15. bölüm / 15
30’A ÇEYREK KALA ( GÜNCELLENDİ)14 . BÖLÜM: HASATLIKLAR VE SIRLAR
Bölümler 15Şu an: 14 . BÖLÜM: HASATLIKLAR VE SIRLAR
- 1 GİRİŞ434 kelime
- 2 1.BÖLÜM:HAYATIN DENGESİ1.096 kelime
- 3 2. BÖLÜM: ŞAPKA KRİZİ945 kelime
- 4 4.BÖLÜM: SÖZLEŞME1.390 kelime
- 5 3.BÖLÜM: GELİN ÇİÇEĞİ1.274 kelime
- 6 5.BÖLÜM: GİDENLER VE KALANLAR1.181 kelime
- 7 6.BÖLÜM: DÖKÜLEN TAŞLAR1.915 kelime
- 8 7. BÖLÜM: ALLAH YAZDIYSA BOZSUN2.740 kelime
- 9 8. BÖLÜM :GEÇMİŞİN KALINTILARI1.898 kelime
- 10 9.BÖLÜM: SADECE 1 YIL1.791 kelime
- 11 10. BÖLÜM: ZOR KARAR2.308 kelime
- 12 11. BOLÜM: BATTI BALIK YAN GİDERMİŞ2.446 kelime
- 13 12. BÖLÜM: KUŞ DİLİ2.028 kelime
- 14 13.BÖLÜM: İSTENMEYEN MİSAFİR2.849 kelime
- 15 14 . BÖLÜM: HASATLIKLAR VE SIRLAR1.252 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BEŞ GÜN ÖNCE
EMRE ÖZBEĞEN'DEN
Aracımda yol almaktaydım. Aylin'nin görev yaptığı okula doğru gidiyordum. Sabah saatlerinde beni arayıp bana okuldan alıp nişan kıyafeti bakacağı yere götürüp götüremeyeceğini sormuştu. Kendi aracı yıllık bakımındaymış. Ben de tabii ki demiştim bu sorusuna. O yüzden onu okulundan almaya gidiyordum.
Bir yandan da telefon görüşmesindeydim. Telefonum karşısındaki ses, en yakın arkadaşlarından biri olan İlker'e aitti. Şu anda Amsterdam'da bir tıp kongresindeydi. Bu kongreye Aylin'nin evinde Alper'i gördüğüm gün çıktığı için o gün onunla görüşememiştik.
— Ne haber, aga? Telefonun karşısındaki ses.
Bu bana Babamdan kalan birkaç armağından biriydi. Yakın arkadaşlarıma ister istemez böyle hitap ediyordum, özellikle İlker'e.
— İyi, dedim, yarım ağız bir şekilde.
— Hangi dağda kurt öldü de sen beni aradın, ondan bahset, dedi.
Derin bir nefes verdim.
Yaklaşık 4 ay önce bana bir teklifte bulunmuştun, hatırlıyor musun?
— Ha, dedi aydınlanmış bir şekilde. Altay & Özbeğen kliniği diyorsun. Ne oldu, en son böyle bir şeyin henüz gereksiz olduğunu söylüyordun.
— Şu an hayatımdaki en gerekli şey, dedim. Şimdi ben sana aynı teklif ile geliyorum. Ne diyorsun?
— Kanka, benim için okey. Yani...
Hayatımda en az onun kadar umursamaz olabilseydim, şu an en mutlu günlerimi yaşıyor olabilirdim, cümlesinin devam ettirdi.
— Ben seninle her şeye girerim. Aga, sen okey diyorsan bana da okey.
— Giriyoruz o zaman işe, dedim.
— Giriyoruz, dedi.
Ardından:
— Sen sadece bunun için mi aradın? Hadi, şu an seninle konuşmak yerine en az bir tane ecnebi güzeli düşürüyor olabilirdim, dedi.
Güldüm.
— Sen oraya Tıp Kongresi için gitmemiş miydin?
Güldü ve çapkın bir şekilde:
— Ne yani, cenazeye gidince dağıtılan yemeği yemiyor musun, dedi. Ayrıca hanımlarla farklı bir tedavi yöntemi üzerine çalışıyoruz. İnan, oradaki herhangi bir güzeli bir dakika izlesen iyileşirsin.
— Tamam aga, sormadım say. Görüşürüz, dedim.
Muzip bir şekilde:
— Görüşürüz, bebeğim, dedi. Ha bu arada, nişanına yetişemeyebilirim. Tekrardan... Ha bu arada, yengeye söyle seni benden kopardığı için ona kızgın ve kırgınım.
Ağzımın içinde siktir git dedim ve telefondan bir kadın sesi duyuldu.
— İlker, kom naar bed, schatje.
İlker kadına karşılık verdi.
Muzip bir şekilde İngilizce yanıt verdi:
— I'm coming, baby.
Şaka gibi adamdı. İki günde Flemenkçe'yi çözmüştü.
— Aga, ben kapatıyorum. Hayatımın en unutulmaz Hollanda turunu atacağım.
Güldüm.
Ona artık başka bir şey yapamıyorum. Hayatımda çok şerefsiz tanımıştım. Ama onun gibisini asla.
•••
ŞİMDİKİ ZAMAN
AYLİN AYDOĞDU'DAN
Ameliyathane kapısının önünde hiçbir şey bilmeden, elin kolun bağlı bir şekilde beklemek zorunda kalmak ölümle eş değer bir şeydi.
Neyse... Asır gibi geçen saatlerin içerisindeydik ve neden burada olduğumuzu hâlâ bilmiyorduk. Bu durum hakkında bildiğimiz tek şey, Erdal'ın yaklaşık 2 saattir ameliyatta olduğuydu.
Ben duvara sırtımı yaslamış, kollarımı göğsümün önünde bağlayıp durmuştum. Emre ise bir aşağı bir yukarı şekilde ameliyathane kapısının önünde volta atıyordu. Gökhan ise karşı duvarındaki duvara asılı sandalyelerden birinde huzursuz bir şekilde oturmaktaydı.
Emre her ne kadar dedesini sevmediğini söylese bile şu anda üzgün olduğunun farkındaydım. Sonuçta kanından biri ölümle burun burunaydı ve ölmemek için cebelleşiyordu.
Tam teselli etmek için Emre'nin yanına gidecektim ki ameliyathane kapısının açılma sesi ile gözüm oraya döndü.
Erdal Bey'in doktoru, kısa boylu, tahminimce 50'li yaşlarında, biraz topluca, hoş bir kadındı. Ameliyathane bonesi mavi ve papatyalıydı.
•••
GEÇMİŞ
ÜÇÜNCÜ KİŞİ AĞZINDAN
Hastane girişi bankosunun üzerinde duran vazo içindeki küçük papatyalara eli çarpmıştı. Sedyesinin yan tarafından koşarak hastaneye giriş yaptı. Bankoya doğru bağırdı:
— Özür dilerim!
O kadar hızlı koşuyordu ki arkasından bankodaki kadının “Sorun değil.” deyişini duymamıştı.
Songül ile boşanılalı yaklaşık 2 ay olmuştu. Beraber yeni bir hayata başladıkları kızı Zehra ateşler içinde sedyede yatıyordu. Küçük kız tabii ki daha önceden de hasta olmuştu fakat Yusuf ilk defa bu kadar büyük bir ateşli hastalıkta yalnız başındaydı. O yüzden eli ayağı birbirine dolaşıyordu.
Yusuf ile Zehra hastanenin acil müdahale kısmına geldiler. Şanslılardı ki Zehra'nın hâlihazırda doktoru olan Ayşe Hanım nöbetteydi. Tedavisine başlamak için Zehra'yı boş sedyelerden birine aldılar. Hızla gerekli testler yapıldı. Testlerin sonucunda Zehra'ya serum takıldı.
Ayşe Hanım huzur verici sesi ile:
— Prensesimiz idrar yolu iltihabı olmuş, dedi. Ama sabaha kalmaz iyileşir.
Bir gün sonra çıkış yapmak amacıyla bankodaydılar. Babasının elindeki papatyalara merakla bakıyordu Zehra.
— Niye papatya aldın? Ben papatya sevmem ki. Benim en sevdiğim çiçek kırmızı gül. Aşkın simgesi.
Yalandan bir sinirli kızının saçını karıştırdı Yusuf.
— Bu yaşta ne aşkı? Hani söz vermiştin babaya, evlenmeyecektin?
— Beyaz atlı prensim gelene kadar sözümü tutacağım, dedi Zehra büyük bir şevkle.
Yusuf ise kız adına umutsuzdu.
— Biz çıkış işlemlerini yapmaya geldik, dedi.
Karşısındaki kadın, bu kadın dün akşamki vazosunu kırdığı kadınla aynı kadındı. Kadın bundan haberdar olmuş olacak ki çıkış belgesini Yusuf'un önüne uzattı ve üzerine bir adet kalem koydu.
Belgenin o sırada papatyasını da bankonun üzerine bırakmıştı Yusuf. Kâğıdı imzalarken Zehra'nın:
— Baba, çişim geldi, cümlesinin eşliğinde yaptı bunu.
Hızlıca imzalayıp çıkışa yöneldi. Bu sebeple arkasından:
— Çiçeğinizi unuttunuz! diye bağırdı kadın.
Yusuf döndü.
O, sizin dün için özür mahiyetinde
Kadın. Bu davranıştan etkilenmişti fakat bunu Yusuf'a karşı dillendirmedi ve dillendirecek vakti de olmadı. En azından o gün için.
Fakat her ikisi de bu karşılaşmalarının ilk ve son olmayacağının farkında değildi.
•••
ŞİMDİKİ ZAMAN
Hastamız gayet iyi durumda, dedi doktor. Görebilirsiniz fakat hastamızın iyiliği adına sadece bir kişi ve birkaç dakika.
Aynı dakikalar esnasında Emre'nin telefonu çaldı. Telefonu yanıtlarken aynı zamanda adımlayarak benden uzaklaşıyordu. Karşı taraftaki ses şunları söylüyordu:
— İyi kardeşim, iyi. Çok şükür, ameliyatı iyi geçti. Şimdi normal odaya alıyorlar.
Uzaklaştığı için devamında ne dediğini duyamamıştım. Çok geçmeden gerçekten Erdal Bey'i çıkartıp normal odaya almışlardı.
Odaya doğru yürümekteydim ama telefonumu açınca durmak zorunda kaldım. Ama yine çıktığımdan beri arıyorlardı zaten. Evden daha fazla meraklandırmamak ve meraklarını gidermek için telefonu açıp bilgilendirdim.
— İyi, iyi annem, merak etmeyin. Ameliyattan yeni çıktı.
Odaya doğru geldiğimde Gökhan çoktan Erdal Bey'in yanına gelmişti. Bir şey hakkında konuştuklarını anlayınca durup dinlemeyi tercih ettim.
Zaten başıma ne geliyorsa bu meraklılığımdan geliyordu.
Gökhan, Erdal Bey'e sitem ediyordu.
— Efendim, ben size kız isteme zamanında da demiştim böyle olacağını. Kendinizi çok yoruyorsunuz. Böyle giderse durumunuz daha da kötüleşecek.
— Biliyorum Gökhan, biliyorum. O yüzden uğraşıyorum Emre'yi işlerin başına getirmek için. Ayrıca sen benim dertlerimi almak için yanımdasın, yaptığım şeyleri yüzüme vurmak için değil.
İster istemez isteme gününde Erdal Bey'in odasından duyduğum uğultular geldi aklıma.
•••
GEÇMİŞ
ÜÇÜNCÜ KİŞİ AĞZINDAN
Kız isteme merasiminden sonra çarpıntısı arttığı için yaşını ve günün yorgunluğunu bahane ederek odasına çekilmişti Erdal.
Yaklaşık bir senedir kalbinde oluşan sorunlardan muzdaripti fakat yaşadığı son zamanlarda daha da artmıştı bu sorunlar.
Bu hastalıktan tek kurtuluşu oldukça ağır bir ameliyattı fakat Erdal bu ameliyata girmeye korkuyordu.
Oldukça ağır bir ameliyat olan bu ameliyatın ağırlığı onun için 10 katıydı. Bunun sebebi ise yaşının büyüklüğüydü.
Gökhan bütün bunları bilse de bu seçeneği tekrar Erdal'ın gözünün önüne getirdi.
— Erdal Bey, bu ameliyatı olsanız aslında, dedi çekingen bir şekilde.
— Olamam, dedi Erdal. Olamam. Bütün her şey rayına oturtmadan, Emre'yi işlerin başına getirmeden, evlendirmeden, soyumun devamlılığının netleştirmeden bu yükün altına giremem. Böyle belirsizliği göz önüne alamam, dedi.
Bu yaşına kadar başına gelen her şeyin altından rahatlıkla kalkmış olan Erdal Özbeğen, bu ameliyattan küçük bir çocuk gibi korkuyordu.
Çok korkuyordu.
•••
ŞİMDİKİ ZAMAN
AYLİN AYDOĞDU'DAN
Beni geçmişe sürüklenmekten kurtaran şey, telefonuma gelen bildirim sesleriydi. Cebimden çıkarıp da baktım. Beyaz elbisemi çıkarıp gri bir eşofman ve beyaz bir tişört giymiştim anın acelesiyle.
Bildirimlerin sahibi Emre'ydi.
Buz Prens: hangi odadasınız
Mesajı hemen yanıtladım.
Siz: 2142 nolu odadayız
Yazdım.
Ardından hastane giriş bankosundan gelen bir sesle oraya döndüm. Bankonun önünde zayıfça, küt modelde kızıl kıvırcık saçlı bir kadın vardı. Görevli kadın adını sordu. Diğer kadın da yanıtladı:
— Naz Yorgancı, dedi kadın. Doktor Nehir Beliz'e randevum var.
— Acaba odası nerede?
Bu ses, bu isim, bu sima oldukça tanıdıktı.
Kimdi bu kadın?
Bölüm etkileşimi
