Bölümler 17Şu an: 14 bölüm
- 1 Karakter tanıtımı72 kelime
- 2 1 bölüm ( izin günü )1.391 kelime
- 3 2 bölüm602 kelime
- 4 3 bölüm (karargâh)644 kelime
- 5 4 bölüm ( yeni görev teklifi)723 kelime
- 6 5 bölüm (Ankara'ya gidiş)773 kelime
- 7 6 bölüm1.026 kelime
- 8 7 bölüm ( yankı timiyle tanışma)1.348 kelime
- 9 8 bölüm1.183 kelime
- 10 9 bölüm1.452 kelime
- 11 10 bölüm1.060 kelime
- 12 12 bölüm1.245 kelime
- 13 13 bölüm1.254 kelime
- 14 14 bölüm1.112 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15 bölüm2.114 kelime
- 16 GİZLİ DOSYA- YANKITİMİ378 kelime
- 17 16 bölüm1.960 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaşanan olayların üzerinden birkaç saat geçmişti.
Sabahki olayları düşündükçe hâlâ sinirleniyordum. Berk'in o kendinden emin tavırları, üstüne bir de bakkalın önünde kafasına yumurta kırmış olmam aklıma geldikçe istemsizce yüzüm buruşuyordu.
“İyi ki yaptım,” diye mırıldandım kendi kendime.
Sonra konuyu daha fazla düşünmemek için odama geçip üzerimi değiştirdim. Saat öğleden sonrayı geçmişti. Hava kapalıydı, gökyüzü de yağmur yağacakmış gibi gri görünüyordu.
Kırmızı-beyaz eşofman takımımı giydim. Ardından koluma, babamın yıllar önce bana hediye ettiği kırmızı fuları taktım.
Üzerinde adım işliydi.
Fuların ucunu parmaklarımın arasında düzelttim. Onu takmak nedense bana her zaman iyi hissettiriyordu. Çünkü babamdan bana kalan en değerli emanetlerden biriydi.
Bir an fulara bakakaldım.
Ve aklıma, babamın şehit haberini aldığım gün geldi.
Geçmiş
Ezgi, on iki yaşında babasının küçük kızıyBabası göreve gitmeden önce ona aldığı kırmızı fuları bulmak için odanın altını üstüne getirmişti. Annesi Meryem, odanın hâlini görünce her zamanki gibi söyleniyor, Ezgi ise onu dinlemeyip fularını aramaya devam ediyordu.
Sonunda fularını babasının karargâhtaki odasında bıraktığını hatırladı.
Annesi ve abisi çoktan hazırlanmış, düğüne gitmek için Ezgi'yi bekliyordu. Ezgi, annesine ve abisine kendisinin birazdan geleceğini söyleyip evden çıktı ve babasının görev yaptığı karargâha doğru yola koyuldu.
Karargâh, Ezgi için yalnızca babasının çalıştığı yer değildi. Çocukluğunun en güzel anılarının geçtiği, askerlerin onu kendi kardeşleri gibi gördüğü ikinci eviydi. Babası Mustafa Kaya, göreve gideli yaklaşık iki hafta olmuştu.
Ezgi babasının odasına girdiğinde fularını masanın üzerinde buldu. Hemen alıp boynuna taktı. Tam odadan çıkacağı sırada koridorda bir telaş olduğunu fark etti. Askerler aceleyle bir yerlere gidiyor, koridorda fısıltılar yükseliyordu.
Başta bunun bir görev hazırlığı olduğunu düşündü.
Fakat eve döndüğünde gördüğü manzara, çocuk aklıyla bile her şeyi anlamasına yetti.
Bahçede Türk bayrağı vardı. Kapının önünde iki asker bekliyordu. Annesi ise kapıda, gözleri kıpkırmızı bir şekilde duruyordu.
O an annesinin hiçbir şey söylemesine gerek kalmamıştı. Ezgi, babasının artık eve dönmeyeceğini anlamıştı.
O gün yalnızca babasını kaybetmemişti. O gün sadece ezginin değil diğer şehitlerin çocuklarında limanları yıkılmıştı.
Ezgi o günden sonra kimsenin yanında ağlamadı. Gözyaşlarını kimseye göstermemeyi öğrendi. Acısını içine attı, güçlü görünmeye çalıştı.
Ama babasından kalan kırmızı fular, onun için hiçbir zaman yalnızca bir fular olmadı.
İz Timi…
O gün, adının anlamını herkese yeniden öğretti. Ardında yalnızca ayak izleri değil, ömür boyu silinmeyecek acılar bıraktı.
Şimdiki Zaman
Daldığım yerden gözlerimi çekip dolan gözlerimi engellemeye çalıştım. Tam o sırada çalan telefon sesiyle irkildim.
Telefonumu elime aldığımda arayanın Mert olduğunu gördüm. Boğazımı temizleyip telefonu açtım.
“Efendim?”
“Ezgi Hanım, nasılsınız?”
“İyiyim Mert, sen nasılsın? Hayırdır?”
Karşıdan gülme sesi geldi. Anlaşılan keyfi yerindeydi.
“Ben çok iyiyim. Bak, bir video izledim. Kadın saç bakımı yapıyor. Çok iyi bir tarif, sana önermek için aradım.”
Gözlerimi devirdim.
“Ya senin kafan mı güzel?”
“AA, öyle deme. Bak tarif veriyorum, not al. Şimdi bakkaldan taze bak—taze… Yumurtayı al, son—”
Cümlesini tamamlayamadan kahkahayı bastı.
Anlaşılan sabah yaşananları duymuştu.
“Mert, beynini patlatırım senin. Bir de dalga geçiyorsun.”
Sesim sinirli çıksa da onun kahkahası dinmedi.
“Ezgi, vallaha seni tebrik ediyorum kızım. Yüzbaşı değil mi Berk? Senin bu rahatlığın ne? Adamın kafasında yumurta kırmışsın. Tebrik ederim, çok güzel kırmışsın.”
“Mert, kapatıyorum.”
Tam telefonu kapatacakken hemen araya girdi.
“Dur, dur! Ben seni başka bir şey için aradım aslında.”
“Ne? Söyle.”
“Bugün ders yok. Gel de seninle karşılıklı ring savaşı yapalım.”
İşte bana bunlarla gelin kardeşim.
“Tamam. Geliyorum.”
Telefonu kapattığımda istemsizce gülümsedim.
Sabah yaşananları annemin kulağına gitseydi, bunu uzun süre dilinden düşürmezdi. Ama şu an bunu düşünüp moralimi bozacak hâlim yoktu.
Evden hızlıca çıkıp boks salonuna gittim.
İçeride iki üç kişi kendi hâlinde antrenman yapıyordu. Mert'i görünce elimi kaldırıp yanıma çağırdım.
Yanına gittiğimde el bandajlarını ve diğer ekipmanları çoktan hazırlamıştı.
Birlikte ringin yanına geçtik. Bandajlarımı sardıktan sonra ringe çıktım.
Mert karşıma geçip sırıttı.
“Yanında yumurta falan getirmedin, değil mi?”
“Alay ediyordum benimle, eşek herif. Sana yumurta değil, bomba getirdim. Hem de pembesinden. İster misin?”
Mert'in yüzüne bakıp başımı iki yana salladım.
“Sağ ol, almayayım. Ama Berk'e soralım. Belki canı çekmiştir.”
Mert kahkahayı bastı.
“Sen var ya…”
୨ৎ ── ✧ ── ୨ৎ
Mert'le yaklaşık kırk dakikadır ringdeydik.
Ben Türkiye kadınlar dövüş kategorisinde derece almış, hatta farklı ülkelerde yapılan müsabakalara katılıp başarı elde etmiş biriydim. Mert de güçlüydü. Ama birbirimize karşı bütün gücümüzü kullanmıyorduk.
Daha doğrusu ben bugün biraz dengesiz davranıyordum.
Mert'in yaptığı bazı hamlelere istemsizce karşılık veriyor, o da fırsat buldukça beni sinirlendirmeye çalışıyordu.
İkimiz de ter içinde kalmıştık.
Mert sol koluyla hamle yaptığı sırada eğilip hareketinden sıyrıldım. Ardından yaptığım karşı hamleyle dengesini kaybetmesini sağladım.
Tekrar doğrulduğumda bana doğru hamle yapmaya çalıştı. Kolunu yakalayıp hareketini boşa çıkardım. İkimiz de bir an sendeledik.
Son hamlede Mert yere düşerken beni de beraberinde çekti. Dengeyi kaybedip ben de ringin zeminine düştüm.
Bir süre öylece kaldık.
Mert'in gözünün altında kızarık oluşmuştu sanırsam orası morarcaktı. Benim de kaşımın yakınında küçük bir sıyrık oluşmuştu. Bunun dışında ciddi bir şeyimiz yoktu.
Mert nefes nefese gülmeye başladı.
“Sen bugün bayağı hırslısın.”
“Sen de az değilsin.”
“Ben seni sinirlendirmedim ki.”
“Tabii. Bütün gün melek gibi davrandın.”
Mert yine güldü.
Bir süre sonra toparlanıp ringden indik. Salondaki işlerimizi halledip dışarı çıktığımızda üzerimdeki yorgunluğa rağmen enerjimin yerine geldiğini fark ettim.
Derin bir nefes aldım.Görevimi özlemiştim. Hem de düşündüğümden çok daha fazla.
Mert'le birlikte yürüyerek Ceylanların kafesine doğru gitmeye başladık.
Leyla teyzenin küçük ama oldukça güzel, müşterisi de eksik olmayan bir lokantası vardı. Ceylan ve Ahmet de fırsat buldukça annelerine yardım ediyor, ellerinden gelen işleri yapıyorlardı.
Lokantaya girdiğimizde annemi Leyla teyzeyle sohbet ederken gördüm. Ceylan'ı görünce hiç düşünmeden yanına gittim.
Beni görür görmez yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
“İşte benim kardeşim be!” Deyip bana sarıldı. Sonra kulağıma doğru eğilip fısıldadı:
“Meryem teyze, Berk'in kafasında yumurta kırdığını öğrenmiş. Çıldırıyor. Nedenini bilmiyorum ama Meryem teyze anneme seni bir güzel anlatıyor.”
Büyük bir of çektim. Sanki füze attım ya bu nedir arkadaş
Annemle göz göze gelince eliyle gel işareti yaptı. Tam ona doğru yürümeye başlamıştım ki telefonum çaldı.
“Bir dakika, geliyorum,” der gibi anneme işaret edip telefonu çıkardım.
Arayan numara kayıtlı değildi.Kaşlarımı çattım ve telefonu açtım.
“Alo?”
Karşıdan gelen ses son derece ciddi ve emredici bir tondaydı.
“Ezgi, bir saat içinde karargâhta ol. Toplantı yapacağız.”
Ne olduğunu anlamadan telefon yüzüme kapandı.Bir süre elimdeki telefona öylece baktım.
Derin bir nefes aldım.
“Beyin fonksiyonları çürümüş gerizekâlı! Sen kimsin de benim yüzüme telefonu kapatıyorsun? O elinle telefona dokunan parmakların kırılsın, hödük! Dağ ayısı, mağaradan yeni çıkmış mendebur!”
Ceylan'ın yüzünde önce şaşkınlık, sonra merak oluştu.
“Kim aradı?”
Telefonu cebime koyup dişlerimi sıktım.
“Sevgili, değerli Yüzbaşı Berk aradı. Emrini verdi, daha bir şey diyemeden de suratıma telefonu kapattı.”
Ceylan birkaç saniye bana baktı.
Sonra dudaklarını birbirine bastırarak gülmemeye çalıştı.
"Gülme sinirliyim iyice attırma tepemi"
" Gülmuyorum"
Mert yanımıza gelip " ne oldu " dedi
Ceylinde gülerek " komutanının canı yumurta çekmiş" dedi
Sabır çekerek yanlarından ayrıldım.
...........
Merhaba canlarım umarım iyisinizdir. Ben çok kötüyüm sanırsam salgın var ve ben grip oldum hasta halimle sizin için bölüm attım. Kitabımı desteklerdeniz sevinirim yorumlara fikirlerinizi yazabilirsiniz, konuşabiliriz görüşüzz🫶🫶🤍
Bölüm etkileşimi
