Bölümler 17Şu an: 8 bölüm
- 1 Karakter tanıtımı72 kelime
- 2 1 bölüm ( izin günü )1.391 kelime
- 3 2 bölüm602 kelime
- 4 3 bölüm (karargâh)644 kelime
- 5 4 bölüm ( yeni görev teklifi)723 kelime
- 6 5 bölüm (Ankara'ya gidiş)773 kelime
- 7 6 bölüm1.026 kelime
- 8 7 bölüm ( yankı timiyle tanışma)1.348 kelime
- 9 8 bölüm1.183 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9 bölüm1.452 kelime
- 11 10 bölüm1.060 kelime
- 12 12 bölüm1.245 kelime
- 13 13 bölüm1.254 kelime
- 14 14 bölüm1.112 kelime
- 15 15 bölüm2.114 kelime
- 16 GİZLİ DOSYA- YANKITİMİ378 kelime
- 17 16 bölüm1.960 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eda'yla beraber konuşarak soyunma odasına doğru yürüyorduk. Bir yandan da timdeki görevlerini dinliyordum.
“Eda, siz Oğuz'la nişanlı falan mısınız?”
“Yok, sevgiliyiz ama ciddi düşünüyoruz.”
“Her şey gönlünüzce olsun. Çok yakışıyorsunuz.”
“Teşekkür ederim, canım.”
Eda'yla kafa dengimizin tuttuğunu daha şimdiden anlamıştım. Her ne kadar diğerleri onu aksi biri olarak anlatsa da içinde tatlı bir kız yatıyordu.
Soyunma odasına girip dolaplarımızdan kıyafetlerimizi aldık ve kendi kabinlerimize girdik. Ben üzerimi değiştirip saçlarımı balık sırtı örmeye başladım. Tam bitirmek üzereyken Eda da kabininden çıktı.
Üzerinde geniş siyah bir pantolon ve kahverengi bir badi vardı. Ben de geniş siyah pantolon, beyaz bir crop ve havalar tam olarak ısınmadığı için üzerine crop tarzı kahverengi bir gömlek giymiştim.
Eda üzerime bakıp sakin bir sesle,
“Planlamadan neredeyse aynı kombini yapmışız.” dedi.
Başımla onu onaylayıp saçımı tokayla tutturdum. İki örgümü de önüme attım.
Telefonumu elime alıp Mert'i aradım ama açmadı. Beni bıraktıktan sonra öğrencisiyle iki saat dersi olduğunu söylemişti. Şu anda bitmiş olması gerekiyordu.
“Beni arar herhalde.” diye düşünüp telefonu cebime koydum.
Eda'yla birlikte odadan çıktık.
Mert'in boks salonuna gidip maç yapmak istiyorum boş bir zamanimda ilk yapacağım şeylerden biriydi.
Çıkışa doğru ilerlerken bizimkilerle karşılaştık. Beni daha şimdiden kabullenmiş gibiydiler.
Yağız, Eda'ya bakıp “İki gözüm, yine çok güzel olmuşsun.” Eda'yı kolunun altına aldı.
Alper ile Yusuf ise birbirlerine laf atarak geliyorlardı. Beni görünce Alper,
“Ezgi Komutanım için susuyorum. Yoksa lafının cevabını sana çok güzel verirdim.” dedi. Ardından bana dönüp, “Komutanım, nasılsınız?”
“İyiyim, Alper. Şu anda üniformalı değiliz, görevde de değiliz. Bana komutanım demenize gerek yok.”
Hepsi kısa birer baş hareketiyle onayladı.
Alper, Yiğit'in yanına gidip koluna girdi. “Canım, hadi biz gidelim. Burada bazı kişilerin yanında durmak istemem.” Bunu söylerken Yusuf'a baktı. Bazı kişilerden kastının Yusuf olduğu oldukça belliydi.
Yiğit yüzünü buruşturdu.
“Ben senin nereden canın oluyorum oğlum?”
Alper'den kurtulup Barış'ın yanına geçti. Ardından Yusuf'a, sonra Alper'e baktı.
“Aynı evde yaşıyoruz diye size şoförlük mü yapacağız? Ehliyetin var, araban var. Zahmet edip kullansan mı acaba?”
Oğuz büyük bir of çekti.
“Başladı bizim mesai. Ben birtanemi de alıp gidiyorum. Siz yiyin birbirinizi. Hadi, selametle.”
Eda'yı kolundan çekiştiriyordu ki Eda kolunu kurtarıp Oğuz'a baktı.
“Hayırdır?” oguzun cevap vermesine izin vermeden “Ben kendi arabamla gideceğim. Hadi, herkes kendi yoluna.”
Eda, Oğuz'la aynı binada oturduğunu söylemişti. Ama bazen Oğuz'un “Ben bırakayım.” teklifini sırf onunla uğraşmak için reddettiğini de anlatmıştı. Eda'yla sarıldık.
“Sonra görüşürüz, Ezgi.”
“Görüşürüz.”
Eda yanımızdan ayrılınca Oğuz da onun peşinden gitti.
Ben onların arkasından bakarken üzerimde bir bakış hissettim.
Başımı çevirdiğimde bu kişinin Berk Yüzbaşı olduğunu fark ettim.
Berk tam bir şey söyleyecekken telefonum çaldı.
Mert arıyordu.
Bana dönen gözlere bakıp,
“Bir dakika, hemen geliyorum.” dedim ve biraz ilerleyip telefonu açtım.
“Ezgi, beni aramışsın. Duymadım.”
“Sorun değil. Nerdesin?”
“Yaklaştım, birazdan girişin orada olurum. Senin işin bitti mi?”
“İşim bitti. Şimdi ben de geliyorum yanına.”
“İyi. Bir kahve içmez miyiz ya?”
“Bilemedim.”
“İçeriz, içeriz. Kaç yıldır görmüyorum kızım seni. Bir hasret giderelim baş başa. Sonra şansınız olmaz malum, hayranların çok.”
Son cümlesini o kadar çatallı bir sesle söylemişti ki kendimi tutamayıp kıkırdadım.
“Tamam, seni mi kıracağım? İçeriz. Yakışıklı, ben kapatıyorum. Hemen geliyorum yanına.”
Telefonu kapatıp cebime koydum.
Arkamı döndüğümde yeşil gözlerle karşılaştım.
Berk'ti.
Berk Yüzbaşı.
Yüzünde garip bir ifade vardı.
“Alper'le Yusuf'u Yiğit götürdü. Barış abi de kendi arabasıyla gitti. Seni de ben bırakayım isterseniz diye soracaktım da...”
Bir an durdu.
“Pardon, sizi de ben bırakayım isterseniz diye soracaktım ama sanırsam bana gerek kalmadı. Sizi alacak biri varmış.”
Karşısında ne diyeceğimi bilemedim.
Sanırım Mert'le konuşmalarımı duymuştu.
Birinin konuşmalarımı dinlemesinden hiç hoşlanmazdım.
Kaşlarımı çattım.
“Siz beni mi dinlediniz, Yüzbaşı?”
Tanıştığım Berk bu değildi. Biraz önceki Yüzbaşı da değildi. Hareketleri ve bakışları tamamen değişmişti.
Sanki şu an bana karşı bir öfkesi vardı.
Ama ben ona karşı hiçbir şey yapmamıştım.
Yine de nedense kendimi kötü hissetmeye başlamıştım. Bu durumun beni neden bu kadar etkilediğini anlayamıyordum.
“Kusura bakmayın, Üsteğmen. Bir daha olmaz.”
Birkaç saniye sustu.
" benimle oyalanıp sevgilinizi bekletmeyin.”
Arkasını dönüp gitti.
Olduğum yerde birkaç saniye kaldım.
Berk, Mert'in sevgilim olduğunu düşünmüştü.
Ona sevgilim olmadığını, çocukluk arkadaşım olduğunu söylemek istedim. Hatta arkasından seslenip açıklamak geçti içimden.
Sonra kendime kızdım.
Ne diye açıklamak zorundaydım ki?
Sevgilim olup olmaması onu ilgilendirmezdi. Ayrıca bana böyle davranması için ortada hiçbir sebep yoktu.
Daha fazla Mert'i bekletmek istemediğim için girişe doğru yürüdüm.
Mert'in arabasını görünce ona doğru ilerledim.
Arabaya yaklaştığımda Mert de araçtan indi. Kollarını iki yana açıp gülerek,
“Vay üsteğmene bak! Taş mübarek!” dedi.
Kollarını bana sararken kulağıma eğilip " bacıma balıksırtı yine yakışmış yine Küçük Ezgi olmuşun"
Gülerek ona sarıldım.
Tam o sırada bugün defalarca karşılaştığım o yeşil gözlerle yeniden karşılaştım.
Berk.
Bu kez gözleri çok daha kızgın bakıyordu.
Sanki bana, “Şu anda yanlış bir şey mi yapıyorsun?” der gibi...
Ve nedense o bakışlar yüzünden kendimi bir anlığına suçlu hissettim.
“Önemli olan şeylerden bahsettiğimi düşünüyorum. Zamanla daha da iyi öğrenirsin zaten.”
Lavaboya girdiğimizde bir kez daha şaşırdım. Tesisin yatak odaları hepimize yetecek kadar yokken lavaboların bile bu kadar güzel ve düzenli olması oldukça garipti.
İçeride üç ayrı kabin vardı. İlerleyip sağa döndüğümüzde ise kıyafet değiştirmek için ayrılmış bölümler bulunuyordu. Kabinlerden birine ben, diğerine Eda girdik.
Hızlıca üzerimi değiştirip çıktığımda Eda da hazırlanmıştı.
Aynanın karşısına geçip kendime baktım. Örgülerimin fazla dağılmamış olması beni mutlu etmişti. Hem saçlarımı açıp yeniden örmek için vaktim yoktu hem de örgülerim bana ayrı bir enerji veriyordu.
Üzerimde lacivert bir eşofman takımı vardı. Altımda eşofman, üstümde ise kısa kollu bir body bulunuyordu. Eda da benimkine benzer bir takım giymişti; yalnızca onunki gri renkteydi.
Son kez aynaya bakıp saçlarımı düzelttim.
“Hazır mısın?” diye sordu Eda.
“Hazırım.”
Birlikte lavabodan çıkıp asansöre bindik. Üçüncü kata ulaştığımızda kapılar açılır açılmaz dışarı çıktık ve çalışma yapacağımız salona girdik.
Alper, Yusuf ve Yiğit yere oturmuş, kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Berk, Barış abi ve Oğuz ise ilerideki camın yanında ayakta durmuş, sigara içiyorlardı.
Onlara doğru ilerlemeye başladım.
Eda benimle gelmek yerine Alperlerin yanına yöneldi. Oğuz'un Eda'nın yanına gitmesini beklerken beni şaşırtan bir şey oldu. Olduğu yerde kalmıştı. Yine de gözlerini Eda'dan alamıyordu.
*Anlaşılan bazı pürüzler var.*
Berk, Barış abinin yanında duruyordu. İkisi kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı ama ben yanlarına yaklaşınca sustular.
Bakışlarım istemsizce Berk'e kaydı.
Gözleri, açmadığım örgülerime takılmıştı. Ona baktığımı fark edince gözlerini kaçırdı.
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
Tam ağzımı açacakken Berk'in sesi duyuldu.
“Beş dakikaya hazır olun, demiştim. Ama birileri kuralları anlamamış olmalı ki iki saattir bizi bekletiyor.”
Sözlerinin kime olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekirdi.
Başımı ona çevirdim. Gözlerimi inadına yeşil gözlerine diktim ve hiç tereddüt etmeden cevap verdim.
“Beş dakika değil, on dakika içinde burada olun, demiştiniz. Ayrıca sizi beklettiğimi düşünmüyorum. Öyle olsaydı beni bekletmeye başladığınız andan itibaren tepki gösterirdiniz. Çünkü sizin egonuz buna izin vermezdi, değil mi?”
Berk tam cevap verecekken Barış abiye döndüm.
“Bir tane sigara verir misin? Benimki aşağıda kaldı.”
Barış abi başıyla onaylayıp paketini çıkarmıştı ki dudaklarıma doğru uzatılan sigarayla duraksadım. Başımı çevirip sigarayı uzatan kişiye baktım.
Berk'ti.
"O sana ağır gelir bu senin içtiğin aynısı.”
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
" Sen nerden biliyorsun?”
Berk gayet umursamaz bir tavırla omuzlarını kaldırdı.
“Ceylan'ın doğum günü akşamı sigara içerken paketin gözüme çarpmıştı. Oradan biliyorum.”
Öyle olsun dercesine başımı salladım. Aldığım sigarayı dudaklarımın arasına yerleştirip çakmağı yaktım ve birkaç nefes çektim.
Sigarayı hızlıca içip söndürdüğümde hemen ısınma hareketlerine başlamıştık.
Bakalım, kim kiminle eşleşecekti?
-----------
İyi okular silerim beğenip yorum yaparsanız sevinirimm 💓💓
Bölüm etkileşimi
