11. bölüm / 15
30’A ÇEYREK KALA ( GÜNCELLENDİ)10. BÖLÜM: ZOR KARAR
Bölümler 15Şu an: 10. BÖLÜM: ZOR KARAR
- 1 GİRİŞ434 kelime
- 2 1.BÖLÜM:HAYATIN DENGESİ1.096 kelime
- 3 2. BÖLÜM: ŞAPKA KRİZİ945 kelime
- 4 4.BÖLÜM: SÖZLEŞME1.390 kelime
- 5 3.BÖLÜM: GELİN ÇİÇEĞİ1.274 kelime
- 6 5.BÖLÜM: GİDENLER VE KALANLAR1.181 kelime
- 7 6.BÖLÜM: DÖKÜLEN TAŞLAR1.915 kelime
- 8 7. BÖLÜM: ALLAH YAZDIYSA BOZSUN2.740 kelime
- 9 8. BÖLÜM :GEÇMİŞİN KALINTILARI1.898 kelime
- 10 9.BÖLÜM: SADECE 1 YIL1.791 kelime
- 11 10. BÖLÜM: ZOR KARAR2.308 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 11. BOLÜM: BATTI BALIK YAN GİDERMİŞ2.446 kelime
- 13 12. BÖLÜM: KUŞ DİLİ2.028 kelime
- 14 13.BÖLÜM: İSTENMEYEN MİSAFİR2.849 kelime
- 15 14 . BÖLÜM: HASATLIKLAR VE SIRLAR1.252 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sinirle mekana geri dönerken, dış kısımda bulunan masalardan birinde oturan Ayça'nın kardeşi Selin ve Zehra dikkatimi çekti. Sinirden, onları buraya davet ettiğimi bile unutmuştum. Zehra’yı uzun zaman sonra ilk kez Cem'in resim sergisinde gördüğümde, sağ kaşının ve sol yanağının üzerindeki benlerini kapatmıştı; fakat bugün bunu yapmayı tercih etmemişti. O yüzden bu benlerin varlığını net bir şekilde hatırladım.
Onun karşısındaki sandalyede ise siyah, düz, uzun saçları, yanaklarının ve burnunun üzerindeki çilleriyle Selin oturuyordu. Ayça ve Selin'i görenler, onları tanımadıkları sürece öz kardeş olduklarına inanmazdı. Gerçi Ayça'nın da saçları boyaydı ve asıl rengi siyahtı; ama saçlarının siyah olması; Selin'in keskin yüz hatları, çilleri ve yeşil gözleriyle ablasıyla zerre alakasının bulunmadığı gerçeğini değiştirmezdi. Ben, yeşil gözleri sebebiyle Selin'i daha çok annesine, Ayça'yı ise ela gözleri sebebiyle babasına benzetirdim.
Bizim mekanımızın şefi Ayça'ydı. Artık eski mekanımız mı yoksa hâlâ bizim mekanımız mı bilmem ama üniversite son sınıftayken açmaya karar vermiştik burayı. Ayça zaten bu işle alakalı bir bölüm okuduğu için bu hep onun hayaliydi, ben sonradan dahil olmuştum. O yüzdendi bu çabam, o iki sene daha beklemek isterken benim "hemen yapalım" diye tutturmam yüzündendi. Bütün borçların hepsini tek başıma ödemek için çabalıyordum; çünkü bütün bu kredilerin çekilmesine ben sebep olmuştum. Bütün bunların sebebi benim sabırsızlığımdı.
Birkaç adım daha attıktan sonra konuşma seslerinin rahatça duyulacağı bir mesafeye geldim. Zehra, Ayça'ya eşiyle nasıl tanıştığını soruyordu. Ayça ona bir fotoğraf gösterirken, ben de o fotoğrafın nasıl bir şey olduğunu görebilecek vaziyetteydim. Düğün fotoğraflarından kalma, dış çekim bir kareydi: Umut, Ayça'yı belinden tutmuş havaya kaldırıyor, Ayça da mutlulukla gülümsüyordu.
Fotoğrafı göstermesinin ardından tanışma hikayelerini anlatmaya başladı Ayça:
"Ben şefim, bir keresinde cruise gemisinde görev almıştım. Umut da geminin kaptanıydı, o vesileyle tanıştık. Gerisi de çorap söküğü gibi ilerledi."
"Ya, ne kadar romantik!" dedi Zehra. Zaten ona bir gram romantiklik içeren bir şey anlatmanız, erimesi için yeterliydi; o tipte bir insandı.
Bu sefer Ayça sordu Zehra'ya: "Siz nasıl tanıştınız eşinle?"
Zehra, "Bizimkinden o kadar romantik bir şey bekleme, çıkmaz zaten. Liseden beri beraberdik, en sonunda evlendik işte," dedi.
Bu sohbetin sonunda kızlar beni fark etti. Ayça içeri doğru el hareketi yaparak, "Gelsene, ne dikiliyorsun orada?" dedi.
"Nefes alıyordum öyle," dedim ve yavaş adımlarla içeri doğru geçtim. Elimdeki dosyaları göstererek kızlara, "İçeri bırakıp geliyorum," dedim. Ben bunu söylerken Ayça, Zehra'nın numarasını almaktaydı. Kısa sürede çok hızlı kaynaşmışlardı.
Kasanın arkasına bıraktığım dosyaya doğru bakarken bakışlarım bir anda daldı. Bu dalgınlık, beni yarım saat öncesine sürükledi.
•••
YARIM SAAT ÖNCE
"Dinle beni," dedi Emre'nin geçmişten gelen sesi. "Bu anlaşma ikimizin de lehine olacak. İkimiz de birbirimizi tanıyoruz, bir sene bizim için ne kadar kötü geçebilir ki?"
"Sus!" dedim. Daha fazla bu konu hakkında bir şey duymak istemiyordum. "Bana haber vermeden nasıl benim hakkımda birine söz verip bir sözleşme imzalarsın? Hangi hakla, hangi sıfatla?"
"Senin için yaptım," diyordu Emre. Bu konuşma başladığından beri birkaç kere "ikimizin de ihtiyacı" ve "ikimizin de lehine" gibi cümleler kullansa da, o paraya onun ihtiyacı olmadığını biliyordum. Kendimi iyi hissetmem için onun da ihtiyacı varmış gibi davranıyordu.
Duyduklarım sebebiyle bıkkın bir nefes verdikten sonra, "Birbirimizi tanıdığımız doğru ama birbirimizin 13 sene önceki haliyle sınırlı bir şekilde tanıdığımız da su götürmez bir gerçek," dedim. Onun cevap vermesine izin vermeden hızlıca kaldırımdan kalkıp mekana doğru yol aldım.
•••
GÜNÜMÜZ
Başımı hiddetle sağa sola sallayarak bu geçmiş girdabından sıyrılmaya çalıştım. Kızların kahkaha sesleri kulağımda doluşuyordu. En sahici gülümsemelerimden bir tanesini dudağıma takıp onlara doğru ilerledim. Ayça ile Zehra arasındaki numara alışverişi hâlâ devam ediyordu.
Zehra, Ayça'nın numarasını tam kaydettiği anda telefonu çaldı. Aramayı hızlıca cevapladı; telefon her ne kadar hoparlörde olmasa da karşı tarafın sesi rahatça duyulabiliyordu.
Telefonda" Nurullah Ekinci adına bir kargomuz vardı," dedi karşı taraftaki erkek sesi. "Aranabilir diğer numaralara sizin numaranız kaydedilmiş, acaba nesi oluyorsunuz?" diye sordu.
Zehra, "Eşiyim," diye cevapladı soruyu. "Onaylıyorum, kapıya, paspasın üzerine kargoyu bırakabilirsiniz. İyi günler."
Telefon görüşmesi bittiği anda, buruk bir gülümseme ile "Sanırım hayalini gerçekleştirebilmişsin," dedim ona.
"Yarısını," dedi.
"Henüz yarısını gerçekleştirebildim ?"
Aramızdaki konuşmaya anlam veremeyen Ayça, sohbete katılmak adına, anlamadığını açıkça belli eden tatlı bir yüz ifadesiyle, "Hayal ne ki?" diye sordu.
Buruk bir ses tonuyla, "Hayal..." dedi Zehra. Sonra tekrar, "Hayal şuydu," diye ekledi. "Ünlü bir oyuncu olacaktım, sözde çok ünlü... Eğer evlenirsem ismim çok büyük bir marka olduğu için eşimin soyadını kullanmayacaktım." Ses tonu, çok matah bulduğu bir şeyi aynı zamanda küçümser gibiydi. Bacak bacak üstüne attı ve sözüne devam etti: "Ama şu anda, her ne kadar oyuncu olamasam da kocamın soyadını kullanmıyorum ve emlak sektöründe kendi çapında çok ünlü bir emlakçıyım."
Ardından histerik bir ses tonuyla, "Ne kadar monoton bir hayat... Hayat çok üzerime geliyor," dedi ve kıkırdadı. "Kapatıcım da bitti zaten, buraya gelirken benlerimi bile kapatamadım. Yıkılası hayat!"
Kolundaki saatine baktı: "Benim bir daire randevum var, geç kalmadan oraya yetişeyim. Tekrar görüşelim ama sevdim bu grubu." Ardından klasik uğurlama seremonisi gerçekleşti. Çok geçmeden Selin de cilt bakımı randevusu olduğunu söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Masada sadece Ayça ve ben kalmıştık.
Karşımdaki sandalyede oturan Ayça büyük bir merakla, "Rüyan çıktı mı?" diye sordu.
Ayça en başından beri haklıydı sanırım. Bana bu hurafeyi yaptırırken, Emre gerçekten benim nasibimdeki damat olabilir miydi? Bu çelişkilerimi kendime sakladım. Ayça'ya ruhsuz bir surat ifadesiyle, "Hayır," dedim sorusuna cevap olarak.
Birer tane kahve içip evlerimize dağıldık.
•••
EMRE ÖZBEĞEN'DEN
Odamdaki masamda otururken gözlerim istemsizce sürekli telefonuma gidiyordu. Aylin'den teklifime karşılık koskocaman bir ret cevabı gelse de kararını değiştirmesini ummaktaydım. Evet, ona her ne kadar bu bataklığa ikimiz de aynı anda düşmüşüz gibi davransam da bunu onun için yapıyordum; ama onun bunu bilmesine gerek yoktu. Çünkü onu tanıyordum; bunu bildiğinde kendini hakarete uğramış hissedecekti. Benim en son isteyeceğim şey, onu böyle bir hakaretle karşı karşıya bırakmak olurdu. Ama söylediklerinin bir kısmı da haklıydı; birbirimizin 13 sene önceki halini tanıyorduk. Ancak onun bilmediği şey, benim onun şu zamanki halini de tanımaya can attığımdı.
Karşımdaki Resul Dayı'nın "Doktor!" diyen sesi, telefona dalmış gözlerimi şu ana geri döndürdü; ama benim dönmek isteyip istemediğim tamamen muallaktaydı.
Resul Dayı her ay usanmadan gelip ağrı kesici yazdırırdı. "Yazsana şu zıkkım ilacı bana ," dedi dayı her zamanki gibi. Reçetesini yazıp ona verdim. Hastanede herkes onu tanır ve bilirdi ama namının pek iyi bir şekilde yayıldığı söylenemezdi; herkes onu sabırsızlığı ve cimriliği ile tanır, "Resul Dayı" deyip geçerdi.
Reçetesini verirken, "Şu ilacı 300 lira verip alabileceğinizi biliyorsunuz değil mi? Bu reçeteyi yazdırmak için o kadar yol yapıp buraya kadar gelmenize cidden gerek yok. İnanın ki buraya gelirken yaktığınız benzin bile o paradan daha fazladır," dedim.
Resul Dayı bana kınayan bakışlarla bakmayı ihmal etmedi: "300 lira para değil mi? Ayrıca arabayla geldiğimi kim söyledi? Yürüyerek geliyorum. Bu zamanda kimin arabası varmış!" diyerek cıklayıp gitti. Kapıyı açık bırakıp dışarı çıkarken de "Hadi bana eyvallah," demeyi ihmal etmedi.
Aynı gün içerisinde, gece yarısına yakın bir saatte Aylin'den iki adet mesaj bildirimi düştü telefonuma. Birinde şu yazıyordu:
Aylin 🤎: Konuşmamız gerekiyor.
Diğer mesajda ise sadece konum vardı.
•••
AYLİN AYDOĞDU'DAN
Buluşmamızdan sonra herkes evlerine dağılmıştı. Ben de dairemin kapısına geldiğimde, bir defterden koparılmış, alelusul bir kağıdın üzerinde, muhtemelen ev sahibinden bana bırakılmış ve tahminince tahta kalemiyle büyük harflerle yazılmış bir notla karşı karşıya kaldım. Bunun olacağını tahmin ediyordum ama tahmin edemediğim şey, bu kadar hızlı olmasıydı:
"BİR HAFTA İÇERİSİNDE EVİ BOŞALT!"
Tahmin etmemin sebebi ise yaklaşık iki aydır ev kirasını ödeyemememdi; çünkü elimizdeki bütün para kredi borçlarına gidiyordu.
Koltuğumda oturmuş, umutsuz ve anlam veremeyen gözlerle Emre'nin bana en son konuşmamızda verdiği sözleşmeye bakarken, her madde beni tekrar şoka sürüklüyordu:
ÖZBEĞEN AİLESİ EVLİLİK VE MİRAS ŞARTLARINA İLİŞKİN TAAHHÜTNAME
Devamında gelen maddeler ise şunlardı:
• Madde 1 – Evlilik Şartı: Mirasçı Emre Özbeğen, Miras Bırakan tarafından aile yapısına, örf ve adetlere, Özbeğen Ailesi'nin değerlerine ve aile itibarına uygun görülen bir gelin adayı ile evlilik akdini gerçekleştirmeyi kabul ve taahhüt eder.
• Madde 2 – Mevcut İlişkinin Bildirilmesi: Mirasçının hâlihazırda evlenmeyi düşündüğü veya duygusal birliktelik yaşadığı bir kişi bulunması hâlinde, söz konusu kişi Miras Bırakan'ın uygun göreceği tarih, saat ve yerde kendisiyle tanıştırılacaktır. Miras Bırakan'ın yapacağı değerlendirme neticesinde gelin adayının aile yapısına, kişiliğine veya Özbeğen Ailesi'nin değerlerine uygun görülmemesi hâlinde Mirasçı, söz konusu kişi ile evlilik gerçekleştirmemeyi kabul ve taahhüt eder.
• Madde 3 – Evliliğin Devamı: Gerçekleştirilecek evlilik, kesintisiz olarak en az bir (1) yıl süreyle devam ettirilecektir. Mirasçının haklı ve hukuken geçerli bir sebep bulunmaksızın bu süre dolmadan evliliği sona erdirmesi veya fiilen evlilik birliğini terk etmesi hâlinde, işbu Taahhütname kapsamında kendisine bırakılması öngörülen miras haklarından yararlanamayacağı kabul edilmiştir.
• Madde 4 – Ailelerin Tanışması: Miras Bırakan, gelin adayı ile tanışmasını müteakip en geç bir (1) hafta içerisinde, uygun göreceği tarih ve yerde gelin adayının ailesiyle tanışacaktır.
• Madde 5 – Soyun Devamına İlişkin Şart: Mirasçı ile gelin adayının evlilik tarihinden itibaren beş (5) yıl içerisinde Özbeğen soyunun devamını sağlayacak en az bir çocuk sahibi olmaları beklenmektedir. Miras Bırakan'ın söz konusu süre içerisinde vefat etmiş olması, işbu maddenin uygulanmasına engel teşkil etmeyecek olup, şart miras hükümleri bakımından geçerliliğini koruyacaktır.
• Madde 6 – Ortak İkamet Yükümlülüğü: Mirasçı Emre Özbeğen, evliliğin kurulmasını müteakip ve evlilik birliği devam ettiği süre boyunca Miras Bırakan Erdal Özbeğen'in ikamet ettiği konutta birlikte yaşamayı kabul ve taahhüt eder. Mücbir sebep, sağlık, eğitim veya Miras Bırakan'ın yazılı onayı ile gerçekleşen zorunlu hâller dışında bu yükümlülüğün ihlali, işbu Taahhütname'nin ihlali olarak değerlendirilir.
• Madde 7 – Soyadı Kullanımına İlişkin Hüküm: Mirasçı ile evlilik gerçekleştirecek gelin adayı; a) Kendi kızlık soyadı ile birlikte Özbeğen soyadını kullanmayı veya b) Yalnızca Özbeğen soyadını kullanmayı kabul ve taahhüt eder. İşbu hüküm, yürürlükte bulunan mevzuatın izin verdiği ölçüde uygulanacaktır.
• Madde 8 – Gizlilik Yükümlülüğü: Mirasçı ile gelin adayı; Özbeğen Ailesi'ne, aile bireylerine, aile şirketlerine, ticari faaliyetlere, mali durumlara, iş ortaklarına ve işbu Taahhütname'nin içeriğine ilişkin öğrendikleri her türlü bilgi, belge, veri ve ticari sırrı, yurt içinde veya yurt dışında bulunan hiçbir gerçek ya da tüzel kişi, kurum veya kuruluşla paylaşamaz, açıklayamaz ve ifşa edemez. Fakat ifşa etmesi durumunda karşı taraf olan miras bırakan Erdal Özbeğen'e yüz milyar dolar ödeyeceğini kabul ve taahhüt eder. Taraflar, söz konusu bilgi ve belgeleri yalnızca kanunen zorunlu hâller ile Miras Bırakan'ın yazılı izni bulunması durumunda açıklayabileceklerini kabul ve taahhüt ederler. İşbu gizlilik yükümlülüğü, Taahhütname'nin herhangi bir nedenle sona ermesi veya Miras Bırakan'ın vefatı hâlinde dahi süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
• Madde 9 – Aile Şirketinde Görev Alma Yükümlülüğü: İşbu Taahhütname yürürlükte bulunduğu süre boyunca Mirasçı Emre Özbeğen, Miras Bırakan Erdal Özbeğen tarafından belirlenecek gün ve saatlerde Özbeğen Tekstil Grubu bünyesinde görev almak, kendisine tevdi edilen görevleri yerine getirmek ve şirket faaliyetlerine aktif olarak katılmakla yükümlüdür. Haklı bir mazeret bulunmaksızın bu yükümlülüğün ihlali, işbu Taahhütname'nin ihlali olarak değerlendirilir.
• Madde 10 – Taahhütnamenin Süresi: İşbu Taahhütname taraflarca imzalandığı tarihte yürürlüğe girer. Taahhütname, Miras Bırakan Erdal Özbeğen'in sağ olduğu süre boyunca ve vefatından sonra miras paylaşımı kesinleşinceye kadar yürürlükte kalacaktır. İşbu Taahhütname'de yer alan gizlilik hükümleri ile niteliği gereği ölümden sonra uygulanması öngörülen hükümler, sözleşmenin diğer hükümlerinden bağımsız olarak geçerliliğini koruyacaktır.
• Madde 11 – İhlal Hükmü: Mirasçının işbu Taahhütname'de belirtilen yükümlülüklerden herhangi birini haklı ve geçerli bir sebep olmaksızın ihlal etmesi hâlinde, Miras Bırakan, mirasçı lehine öngörülmüş malvarlığı devrini, miras payını veya diğer tasarruflarını kısmen ya da tamamen kaldırma hakkını saklı tutar.
Hangi akılla böyle bir sözleşme yazılmış olabilirdi ki? Ama bunu sorgulayabilecek bir konumda değildim.
Umutsuzca dosyayı orta sehpaya bıraktım, fotoğraf galerisine girip anlamsızca dolaşmaya başladım. Ne kadar ilerlediysem, en eski fotoğraflara gelmişti sıra. Bir fotoğrafta durdum; fotoğrafta ben, Emre, Erkan amca ve babam vardık. İkimiz de babalarımızın kucağında oturur haldeydik. Benim üzerimde bol fırfırlı, kabarık, beyaz bir elbise vardı; onunkinde ise siyah bir takım elbise...
•••
GEÇMİŞ
Yaşadığımız mahallede bir düğün vardı. O düğün yüzünden bizim evde, her zamanki gibi bir kargaşa hakimdi. Emrelerin evdeydik, annelerimiz beraber hazırlanıyordu düğüne.
Annemin Lale teyzeye, "Laloş, altın küpelerimi gördün mü?" diye bağırdığını hatırlıyorum.
"Gördüm, aynalı komodinin sol üst çekmecesinde canım."
"Ha, tamam gördüm, sağ ol," diye cevap vermişti annem de.
Çok geçmeden oturma odasına doğru bir ses daha yükseldi, bu ses Lale teyzenindi: "Erkan, Emre'ye kravatını tak!"
Erkan amca oğluna doğru gelip, "Paşam Emre..." dediğinde, Emre "Ama istemiyorum!" diye mızmızlandı. Erkan amca onun kulağına doğru eğilip, fısıldayan bir ses tonuyla, "Ama bunu takmazsak annen ikimizi de parçalar. Sonumuz böyle olsun istemezsin değil mi paşam?" dedi.
Emre, kıkırdamaların arasından "İstemem," dedi ve sonuna boyun eğen bir mahkum edasıyla kafasını babasına doğru uzattı.
O sırada ben kendi derdimdeydim. Babama doğru gidip elbisemi gösterdim: "Prensesler gibi olmuşum değil mi baba?"
Babam, "Prensesler benim kızımın yanında halt yemiş!" diyerek beni kucaklayıp öpmeye başladı. Erkan amca o sırada, "Hadi gelin, fotoğraf çekinelim," dedi ve gördüğüm o fotoğraf bu şekilde ortaya çıktı.
Düğün yerine geldiğimizde ise dans eden çiftlerin arasında, Emre ile kendi dünyamızda dans etmeye çalışıyorduk. O sırada babam ve Erkan amcanın bizim hakkımızda konuştuklarından habersizdik.
Erkan amca başı ile bizi işaret ederek babama, "Söylemedi deme aga, büyüyünce bunlar evlenecek," demişti.
Babam şiddetle reddetti: "Yok aga, ben almayayım."
Erkan amca, babamla uğraşan bir ses tonuyla, "Ne yapacaksın, kızının turşusunu mu kuracaksın?" diye sordu.
Babamdan aldığı yanıt şuydu: "Evet, kuracağım."
•••
ŞİMDİKİ ZAMAN
Ben galerimde dolaşırken Ayça'dan mesaj düştü ekrana:
Ayça: Bak kimler mürüvvet yoluna girmiş.
Merak etmiştim. Bu kadar derdin ortasında gerçekten dikkatimi dağıtacak bir şeye ihtiyacım vardı. O yüzden yazdım:
Siz: Kimler?
Ayça'nın attığı fotoğraf beni şoka sürüklemişti. Fotoğraftaki yüzler Alper ile Simay Hanım’dı; bu bir nişan fotoğrafıydı. Ben fotoğrafın beni sürüklediği şoktan çıkmaya çalışırken, bir anda ortalık zifiri karanlığa büründü. Elektrik gitmişti. O anın korkusuyla telefonumu yere düşürdüm.
Telefonumu yerden alırken elime bir kağıt parçası geldi. Flaşımı açarak kağıtta ne yazdığına baktım. Kağıtta yazanlar şunlardı:
"Aylin Aydoğdu ve Emre Özbeğen. 30 yaşına kadar hayatımızda biri olmazsa birbirimizle evleneceğimize karşılıklı söz veriyoruz."
Dosyanın arasına koymuştum bu kağıdı. Tahminimce sözleşmeye bakmak için açtığımda oradan düşmüştü. Bunu yapmaktan başka şansım kalmamıştı. İnternet paketini açıp Emre'ye şunları yazıp mesaj attım:
Siz: Konuşmamız gerekiyor.
Ve, bir sahil kenarının konumunu attım.
Çok geçmeden sahil kenarında buluşmuştuk. Bir mekanın yanındaki parkta oturuyorduk. Mekandan gelen müzik bize bir fon müziği yaratıyordu ister istemez:
"Yalancı şahidimdir ay, benim her gece denize vurur yakamoz... Ben aşkı seninle yaşayamazsam, varsın olmasın..."
"Kabul ediyorum," dedim. "Teklifini kabul ediyorum. Başından sonuna kadar büyük bir yalandan ibaret olacak, Bu evliliği Kabul ediyorum."
Bölüm etkileşimi
