Bölümler 17Şu an: 12 bölüm
- 1 Karakter tanıtımı72 kelime
- 2 1 bölüm ( izin günü )1.391 kelime
- 3 2 bölüm602 kelime
- 4 3 bölüm (karargâh)644 kelime
- 5 4 bölüm ( yeni görev teklifi)723 kelime
- 6 5 bölüm (Ankara'ya gidiş)773 kelime
- 7 6 bölüm1.026 kelime
- 8 7 bölüm ( yankı timiyle tanışma)1.348 kelime
- 9 8 bölüm1.183 kelime
- 10 9 bölüm1.452 kelime
- 11 10 bölüm1.060 kelime
- 12 12 bölüm1.245 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13 bölüm1.254 kelime
- 14 14 bölüm1.112 kelime
- 15 15 bölüm2.114 kelime
- 16 GİZLİ DOSYA- YANKITİMİ378 kelime
- 17 16 bölüm1.960 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Timi gören abim hemen ayağa kalkıp hepsini tek tek karşıladı. Kimiyle sarıldı, kimiyle omuz omuza selamlaştı. Ben ise hâlâ yaşadığım şaşkınlığın etkisindeydim.
Defne koluma hafifçe dürttü.
“Ne oldu?”Şarkının sesinden dolayı sesimi yükselttim. “Gelenleri tanıyor musun?” Defne başını salladı. “Evet, tanıyorum. Abimin arkadaşı Berk ve onun timi.” ikinci şoku yaşanıyordum şuan.
“Ben birazdan geliyorum,” deyip Defne'nin yanından ayrıldım.
Onların yanına vardığımda çoktan masaya yerleşmişlerdi. Hepsi kendi arasında konuşuyordu. Berk ise her zamanki gibi sakin görünüyordu ve yine gözlerini benden kaçırıyordu.
“Hoş geldiniz.” Berk yine yüzüme bakmadı. Mert'in çocukluk arkadaşım olduğunu biliyor olması gerekiyordu. Buna rağmen neden hâlâ böyle tavırlı davrandığını anlamıyordum.
Beni gören Alper hemen ayağa kalktı. “Ezgi Komutanım, yine çok şıksınız.”
Gülümseyerek başımı salladım.
“Teşekkür ederim, Alper. Şu an üzerimizde üniforma yok. Bana komutanım demene gerek yok.”
“Tamamdır.”
Tam o sırada abim bana döndü. “Sen buradaki herkesi tanıyorsun. Yankı Timi'nde olduklarını da yeni öğrendim.” Cevap vermek için ağzımı açmıştım ki çalan şarkı sona erdi.
Ceylan hemen yanıma geldi. “Ezgi, hadi! Dans ediyoruz.” Defne de arkasından seslendi. “Gel kız, daha yeni başladık.” İstemeden gülümsedim. “Bir dakika, geliyorum.”
Kızların yanına dönerken son kez masaya baktım. Herkes kendi arasında konuşmaya başlamıştı.
୨ৎ ── ✧ ── ୨ৎ
Kafedeki süremiz de dolunca eşyalarımızı toparlayıp dışarı çıktık. Hepimiz kapının önünde kısa bir mola vermeye karar verdik. Defne, Ece ve Ahmet içmedikleri için biraz ilerideki banka oturmuşlardı.
Biz kendi aramızda sohbet ederken konu nasıl oldu bilmiyorum ama bir anda bana geldi.
Yiğit merakla bana baktı. "Komutanım, siz Defne, Ceylan, Ece, Mert ve Ahmet'le çocukluk arkadaşı mısınız?”
“Evet.” dedim
Sonra gözüm istemsizce Berk'e kaydı. Benden birkaç adım uzakta, konuşulanları dinliyordu. Özellikle ona bakarak kelimelerimi biraz bastırdım.
“Hepimiz birbirimizi KARDEŞ gibi görürüz.” Berk'in bakışları bir an üzerimde kaldı.
Sanki sonunda Mert'le aramızda bir şey olmadığını anlamış gibiydi. Ama yine de tek kelime etmedi.
Abim Derya ablanin omuzlarına ceketini geçirip elini tuttu ve sigarasını söndürdü.
“Biz gidelim artık. Deryayı eve bırakayım.”
Abim bana dönüp saçlarımdan hafifçe öptü.
“Sen de eve tek gitmiyorsun. Eve geçince bana mesaj at.”
“Tamam abi" dedin bıkkınça.
Onlar gittikten sonra biz yine kendi aramızda sohbete devam ettik.
Timin enerjisi gerçekten bambaşkaydı. Her biri ayrı bir olaydı.
Alper, Yiğit'le başından geçen bir olayı anlatmaya başlamıştı. Öyle komik anlatıyordu ki kendimi tutamıyordum. Bir süre sonra kahkahadan karnım ağrımaya başladı.
Alper, Yiğit'in omzuna vurup gülerek konuşmaya devam etti.
“Bunun yüzünden o gün Berk Komutanım beni ağaca tersinden sarkıtıp gece boyunca nöbet tutturmuştu. Berk Komutanım'ın öyle güzel cezaları var ki, Ezgi, anlatamam. Zamanla sen de öğrenirsin. Savaşın ortasında bile adam kan kusturdu, böyle bir şe—”
Berk'in sinirli yüzünü görünce Alper bir anda sustu.
Hepimiz biraz alkol oldıgımız için biraz rahatlamıştık. Alper de bu rahatlıkla sınırı biraz fazla aşmıştı. Oğuz ortamın gerildiğini fark edip araya girdi.
“Hadi, geç oldu. Herkes evine.” Oğuz, Eda'yla birlikte arabayla gittiler. Barış abi de Yiğit, Yusuf ve alperi eve bırakacaktı ama Alper bir türlü arabaya binemedi.
Alper eceye birseyler söylüyor alperde ne söylüyorsa Ece buna guluyordu. Alper Ece'nin güldüğünü görünce daha çok güldürmek için çabalıyordum
“Alper, hadi oğlum!” diye seslendi Barış abi.
“Geliyorum abi!”
Alper yine Ece'ye dönüp bir şeyler söyledi. Sonunda Barış abi yanına gelip kolundan tuttu.
“Yürü artık!”
“Abi, tamam ya!”
Barış abi onu resmen sürükleyerek arabaya götürürken hepimiz gülmeye başladık. Gece boyunca ilk kez bu kadar uzun süre kahkaha atmıştım.
Barış abiler giderken Mert, Ceylan'a dönüp tatlı bir gülümsemeyle konuştu.
“O zaman doğum günü kızını ben bırakayım. Tabii doğum günü kızı isterse.”
Ceylan da gülümseyerek başını salladı.
“Tabii. Teklifiniz kabul edildi beyefendi.”
Ahmet ile Defne çoktan kol kola girmişti. Ahmet, Mert'e dönüp sordu. “Abi, Defne ablayla beni de arkaya atsana.” Mert gülerek ona baktı.
“Düşünmem lazım.”
Defne kaşlarını çatıp Mert'i taklit etti.
“Dosonmom lozom.”
İkisinin tatlı atışmasını izlerken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
“Hadi, acıdım size. Siz de gelin.”
Defne söylene söylene arabaya doğru yürüdü.“Bunun kafasını en sonunda direksiyonda kıracağım.” Herkes yavaş yavaş dağıldığında geriye Berk'le ben kalmıştık
Şu an keyfim yerindeydi. Onunla konuşup bütün neşemi kaçırmaya hiç niyetim yoktu.
“İyi geceler.”
Arkamı dönüp yürümeye başladım. “Geç oldu. Seni ben bırakayım.”Berk'in sesini duydum ama cevap vermedim.
Yürümeyi seviyordum. Hem biraz yürümek iyi gelirdi. Gerçi bütün gece dans ettiğimiz için ayaklarım resmen isyan ediyordu. Utanmasam topuklularımı çoktan çıkarıp elimde taşımaya başlamıştım.
Kafenin bulunduğu mahalleden çıkıp yokuşa geldiğim sırada arkamdan birinin koluma dokunduğunu hissettim.
Refleksle dirseğimi geriye savurdum. Karnına denk geldi.
Boş sokakta küçük bir “Aa!” sesi yankılandı. Hızla arkamı döndüm. Karşımda, bir eli karnında, kaşları çatılmış şekilde bana bakan Berk vardı.
“Kızım, sen deli misin ya? Sana boşuna Ankara'nın deli kızı demiyorlar.”
Bir an öylece yüzüne baktım. Şu an beni kim azarlıyordu?
“Sen neden arkamdan geliyorsun? İnsan bir seslenir. Ayrıca sen odun gibi adamsın, bir şey olmaz sana. Boşuna rol yapma.” Berk derin bir nefes aldı.
“Hadi gel. Arabayla bırakayım. Geç oldu.”
Kolumu hafifçe tutunca hemen geri çektim. “Seninle aynı arabaya falan binmem. Ben yürürüm.”
Yine sabır çekti. “Ezgi, inat etme. Saat geç oldu. Bu saatte nereye gidiyorsun?” Deli eden o sakin sesiyle konuşunca kaşlarımı çattım
“Sanene.Sen dön, yoluna git.” Arkamı dönüp yokuştan aşağı yürümeye başladım. Birkaç saniye sonra arkamdan gelen ayak seslerini duydum. Yürümeye devam ederken kafamı çevirip;
“Peşimden gelme!” dedim
“Sanane? Nereye gideceğimi sana mı soracağım, Ezgi Hanım?” Tam cevap verecektim ki ayağım diğer ayağıma dolandı. Dengemi kaybettim.
Yere düşmeden Berk kolumdan yakalayıp beni tuttu.
“Bu topuklu ayakkabılarla yokuş aşağı böyle inilmez. Bir yerini kıracaktın. Dikkat etsene.”
“Ben—”
Cevap vermeme fırsat vermeden. Bir kolunu sıkıca belime sardı. Diğer konulunuda eğilip bacağımın altından geçirdi ve beni bir anda yükseltip kucağına aldı.
" Ne yaptığını sanıyorsun indir beni!" Dedim.
İndigim yokuşu kucağında benimle beraber geri çıktı. Benim dediğimi bile cevap vermeden " kollarını boynuma sar" dedi
" Lan indir beni diyorum sen bana kollarını boynuma sar diyorsu-"
Bir anda beni yükselmesiyle kollarımı boynuna doladım. Serefsiz!
" İşte böyle " bide gülüyordu.
" Senin benimle derdin ne?" Dedim o kadar sinir olmuştum ki
“Ben seninle bir derdim yok. Yardım ediyoruz, yine yaranamıyoruz.” Kaşlarımı çattım.
“Sen her kadına böyle mi yardım ediyorsun?”
Berk kısa bir kahkaha attı.
“Hayır. Bugüne kadar hiçbir kadını böyle taşımadım.” dururdu " yani Minayı saymasak"dedi ve Şoför koltuğunun yanındaki koltuğa bıraktı beni eğildiğinde ne yaptığını anlamadım en başta sonradan topuklu ayakkabılarımın çıkaracağını anladım.
Gerek yok diyip ayağımı çekicektimki ayağımı tutup " bu kadar inatçı olma" dedi normalde Cevap verirdim ama bu kez haklıydı bu yüzden sustum.
" Mina kim? Merakımdan soruyorum yani" dedim
Topuklu ayakkabılarımı çıkarma işi bittiğinde topuklu ayakkabılarımı köşeye itti ve gözlerini ela gozlerime dikti " kardeşim" dedi kısa.
" Çok tatlıymış ismi, eminim kendiside öyledir"
Dikelip kapımı kapatmadan arabanın bagajını açtı. Birşey aldı ve geri kapattı. Yanıma gelip yine eğildiğinde bagajdan aldığı şey kırmızı Crocs terlikleridi. çikolatalı süt, bebek mavisi küçük bulut ve ayı figürlu süsleri vardı. Terlige resmen aşık olmuştum tam beni yansıtan bir terlikti. Berk eğilip terlikleri ayağıma tatkı.
Biraz önceki sinirim tuzla buz olmuştu.
" Bular artık senin benden bir hediye olsun" dedi eğilip terlikleri baktım.
" Gerek yoktu be-"
Berk " inat etmeye devam ediyorsun" dedi biraz önceki enerjisi yoktu.
" Teşekkür ederim" dedim " rica ederim" dedi oda sonra kapımı kapatıp kendi koltuğuna geçip arabayı çalıştı yol boyunca ne ben konuştum ne de o sessizce yolu izledim bende
Evin önünde durunca ne yapacağımı bilemedim "iyi geceler" dedim bana dönüp " sana iyi geceler üsteğmenim" dedi kaslarımı istemsizce yukarı kaldırdım.
Niye şaşırıyorsam o benim komutanımdı ve bugün sadece yardım etmişti.
Arabadan indiğimde Berk'in sesini duydum " Ezgi " arkamı döndüm " ne var" dedim
"Yarın iyi dinle karargahtaki ilk günün yorucu geçecek." dedi.
" Eyvallah komutanım, " dedim ve eve dogru yürüdüm.
Benim ona eyvallah demem onun yüzünde tebessüm oluşturmuştu.
Bölüm etkileşimi
