3. bölüm / 15
30’A ÇEYREK KALA ( GÜNCELLENDİ)2. BÖLÜM: ŞAPKA KRİZİ
Bölümler 15Şu an: 2. BÖLÜM: ŞAPKA KRİZİ
- 1 GİRİŞ434 kelime
- 2 1.BÖLÜM:HAYATIN DENGESİ1.096 kelime
- 3 2. BÖLÜM: ŞAPKA KRİZİ945 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM: SÖZLEŞME1.390 kelime
- 5 3.BÖLÜM: GELİN ÇİÇEĞİ1.274 kelime
- 6 5.BÖLÜM: GİDENLER VE KALANLAR1.181 kelime
- 7 6.BÖLÜM: DÖKÜLEN TAŞLAR1.915 kelime
- 8 7. BÖLÜM: ALLAH YAZDIYSA BOZSUN2.740 kelime
- 9 8. BÖLÜM :GEÇMİŞİN KALINTILARI1.898 kelime
- 10 9.BÖLÜM: SADECE 1 YIL1.791 kelime
- 11 10. BÖLÜM: ZOR KARAR2.308 kelime
- 12 11. BOLÜM: BATTI BALIK YAN GİDERMİŞ2.446 kelime
- 13 12. BÖLÜM: KUŞ DİLİ2.028 kelime
- 14 13.BÖLÜM: İSTENMEYEN MİSAFİR2.849 kelime
- 15 14 . BÖLÜM: HASATLIKLAR VE SIRLAR1.252 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merve’nin karşısındaki kadına alık bakışları hâlâ sürerken, gözlerindeki merak dolu kırılmalar da ona eşlik ediyordu.
“Anne, senin burada ne işin var? Sıkıldım Amasya’da otur otur… Öğrendim ki doğurmuşsun o asalak damattan! Ben nasıl bir çocuk doğurmaya karar verdiğini anlamadım ama oldu artık bir kere…”
Önce, “Senin dairenin kapısını çaldım ama kapı açılmayınca burada olacağını düşündüm. Doğru düşünmüşüm,” dedi. Sesi ince, kınayıcı ve oldukça rahatsız ediciydi.
“Damada söyle, taksinin parasını ödesin. Havaalanından buraya kadar taksiyle geldim. Şoför de sallayıp sallayıp dururdu, midem ağzıma geldi!” diye söylenmeye devam etti.
“Bu Ankara'daki insanlarda nohut kadar akıl yok! Hiçbir şey beceremiyorlar!”
Merve, onun isteğine Emin yok diye yanıt verse bile Cevriye Hanım bunu duymamıştı ya da umursamamıştı. Bunları söylerken, içeri gel denmeden çoktan içeri girmişti bile.
İlk gittiği yer torununun yanıydı.
•••
Salonda bir anda onu görünce oldukça şaşırmıştı Lale. Şaşkınlığı sesine de yansıyordu:
“Hoş geldin, Cevriye teyze.”
“Hoş buldum… Hoş buldum,” dedi yarım ağızla.
Cevriye eğilip torununa baktığında, memnuniyetsizliğini belli eden bir ses çıkardı. Ellerini torununun yüzüne götürdü.
“Bizim aileden bu kadar çirkin bir kız çıkmaz. Kesin damadın tarafına çekmiş bu… Adını ne koydunuz?” dedi.
Annesinin peşinden gelen Merve, annesinin sorusuna cevap verdi:
“Aylin.”
Cevriye Hanım bu isme de burun kıvırdı.
“Seneler geçtikçe böyle abur sabur isimler türetiyorlar. Ayşe’nin, Fatma’nın suyu mu kurumuş?”
Gerçekten ona “Memnuniyetsiz Cevriye” denmesinin hakkını veriyordu.
Cevriye Hanım tekrar bebeğe döndü.
“Bu çocuğa niye şapka takmadınız? Kafasını üşütecek,” dedi Aylin’in başına dokunurken.
“Anne, evin içi çok sıcak. Çocuk kurdeşen döker,” demesine kalmadan, nereden çıktığı bilinmeyen bir poşetin içinden el örmesi bir şapka çıkardı. Şapkayı Aylin’in kafasına geçiriverdi.
Cevriye Hanım hem memnuniyetsizdi hem de her şeye burnunu sokardı. Bunlar, Merve’nin annesinde en sevmediği huylardı. Zaten bu yüzden doğduğunun haberini bile vermemişti.
Merve biliyordu… Her şeye burnunu sokacaktı. Merve’nin taze annelik zamanları da böyle anlarda dolacaktı.
•••
Merve ile işi bitince Lale’ye doğru döndü.
Cevriye, Lale’nin sınav kâğıtlarıyla işi bittiğini görmüştü ve Lale oğlunu emzirmekle meşguldü. O sırada Cevriye Hanım yine dayanamadı.
“O çocuk öyle tutulmaz kızım, boğazına kaçar süt,” dedi.
Lale’nin cevap vermesine kalmadan Merve araya girdi:
“Anne, hadi biz eve çıkalım.”
Merve, annesinin kolundan tutup kapıya doğru sürükledi. Annesi kapı eşiğinden dışarı adım atana kadar bekledi. Ardından ekledi:
“Sen burada beni bekle. Ben Aylin’le eşyalarımı alıp geliyorum.”
Tekrar içeri döndü. Hızla el örmesi çantasına eşyalarını tıkıştırıp omzuna taktı. Kızını kucağına aldı.
Arkadaşına doğru dönerek bıkkın bir nefes verdi ve ekledi:
“Biz yukarı çıkıyoruz.”
Lale, arkadaşının düştüğü duruma üzüldüğünü belli eden bir ifadeyle başını salladı.
•••
Merve ve Cevriye önce aşağı inip taksicinin parasını ödemişlerdi. Sonra da 10 numaralı daireye çıkıp kapıyı açmışlardı.
Boş dairede kapı açılma sesi yankılandı. Demir kapının gıcırtısı ise buna eşlik etti.
Merve giyimde zevkli bir kadındı ama ev dekorasyonu için aynı şeyi söylemek zordu. Onun evine girildiğinde göze çarpan ilk şeyler genellikle şunlar oluyordu:
Evleri küçüktü. O yüzden hol namına söylenebilecek bir alan yoktu. Kapısı hâlihazırda açık olan oturma odasında kırmızı koltuklar vardı. Üzerinde ne olduğu belli olmayan desenler bulunan kahverengi bir halı… Küçük kahverengi bir masa, onun üzerinde ise su yeşili analog bir telefon vardı. Ve oturma odasının hemen yanında, kapı eşiğinde duran mavi fil figürleri…
Bunlar sadece birkaç tanesiydi.
Ama şu konuda hakkını yiyemezdiniz: Merve’nin evinin kapısı açılıp içeri girildiği anda burnunuza ferah bir temizlik ve yasemin kokusu gelirdi.
Gerçekten titizliği seven, düzenli bir kadındı Merve.
•••
Daireye girer girmez Cevriye Hanım tekrardan o beton suratıyla ortalığa memnuniyetsizlik saçmaya başladı:
“Hâlâ zevksiz dekorasyonunu değiştirmedin mi?”
Merve, son sabır kırıntılarıyla cevap verdi:
“Değiştirmedim anne… Çünkü evimin dekorasyonunu seviyorum,” dedi ve derin bir nefes aldı.
Sonra annesini boş vermeye çalışarak kucağındaki kızını, dokuz ay boyunca pimpirikli bir şekilde en ufak şeyine dikkat ederek düzenlediği odasına götürdü.
Binbir çeşit pembe rengiyle düzenlediği odaya…
Aylin’i yatağına yatırdı.
Çocuğunu yatırırken, bu hamileliği sağ salim ve sıkıntısız bir şekilde bitirebilmenin, bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına almanın ve onun için düzenlediği odasına getirip yatırabilmenin mutluluğunu yaşıyordu.
Annesi, her şeye karıştığı gibi bu odayı düzenlerken de karışmıştı elbette… Ama Merve’nin bunu ne kadar umursadığı tam bir muammaydı.
•••
Aylin mışıl mışıl uyurken Emre için aynısı söylenemezdi.
Lale, oğlunu uyutmak için adeta acı çekiyordu. Yere oturmuş, sırtını koltuğa yaslamıştı. En son çare olarak bir kırlentin ucuna destek koymuş, çocuğunu o kırlentin üzerine yatırmıştı. Sallıyordu Emre’yi… Ama işe yaramayacak gibi gözüküyordu.
Kırlentin üzerinde katıla katıla ağlıyordu küçük bebek.
Lale, en sonunda bu ağlama seslerinden bıkıp yukarı kattaki Cevriye Hanım’ı bile umursamadan arkadaşı Merve’nin yanına çıkmaya karar verdi.
Emre’yi kundağa soktu. Merdivenlerden birkaç basamak yukarı çıkıp 10 numaralı dairenin kapısını çaldı. O kuş sesi duyuldu. Çok geçmeden Merve kapıyı açtı.
Arkadaşına sevecen bir sesle:
“Hoş geldin,” dedi.
Lale de aynı sevecenlikle karşılık verdi:
“Hoş buldum. Zile bastım ama Aylin uyuyor muydu? İnşallah uyandırmamışımdır.”
Hoş bir tebessüm sundu arkadaşına.
“Yok, uyanmadı. Sen niye geldin?” diye sordu Merve.
“Emre’yi bir türlü uyutamadım. Ben de artık yalnız kalmaya dayanamadım,” diyerek içeri girdi Lale.
•••
Merve içeri girerken Cevriye Hanım’ın sesini duydu. Ses şunları söylüyordu:
“İşte öyle Hatice… Benim kız doğum yaptı. Ankara’ya geldim.”
Karşı taraftan aldığı sese karşılık verdi Cevriye:
“Olsun olsun, hepimize hayırlı olsun.”
Lale, Cevriye Hanım’ın herhangi bir insana bu kadar tatlı dilli bir şekilde konuşmasına alışkın olmadığı için soru dolu gözleriyle Merve’ye döndü ve bir bakış attı.
Merve, arkadaşının attığı bakışa güldü ve kısa bir cevap verdi:
“Hatice teyze ile konuşuyor.”
Sonra ekledi:
“Sen Emre’yi Aylin’in yanına yatır. Belki orada uyur. Ben de bize bir çay koyayım.”
“Tamam,” deyip bebek odasına gitti Lale.
Büyük pembe beşikte yüzüstü bir şekilde uyuyan küçük kıza baktı ve gülümsedi. Oğlunu yanına yatırdı.
Yattığı anda küçük bebeğin huysuz mırıltıları kesilmiş ve uykuya dalmıştı.
Bu da Lale’nin yüzünün daha fazla gülmesine sebep olmuştu. Sessizce odadan çıktı.
•••
Lale odadan çıkar çıkmaz Emre de Aylin gibi döndü, küçük elini Aylin’inkinin üzerine koydu.
Ve beraber sessizce uyudular…
Bölüm etkileşimi
