiz var"
O benim kızımdı!
Her neyse bunu şimdi tartışmayacaktım.

Sinirle önden yürümeye başladım peşimden geldiğini farkedince onu durdurdum "Hayır sen gelmiyorsun. Ben getiririm" onaylamaz bakışlarıyla "Onu nasıl taşıyacaksınki? Yardım almadan yapamazsın" sinirle güldüm "Şu zamana dek hiçkimseden yardım almadan taşıdım ben kızımı. Şimdi sana gerek yok" tekrar yürümeye başladığımda bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. İnciyi odasından alıp aşağıta indim. Dış kapıyı Yıldırım bilerek açık bırakmıştı. Evin önünde duran siyah Toyatanın kapısıda açıktı. İnciyi dikkatle arka koltuğa yatırdıktan sonra ön koltuğa geçtim. Aynadan İnciyi ifadesizce izleyen Yıldırım içimi yine huzursuz etmeyi başarmıştı.
İnciye bu sefer ne diyecektim?

Araba hareketlendi. Kalbimde dinmeyen bir sızı vardı. Daha rahat nefes alabilmek için camı açtım. Oğlumu görecektim. Miranıma kavuşacaktım. Yıldırıma itiraz etmememin nedeni oğlumdu. Yıllar sonra hasret kaldığım kokusunu içime çekecektim. Hecanımla birlikte endişelerimde vardı. Miran öz annesini öldü biliyordu. Şimdiyse beni cici annesi olarak tanıyacaktı. Bir kez daha nefret etmiştim Yıldırımdan. "En kısa sürede nikah tarihi alırız. Sonrada temelli olarak bana taşınırsın" diye lafa girince hızla başımı çevirdim "Saçma sapan konuşma! Miranı aldıktan hemen sonra boşanacağız. Seninle evli kalacağımımı düşünüyorsun?"

Bakışlarını yoldan ayırmadan "Yerinde olsam bu kadar kesin konuşmazdım. Neden evlendiğimizi tam olarak anlamadın bence. Miranı hayatın boyunca görebileceğin bir yaşam sunuyorum sana. Boşanarak bu fırsatı geri tepemezsin" Sert bakışlarımın hedefinde o vardı "Şunu yapma artık!" Göz ucuyla bir bakış attı "Neyi yapmayayım?" Öfkeyle cevapladım "Sırf kendi çıkarların için beni çocuklarımla tehdit etmeyi! Her kafana estiğinde bana bunu yaşatamazsın" çatallı çıkan sesime sırıttı "Sinirliyken ve çaresizken çok seksi görünüyorsun" kendimi tutamayarak "Siktirgit!" Diye bağırdım. Ben bağırınca Yıldırım "Bağırma çocuk uyuyor" Diye azarladı. Dilimi ısırdım pişmanlıkla,sinirlerime hakim olamamıştım.

Yıldırım keyifle gülerken ben kudurmak üzereydim. "Umarım oğlumuda kendine benzetmemişsindir" kollarımı önümde birleştirdim iğnelerken. "Bendende beter bir oğlun var tatlım. Kendini buna hazırlasan iyi edersin" sesi heyecanlı çıkıyordu
Oğlumu nasıl yetiştirmişti?
Yolun geri kalanını dışarıyı izleyerek izlemiştim. Araba karakolun önünde durunca "İnci yanlızmı kalacak?" Diye sordum ona dönerek. Kemerini çözerken "Sen arabada kal,halledeceğim. Seni burada görsünler yeter" başımı sallamakla yetindim. Yıldırım arabadan inip karakola girdi. Birazdan oğlumu görecektim.

Aradan dakikalar geçti. Her dakikada daha fazla geriliyordum. Kalp atışlarım düzensizdi. Bir kez daha saate baktm 45 dakika geçmişti. Sabırsızlıkla İnciyi kontrol edip arabadan indim. Tam inmiştimki karakoldan kucağında bir çocukla çıkan Yıldırımıı görünce olduğum yerde donakaldım. Çocuk tahminimce uyuyordu.
Daha doğrusu,oğlum uyuyordu.

Garip bir içgüdüyle bende Yıldırıma doğru ilerledim. Bakışlarımı Mirandan ayıramazken tam karşılarına gelince durdum. Hava soğuk olduğu için üzerine polis üniforması sermişlerdi. Minicik ayakları dışarıda kalmıştı. Açık kumral saçları ve kâkülü hafif esintiyle hareket ediyordu. Beyaz teni,küçük burnuyla İnciyle benziyorlarfı. Uyuduğu için göz rengini göremiyordum ama kirpikleri oldukça uzundu. Öpmek istiyordum,sarıp sarmalamak,kokusunu içime çekmek istiyordum.

Saçlarını okşamak için elimi kaldırmıştımki Yıldırım "Hava soğuk daha fazla dikilmeyelim burada" deyip arabaya gitmek için yanımdan geçti. Havada kalan elimi indirdim ve bende arabaya ilerledim. Çocuklarım arka koltukta yanyana mışıl mışıl uyuyordu. Bundan daha fazla ne isteyebilirdim bilmiyordum. Aradan ne kadar geçti bilmiyordum ama araba bir yalının önünde durunca şaşırmadım. Görünüşe göre mal varlığı yerindeydi. Arabadan indim fazla beklemeden. Arka kapıyı açınca saatlerce çocuklarımı izlemek istesemde yapamazdı. İnciyi tam alacaktımki Yıldırımın "Efsun...şey onu ben alabilirmiyim?" İnciyi gösterince afalladım. Sesi çekingen çıkmıştı. Oysaki Yıldırım hiçvirşeyden çekinmez,utanmazdı.

"Tamam" dedim arabanın diğer tarafına giderken. Bende Miranı alacaktım. Ben heyecanlıydım,onu kucaklayacağım için. Ama Yıldırım gergince İnciye bakıyordu. "Yapabileceğine eminmisin?" Diye sordum kendimi tutamayarak. İnciye doğa üstü bir varlıkmış gibi bakıyordu çünkü. Beni duymuyor gibiydi. Omuzları gerilmişti. Alt tarafı bir çocuğu kucaklayacaktı.
Gerçi benim gibi oda yıllar sonra kızını görmüştü.

Nihayet bir adım attı. Bir elini İncinin ensesine götürdü. Diğer eliylede dizlerinden tutup hiçte zorlanmadan aldı. İnci bu iri adamın kucağında minicik görünüyordu. Bende fazla beklemeden Miranı kucağıma aldım. Yıldırım kadar gergin olmasamda kalbim hızla atıyordu. Miranın derin nefeslerini duyuyordum. Soğuk olduğundan yalıya ilerledim. Bir hizmetçi çoktan kapıyı açmıştı. Yıldırım geçmemi bekledi.
Nezaketin batsın.
Bilmediğim bu eve girdiğim anda tenime vuran sıcaklık yumuşamamı sağlamıştı. Hizmetçi Miranı kucağımdan almak isteyince "Gerek yok ben taşıyabilirim. Odası nerede?" Miran bana yük olamayacak kadar hafifti. Yıldırım "Beni takip et" deyince peşine takıldım.

Merdivenlere yöneldik ve üst kata çıktık. Koridordan geçerken etrafa bakmaktansa Miranı izliyordum. Çok sevimliydi. Yıldırım bir odaya girince bende girdim. Burası Miranın odasımıydı?
Bir çocuk odası olamayacak kadar sade ve düzdü. Yetişkin mobilyaları afallamama neden olmuştu. Ama beni asıl şaşırtan şey odada iki yatak olmasıydı. İnciyi planlamış olmalıydı. "Miran buradamı kalıyor" kendime engel olamayarak sorduğum soruya cevap verdi "Oğlum sadelikten yana" Bu hiç hoşuma gitmemişti. O bir çocuktu ve hiçbir çocuk sadelikten yana olmazdı!

Yıldırım İnciyi sağ taraftaki yatağa yatırınca bende Miranı soldaki yatağa yatırdım. Battaniyeyi üzerine örtüp aynısını yapmak için İnciye yönelmiştimki Yıldırımın üzerini örttüğünü gördüm. "Ben bu gece bu odada kalacağım. İnci erken uyanır beni görmezse korkar" dedim göz teması kurmamaya çalışarak. "Nerede uyuyacaksın?" Sandalyeyi işaret ettim "Uyuyabileceğimi zannetmiyorum. Sandalyede otursam yeter" ben sandalyeye ilerlerken "Olmaz" diyen sesiyle durdum. "Sebep?" Pis bakışlarıyla "Bırak kardeş kardeş uyusunlar. Bu gece seninle başka işlerimiz var"

Sinirle "Benim senle işim falan olmaz! Sert sesimden hiç etkilenmemiş gibi omuz silkti "Bırak uyusunlar. Küçük değiller artık korkmalarını gerektirecek bir durum yok"
Bu adamın tek vasfı beni çıldırtmaktı. "6 yaşındalar! Ne demek küçük değiller?" Umursamazca "Bebek değiller Efsun. Hadi çıkalım" beni ittirince "Ama-" birşey söylememe izin vermeden hızla beni odadan çıkardı. Hemen soldaki odaya girdi ve benim girmem için kenara çekildi "Saçmalama. Tabiikide seninle aynı odada kalmayacağım!"

Baygın gözleriyle "Konuşacağız Efsun sakin ol. Yalıda kullanılmayan 5 oda daha var merak etme yerleştiririz seni başka bir yere" tereddüt etsemde girdim odaya. Tıpkı Miranınki gibi klasik bir odaydı. Gri tonlarındaki mobilyalar şık ve sadeydi. Fazladan bir eşya bile yoktu. Odayı aydınlatan tek şey komidinin üzerindeki gece lambasıydı. Zayıf sarı ışığı pdaya loşluk katıyordu. "Zevkimi beğendinmi?" Odaya olan bakışlarımı fark etmişti "Beğenmedim. Rahatsız edici bir düzeni ve sıradan görünüşü,zevk belirtisi göstermiyor bence" Derli topluydu. Gözlerim birşeyler aradı. "Ne bir resim,ne bir tablo,ne bir çiçek nede bir vazo...kendinden hiçbirşey katmamışsınki" bu oda kesinlikle samimi değildi.

Yıldırım "Aslında kattım" deyince bir kez daha taradım odayı ama yoktu. Bir yatak,dolap ve çekmece dışında hiçbir şey yoktu. "Ne kattın tam olarak? Ah! Yoksa yatak başlığının rengi en sevdiğin renkmi?" Kendi kendime güldüm. "Hayatımda gördüğüm en soğuk ve samimiyetsiz oda" Yıldırımın kaşları havalandı "İyice baktığına eminmisin?"
Bu adamın sorunu neydi bomboş bir odaydı işte!
"Dikkatli bak. Zemine,duvarlara...tavana" baygınca başımı kaldırıp tavana baktım. Gördüklerimle nefes almayı bırakmıştım. Boğazıma öyle bir yumru oturmuştuki yutkunamıyordum bile.

"Yok artık!" Tavanda gördüklerim gerçek olamazdı.
Tavan boşluk kalmayacak şekilde fotoğraflarla doluydu. Sorun fotoğraf olması değildi,fotoğraflardaki kişilerdi. Bir fotoğrafta İnciyle birlikte mağazadan çıkıyorduk. Bir diğerinde onu okula götürüyordum. Başka bir fotoğraftaysa mutfakta yemek hazırlıyordum. Fotoğraflar o kadar fazlaydıki hangisine bakacağımı şaşırmıştım. Bazen tek başıma bazense İnciyle çekilen habersiz fotoğraflar başımı döndürüyordu. İncinin bebeklik fotoğrafları bile vardı. Hatta bir fotoğrafta ağlıyordum. Hadi ama bu tacize giriyordu!

"Sen!" Demiştimki "Yıllarca kızımdan habersiz yaşayacağımı düşünmedin herhalde? Sandığının aksine onu umursuyorum" sinirle ayağımı yere vurdum "Bu şekildemi umursuyorsun,taciz ederek?" Boğazını temizledi. "Nasıl yorumlarsan" tekrar tavana baktım. Tek bir boşluk bile yoktu! "Madem umursadığın şey kızın" yemek yaptığım fotoğrafı gösterdim "Benim fotoğraflarım ne arıyor o zaman?" Kısılmış gözleri üzerimdeyken "Umursadığım bir kaç şeyden biri kızım evet." Soruma cevap vermemişti ama ben cevabımı almıştım.

"Yıldırım bu yaptığın normal değil. Mahremiyet diye birşey var. Gizlice benim ve kızımın fotoğraflarını çekemezsin...tavanınada asamazsın!" Güldü başını sallayarak "Biz o mahremiyeti çocuk yaparak çoktan aştık Efsun" utançla koluna vurdum "Kes!" Bir kez daha gülünce birşeyi farkettim. Oldukça mutlu ve huzurlu görünüyordu. Yani normaldede hep gergin bir insan değildi ama nadiren böyle içten oluyordu. "Çok çirkin gülüyorsun" dedim iç sesimin zıttını söyleyerek. "Ve sende hiç gülmüyorsun"

Göz devirdim sadece. "Ne konuşacaksak konuşalım" daha fazla burada kalmak istemiyordum. Yıldırım rahatça "Yarın evleneceğiz. Sosyal hizmetler Miranın gerçek annesi olduğunu bilecek ama Miran bilmeyecek. Senden istediğim tek şey Sosyal hizmetleri ikna etmen. Miranı sağlıklı bir psikolojiyle büyüteceğine dair onları ikna etmelisin. Tabii bu süreçte kendini Mirana sevdirmende gerekiyor...biraz zor olabilir ama üstesinden gelebilirsin diye düşünüyorum."

Öylece yapmam gerektiklerini sayıyordu. "Oğluma yakın olayımda ne yapmam gerekiyorsa yaparım" ağır ağır başını salladı "Güzel...bizim ilişkimizide inceleyebilirler. Bir aşık çifti oynamamız gerekiyor." Aslında en zor kısmı buydu çünkü nefret ettiğim birisine aşık rolü yapmam ne kadar inandırıcı olurdu bilmiyordum. "Ne kadar bir süre?" diye sordum. "Sosyal hizmetler gözünü üzerimizden çekene kadar" yani belli değildi. "Anladım. Bittiyse bana odamı göster" hemen gitmek istiyordum. Odadan çıkarken tavana göz atmayıda atlamamıştım.
Her gece resmime bakarak uyuması rahatsız ediciydi!

Koridorun diğer ucundaki odayı gösterdi "Kendin gidebilirsin" tam gidecektimki "Bekle" demesiyle durdum. Kendi dolabından birkaç parça kıyafet çıkartıp bana uzattı. Bir beyaz tişört ve siyah eşoftman. "Bu gece bunlarla idare et yarın hallederiz bir şekilde" şaşırmıştım. Genelde bu kadar düşünceli olmuyordu. İtiraz etmeden kıyafetleri aldım. Üzerimde doğum günü partisi için giydiğim toz pembe elbise vardı hala.
"Yıldırım...Miranın doğum gününü kutladın. Öyle değil mi?

"Neden bunu yapayım? Bence dünyadaki en saçma alışkanlıklardan biride doğum günü kutlamaları" Şaka yapıyor olmalıydı "En azından hediye almışsındır!" Bunu umuyordum. Yarım ağız güldü "Aldım tabiiki ama karakol falan derken veremedim. Yarın vereceğim"
Şükür!
Daha fazla durmadan gösterdiği odaya gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmamıştım. Odada ahşap bir yatak ve dolap vardı,yeterliydi. Üzerimi değiştirip yatağa girdim. Geniş gelmişlerdi ama idare edebilirdim. Yarın benim için zor ve yorucu bir gün olacaktı.

************************************************

"Kızım manyakmısın nesin defol git odamdan!" Kulağıma gelen sesle irkilerek uyandım. Duyduğum erkek çocuk sesiyle bir küfür savurdum. Hızla çocukların odasına gittim. İnci elindeki kitabı her an fırlatacak gibi bakıyordu Mirana "Kes be annem nerede diyorum sana?!" Yıldırım Miranın önünde dururken "Yemedik anneni burada annen!" İnci beni farkedince elindeki kitanı indirip yanıma koştu "Anne!" Kollarını bacaklarıma dolayınca şaşkınlıkla "Burada neler oluyor?" Diye sordum. Yıldırım "Vahşi kızın az kalsın oğluma saldırıyordu" deyince İnciye döndüm "Doğrumu duyuyorum?"

Pişmanlıkla başını önüne eğdi "Ben seni göremeyince korktum...bu asalakta git odamdan diye kendini yırtınca sinirlendim biraz. Hem neresi burası neden evimizde değiliz?" Miran sinirle "Sensin asalak haddini bil!" Cevap verince donakalmıştım. Bu iki çocuğun yetişkinmiş gibi konuşması beni afallatıyordu. "İnci çok ayıp. Hemen özür dilemelisin" kaşlarımı çattım dediğimi yapması için. İnci çekingence "Anne ama-" diye itiraz edecektiki "İnci! İtiraz istemiyorum dediğimi yap" sert çıkışımla dudaklarını birbirine bastırdı. Mirana baktı sinirle"Sana asalak dediğim için kusura bakma" hiçte samimi görünmüyordu bunu yaparken.

Miran "Bir daha olmasın" deyince kaşlarım havalandı. Yıldırıma baktım "Oda özür dilemeli" adil olmalıydım. Yıldırım sırıtarak "Sebep? Oğlum özür dileyecek hiç bir şey yapmadı"
Hadi ama!
Yıldırımdan bir halt çıkmayacağını anlayınca Mirana döndüm. "Az önce olanlar için sende özür dilemelisin Miran" boş bakışlarını gözüme dikti "Ben yanlış birşey yapmadım. Yapsam dahi kimseden özür dilemem!" Ağzım açık kalmıştı. Yıldırımın büyüttüğü bir çocuktan özür dilemesini bekliyordum!

"Neden senin baban Cumhur başkanımı?" Soruma İnci kıkırdarken Miran "Ne alakası var? Bu kızın suçunu üstlenmeyeceğim" sesi sinirli çıkıyordu ama yüzü sakindi.
O an farkettiğim tek şey Yıldırımın kopyası olmasıydı. Resmen Yıldırımın küçük haliydi. Farklı olan tekşey gözünün altındaki minik bendi. Gözleri elaydı ama daha açıktı. İnci "Ben suçlu değilim! Bana bu kadar kaba davranmasaydın o kalemleri fırlatmazdım"
Taraf tutmak gibi olmasın ama...
Kızım haklıydı.

"Sabah sabah dibimde annem nerde diye zırlayan birisine nasıl kibar davranabilirim?!"
Sanırım oğlumda haklıydı.
Not;Miran sabah insanı değil.
"Kibar davranmalıydın! Ben bir kızım ve senden büyüğüm" İncinin söyledikleriyle Miran "Nereden biliyorsun?" Diye sordu.
Evet,İnci nereden biliyorsun?
İnci gerçektende Mirandan 2 dakika büyüktü.
"Çünkü sendne uzunum!" Ben gülerken Miran "O öyle olmuyor yanlız! Sen ne zaman doğdun?" İnci egoyla "7 Kasım. Dün 6 yaşıma girdim" Miran şaşkınlıkla "Bende dün 6 yaşıma girdim. Bak yaşıtmışız işte"

Yutkundum. Göğsüme oturan ağırlık nefes almamı zorlaştırıyordu. İnci "Tamam saat kaçta doğdun onu söyle" deyince Miran "Bilmiyorum"
Ben biliyordum.
Miran saat 14.36 da doğmuştu.
İnciyse 14.34 te doğmuştu.
"Annene sorsana o bilir" İnci bunu söylediği anda sanki birisi kalbime bıçak saplıyormuş gibi hissettim. Miran sessizce babasına bakınca saatlerce ağlamak istedim. O annesiz büyümüştü. Yıldırım "Yeter bu kadar küçük hanım sabah sabah yeterince beynimizi yedin. Şimdi anneni dinle ve onun sözünden çıkma"

İnci "Anne kim bunlar,neden buradayız?" Sorularını tekrarlayınca "Anlatacağım kızım" drmekle yetindim. Yıldırım Mirana "Sen okula gitmeyecekmisin? Hadi hemen kahvaltıya" deyince Miran onaylayıp gitti. Yıldırıma oturmasını işaret ettim. İnciyide hemen yanına oturttum.
Miran beni öz annesi olarak tanımayacaktı belki ama İnci babasını tanıyacaktı.
"İnci...dün gece tahmin et kim geldi?" İnci düşündü "Gizem teyzemmi?" Yıldırım merakla ne diyeceğimi bekledi. "Hayır...ne dilediğini hatırlıyormusun?" İnci heyecanla "Babamı diledim" deyince Yıldırımın vücudu gerilmişti. "Dileğin...gerçekleşti bebeğim" İnciye Yıldırımı gösterdim "Bunu sana o söylese daha iyi olur" dedim. İnci ayağa kalktı ve Yıldırıma döndü "Ne söyleyeceksin,yoksa babamı tanıyormusun?"

Yıldırım o kadar rahatsız görünüyorduki onu bu denli ciddi görmek garip gelmişti. "Tanıyorum" Dedi İnciye bakarken. "Sana onu göstermemi istermisin?" O kadar zor konuşuyorduki sesindeki korkuyu hissedebiliyordum. "Evet! Nerede babam?" Yıldırım göz uciyla bana bakınca cesaret bulması için gülümsedim. İşaret parmağını kendine çevirdi "Burada"

Sonunda!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

144okunma 9beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…