Bölümler 11Şu an: ~GERÇEK~
- 1 ~BALO~881 kelime
- 2 ~UYARMAK~451 kelime
- 3 ~MERHAMET~1.566 kelime
- 4 ~YAŞAMAK~916 kelime
- 5 ~ANNELİK~264 kelime
- 6 ~BEBEK İÇİN~360 kelime
- 7 ~YALAN~272 kelime
- 8 ~GURUR~2.744 kelime
- 9 ~ACI~2.160 kelime
- 10 ~MECBURİYET~2.220 kelime
- 11 ~GERÇEK~2.146 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnci afallayarak bir bana bir Yıldırıma bakıyordu. "Babam senmisin?" Sorusunda hem şaşkınlık hem heyecan vardı. Yıldırım "Ne oldu beğenemedinmi?" Deyince gülmek istedim. İnci Yıldırıma sanki ilk defa insan görmüş gibi bakıyordu. Yıldırım "Peki madem beğenmedin başka bir baba ayarlayalım sana-" sözünü bitirmemişken İnci aniden boynuna atlamıştı. Ahtapot gibi sarmıştı babasını. Yıldırımın elleri havada kalmışyı. Anın şokuyla ne yapacağını bilmiyordu. İnci "Baba'm" deyip dahada sıkı tuttu kollarını. Yıldırım ellerini yavaşça İncinin beline indirdi. Ona zarar vermekten korktuğu için fazla sıkmıyordu ama geri çekilmesinden korkacak kadarda sahiplenici tutuyordu.
Yıldırım gözlerini kapatıp İncinin kokusunu içine çekti "Baba'm" bu manzarayla karşı karşıya kalmak soluksuz kalmama neden oluyordu. Kızım yıllardır hasretini çektiği kişiye kavuşmuştu. Bu durumdan ne kadar huzursuz olsamda,bir yanım İnci için herşeyi kabulleniyordu. İnci geri çekilince Yıldırımın elleri boşluğa düşmüştü "Doğum günüme geç kaldın ama olsun hiç kızmadım sana" deyince Yıldırım "Geç kalmadım,geldim ama sen uyuyordun. Bende seni uyandırmak istemedim" açıklamasıyla İnci sevinçle ciyakladı "Gerçektenmi?"
Bu soruyu bana sormuştu. "Gerçekten. Baban dün gece geldi ama uyandırmak istemedi seni...seninle bol bol vakit geçirmek içinde bizi buraya getirdi. Bizim evimiz babanın iş yerine çok uzak olduğu için evde kalamazdık" İnci babasına döndü "Artık birliktemi yaşayacağız?!" Bakışlarımı merakla Yıldırıma çevirdim. İnciye karşı tutumunu çok merak ediyordum. Kesin bir dille "Tabii birlikte yaşayacağız. Hatta bak bu oda senin odan" diye cevap verdi. İnci dayanamayıp yine Yıldırımın kucağına atlayınca güldüm. Bu korkunç adamın yüzündeki mutluluk garip hissettiriyordu.
İnci,babasının kucağından kalkmadı ama sarılmayı bırakmıştı "Ama bu oda çok kötü" deyince Yıldırımın kaşları havalandı "Sen nasıl bir oda istersin?" İnci,heyecanla hayalindeki odayı anlatmaya başladı "Böyle pembe duvarları olan,tavanı yıldızlarla dolu bir oda! Ha oyuncaklarımıda unutmayalım" Yıldırım duydukları korkunç şeylermiş gibi yüzünü ekşitti "Gerçektende mükemmel bir fikir. Büyüyünce kesinlikle iç mimar olmalısın" yüzü tam tersini söylesede İnciyi kırmak istemiyordu.
İnci "Ne yani şimdi duvarları pembeyemi boyayacağız?" Yıldırım başını salladı "Sen nasıl istersen. Hatta bence şu boş yerede bir gök kuşağıda çizelim"
Yok artık!
İnci alkış yaparak "Evet!" Deyince donakalmıştım. Ne kadarda hızlı baba-kız olmuşlardı. Gök kuşağı fikrini kesinlikle isteyerek söylememişti.
İnci "Baba,şurayada makyaj masası alalımmı?" Dedi boş bir yeri göstererek. "İnci,ne makyajı?!" Diye azarladım hemen. Yıldırım bana baktı küçümsercesine "Sanane be,sen istemezsen alma kendine ama kızım istiyorsa eğer o masa alınacak!" Ben şaşkınlıkla bu manyak adama bakarken İncinin keyfine diyecek yoktu. "Bana bak İnci,baban arkanda duruyor diye hemen şımarma. Yok makyaj masası falan en fazla çalışma masasına izin veririm!" Küçücük kıza makyaj masası almayacaktık herhalde! İnci somurtarak babasına döndü "Annem,bir kere hayır dedimi kararı bir daha asla değişmez baba. Biz en iyisi unutalım o fikri"
Yıldırım göz ucuyla bana baktı "Ona fikrini soran kim? Sen nasıl istiyorsan öyle olacak" sinirle "Yıldırım! Saçmalamayın yok makyaj masası falan,delirtmeyin beni" İnci asılan yüzünü babasına çevirdi "Boş ver be baba. Bizde pastel boyalarla makyaj yaparız"
Hareketlere bak!
Yıldırım kahkaha attı "Yaparız tabii. Sen boşver bu kıskanç anneyi biz sonra şey ederiz" göz kırptı İnciye. İncide göz kırpınca sinirle ayağa kalktım. "Yeter bu kadar şaklabanlık! Pastel boyada yok. Makyaj hiç yok. Bir daha lafımı ikiletme İnci. Eğer bir kez daha tekrarlanırsa eve döneriz!" Uyarımı yapıp odadan çıktım. Biraz yanlız kalsınlardı. Odadan çıkarken Yıldırımın kısık sesle "Uyuz kadın" dediğini duymuştum.
Aşağıya indim evi gezmek için. Gold detaylarla dolu salon zevkliydi. Hemen sağ taraftaki yemek masasında tek başına oturan çocuğu görünce kalbim sızlamıştı.
Miran tek başınamı kahvaltı yapıyordu?
Yemek masasına doğru ilerledim "Neden tek başınasın?" Sesimle başını kaldırdı. Ağzındaki lokmayı yutunca "Meryem abla az önce çıktı. Babamda yukarda. Normalde babamla kahvaltı yaparız ama bugün öyle olmadı"
Meryem evde çalışan kadın olmalıydı. "Anladım...yardıma ihtiyacın varmı?" Dedim kesmeye çalıştığı omleti göstererek. Pekte beceremiyor gibiydi. 6 yaşındaki bir çocuk nasıl tek başına yemek yiyebilirdiki! "Gerek yok sağolun" deyince yutkundum.
"Adım Efsun" dedim bir daha siz dememesini umarak. "Ayrıca tabağı mahfediyorsun izin verde yardım edeyim" hemen yanına ulaştım ve elindeki bıçağı kaptım. Bıçak kullanması bile fazla tehlikeliydi. Omleti küçük parçalara bölerken "Teşekkür ederim" dedi kibarca. Gülümseyerek bıçağı indirdim. Portakal suyuyla dolu olan sürahiyi alıp bardağa doldurdum. Bardağı oğlumun önüne koydum. Yakınında olduğum için kokusunu alabiliyordum. Keşke zaman şuanda dursa.
"Omlette,portakal suyuda bitecek. Madem okula gideceksin karnının doymuş olması gerekiyorki,aklın çalışsın" hemen yanındaki sandalyeyi çekip oturdum. Miran "Doymak için omleti bitirmeme gerek yok,ve sizinde başımda durmanıza gerek yok" bunu sinirle yada şımarıkça söylemiyordu. Benimle ilgilenmek zorunda değilsin diyordu ve...
Yine siz demişti.
Ben neden Yıldırım gibi itirad edip,annenim diyemiyordumki! Bu haksızlıktı.
"Bana Efsun de lütfen. Ve evet haklısın doymak için bitirmene gerek yok ama doyduğuna ikna olmama ihtiyacın var. Beni ikna edemezsen bu masadan kalkamazsın" Afallayarak bana baktı "Doydum demem ikna olman için yeterlimi Efsun?"
Efsun.
Hadi ama bu çok ağır birşeydi!
Ayrıca bu çocuk neden yetişkin gibi konuşuyordu?
"Önce omleti yarılaman gerek" dedim tabağı göstererek. Anlıyormuş gibi başını sallayıp çatalını aldı eline ve yemeye başladı. Onu en son bebekken görmüştüm. Kahvenin en koyu tonuna sahip gözleri uzaktan direkt siyah görünüyordu.
Lokmasını çiğnerken "Bana kızdınmı?" Diye sorunca kalakadım. "Sana neden kızayım?" Omuz silkti sakince "Bilmem.Yukarıdaki kız senin kızın değilmi? Kavga etmemiz seni rahatsız etmiş olmalı" gerçektende yetişkin gibi konuşuyordu. "Elbette hayır,bunun için sana asla kızmadım. Evet,İnci benim kızım ve yine evet kavganızdan rahatsız oldum. Ama bu İnciyi haklı gördüğüm anlamına gelmiyor." Cevap vermeden yemeğini yemeye devam etti.
Kapı üst üste çalınca açmak için masadan kalktım. Tanımadığım bir adam şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Efsun?" Adımı nereden biliyordu? "Tanışıyormuyuz?" Esmer adam silkelenerek elini uzattı "Hayır ama tanışalım. Altay Bıçak" zihnim bu ismi bir yerlerde hatırlıyordu.
Altay Bıçak
Altay Bıçak
Altay Bıçak!
Yıllar önce Gizeme iftira atan o adam
Hatırladıklarımla elini sıkmaktan vazgeçtim. Gizemi uyuşturucu kullanmakla suçlamıştı bu adam. Tutmayacağımı anlayınca elini geri çekti. "Memnun oldum" adama bir kez daha kötü kötü baktıktan sonra hiç bir şey söylemeden salona geri döndüm. Arkamdan gelmişti zaten. Miran Altayı farkedince ilk defa bir çocuk belirtisi gösterdi. "Altay amca!"Heyecanla çatalını atıp Altaya koştu ve sarıldı.
Amca?
Yıldırımla öz kardeş olamazlardı çünkü soy isimleri farklıydı.
Altay denen adam Miranı yavaşça itti "Bana bak çocuk adam bir daha bana sarılayım dersen seni balkondan aşağı atarım! En son grip bulaştırmıştın!" Miran kıkırdayarak "Yağmurda beni gezdirmeden önce düşünecektin sen onu. Senin yüzünden hasta oldum" deyince gülmeden edememiştim. Altay göz ucuyla bana baktı "Misafiriniz var galiba?" Miran başını salladı "Babamın misafirleri" Altay derin bir nefes verdi. O biraz...gerginmiydi? Merdivenlerden inen İnciyi görünce gözleri kocaman olmuştu. Tepkileri normal değildi. İnci yanıma geldi "Anne babam bana peri kanadı alacakmış" Altay şoke olmuş bir şekilde İnciye bakıyordu.
İncinin gelmesiyle hayatı altüst olmuş gibi yüzü asılan Miran "Bu ne saçma bir istek. O kanatlar uçmanı sağlamayacak" deyince İnci sinirle "Sanane be,ben sanamı diyorum!" Yine başlıyorlardı. Altay nihayet şokunu atlatınca "Merhaba küçük hanım" deyip İnciye elini uzattı. "Ben Altay. Babanın arkadaşıyım"
Altay herşeyi biliyordu,değilmi?
Miran anlamayarak "Onun babası kimki" deyince bir küfür savurmamak için zor tuttum kendimi. "Miran hadi biz gidelim!" Dedim İncinin yanlış birşey söylemesinden korkarak.
Aceleyle Miranın elini tutup onu dışarıya çıkardım. "Neden beni buraya getirdin?" Çok soru soruyordu! "Hiiç,seninle baş başa sohbet etmek istiyorum" ona ilerdeki ağacı gösterdim "Oturalımmı?" Anlamasada başını sallayıp ağaca foğru ilerledi. Ağacın gölgesinde oturduk karşılıklı. Ona ne diyecektim?
Bu kadar zor olmamalı!
Pekala,Miran sen benim oğlumsun.
Çüş be,Efsun!
"Miran...annen nerede?"
Tamam kabul ediyorum.
Sohbet etme konsunda berbattım.
Duygusuz bir ifadeyle "Öldü" çok sıradan birşeymiş gibi söylüyordu. Gözlerimin ardı sızladı. Yaşıyor diyememiştim. "Onu özlüyormusun?" Doğrudan sorduğum sorulardan hiç etkilenmiyor gibiydi "Bilmiyorum,hiç görmediğim birisini özlemek zor" haklıydı. İyi ama Yıldırımın odasındaki resimlerimidemi görmemişti?
"Resmini falan hiç görmedinmi?" Diye sordum merakla. Omuz silkti "Hayır,babamın dediğine göre fotoğraf çekmeyi sevmiyormuş. O yüzden hiç fotoğrafı yok"
Pis yalancı.
"Anladım...hiç bir annen olsun istedinmi peki?" Miran şımarık ve huysuz değildi. Aksine,anlayışlı ve kibar bir çocuktu. Doğrudan soruyordum çünkü bunlardan etkilenmeyecek kadar olgundu. "Bilmiyorum...anne ne demek bilmiyorum ve bilmediğim birşeyi istemekte zor"
Hasiktir,bu çocuk hiç normal değildi!
Kendimi onun yanında bebek gibi hissediyordum.
"Haklısın...Miran biliyorum kafanda soru işaretleri var. Kim olduğumuzu bilmek istiyorsun. Ama ondan önce sana birşey anlatmalıyım" ilgiyle anlatacaklarımı bekledi. Derin bir nefes verdim "Bazen çocuklu ebeveynler bazı şeylere yetişemezler. Yani mesela ben İnci gibi bir çocuğa yetişmekte zorlanıyorum. Yoruluyorum,sinirleniyorum...tüm bunları hafifletmek için bazen üçüncü kişilere ihtiyaç duyarız. Yani kastettiğim bir baba yada kardeş olabilir. Ben yorulunca işlerimi halledecek,bazense kızımla ilgilenecek insanlar lazım oluyor. Bu insanlar aileden olunca daha iyi bir hale geliyor. Miran benim yardıma ihtiyacım var...kızıma yetişemiyorum ve birilerine ihtiyaç duyuyorum."
Lafımı hiç kesmeden merakla beni izliyordu. "Babandan ufak bir yardım istedim bu konuda. Benim yorulduğum zamanlarda baban devreye girecek ve benim yükümü hafifletecek...bu senin için iyi birşeymi?" Biraz düşündü "İyi birşey. İnsanlara yardım etmek neden kötü birşey olsunki?" Gülerek elini tuttum "Bencede iyi birşey. Biz buradayız çünkü babanın bana yardım etmesi için yakınımda olması gerekiyor. Mirancım bazen kan bağından önce gönül bağı geliyor. Yani...İnciyle baban arasında gönül bağı var. İnci için Yıldırım onunda babası" söylediklerimle afalladı. Pek anlamış gibi görünmüyordu.
Pekala biraz daha çocuk aklına uygun konuşmalıyım
"Biliyormusun İncininde babası yoktu...ama Yıldırımla aralarında bir gönül bağı oluştu. Ve sonra ne oldu biliyormusun?" Merakla "Ne oldu?" Diye sordu. Samimiyetle "Aralarında bir kan bağı oluştu...inanabiliyormusun resmen bir anda baba-kız oldular. Benim gibi İncininde bir babbaya ihtiyacı vardı. Miran...babanla İnci arasındaki bu bağlar seni rahatsız ediyormu?" Söylediklerimi sindirmesi birsz zaman alsada "Hayır" deyince rahat bir nefes verdim. "İncinin bir babaya ihtiyacı olduğu gibi,seninde bir anneye ihtiyacım var canım"
Başta tepki vermedi. Devam ettim "Fark etmesende bananında seninde birilerine ihtiyacı var. Bu sabah ben gelmeseydim yumurtanı yiyebilecekmiydin?" Kafasını olumsuz anlamda salladı "Birisine ihtiyacın vardı Miran. Baban hep yanında olamayacak ve bazen sadece başkalarından yardım alman gerekecek. Babanda sende yorgunsunuz. İnci bir baba konusunda çok istekliydi. Sen peki? Bir annen olmasını istermisin? Yada ne bileyim anne denen şeyin ne demek olduğunu öğrenmeyi istermisin?" Sessizce çimlere odaklandı. Kalbim korkudan patlayacak gibiydi.
Çimleri koparırken "Ben...merak ediyorum. Bir Anne'min olmasını istiyorum." Mutluluktan hemen bir öpücük kondurdum yanağına "Aferin sana! Şimdi gelelim asîl konuya...Miran,aramızda bir gönül bağı olsun istermisin? Annen olmamı istermisin?" Bunu beklemiyor gibiydi. Çimleri yere atıp bana baktı "Ben...isterim"
Şükürlet olsun!
Tam sarılacaktımki durdum. Bir konuyu daha danışmam gerekiyordu "Bu durumda biz bir aile oluyoruz canım...yani otomatikmen sen ve İncide kardeş oluyorsunuz. Biliyorum pek haz etmiyorsun ondan ama sana bir sır vereyimmi?" Kulağına eğildim "Bende abimle hiç anlaşamazdım. Kardeşler genelde birbirini pek sevmez. Ama ne zaman başıma birşey gelse hep yanımda bitiyordu."
Yani tabi bir zamanlar.
"Senin kardeşinmi var?" Sorusun agülmeden edemedim "Var tabii. Senin neden olmasın?" Bu fikri sevmiş gibi gülümsedi "Peki,o zaman artık sen benim annemsin. İncide kardeşim"
Tam olarak şu ana kurban olabilirdim. Omuzlarımdan öyle bir yük kalkmıştıki enerjiyi atamayınca ayağa kalktım. "O zaman beni takip et oğlum! Malum daha seni sevmesi gereken bir kardeşin var. İş başa düştü artık,İnci biraz kindardırda. Seni kabullenmesi zaman alabilir" onuda ayağa kaldırdım. Gülerek "Eğer ona geri kanadı alırsam beni sevebilir" kahkaha attım "Seni öpüp başının üzerine koyar"
Kurtulmuştum!
________________________________________________
"Efsun sen çıldırdınmı?!" Yaklaşık bir saattir dibimde bağıran Gizeme cevap vermekten yorulmuştum. Yıldırımla hemen bir nikah kıyıp yalıya dönmüştük. Durumu izah etmek için Gizemi çağırmıştım ama keşke yapmasaydım. Çocuklar odalarındaydı. Salondaysa sadece ben,Gizem,Altay ve Yıldırım vardı. Altay yüzünü buruşturdu "Daha az bağıramazmısın?" Deyince Gizem sinirle "Kes be konuşma sen! Dua edin sizi asmıyorum!" Altaydan nefret ediyordu. Tabii Yıldırımdanda. "Gizem yeter. Daha kaçkere anlatayım? Miran için evlendik,mecburduk. Hem yıllar sonra oğluma kavuştum ben. Bunun dışında umursadığım hiç bir şey yok" yanıma oturup elimi tuttu "Bak eğer bu adam yine seni tehdit ediyorsa-" Altay atladı "Kız Gizem küçükken kafanı bir yere çarpmış olabilirmisin? Bu konudaki şüphelerim gitgide artıyor" Gizem delici bakışlarını Altaya dikti.
"Bir kez daha söylede geçen hafta attığım yumruğu tazeleyeyim!" Gülmeden edememiştim. Birbirleriyle hep uğraştıkları için çok fazla anı biriktirmiş olmalıydılar. Yıldırım "Evimde kavga istemiyorum,yukarıda çocuklarım var kendinize gelin"
Yok artık
Bu adam yıllar önce beni öldürmeye çalışan adammıydı
Gizem tükürürcesine "Görende adam sanacak" deyince Yıldırım gazap dolu bakışlarını Altaya çevirdi "Eğer bu kadın susmazsa her kelimesinde seni yumruklayacağım Altay." Altay şaşkınlıkla "Abi ben ne yaptım şimdi?" Desede Yıldırım ciddiydi. Gizem sinsice sırıttı "Düşündümde-" tam lafa girecektiki Yıldırım Altaya atıldı "Seni çiğner çiğner tükürürüm Altay! Sustur şu kadını!" Altay korkuyla "Gizem sus sikecek adam beni" derken Gizem gülüyordu.
"Pekte kötü bir fikir değil" Yıldırım tam yumruk atacaktıki Altay "Gizem eğer susarsan iki gün önveki şikayetimi geri çekerim! Yeterki sus,yalvarırım sus!" Bu adam gerçektende Gizemi her fırsatta birşeylerle suçluyordu ve onu uğraştırıyordu. Gizem keyifle "Tamam: deyince kıkırdadım. Altay kendini Yıldırımdan kurtardığı gibi gitmek için kapıya ilerledi. Gizem ona orta parmak çekince Altay "Sana hakaret davası açacağım" deyip kaçtı. Gizem homurdanarak peşinden gitti "Seni bu sefer ben sikerim Altay!"
Bu kızın ağzı çok bozuktu.
Yıldırımla başbaşa kalınca imalı imalı "Kıraç Yıldırım ha?" Deyip güldüm. Nikah salonunda ismini öğrenmiştim.
Kıraç Yıldırım.
"Neden ismini kullanmıyorsun?" Soruma cevap vermedi. "İyi madem. Bende sana artık Kıraç derim" ok gibi bakışları gözlerimi buldu "Demeyeceksin" ürkütücü sesine anlam verememiştim. Sebebini sorsamda cevap vermeyeceği için sormadım. Aramızdaki sessizliği bozan,Yıldırımın çalan telefonu oldu. "Alo?...benim...nerede?...5 dakikaya oradayım" gitmek için ayağa kalkınca "Nereye gidiyorsun?" Diye sordum. Ceketini alıp giderken "İşim var" dedi sadece. Bu adamdan cevap almak çok zordu. Bir kaç dakika sonra tam bende çocukların yanına gitmek için ayaklanmıştımki kapı çalınca durdum.
Yıldırım birşeyini unutmuş olmalıydı. Kapıyı açtığım anda gördüğüm kişiyle nefesim kesilmişti.
Hassiktir hayır!
O burada olamazdı!
Burada olmamalıydı!
"Abi?" Benden bağımsız dudaklarımdan dökülen kelimeyle dudakları kıvrıldı "Merhaba kardeşim"
...
Bölüm etkileşimi
