8. bölüm · Aşk ve kanun arasında

8. Bölüm

Büşra Demir

Her şeyin başladığı gün, bir sabahın ilk ışıklarıyla her şeyin bittiğini anlamıştım.
Barlas ve ben, sadece bir dosya ve ardında yatan tehlikelerle değil, birbirimizle de savaşıyorduk.
Şimdi, savcı ve cinayet büro amiri olarak birlikte çalıştığımızda…
Zihnimdeki savaş… her geçen dakika biraz daha büyüyordu.
Ve o savaşın tam ortasında, Barlas’la olduğum her an, bir adım daha fazla kayıyorduk.
Adliyeye sabah saatlerinde vardım. Her şey normaldi, ama bir şeyler eksikti.
Bir huzursuzluk vardı.
Gün geçtikçe, dosyaların içinde kayboldukça… o huzursuzluk beni daha da derinden etkiliyordu.
Her şeyin üzerine gittiğimde, bir adım geriye atmak zorunda kalıyordum.
İçeri girdiğimde, kapıyı kapatırken bir an tereddüt ettim.
Bugün, her şeyin çok farklı olacağını hissetmiştim.
Bu sadece iş değildi.
Ve bu, bizi de öyle etkileyecekti.
Barlas, odama girmeden önce bir an durakladı.
Kapıyı ardına kadar açtı ve içeri girdi.
Gözlerinde bir değişiklik vardı.
Her şeyin farkında, her şeyin sonunda patlayacağına dair bir düşünceyle gelmişti.
“Bugün yapmalıyız,” dedi, sesi düşük ve kesikti.
“Tehlike çok yakın.”
Sadece bir adım aramızda mesafe vardı.
O kadar yakın. Ama o kadar tehlikeli.
Her şeyin bu kadar yakın olması, tam bir sınırda olmamız…
Çok daha yoğun hale geliyordu.
Birlikte çalışmak… zorlayıcıydı. Ama aynı zamanda, itiraf ediyorum, beni ona biraz daha yaklaştırıyordu.
“Bunu başarırsak,” dedi, “bu sadece bizi değil, her şeyi değiştirecek.”
Bir an gözlerim dehşetle bulandı.
“Ne demek istiyorsun?” dedim.
“Bizi… ya da bu işi bu kadar tehlikeli hale getirmeyi.”
Barlas bir adım daha yaklaştı.
Elini masaya koydu, sert bakışlarıyla odada oluşan gerilimi iyice artırdı.
“Bu gizlilik meselesi, sadece seni ve beni değil, bu davayı da bitirebilir.” dedi.
Bir adım daha attı.
“Eğer işler yolunda gitmezse… bizim de sonumuz olabilir, Elizya.”
Kalbim hızla atıyordu.
Her şeyin öyle patlayacağını düşünmemiştim.
Ama o an, hissettiğim şey korku değildi.
Bu… aşkın ta kendisiydi.
Ve her şeyin doğru olduğunu hissettirdiği an, her şeyin hızla kontrol edilemeyecek bir hale gelmesine neden oluyordu.
“Yani…” dedim, “bu gece, hareket etmek zorundayız. Bizi kimse göremez.”
Barlas, gülümsedi. Ama bu gülümseme, tatlı değildi.
“Bunu sana göstereceğim.” dedi.
O anda, Barlas’la bir plan yapmamız gerektiğini biliyordum.
Ve bu planın içinde… sadece ikimiz olmalıydık.
Saat akşam oldu, gecenin karanlığı sararken adliyeye gittik.
Bu, sonbaharın serinliğini hissettiğimiz ilk anlardan biriydi.
Adımlarımız birbirini takip etti, her ikimizin de kalbi hızlı atıyordu.
“Bunu başarmalıyız.” dedim, sesim biraz titredi.
“Başaracağız,” dedi Barlas, sert ve net bir şekilde.
Ama yine de, gözlerinde bir şey vardı.
Her an.
Her saniye.
Bu işin sonu… korkunç olabilir.
Bir an sonra, tam operasyon başladığında, bir ses duyduk.
O ses… güvenliği atlatmamıza engel oluyordu.
Barlas’ın gözleri kararmıştı.
“Her şey hazır.” dedi.
Ama bir şey vardı.
Bir tehdit, bir tehlike daha.
Ses hızla yaklaşırken…
Her şey değişti.