5. bölüm / 15
30’A ÇEYREK KALA ( GÜNCELLENDİ)3.BÖLÜM: GELİN ÇİÇEĞİ
Bölümler 15Şu an: 3.BÖLÜM: GELİN ÇİÇEĞİ
- 1 GİRİŞ434 kelime
- 2 1.BÖLÜM:HAYATIN DENGESİ1.096 kelime
- 3 2. BÖLÜM: ŞAPKA KRİZİ945 kelime
- 4 4.BÖLÜM: SÖZLEŞME1.390 kelime
- 5 3.BÖLÜM: GELİN ÇİÇEĞİ1.274 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5.BÖLÜM: GİDENLER VE KALANLAR1.181 kelime
- 7 6.BÖLÜM: DÖKÜLEN TAŞLAR1.915 kelime
- 8 7. BÖLÜM: ALLAH YAZDIYSA BOZSUN2.740 kelime
- 9 8. BÖLÜM :GEÇMİŞİN KALINTILARI1.898 kelime
- 10 9.BÖLÜM: SADECE 1 YIL1.791 kelime
- 11 10. BÖLÜM: ZOR KARAR2.308 kelime
- 12 11. BOLÜM: BATTI BALIK YAN GİDERMİŞ2.446 kelime
- 13 12. BÖLÜM: KUŞ DİLİ2.028 kelime
- 14 13.BÖLÜM: İSTENMEYEN MİSAFİR2.849 kelime
- 15 14 . BÖLÜM: HASATLIKLAR VE SIRLAR1.252 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lale odaya gelip tekli berjerlerden birine oturdu. Lale oturduktan sonra çok geçmeden Merve de mutfaktan çıkarak oturma odasına geldi. Elinde bir tepsi vardı. Tepsinin içindeyse şunlar vardı: ince belli çay bardaklarında iki çay, boş bir kase, boş kasenin yanında dolu bir kase çekirdek…
Lale, hafif şaşkınlık ve biraz mahcuplukla Merve’ye:
— Ne zahmet ettin canım… Ne gerek vardı?
demek zorunda hissetti.
— Ne zahmeti canım, dedi Merve. İçer, sohbet ederiz işte.
Merve bir yandan Lale ile konuşurken diğer yandan elindeki tepsideki çayları ve çekirdeği ahşap orta sehpaya koymaya başladı.
Orta sehpa, akrabalarından bebek hediyesi olarak gelmişti. Merve başta, “Bebek hediyesi olarak orta sehpa mı hediye edilir?” diye düşünmüştü. Fakat o akrabasıyla alışverişe çıktığında bu orta sehpayı çok beğenmiş ama parası yetmediği için aklından çıkarmak zorunda kalmıştı. O yüzden bu hediyeyi alakasız bulsa da ince düşünceli bir hediye olmasının hakkını yiyemezdi.
Tabii tek hediyesi bu değildi. Akrabası Aylin’e altın da takmıştı. Fakat sehpayı bu sebeple hediye etmesinin asıl nedeni şuydu: “Sen paran yettiremedin diye ben aldım.” dememek… Çünkü böyle yapsaydı, kaş yapayım derken göz çıkarmak olurdu. Bu yüzden en makul sebebin altına sığınmıştı.
Aslında fakir bir aile değildi Aydoğdu ailesi fakat Emin’in polis maaşı o ay bu sehpayı almaya yetmemişti. Merve bu sehpayı gelecek ay almayı düşünüyordu ama gelecek ay gelmeden sehpa ona hediye gelmişti.
•••
Lale merakla sordu:
— Sehpa yeni mi?
Merve neşeli bir şekilde başını sallayarak:
— Yeni, dedi. Amasya’daki Halide teyzem Ankara’ya geldiğinde beraber çarşıya gezmeye çıktığımızda beğenmiştim. O da ince düşünerek bana hediye almış. E tabii, “bebek hediyesi” dedi ama ben anladım.
Lale parmaklarıyla sehpaya dokunarak:
— Ne kadar ince düşünceli kadınmış, dedi.
Merve cevap olarak:
— Öyledir, diye ekledi.
•••
Lale ile Merve arasında sohbet böyle sürüp giderken Cevriye Hanım’ın telefon konuşması son bulmuş ve yanlarına gelmişti. İçeriye girer girmez Lale’yi gördüğünde ilk söylediği şey şuydu:
— Bunun burada ne işi var?
— Arkadaşımın canı sıkılmış, yanıma geldi anne, dedi Merve, arkadaşını savunmak adına.
Böyle karşılık alınca Cevriye Hanım’ın tadı kaçtı.
— İyi, tamam, dedi yarım ağızla.
— Kimsenin senin “tamam” demene ihtiyacı yok anne. Burası benim evim. Ben tamam dediğimde bitmiştir.
Cevriye Hanım burada biraz daha kalsaydı ve herkes ona hoşgörülü bir şekilde davranmaya devam etseydi, yakında burada kendi beyliğini ilan etmeye başlayacaktı. O yüzden Merve’nin evdeki huzuru adına çizgiyi keskin bir şekilde çekmesi gerekiyordu… ve çekti.
•••
Cevriye Hanım, Merve’ye söylediği sözün karşısında bir şey söylemek için ağzını tam açmışken kapı çaldı.
Merve:
— Emin gelmiştir, diyerek mutlu bir şekilde kapıyı açmaya gitti ve karşısında gördüğü adam onu şaşırtmadı.
— Hoş geldin hayatım, dedi. Sesi huzur içindeydi, huzur veriyordu.
Emin eli kolu dolu bir şekilde gelmişti. Her iki elinde birer poşet vardı ve hepsi ağzına kadar doluydu.
— Hoş buldum, dedi.
Yüzündeki gülümseme gıpta edilecek türdendi. Birbirine sarıldıktan sonra Merve, Emin’in elindeki poşetleri mutfağa götürdü. Emin ise salona geçti.
Salondaki herkes onu görünce:
— Hoş geldin, dedi.
Emin’in karşılığı ise:
— Hoş buldum, oldu.
Emin, Lale’yi görünce şunları söyledi:
— Erkan da eve geçti. “Gel,” dedim ama başı çok ağrıyormuş. “Çok yorgunum,” dedi.
— Öyle mi? dedi Lale şaşırmış bir şekilde. Ben de yanına çıkayım, bir ihtiyacı varsa…
— İyi akşamlar hepinize, dedi.
Aldığı karşılığın ardından çocuk odasına girdi. Bebekler bıraktığı gibi uyuyordu. Hızlıca Emre’yi aldı ve dışarı çıktı.
•••
Biraz zaman geçirdikten sonra üstünü değiştirmek için yatak odasına çekilen Emin, oradan çıktığında kızının ağlayan seslerini duydu. Sessizce yanına girdi.
— Benim kızım mı uyanmış? dedi tatlılıkla dolu bir ses tonuyla.
Onu kucağına aldı ve biraz salladı.
— Belki sen de seversin, diyerek en sevdiği türküyü kızına söylemeye başladı:
“Bu tepe kumlu tepe,
Nenni de yârim nenni…
Su gelir sere serpe,
Eski de yârim hani…
Dediler yâr uyumuş,
Nenni de yârim nenni…
Uyardım öpe öpe,
Eski de yârim hani…”
Aylin türküyü duyduktan sonra mırıltılı sesler çıkarıp uykuya dalmaya başladı. Emin, kızının uykuya daldığını görünce huzurlu bir gülümsemeyle:
— Sen de sevdin ha? dedi.
Sonra kızını beşiğe bırakıp üstünü örttü ve oradan çıktı.
•••
GÜNÜMÜZ
Günlerden pazartesiydi. Sarı Vosvos aracımla yolda ilerlerken radyodan şöyle bir ses yükseldi:
“Sayın dinleyiciler, birazdan Sezen Aksu ‘Aşktan Ne Haber’ diyecek.”
Çok geçmeden şarkı çalmaya başladı. Bu şarkıda en sevdiğim yer tabii ki nakarat kısmıydı:
“Ben anlamam toptan tüfekten,
Ben anlamam taştan yürekten,
Ben anlamam akıntıya kürekten…
Bunları boş ver, ne haber aşktan…”
Şarkı böyle devam ederken çalıştığım liseye gelmiştim: Yeşilyurt Anadolu Lisesi. Lisenin bahçesine girip giriş merdivenlerini birer ikişer çıktığımda çoktan öğretmen zili çalmıştı. O yüzden öğretmenler odasına uğramadan, bugün ders işleyeceğim ilk sınıfa girdim.
Benim sınıfa girmemle çocuklar ayağa kalktı. Onlara:
— Oturun, dedim.
Öğretmenler masasına geçtim, yoklamayı aldım ve tekrar ayağa kalktım.
— Evet çocuklar, bugünkü konumuz Divan edebiyatında şiir. Divan edebiyatında şiir dili oldukça ağırdır ve Farsça’dan gelen kelimeler oldukça çok kullanılır.
Ders oldukça akıcı geçmişti. Çocuklar bu konuya ilgi duymuştu.
•••
Teneffüs zili çaldığında çantamı masaya bıraktım. Sandalyeye kabanımı almaya meylettiğimde çocuklardan biri önüme geçti. Sevdiğim öğrencilerimden biri olan Helin’di.
— Öğretmenim, sizin doğum gününüz gelecek ay değil mi?
Bu hoş soruya gülümsedim.
— Evet Helin’cim. Gelecek ayın ilk haftası doğum günüm. Doğru hatırlamışsın.
Yüzü kızardı. Sanırım utanmıştı bu soruyu sorduktan sonra. Hiçbir şey demeden dışarı çıktı.
Ama bunu hatırlaması hoşuma gitmemişti… Çünkü 30 yaşıma giriyordum.
•••
Tam o sırada telefonum titredi. Sınıftan çıkarken bu mesajın en yakın arkadaşım Ayça’dan geldiğini gördüm. Bana “Hoş geldiniz” tabelasının görselini yollamıştı. Bu akşam düğünleri vardı.
Bana yolladığı görsel şuydu: Bir boy aynasının üzerinde beyaz renkte italik yazıyla:
“AYÇA VE UMUT DÜĞÜNÜMÜZE HOŞ GELDİNİZ”
Görselin altında da “Güzel mi?” yazmıştı.
Ayça’ya cevap vermeden, görsele sadece kalp emojisi bıraktım.
•••
Zaman su gibi geçmişti. Son dersim de bugün girdiğim ilk ders kadar hızlı geçmişti. O kadar yorgundum ki adım atmakta bile zorlanıyordum.
Okuldan çıktığımda sevgilim Alper’e mesaj attım. İşi nedeniyle hafta boyunca Bursa’daydı. Bu saatlerde uçakta olması gerekiyordu ama yine de teyit etmek amacıyla “Geldin mi?” diye mesaj atmadan edemedim.
Mesajım iletilmemişti. Sanırım henüz uçağı inmemişti.
•••
Düğüne hazırlanmak için hızlıca eve geldim. Kapıyı açtığımda sessiz olmasını beklediğim evim oldukça sesliydi.
Topuklarımı kapının kenarında çıkarıp parmak uçlarımda oturma odama doğru yürüdüm.
Ve bej rengi keten koltuğumun üzerinde Alper’i ve patronu olan Simay Hanım’ı gördüm.
Oldukça kötü bir pozisyonda…
Gördüğüm anda eve girdiğim gibi çıkmıştım. Düğünde giymek adına akşamdan hazırlayıp krem rengi berjerin üzerine bıraktığım kıyafetlerimi alarak çıktım.
Arkamdan Alper bağırıyordu:
— Aylin, beni dinle! Aylin, göründüğü gibi değil!
Sesini duymamak için ne kadar hızlansam da o da aynı hızla peşimden geliyordu.
•••
Yolun kenarına park ettiğim arabanın arka koltuğuna kıyafetleri fırlattım, kapıyı kapattım ve ona döndüm.
— Anlat. Nasılmış göründüğü gibi değilse? dedim.
Beni beklemiyor olacak ki kalakalmıştı. Suratıma birkaç dakika boyunca baktıktan sonra:
— Göründüğü gibi… dedi.
Geri zekâlı demeden gidemezdim. Aslında daha ağır küfürleri hak ediyordu ama hanımefendi çizgimden çıkamazdım.
•••
Düğünün olacağı otelden bir oda kiralayıp kıyafetlerimi orada değiştirmiştim.
Ve en sonunda arkadaş grubu olarak ilmek ilmek organize ettiğimiz düğün başlamıştı.
Klasik bir düğündü. Klasik giriş müziklerinden biriyle düğüne giriş yaptı gelin ve damat. Kesinlikle bu girişi, tebâsını selamlayan kral ve kraliçe edasıyla yapmışlardı.
Öncelikle nikâhları kıyıldı. Ayça’nın nikâh şahidi bendim. Ama düğünün dışına çıkılan tek yer, Umut’un Ayça’nın ayağına basmasıydı.
İlk danslarını, belli bir kesimin vazgeçilmez şarkısı olan “Kalbimin Tek Sahibi” ile yaptılar. Bunu yaparken niyetleri dalga geçmek miydi, yoksa gerçekten ciddiyetle mi bu şarkıyı seçtiler bilemiyordum. Bu, ömrümün sonuna kadar benim için meçhul olarak kalacaktı.
•••
Düğünün diğer kısmı çorap söküğü gibi gelmişti: Halaylar, Ankara havaları, 90’lar Türkçe pop…
Ve en sonunda çiçek atma töreni…
Ayça beni kaldırmak için çok uğraşmıştı ama kalkmak istemedim. Ama benim kalkmamam, çiçeğin benim üzerime düşmesine engel değildi.
Otelin düğün salonunun semalarında uçuşan çiçek, en sonunda sandalyede oturan benim kucağıma düşmüştü.
Kucağıma düşen çiçeği gördüğümde sanki kucağıma bir ateş parçası düşmüş gibi hissettim.
Ve bu iğrenç günü, kucağıma düşen gelin çiçeğiyle bakışarak kapattım…
Bölüm etkileşimi
