26. bölüm · Aşk ve kanun arasında
25. Bölüm -FİNAL
Balayı bittiğinde…
İçimde garip bir his vardı.
Mutlulukla huzurun karışımı gibi.
Uçaktan indiğimizde Samsun yağmurluydu.
Gökyüzü griydi.
Ama nedense…
Hiç kasvetli gelmiyordu.
Çünkü yanımda Barlas vardı.
Havalimanından çıkarken elim elimdeydi.
Valizleri o taşıyordu.
Her zamanki gibi inatla.
“Birini çağırabilirdik.” dedim.
“Ben taşıyorum.”
“Barlas, üç valiz var.”
“Kas yapıyorum.”
Gözlerimi devirdim.
“Cinayet büro amiri değil miydin sen?”
Bana baktı.
“Şu an sadece kocanım.”
Kalbim…
Hâlâ bu kelimeye alışamamıştı.
Yeni evimize ilk girişimiz…
Sessiz oldu.
Kapıyı açtı.
Işığı yaktı.
Ve bir an ikimiz de durduk.
Burası artık…
bizimdi.
Salonun ortasında bavullarla öylece kaldık.
“Eee?” dedim.
“Eee ne?”
“Şimdi ne yapıyoruz?”
Bir süre düşündü gibi yaptı.
Sonra ciddi ciddi:
“Sen otur.”
Kaşımı kaldırdım.
“Niye?”
“Çünkü ben açım.”
Kahkaha attım.
“Romantik anı üç saniyede bitirdin.”
“Gerçekçi bir adamım.”
O gece evi yerleştirmeye çalıştık.
Ama daha çok dağıttık.
Bir noktada mutfakta tabak dizerken Barlas durdu.
“Elizya.”
“Hmm?”
“Elindeki tabak neden hâlâ havada?”
“Yer arıyorum.”
“On dakika oldu.”
“Estetik düşünüyorum.”
Yaklaştı.
Rafın üstüne uzandı.
Tabağı elimden aldı.
“Ben hallederim.”
“Her şeye karışıyorsun.”
“Bu evde yaşıyorum.”
“Ben de yaşıyorum.”
Bir anda sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“İşte en sevdiğim kısım bu.”
“Ney?”
“Senin gerçekten burada olman.”
Kalbim yine yumuşadı.
Günler geçti.
Ve evlilik…
Tahmin ettiğimden daha güzeldi.
Sabah birlikte uyanmak…
Aynı kahveyi paylaşmak…
Akşam birbirimizi beklemek…
Bunlar küçük şeylerdi.
Ama insanı en çok küçük şeyler mutlu ediyordu.
Bir sabah mutfağa indiğimde Barlas telefonla konuşuyordu.
Ciddiydi.
Muhtemelen işle ilgiliydi.
Beni görünce sustu.
“Ne oldu?” dedim.
Telefonu kapattı.
“Bir şey yok.”
Kaşımı kaldırdım.
“Yüzün öyle demiyor.”
Derin nefes aldı.
“Ordu’dan tayin teklifi geldi.”
Şaşırdım.
“Ne?”
“İstersem geçebiliyorum.”
Sessizlik oldu.
“İstiyor musun?”
Bana baktı.
Hiç düşünmeden cevap verdi.
“Sen neredeysen orası ev.”
Kalbim…
İşte yine.
Gidip ona sarıldım.
“Çok klişe konuşuyorsun.”
“Senin suçun.”
O akşam balkonda oturuyorduk.
Yağmur hafifçe yağıyordu.
Şehir ışıkları uzakta parlıyordu.
Başım onun omzundaydı.
Elim elindeydi.
“Bir şey hayal ediyorum.” dedim.
“Anlat.”
“Büyük olmayan bir ev.”
“Tamam.”
“Denize yakın.”
“Olur.”
“Bahçesi olsun.”
“Hmm.”
“Ve…”
Duraksadım.
“Belki bir gün küçük ayak sesleri.”
Barlas bir anda sustu.
Başımı kaldırdım.
“Ne oldu?”
Bana öyle bir baktı ki…
Kalbim durdu.
“Bunu tekrar söyle.”
Utandım.
“Barlas…”
“Elizya.”
Elimi öptü.
“Şu an dünyanın en mutlu adamı olabilirim.”
Gülerek omzuna vurdum.
“Daha çocuk yok.”
“Umut var.”
Kahkaha attım.
Sonra beni kendine çekti.
Alnımı alnına yasladı.
“Biliyor musun…” dedi.
“Ne?”
“Seni ilk gördüğüm gün…”
Gülümsedi.
“Hayatımın değişeceğini anlamıştım.”
“Yalan.”
“Tamam.”
Durdu.
“İlk başta sadece çok güzel olduğunu düşünmüştüm.”
“BARLAS!”
Gülmeye başladı.
Ben de.
Ve o an fark ettim…
Mutluluk büyük anlarda değilmiş.
Birlikte gülebilmekteymiş.
Başımı göğsüne yasladım.
Kalp atışlarını dinledim.
Ve içimden tek bir şey geçti:
Bütün yollar…
Onu bulmam içinmiş.
Çünkü bazı insanlar…
Senin sadece aşkın olmaz.
Evin olur.
SON. ❤️
