4. bölüm · Aşk ve kanun arasında
4. Bölüm
Geri çekilmem gerekiyordu.
Mantığım bunu söylüyordu.
Ama bedenim… kalbim…
Hiçbiri dinlemiyordu.
Barlas hâlâ çok yakındı.
Alnı alnıma değiyordu. Nefesi yüzüme çarpıyordu.
Ve ben…
İlk defa bu kadar savunmasız hissediyordum.
“Bu yaptığımız…” dedim, sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı,
“yanlış.”
Bir saniye bile düşünmedi.
“Evet.” dedi.
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
“Bu kadar mı?”
Gözlerimin içine baktı.
“Yanlış olması…” dedi yavaşça,
“istemediğim anlamına gelmiyor.”
Kalbim sıkıştı.
“Barlas…”
Adını söylemek bile tehlikeliydi artık.
Bir adım geri atmak istedim.
Ama elim hâlâ onun elindeydi.
Bırakmadı.
Tam tersine…
Biraz daha yaklaştırdı.
“Kaçmayı bırak.” dedi.
Sesi sert değildi.
Ama emindi.
“Kaçmıyorum.” dedim.
Gözlerini kısmıştı.
“Yalan.”
Nefesim hızlandı.
“Ben sadece…”
Cümleyi tamamlayamadım.
Çünkü o an…
Elini çeneme koydu.
Nazikçe.
Ama kararlı bir şekilde.
Başımı kaldırmak zorunda kaldım.
“Ne?” diye sordu.
Gözlerim titredi.
“Kontrol etmeye çalışıyorum.”
Hafifçe gülümsedi.
Ama bu gülümseme alaycı değildi.
“Ben de.”
Bir an sustu.
Sonra…
“Başaramıyorum.” dedi.
İşte o an…
İçimdeki son savunma da kırıldı.
Çünkü aynıydım.
“Ben de.” dedim fısıltıyla.
Gözleri karardı biraz.
Bu sefer farklıydı.
Daha yoğun.
Daha derin.
“Bu iş…” dedim son bir çabayla,
“bizi bitirebilir.”
“Umurumda değil.”
“Barlas—”
“Elizya.” dedi.
Adımı bu kadar net, bu kadar dolu söylemesi…
Beni susturdu.
“Ben seni…” dedi.
Durdu.
İlk defa.
Sanki kelime seçiyordu.
“İlk günden beri görmezden gelmeye çalışıyorum.” diye devam etti.
“Ama olmuyor.”
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
“Senin yanında…” dedi,
“hiç olmadığım biri oluyorum.”
Gözlerim doldu.
“Bu beni korkutuyor.”
Bir an durdu.
Sonra ekledi:
“Ama senden uzak durmak daha çok korkutuyor.”
Nefesim kesildi.
“Ben…” dedim.
Ama bu sefer kaçmadım.
“Ben de korkuyorum.” dedim dürüstçe.
“Çünkü seni kaybedersem…”
Cümle boğazımda düğümlendi.
Ama o anladı.
Hep yaptığı gibi.
Yavaşça bana yaklaştı.
Bu sefer durmadı.
Dudakları dudaklarıma değdiğinde…
Zaman durdu.
Bu kısa bir temas değildi.
Bu…
Biriktirilmiş her şeyin patlamasıydı.
Tüm o tartışmalar… bakışlar… kaçışlar…
Hepsi o ana sığdı.
Elim istemsizce ceketine tutundu.
O da beni kendine çekti.
Daha yakın.
Daha gerçek.
Kalbim onun kalbine çarpıyordu sanki.
Nefesim kesildiğinde hafifçe geri çekildi.
Ama gitmedi.
Asla gitmedi.
Gözlerimi açtım.
O hâlâ oradaydı.
Aynı yoğunlukla.
“Şimdi söyle.” dedi.
Sesim titredi.
“Ne?”
“Bu hâlâ yanlış mı?”
Bir an baktım ona.
Sonra…
Başımı hafifçe salladım.
“Hayır.”
İlk defa…
Emin bir şekilde.
“Değil.”
Gözlerinde bir şey değişti.
Daha net.
Daha kararlı.
“Benimle olur musun?” dedi.
Bu sefer…
Hiç düşünmedim.
“Zaten oldum.” dedim.
Gülümsedi.
Ama bu küçük bir gülümseme değildi.
Gerçekti.
Ve sonra…
Alnımı öptü.
Bu, dudaklarından daha çok etkiledi beni.
Çünkü içinde bir şey vardı.
Sahiplenme değil…
Değer.
“Artık kaçmak yok.” dedi.
“Yok.” dedim.
Ama içimde biliyordum.
Asıl zorluk…
Şimdi başlıyordu.
