Bölümler 17Şu an: 10 bölüm
- 1 Karakter tanıtımı72 kelime
- 2 1 bölüm ( izin günü )1.391 kelime
- 3 2 bölüm602 kelime
- 4 3 bölüm (karargâh)644 kelime
- 5 4 bölüm ( yeni görev teklifi)723 kelime
- 6 5 bölüm (Ankara'ya gidiş)773 kelime
- 7 6 bölüm1.026 kelime
- 8 7 bölüm ( yankı timiyle tanışma)1.348 kelime
- 9 8 bölüm1.183 kelime
- 10 9 bölüm1.452 kelime
- 11 10 bölüm1.060 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12 bölüm1.245 kelime
- 13 13 bölüm1.254 kelime
- 14 14 bölüm1.112 kelime
- 15 15 bölüm2.114 kelime
- 16 GİZLİ DOSYA- YANKITİMİ378 kelime
- 17 16 bölüm1.960 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah erkenden kalkıp annemle kahvaltı yaptım.. Günün büyük bir kısmını annemle sohbet ederek geçirdim.
Timdeki herkes üç gün izinliydi. Bu da üç gün boyunca sevdiklerimizle vakit geçirebileceğimiz anlamına geliyordu.
Şu an saat akşamın yedisiydi. Herkes yaklaşık yarım saat önce kafeye gitmişti. Ben ise daha yeni evden çıkacaktım.
Son kez boy aynasının karşısına geçip kendime baktım. Gayet güzel olmuştum. Üzerime kahverengi bir elbise tulum giymiştim. Üst kısmı gömlek tarzında ve uzun kolluydu. Belime tam oturuyor, belden aşağı doğru etek kısmı hafifçe genişliyordu. Boyu da çok kısa değildi; dizimin yaklaşık iki parmak üzerindeydi. Altına elbiseme uyacak siyah topuklu ayakkabılarımı giymiştim.
Saçlarımı at kuyruğu yapmıştım. Aslında kendime en çok at kuyruğu ve balıksırtı örgüyü yakıştırıyordum.
Çantamı alıp evden çıktım ve kapıyı kilitledim. Merdivenlerden inerken yeni gelen arabamın anahtarlarını çantamdan çıkardım.
Arabayı arka mahalleye park ettirmiştim. Hemen arabama binip kafeye gitmek için yola çıktım.
Kafeye geldiğimde Derya abla beni kimseye görünmeden içeri aldı. Şu anda elimde Ceylan’ın pastasıyla ışıkların kapanmasını ve şarkının başlamasını bekliyordum.
Işıklar kapalıydı. İçeriyi yalnızca arkadan vuran hafif ışık ve pastanın üzerindeki mumların loş aydınlığı aydınlatıyordu.
Şarkı başladığında içeri girdim.
Herkes hep bir ağızdan, “İyi ki doğdun Ceylan!” diye söylerken şaşkın bakışların hepsi üzerimdeydi. Bir anda herkes susmuştu ama ben şarkıya devam ettim. Ceylan’ın önüne geldiğimde gülümseyerek,
“İyi ki doğdun, Ceylan,” dedim.
Şarkı bittiğinde ışıklar yeniden açıldı ve Ceylan’ın şaşkın yüzüyle karşılaştım. Pastayı tek elimle tutup diğer kolumu ona doğru açtım.
“İyi ki doğdun kardeşim. İyi ki bizimlesin.”
Ceylan, yaşadığı şaşkınlığı üzerinden atamadan bana sarıldı.
Biz çocukluktan beri birbirimizi kardeş bildigimiz Ceylan, Mert, Ahmet, Ece ve Defne...
Ceylan, kardeşi Ahmet ve annesi Leyla teyze ile yaşıyordu. O da artık benim gibi yirmi yedi yaşındaydı. Ahmet ise aramızdaki en küçüğümüzdü; yirmi dört yaşındaydı.
Ceylan’ın babası, Ceylan daha küçükken Leyla teyzeyi aldatmıştı. Leyla teyze bunun üzerine boşanmış, birkaç yıl sonra da Ceylan’ın babası vefat etmişti.
Ceylan benden ayrıldığında pastayı iki elimle tuttum.
“Hadi, dilek tut.”
Yüzümdeki gülümsemeyi kontrol edemiyordum.
Ceylan’dan ayrıldığımda bakışlarımı etrafa çevirdim. Herkes bize bakıyordu. Yüzlerdeki şaşkınlık ve mutluluk birbirine karışmıştı.Pastayı masaya bıraktım.
Tam o sırada Defne, siyah kıvırcık saçlarını geriye atıp bana doğru yürüdü. Karşıma geçtiğinde önce birkaç saniye yüzüme baktı, ardından kaşlarını çattı.
“Sen var ya...”
Ne diyeceğini beklerken bir anda kollarını boynuma dolayıp sıkıca sarıldı.
“Bir daha gidersen bu kez vallahi seni döverim.”
Gülerek ona sarıldım.
“Ben de seni özledim, Defne.”
“Özlemişmiş... Bir de utanmadan söylüyor.”
Benden ayrılıp yüzümü iki eliyle tuttu.
“İnsan bir kere arar. Bir mesaj atar. ‘Ben geldim.’ der. Yok! Hanımefendi Ankara’ya geliyor, herkesten gizliyor.”
“Ben sürpriz yapmak istedim.”
“İyi, yaptın. Şimdi de azarımı dinle.”
Bu tatlı sinirine karşı kıkırdadım.
“Tamam, tamam. Bir daha yapmam.”
Defne homurdanarak beni bir kez daha sarıldı.
“Özlettin kendini Ankara’nın delisi.”
“Sen de hiç değişmemişsin.”
“Değişseydim zaten ben olmazdım.”
Tam o sırada arkamızdan hafif bir burun çekme sesi geldi.
Döndüğümde Ece’yi gördüm. Gözleri dolmuştu. Hiçbir şey söylemeden bana doğru gelip sıkıca sarıldı.
Ben de kollarımı ona doladım.
“Ece...”
“Çok özledim seni.”
“Ben de seni çok özledim.”
Bir süre öylece sarıldık. Ece’nin burnunu çektiğini duyunca saçlarını okşadım.
“Tamam, ağlama. Geldim işte.”
Ece başını sallayıp benden ayrıldı.
“Bir daha gitme.”
“Tamam.”
Ece çok pozitif ama bir o kadar da duygusal ve zarif bir kızdı. Benimle yaşıt olmasına rağmen benden daha küçük gösteriyordu. Defne’nin açtığı küçük resim galerisinde çalışıyor, boş zamanlarında da fotoğrafçılık yapıyordu.
Bu kez Ahmet yanıma gelip bana sarıldı.
“Ben de özledim abla.”
“Sen de mi duygusallaştın?”
“Yok, ben sarılma sıramı bekliyordum.”
Gülerek ona sarıldım.
Ahmet de benim kardeşim gibiydi. Biz mahalleye çıkarken hep onu da yanımıza alır, aramızda hiç ayırmazdık.
Ahmet birkaç saniye sonra benden ayrılıp etrafa baktı.
“Bu arada pasta nerede?”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Ne?”
“Duygusal ortamı yeterince yaşadık bence. Ben pastaya odaklanmak istiyorum.”
Hepimiz kahkahayı bastık.
Tam o sırada Mert, Defne’nin omzuna çarparak karşıma dikildi.
Defne hemen kaşlarını çattı.
“Yavaş, öküz.”
Mert Defne’nin yüzüne bile bakmadan,
“Pardon kardeşim, omzum çarptı,” dedi.
Defne gözlerini devirip Mert’e karşılık vermemeyi seçti.
Mert ise sanki benim geldiğimi bilmiyormuş gibi bir anda yüzünü bana çevirdi.
“Ezgi! Seni o kadar çok özledim ki! Neden geldiğini söylemedin bize?”
Sesindeki abartıdan yalan söylediği o kadar belliydi ki gülmemek için kendimi zor tuttum.
Mert devam etti:
“Ceylan senin yokluğunda ağlamaktan harap oldu. Sümüklü, evde kalmış kızlar gibi her gün ağlıyordu senin için. Sen neredeydin?”
Mert bunları öyle ciddi ve komik bir ifadeyle söylüyordu ki daha fazla dayanamadım. İkimiz de kahkahaya boğulduk.
Ceylan bir anda Mert’e döndü ve elini kafasına hafifçe vurdu.
“Sen Ezgi’nin geldiğini biliyordun, değil mi?”
Mert kafasını tuttu.
“Ah!”
Boyu benden uzun olduğu için biraz eğilip az önce Ceylan’ın vurduğu yeri gösterdi.
“Kafamı yardı vicdansız kız! Kanıyor mu?”
Ceylan daha da sinirlenip Mert’e hafifçe tekme attı. Bu kez canı acımış olmalıydı ki yüzünü buruşturdu.
“Bunun hesabını sana soracağım. Dua et, şu an sırası değil.”
Mert bana bakıp sırıttı.
“Tamam, yeter. Bugün senin doğum günün, kavga etmeyin.”
Ceylan Mert’e kötü kötü bakarak,
“Dua et Ezgi geldi. Yoksa kafanı şu pastaya gömerdim,” dedi.
Mert ellerini titretir gibi yapıp Ceylan’a doğru uzattı.
“Çok korktum. Korkudan ellerim titriyor.”
İkisine bakıp başımı iki yana salladım.
“İkiniz de hiç değişmemişsiniz.”
Onlardan uzaklaşıp Ceylan’ın annesi Leyla teyzeye sarıldım. Beni görünce o da sımsıkı sarıldı.
“Hoş geldin kızım. Seni de çok özledik.”
“Ben de sizi çok özledim, Leyla teyze.”
Defne’nin annesi ve babası da gelmişti. Onlara da sarıldım.
“Hakan amca, Sebel teyze... Nasılsınız?”
“İyiyiz kızım, sen nasılsın?”
“İyiyim.”
Ece’nin annesi ve babası ise Ece daha küçükken onu bir kız yetiştirme yurduna bırakıp gitmişlerdi. Bu yüzden Ece’yi yıllardır bizim mahalledeki herkes kendi evladı gibi görürdü.
Leyla teyze birkaç komşuyu da davet etmişti. Onlarla da selamlaşıp biraz sohbet ettikten sonra gözüm abimi aradı.
Onu Derya ablanın yanında otururken gördüm. Yanlarındaki sandalyenin boş olduğunu fark edince hemen gidip oraya oturdum.
Abim, sıkıldığını belli eden yüz ifadesiyle bana baktı.
“Bu işkence ne zaman bitecek?”
Gülerek ona döndüm.
“Sabret biraz.”
“Ne kadar?”
“Yarım saat sonra herkes pastasını yemiş olur. Ondan sonra eğlenceye geçeriz.”
Abim derin bir nefes verdi.
“Şükür.”
Bu, herkesin bir araya geldiği küçük bir kutlamaydı. Asıl eğlence birazdan gençler arasında başlayacaktı.
୨ৎ ── ✧ ── ୨ৎ
Herkes pastasını yiyip yavaş yavaş dağılmıştı. Kafede sadece biz gençler kalmıştık. Hepimiz bir masanın etrafında toplanmış, önümüzdeki alkol bardaklarımızı dordurup içmeye başlamıştık.
Ceylan defne Ece ve ben bir köşede kendi halimizde şarkıya ayak uydurup dans ederken kafeden içeri tanıdık yüzler girdi.
İlk giren Eda ile Oğuz'du. El ele içeri girdikten birkaç saniye sonra diğerleri de peşlerinden geldi.
Yankı Timi'nin tamamı buradaydı.
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
Ceylan'ın doğum gününde ne işleri vardı bunların?
Bölüm etkileşimi
