3. bölüm · 🍷Balo🍷
~MERHAMET~
Yaygan bir şekilde yatakta oturuyordu. Siyah bir gömlek ve siyah bir kumaş pantolon vardı üzerinde. Dışarıdan sıradan bir insan gibi görünsede bir seri katil olduğunu kim düşünürdüki? "Bence iki yol var. Bir planladığım gibi seni kaçıracağîm. İki... plan dışı olan şu halinden sonra burada kalıp saatlerce sevişeceğiz" Çıplaktım... Ama şuan bunu düşünmek en masum şeydi. Yinede utanıyordum! Aynı anda gözlerim dolarken bağırdım "Kapatsana gözlerini sapık!"Keyfine diyecek yoktu. Gülerek yüzüme bakıyordu. Terbiyesiz! Bedenim yine uyuşuyordu. Titriyorduda. "Nedenki?" Nedenmi?!
"Sana şu gözlerini kapat dedim." Sesimin sert çıkması gerekiyordu ama tam tersi. Yalvarırcasına çıkmıştı. Ellerini havaya kaldırdı teslim olmuş gibi. "Tamam,beni hazırlıksız yakaladın." Utançtan ne yapacağımı bilmiyordum. Şuan berbat bir durumdaydım. Bir yanım utançlıkla uğraşırken bir yanım korkuyla çıkış yolları arıyordu. Kaçmayı düşünüyordum. Gözlerim kapıya kaydığında cık cıkladı.
"Deneme bile" Tekrar ona döndüm. "Ne istiyorsun benden?" Diye sordum titrek sesimle. "Ama biz senle bu konuşmayı yapmıştık. Dur hatırlatayım. Ben sana şart koştum. Sen söz verdin ama sözünü tutmadın. Ve şimdide kırmızı bültenle aranıyorum. Senden ne istiyorum sence?" Boğazıma bir yumru oturmuştu.
"Ben..." Ben deyip susuyordum işte. konuşmama devam edemedim. Ama o etti. "Sen bir aptalsın. Hayatımda gördüğün en iyi aptalsın hemde. Sana şans verdim ama kullanmadın. Şimdi ne yapacağız biliyormusun?" Başımı olumsuz anlamda salladım. Bilmiyordum. Ölecektim ama nasıl ölecektim bilmiyordum. "Beni öldüreceksin." Dedim korkuyla.
"Hayır önce sevişeceğiz" Arsızlık? Vücut bulmuş haliydi. Hemen geriye bur kaç adım attım ve ani bir cesaretle "Kes sesini!" Diye bağırdım. Aferin cesur kız! Nasıl öleceksin acaba? Dalga geçiyordu benimle. Başını sallayarak güldü. Ayağa kalktı.Öyle bir titriyordumki kilitlenmiştim. Onun kalkmasıyla nefesim kesildi. Tam karşıma geçti. Alaylı ifadesi yok olmuştu.
"Bana kimseye güvenmemem gerektiğini öğrettin. Teşekkürler ama bunun bir rövanşı olacak tabii." Aniden bir iğne çıkarıp koluma batırdı. Ağzımı açıp bağırmaya çalışsamda eliyle susturmuşti. Hızla gözlerimin kapandığını hissettim. Son hatırladığım beni kucağına aldığıydı.
...
~4 Saat Sonra~
Uyuşan vücudum fazlaca ağrıyordu. Hareketlerim kısıtlıydı. Gözlerimi araladım. Işığa alıştırmaya çalıştım. Tam açtığımda etrafıma baktım. Bir yataktaydım ancak burası Gizemin evi değildi. Ahşap odada sadece bir yatak,sandalye,masa ve dolap vardı. Gün ışığı az birşey giriyordu odaya. Zorlukla doğruldum. Kalkmaya yeltelendiğimde yatağa zincirlenmiş olduğumu gördüm. Ve olanları hatırladım. Kaçırılmıştım! Sinirle bağırdım.
"Pislik herif! Neredeysen gel ve aç şunu!" Odayı tekrar taradım. Tavandaki kamerayla göz göze geldim. Bir taraftada hoparlör vardı. "Beni görüyorsun!" Hoparlörden sesi yankılandı.
"Evet. Yani gece gündüz yanında olacak değilim. Ne olur ne olmaz diye önlemimi aldım. " Zinciri çekiştirdim. "Gel ve şu lanet şeyi çıkar kolumdan!" Cıkladı. "Yok gelmeyeceğim." Öfkeyle daha çok bağırdım. "Öldüreceksen öldür işte ne gizem yaratıyorsun" direkt öldürse benim için daha kolaydı Gülen sesi kulağıma geldi.
"Gelememki" bencede gelmesindi ama yinede sordum. "Sebep?" Kameraya bakıyordum dik dik. "Fazla şeysin" Fazla şeysin? Ne diyordu,hiç anlamıyordum
"Neyim?" Sorduğum anda pişman olsamda faydası yoktu. "Tahrik edici. Farkındamısın bilmiyorum ama üstünde hala o bornoz var." Bir küfür homurdanarak bornozu kendime dahada sıkı sardım. "Ne giyeceğini bilmediğim için arkadaşının dolabından birşeyler aldım. Komidinin üzerinde kıyafetler. Giyersin"
Bu adam gerizekalıydı. "Ya elim kolum bağlı nasıl giyeyim?" Düşünür gibi mırıldanan sesi geldi "Giyinme sende boşver" Hadi ama! Parmak sallayacaktım ama elim bağlıydı. "Bana bak!" Sinirden patlayacaktım. "Tatlım ne yapayım benmi giydireyim seni? Seninde aklın hep oralara kayıyor. Ayıp ama" Afallayarak kameraya baktım. Sabır çektim
"Şu zinciri açmaya gelip, Açtıktan sonra odadan defolup gidebilirsin mesela. Bende o sırada giyinirim. Nasıl fikir ama?" Güldü yine pislik. Gülüşü çok rahatsız ediciydi. "Kaçarsan?"
"Kaçmam"
"Neden?"
"Bulursun"
Kısa bir sessizlik oldu. Dilimi ısırdım. Adama yaptığımı hatırlatıyordum mal gibi. Kapı açıldı. Kısa bir süre sonra Odaya girdi. Elindeki anahtarla zinciri açtı. Karşıdaki sandalyeye oturdu. Cebinden sigarasını çıkarıp yaktı "Çıkacakmısın?" Diye sordum. Kıyafetleri giyeceksem defolacaktı.
"Hayır" Kendi saçlarımı yolmak istiyordum."Şakamısın sen ya!"
"Görmediğim şey değil nede olsa boşver."
Hemen itiraz ettim. "Çıksana! Yanında giyineceğimi düşünüyorsan daha çok beklersin!" Sigarayı çekti içine. "Bakmamı istemiyorsan bakmam." İnanmayan gözlerle baktım "İsteyeceğimimi sandın? Hayır çık dışarı." Kaşları çatılmıştı. "Ya şimdi giyinirsin yada tekrar zincirlerim. Bornozla kalmak istiyorsan sen bilirsin" Ayağa kalkıyorduki "Tamam!" Deyiverdim. Bu bornoz fazla rahatsız ediciydi. "Söz ver bakmayacaksın" Sıkıntıyla ofladı.
"Söz veriyorum tamam? Gözüm sana değerse beni siksinler" çok içten konuşuyordu. "Pis pis konuşma" kıyafetleri aldım elime.
Bakmadığından emin olup beyaz tişörtü kafamdan geçirdim. Siyah eşoftmanıda bir şekilde giydim. Saçlarım hala ıslaktı ve burnum akıyordu. Üşütmüştüm. Gerçektende gözü hiç kaymamıştı. Kıyafetleri giyerken bakar diye gözümü ondan ayırmamıştım ama beni şaşırtmıştı.
"Tamam bakabilirsin" Dilini damağına vurdu. "Bakmasamda olur" Merak ederek sordum. "Neden?" "
Gerek yok" diye bir cevap alınca sinir oldum
"Her seferinde farklı konuşuyorsun. Şimdi sebepsiz yere yüzüme bakmayan adam birkaç saat önce patavatsızca konuşuyordu. Karışıksın"
Bana döndü. "Senin gibi yani?" Anlamayarak sordum. "Neyim karışık anlamadım?"
"Öleceğini düşündüğün için elin ayağın birbirine giriyor. Ama polise gidecek kadarda cesursun. Hangisi daha aptalca?" Yutkundum. Ama açıklamamı yapacaktım. "Yani. O tam olarak öyle değil işte. Evet korkuyorum. Ölümdende sendende korkuyorum. İfade vermemi sağlayan şeyde cesurluk değil zaten"
"Ne peki?"
"Merhametim"
"Kime merhamet ediyorsunki?"
"Senin yüzünden hayatı son bulanlara. Sen katil değilmisin? Dışarıda oldukça kurbanların artacaktı. Buna göz yumamazdım. Senden korkuyorum ama sırf korkağım diye başka insanların hayatına tabi tutulmayacağım. Belki aptalca. Ama en azından insani. Ya sen? Masum insanları öldürmekten başka ne yapıyorsunki? Cani olduğunu söylememe gerek yok bence" Uzun bir süre bana baktı. Öleceksem hakkımla öleyim. İçimde kalmasını istemediğim şeyleri söylemiştim. Sigarasından bir duman daha çekti.
"Oradan bakınca öylemi görünüyorum" Alayla güldüm. "Sen aynaya bakınca farklı birşey görüyormusunki?" Eli yumruk olmuştu. Çenesi seğiriyordu. En azından ölmeden önce bu sözleri söylemiştim.
"Ayna bana hiçbirşey yansıtmıyor." Kaşlarım havalanmıştı "Ayna aslında neysen onu yansıtıyor. Kabullenmek istemiyorsun sadece. Utanmalısın" Sigarayı yere atıp ayağının ucuyla ezdi.
"Utanması gereken ben değilim. Oradan bakınca herşey basit tabii. Sen bu halk için fazla merhametlisin. Kurbanlarım senin merhametini haketmiyor. Sana bir tavsiye vereyim. Ya sadece kendine merhamet et ya da kendin dahil kimseye merhamet etme" Söylediklerini sindiremiyordum. "Öleceğim zaten. İşime yaramaz tavsiyelerini kendine sakla" Ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdü. Gitmeden öncede rapor verdi.
"Yiyecek birşeyler alacağım. "
Odadan çıktı. Kilitlememişti bile. Resmen bana kaçmam için izin vermişti. Ellerimide bağlamamıştı. Amacı neydi? Her neyse fazla vaktim yoktu. Bir süre bekledim. Gittiğinden emin olana dek bekledim. Tam çıkacaktımki masanın üzerindeki beyaz pastel boyaya kaydı gözüm. Kararmıştı ama kullanılabilirdi. Boyayı alıp çıktım. Kapıya baktım. Son bir mesaj yazacaktım
"Birincisini seçtim. Sadece Kendime merhamet edeceğim" Hızla yürümeye başladım. Ormanlık bir alandı. Beni ormanın ortasındaki kulübeye getirmiş pislik! Ağaçların arasında ilerliyordum. Sanırım bir süre böyle yürüyecektim
~2 Saat Sonra~
Hala ağaçların arasındaydım. Yürümekten helak olmuştum. Zor ayakta duruyordum. Adımlarım birbirini kovalarken ayağımda bir anda dehşet bir ağrı hissettim. Ayı kapanına yakalanmıştım! Şiddetli bir ağrıydı. İnleyerek yere oturdum. Hava kararıyordu. Acı durmuyordu. Çıkarmaya çalıştım ama başaramadım. Dayanamıyordum. En sonunda omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladım. Kendi kendime söyleniyordum
"Neden ben ya?! Neden ben!" Ağlarken acıda şiddetleniyordu. Derin nefes aldım. Kendimi motive etmeliydim. "Kalk Efsun. Kalkman lazım buraya kadar geldin."
Kapanı sertçe çektim. Uzun bir uğraştan sonra nihayet açabilmiştim. Açtığımdada büyük bir acı çekmiştim. Çok fena kanıyordu. Tişörtün etek kısmından yarısını yırttım. Ayağıma sardım sıkıca. Bağladıktan sonra inleyerek kalktım. Ama dengemi koruyamadım. Yere düşecektimki belimden biri beni tutmuştu. Korkuyordum. Onun olmamasını umarak gözlerimi açtım. Elbette o manyaktı! Başkası mümkünmü?
"Buldun yine" ağlayacak gibi oldum tekrar. Mağlubiyet gurur kırıcıydı. "Hiç kaybetmedimki" Hadi ama! Dışarıdan dinleyen biri bunu bir tarz aşk itirafı olarak anlayabilirdi. Göz devirdim. Aniden beni kucaklayınca şoke olmuştum. İlerlerken konuştu.
"Sen ikincisini seçtin. Eğer kendine merhamet etseydin benden kaçmazdın. Bundan sonrasını düşün bakalım" İşte bu açık bir tehditti. Gözlerimden akan bir kaç damla göz yaşını sildim.
İlerlemeye başladı. Hiç birşey diyememiştim. Olmuyordu,Öleceksem öleyim artık!
~40 Dakika Sonra~
*Yaklaşık 25-30 dakikadır beni taşıyordu. İşin garip kısmı terlemiyordu bile. "Neden kendini yoruyorsunki. Heleki öldüreceğin biri için" bunu gerçekten merak ediyordum. "Merak etme sana aşık falan değilim. Bu ayakla anca 2 saatte vararız." Biraz sonra Ana yola çıkınca afalladım. Saatlerce yürümeme rağmen ana yolu bulamamıştım. 40 dakika uzağımdaymış halbuki. Siyah arabaya ilerleyip beni ön koltuğa oturttu. Kendiside sürücü koltuğuna geçip kemerini taktı. Bende takınca yola çıktık
"Nereye gidiyoruz?" Diye sordum ama sormaz olaydım. "Bu kadar uzatma yeter. Seninde dediğin gibi. Bu iş bitsinde kurtulalım"
"Ne işi?"
"Ödeşme zamanı tatlım. Şaka bitti. Sen daha beni görmedin" Korkudan koltuğa sinmiştim. En fazla ne yapabilirdiki?
~20 Dakika Sonra~
Beni bir depoya getirmişti. Arabadan inmeden önce ellerimi bağlamıştı. Ayağım zaten sakat olduğu için bağlamaya gerek duymamıştı. Kolumu tutup çekiştirerek depoya soktu. Ayağım acıyordu. Şimdi herşey başlıyordu. Değilmi?
Deponun ortasındaki mekanizmayı görünce kalbim teklemeye başlamıştı. Bir zincir sağ üstte,bir zincir sol üstteydi. Aşağıdada sağ ve solda birer zincir vardı. Zincirlerin ucunda kelepçe vardı. O an kafama dank etti. İşkenceyle öldûrecekti. Ben bunu kaldıramazdım. Birşeyler yapmam gerekiyordu. Beni o tarafa çekiştirecektiki durdurdum
"Bunu yapamazsın! Bu kadar vicdansız olamazsın! Silah falan yokmu öyle öldürsen?" Beni hiç duymuyor gibiydi. Tekrar kolumu tutup sürüklüyorduki "Yıldırım dur!" İlk defa ona bir isimle seslenmiştim. Gerçi soyadıydı ama pek bir fark yoktu. Garibine gitmişti. Durdu ve bana döndü.
"Nedenmiş? Neden durayım?"
"Çünkü... ben sana aşık oldum."
İnanmaz gözlerle bana bakıyordu. Tamam yalan söylediğimi anlamış olabilir ama hala şansım var. Varmıydı gerçekten? Ne dersem durdurabilirdim onu? Yada zaman kazanmam için ne yapmalıydım. Gözüm cebindeki telefona kaydı. Önce vakit kazanmalıydım. Ama uzun bir süre kazanmalıydım. Ve uygun anda telefonu alıp Gizemi arayacaktım. Aklıma gelen şeyle yutkundum. Bu adam biraz şeydi...libidosu yüksek biriydi. Balo gecesi yaptığı şey bunu anlamama yetmişti. Onu öpsem bile en fazla 5 dakika sürerdi. Peki ya onunla beraber olsam? Bu iğrençti ama henüz böyle bir işkenceyle ölmek istemiyordum. Belki beni bırakır? Bunu bile yapabilir. Aklını başından almalıydım. Bunu yapmak zordu ama imkansız değildi. Planlarım arasında sevişmek olmasada tek çaremdi.
Gurur yapma zamanı değildi. Gurursuzluksada öyle olsun. Ben bu şekilde ölmeyecektim. Bunun için çok uğraştım. Yine uğraşacaktım. Ne şekilde olursa olsun...
...
