Ankara'nın ucundaki Karadeniz kitap kapağı

6. bölüm / 17

3 bölüm (karargâh)

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 3 bölüm (karargâh)

Bazı geceler insanı dinlendirmek için değil, düşüncelerini susturmak için gelir. Ama bazı düşünceler vardır ki gözlerini kapattığında bile peşinden gelir.

Benim içinse gece, her zamanki gibi kısa sürdü. Dün geçirdiğim birkaç saat, uzun zamandır ihtiyacım olduğunu fark etmediğim bir huzur bırakmıştı içimde.

Ama hayat, insanın güzel anların içinde sonsuza kadar kalmasına izin vermiyordu. Ve benim için izin bitmişti.

Sabah saat beşte uyandım. Odanın içi hâlâ karanlıktı. Yan taraftaki yatakta Efe mışıl mışıl uyuyordu. Açılan battaniyesini sessizce omuzlarına kadar çektim. Birkaç saniye onu izledikten sonra yataktan kalktım.

Telefonuma baktım.

05.32

Mutfağa geçip hızlıca kahvaltımı yaptım. Ardından odama dönüp dolaptan siyah pantolonumu ve yeşil tişörtümü aldım. Üzerimi değiştirip telefonumu, cüzdanımı, anahtarlarımı ve çantamı kontrol ettim.

Son kez Efe’ye baktım. Hâlâ uyuyordu. Çantamı alıp evden sessizce çıktım.

Sabahın serin havası yüzüme vurdu. Sokaklar henüz sakindi. Arabama binip karargâha doğru yola çıktım.

Karargâha vardığımda arabayı park edip içeri girdim. Soyunma odasında üniformamı ve botlarımı giyip saçlarımı ördüm. Aynadaki yansımama baktım. Birkaç saat önceki hâlimden eser kalmamıştı.

Odama geçip izin öncesinden kalan dosyaları toparladım. Raporları ve evrakları kontrol ettikten sonra timle kısa bir toplantı yaptık. Ardından birkaç telefon görüşmesi yapıp kalan işlerimi tamamladım.

Bir süre sonra kantine gittiğimde Aras’la karşılaştım. Selamını karşılayıp çayımı aldım ve bahçeye çıktım.

Boş bir banka oturup sigaramı yaktım.

Timdeki askerlerimi düşündüm.

Bir türlü aradığım o sıcaklığı bulamamıştım. Hepimiz aynı timin parçasıydık. Görevlerde birbirimize güveniyor, zor anlarda birbirimizin arkasını kolluyorduk. Ama görev dışında aramızda pek bir şey yoktu.

“Görev ne zaman?”
“Kim geliyor?”
“Ekipmanlar tamam mı?”

Konuşmalarımız genellikle bundan ibaretti.

Aramızda görünmez bir mesafe vardı. Onlara kızamıyordum. Hepsi disiplinliydi ve işini ciddiye alıyordu. Belki de böyle olmaları gerekiyordu.

Yine de bazen keşke biraz daha yakın olabilsek diye düşünüyordum.

Çünkü işimi seviyordum ama hayatımın tamamının görevlerden ibaret olmasını istemiyordum.

Belki bir gün değişirdi.

Belki de ben bu soğukluğa alışırdım.

Sigaram bittiğinde izmariti çöpe atıp banktan kalktım. Çayımı alarak binaya geri döndüm.

Odaya geçip yeniden işlerin başına oturdum.
Tabii, önceki bölümle bunu tek parça ve akıcı şekilde birleştirdim:

୨ৎ ── ✧ ── ୨ৎ

Hava kararmaya yakın son dosyayı da kapatıp derin bir nefes aldım. Saatlerdir dosyalarla ilgileniyordum. Kalemi masanın üzerine bırakıp sandalyemde geriye yaslandım. Oturmaktan her yerim tutulmuştu resmen. Ayağa kalktığımda bedenim karıncalandı.

Bugünlük işlerim bitmişti.

Üstümü değiştirip antrenman odasına gitmeyi planlayarak odadan çıktım. Koridorda birkaç adım atmıştım ki arkamdan bir ses duydum.

“Ezgi Komutanım!”

Gözlerimi kısa bir an kapattım.

- Bence bize seslenmedi. Bir tek Ezgi sen yoksun ya.

Hiçbir şey duymamış gibi bir adım daha attım. Ama yine aynı ses duyuldu.

“Ezgi Komutanım!”

- Ya sabır… Ya sabır Allah’ım. Ben bugün ne yaptım da huzur yüzü görmemeyi hak ettim? Sabah beşte kalktım, karargâha geldim, saatlerce dosyalarla uğraştım. Tam üstümü değiştirip antrenmana gidecekken yine biri arkamdan ‘Ezgi Komutanım!’ diye bağırıyor.

-İnsan bir gün de seslenmeden önce “Komutanım müsait misiniz?” diye düşünür. Yok. Direkt bağır.

Derin bir nefes aldım.

- Sakin ol Ezgi. Üniforman üzerinde, rütben omzunda. Karşındaki asker. Şimdi dönüp de ‘Ne var kardeşim?’ dersen yarın bütün karargâhın diline düşersin. Medeni ol. Ağırbaşlı ol. Komutan gibi davran.

İçimden üçüncü kez nefes alıp yavaşça arkamı döndüm.

“Söyle asker?”

Asker karşıma geçip selam verdi. Ben de selamını karşılayıp yüzüne baktım.

- Hadi bakalım… İnşallah gerçekten önemli bir şeydir. Yoksa çamaşır gibi ipe asarım.

“Albayım sizi çağırmamı emretti, komutanım.”

Ne zaman çatıldığını anlamadığım kaşlarım gevşedi.

“Tamam asker, sen işinin başına dönebilirsin.”

Asker selam verip uzaklaşırken ben de Albay’ın odasına doğru ilerledim. Aklımda türlü ihtimaller dolaşıyordu.

Acaba görev mi vardı? İzin dönüşü daha ilk günden neden çağırmıştı? Yoksa yeni bir görev mi çıkmıştı?

Adımlarımı hızlandırıp Albay’ın odasının önüne geldim. Üniformamı düzelttim, derin bir nefes aldım ve kapıyı iki kez tıklattım.

“Gir.”

Hayri Albay’ın sesini duyunca kapıyı açıp içeri girdim. Masasının başında oturuyordu. Önündeki dosyayı kapatıp gözlerini bana çevirdi.

“Komutanım, beni emretmişsiniz.”

“Kapıyı kapat, geç otur Ezgi.”

Gösterdiği koltuğa oturdum. Albay, masasının üzerindeki dosyayı eline aldı.

“Ankara’dan bir görevlendirme geldi.”

____________
🤍 Beğenip yorum yapmayı unutmayın canlam yeni bölümde görüşürüz 🫶🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

275okunma 58beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…