5.BÖLÜM: GİDENLER VE KALANLAR

Vaveyla Yazarı: Luna. 123

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 5.BÖLÜM: GİDENLER VE KALANLAR

GEÇMİŞTEN KISA AMA BİR O KADAR DA KUVVETLİ BİR AN

Keskin olurdu Ankara'nın rüzgârları. Her ne kadar bir yaz akşamı olsa da bakiydi keskinliği.
Emin, karakolda son işlerini hallederken düşünceliydi; yarın kızının mezuniyeti olacaktı. Kızına alacağı hediyenin ne olacağını da düşünmekteydi.
Yan kısımdaki açık olan kapıdan bir ses duyuldu. Bu ses, karakol ihbar operatörlerinden birinin telsizinden geliyordu. Telaşlı, yaşlı bir kadın sesi duyuldu telsizden. Şöyle diyordu kadın:
— Oğlum, gelinimi öldürecek, kurtarın onu!
Operatör sakindi. Kim bilir günde kaç kere böyle ihbarlar alıyordu; ama bu, Türkiye'nin içler acısı hâline içinden sövmediği anlamına gelmiyordu.
— Adres alayım teyzeciğim, lütfen sakin olun, dedi operatör.
Kadın, titreyen sesiyle adresi verdi:
— Milliyet Caddesi, Manolya Sokak, Özgün Apartmanı, 3. kat, dedi ve hat kesildi.
Adrese yönlendirilen ekibin içindeydi Mehmet Başkomiser. Öncelikle sakinleştirme politikasının işleneceğini söylemişti ekibe.
Başkomiser adama bağırdı:
— Sakin ol ve teslim ol!
Adam aynı hırsla karşılık verdi:
— Ölürüm de teslim olmam! O beni aldattı, bedelini ödeyecek!
Kadın, ağlayarak, çığlık atarcasına haykırdı:
— Aldatmadım, aldatmadım, yapmadım! Ben sadece boşanmak, kurtulmak istedim!
Adamla kadın balkonda duruyor, kadın ise adamın boğazını saran kolundan kurtulmaya çalışıyordu; ama adamın diğer eliyle boğazına dayadığı silah namlusu yüzünden pek bir şey yapamıyordu.
— Kurtulmak istedin ha? Kurtaracağım ben seni, bekle! dedi adam ve silahı boynuna daha fazla bastırdı.
Emin, bu yardım çığlıklarına daha fazla kayıtsız kalamayarak inisiyatif çizgisini seçti. Binanın arkasından dolandı; binanın arkasında bir yangın merdiveni bulunduğunu fark etti. Merdivenden çıkarak evin balkonuna ulaştı.
Adamın arkasından yürüyerek tam ona ulaşacağı sırada adam onu fark etti ve aynı anda birbirlerine ateş ettiler.
•••
O anda karşı binadan bir türkü sesi yükseldi. Huzur içinde bir kadın sesiydi bu ses:
Bu Tepe Kumlu Tepe, Nenni de yarim nenni.
Su gelir sere serpe, Eski de yarim hani.
Dediler yâr uyumuş, Nenni de yarim nenni.
Uyardım, öpe öpe, Eski de yarim hani.
Bu türkü, Emin'in en sevdiği türküdü. En sevdiği türkü eşliğinde uğurlanmıştı fani dünyadan. Kendi canını feda ederek başka bir canı kurtararak uğurlanmıştı.
Emin, bundan habersiz bir şekilde can verse de kızına lise mezuniyeti hediyesi olarak ölüm haberi gidecekti.
•••

ŞİMDİKİ ZAMAN

Hastaneden çıkışımı yapmıştım. Çıkış kapısından dışarı birkaç adım attığımda gözlerimle etrafı taradım ama görünürde bir taksi durağı yoktu. Aracım da yanımda değildi; ona doğru giderken bu kazayı yapmıştım. Şayet yanımda olsaydı da kullanabilecek durumda değildim şu an.
O yüzden kara kara düşünmekten başka hiçbir şey yapamadım. Ayça'yı arayamadım. Şu anda balayında neşeli anlar geçirdiğinden emindim. Ne özel hayatımda yaşadıklarımdan ne de şu anda olduğum durumdan bahsetmiştim ona. Ondan çekindiğimden ya da benimle dalga geçeceğini düşündüğümden dolayı değildi anlatmamamın sebebi. En özel anlarında spot ışıklarını kendime çevirmek istemiyordum. Sadece aklı bende kalsın istemiyordum. O yüzden onu aramayacaktım.
Annemi de arayamazdım. Boşu boşuna telaşlanırdı. Zaten burada yaşamıyordu. Amasya'da, anneannemin yanındaydı. İstese de şu anda gelemezdi.
Ben düşüncelerime dalmışken yanıma birinin geldiğini fark etmemiştim. Birkaç dakika sonra sol tarafımda, yanağıma doğru değen sıcak bir nefes hissettim ve tedirgin bir şekilde o tarafa döndüm.
Tuttuğum nefesi rahat bir şekilde vermemi sağlayan şey, gördüğüm kişinin Emre olmasıydı.
Soğuk tavrını baki tutarak:
— İstersen seni evine ben bırakabilirim, dedi.
Benimse "Olur," demekten başka şansım yoktu.
— Bir arkadaşın ya da sevgilin falan var mı? Bu hâlde yalnız kalmamalısın.
Benim iyiliğimi düşünürken bile sözlerindeki soğukluk hâlâ devam ediyordu.
— Yok, dedim tripli bir ses tonuyla.
İnsanı buz kestiren tavırları ve ses tonu sinirlerimi bozuyordu artık.
Bilmiyorum, belki o da haklıydı. Neticede kaç yıldır görüşmüyorduk ama onu gördüğümden beri buz kestiren tavırlarının aksine bana anlam veremediğim bir sıcaklık hissettirmişti. Belki bütün bunların tek sebebi benim geçmişe duyduğum hasret duygusuydu. Henüz bu hislerime ve davranışlarıma bir isim koyabilmiş değildim.
— Tek başına kalamazsın. İstersen seni misafir edeyim, dedi.
Tedirgin bir şekilde ekledi:
— Tabii, istersen.
Bu soruya benim karşılığım:
— İsterim, oldu.
Bir o kadar sessiz ve kısa yolculuktan sonra evine geldik. Hoş, yeni bir binanın 3. katında oturuyordu. Daireye çıktığımızda evin eşiğinden ilk adımı benim atmam için nazikçe eliyle kapıyı gösterdi.
Eşikten ilk adımı attığımda karşımda gördüğüm dairenin çok da büyük bir daire olduğu söylenemezdi. 1+1 bir daire olduğu muhtemeldi.
Daireye girdiğimde orta boyda bir oturma odası bizi karşılıyor, hemen yan tarafında da Amerikan mutfak bulunuyordu. Dekorasyonu ise klasik bekâr erkek ev dekorasyonuydu ve kendisinin de olduğu gibi ruhsuz ve gri tonlardaydı.
Oturma alanının olduğu kısımda gri bir L koltuk vardı. Halı yoktu. Açık gri tonlarda parkelerle döşenmişti. L koltuğun boşluk kısmının tam ortasında ise küçük siyah bir masa vardı. Masanın ortasında, cam bir kasenin içinde renkli kuş lokumları bulunuyordu. Bu beni ister istemez geçmişe sürüklemişti.
•••
Takvimler 3 Kasım 2005'i gösteriyordu. Ramazan Bayramı'nın 1. günüydü.
Aylin ve Emre 8 yaşlarındaydı. Aylin'in üzerinde yakaları karpuz kollu, elbisesinin kollarının uçlarında danteller bulunan turuncu bir elbise vardı. Saçları ise iki taraftan güzelce örülmüştü. Örgüsünün sonuna da elbisesiyle aynı renk kurdeleler takılmıştı. Yeni babetleri pislenmesin diye oldukça özenli ve dikkatli yürümeye dikkat ediyordu.
Ama Emre için aynı şey söylenemezdi. Sabahtan beri tam 4 kere beyaz gömlek değiştirmişti. Ya üzerlerine bir şey döküyor ya da koşup oynamaktan resmen suya dönüyordu.
Koşarak mutfağa girdi Emre. Üzerinde 4 kez değiştirdiği beyaz gömlek vardı. Altında ise mavi kumaş pantolonu bulunuyordu. Saçları ise sabah saatlerinde babası tarafından özenle tarakla şekillendirilmişti.
Mutfak masasında, özenle sabah topladığı kuş lokumlarını gruplara ayırırken gördü Aylin'i. Meraklandı ve yanına oturdu.
— Ne yapıyorsun, bunlar ne? diye sordu.
Aylin'in cevabı şu oldu:
— Emre, kuş lokumuymuş bunlar, annem söyledi. Tatlı mı tatlı, hem de çok güzel. Baksana, hem rengârenkler.
Emre'nin bakışları lokumlara döndü.
— Cidden rengârenkmiş, dedi ve gruplanmış lokumların turuncu olanlarından bir tane aldı ve ağzına attı.
Attığı anda yüzü ekşimişti Emre'nin. Çünkü lokum portakallıydı. Emre ise portakaldan nefret ederdi.
Tükürürcesine Emre'nin tiksinmiş suratını gören Aylin ise kocaman bir kahkaha kopardı.
— Ama bu portakallı! Ben portakal sevmem ki! dedi Emre.
— Neyli olduğunu sormadım ki, dedi Aylin.
Bayramın ilk gününün geri kalan saatlerini bir sürü oyun oynayarak, saçma sapan şeylere gülerek ve geri kalan kuş lokumlarını yiyerek geçirirler. Hepsini yemişlerdi ama Emre, portakallı lokumları bir kenara ayırmıştı.
•••

ŞİMDİKİ ZAMAN

Emre, soğuk ama bir o kadar da kibar bir ses tonuyla bana L koltuğu işaret etti:
— Sen otur, ben de bize bir kahve yapayım.
Evin Amerikan mutfak tarafına geçerken seslendim:
— Nasıl içtiğimi sormayacak mısın?
— Sormayacağım. Çünkü biliyorum, dedi.
— Nasıl içiyormuşum? diye sordum.
— Orta şekerli damla sakızlı Türk kahvesi, dedi.
Sesinde hâlâ hatırladığı için hafif bir gurur ve iğneleyicilik vardı.
Şaşırmış ve hafif utanmış bir şekilde:
— Doğru dedin, doğru hatırlıyorsun, dedim.
Ben L koltukta otururken çantamdan küçük plastik su şişemi ve not defterimi çıkardım. Su şişemden bir yudum içtikten sonra defterime bir şeyler yazmaya başladım. Yazmak bende belli bir dönemden sonra huy olmuştu.
Her gününü özenle planlardım. Doktor kontrolü tarihini unutmamak için not aldım.
Onun kahveleri yapmasını beklerken eve göz gezdirmeden edemedim. Evin diğer tarafları klasik bir bekâr eviydi; ruhsuz bir şekilde düzenlenmiş olsa da duvarları oldukça doluydu.
Duvarlara dikkatli baktıktan sonra fark ettiğim şey beni hüsrana uğrattı: Duvarda arkadaş grubuyla çekildiği fotoğraflar vardı. Sorun fotoğraf çekilmesi değildi; fotoğraflarda nerede olduğuydu.
Bir fotoğrafta kadrajda bir kale vardı; bu kale Amasya Kalesi'ydi. Fotoğrafların ortasında ise bir üniversite diploması vardı. Bu diploma Amasya Üniversitesinin diplomasıydı.
Koskoca üniversite dönemini Amasya'da geçirip bir kere benim yanıma uğramamış mıydı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.