26. bölüm · 𝐹𝐼𝑉𝐸 𝐵𝐼𝑇𝐶𝐻𝐸𝑆 𝐴𝑁𝐷 𝐴𝑁𝐾𝐴𝑅𝐴
ÖZEL BÖLÜM 1
𝖮̈𝗇𝖼𝖾𝗅𝗂𝗄𝗅𝖾 𝖻𝗎 𝗂𝗄𝗂 𝗈̈𝗓𝖾𝗅 𝖻𝗈̈𝗅𝗎̈𝗆𝗎̈𝗇 𝗇𝗈𝗋𝗆𝖺𝗅 𝗁𝗂𝗄𝖺̂𝗒𝖾 𝗂𝗅𝖾 𝗁𝗂𝖼̧𝖻𝗂𝗋 𝖻𝖺𝗀̆𝗅𝖺𝗇𝗍ı𝗌ı 𝗒𝗈𝗄𝗍𝗎𝗋. 𝖸𝖺𝗓ı𝗅𝗆𝖺 𝗌𝖾𝖻𝖾𝗉𝗅𝖾𝗋𝗂 𝗂𝗌𝖾 𝖠𝗒𝗌̧𝖾𝗀𝗎̈𝗅 𝖪𝖨𝖫𝖨𝖢̧ 𝗏𝖾 𝖡𝖾𝗒𝗓𝖺 𝖳𝖠𝖡𝖠𝖪`ı𝗇 𝖽𝗈𝗀̆𝗎𝗆 𝗀𝗎̈𝗇𝗎̈ 𝗌𝖾𝖻𝖾𝖻𝗂𝗒𝗅𝖾𝖽𝗂𝗋. 𝖥𝗂𝗏𝖾 𝖡𝗂𝗍𝖼𝗁𝖾𝗌 𝖠𝗇𝖽 𝖠𝗇𝗄𝖺𝗋𝖺 𝗌𝖾𝗋𝗂𝗌𝗂 𝗇𝗈𝗋𝗆𝖺𝗅 𝗓𝖺𝗆𝖺𝗇𝖺 𝗄ı𝗒𝖺𝗌𝗅𝖺 𝗀𝖾𝗋𝗂𝖽𝖾𝗇 𝗀𝖾𝗅𝗆𝖾𝗄𝗍𝖾𝖽𝗂𝗋. 𝖡𝗎 𝗒𝗎̈𝗓𝖽𝖾𝗇 𝖽𝗈𝗀̆𝗎𝗆 𝗀𝗎̈𝗇𝗅𝖾𝗋𝗂𝗇𝖾 𝗈̈𝗓𝖾𝗅 𝖻𝗈̈𝗅𝗎̈𝗆 𝗒𝖺𝗉ı𝗅𝗆ı𝗌̧𝗍ı𝗋. 𝖪𝖾𝗒𝗂𝖿𝗅𝗂 𝗈𝗄𝗎𝗆𝖺𝗅𝖺𝗋 𝖽𝗂𝗅𝖾𝗋𝗂𝗓.
.
.
.
.
"Tamaam! Bugünlük bu kadar, yarın görüşmek üzere!!" Dedi Ayşegül. Yaz kursu sınıfındaki tüm çocuklar bacaklarına sarılınca güldü, onlara sarıldı.
Çocukları velilerine teslim ettikten sonra arkasında duran çocuklarına, yeğenlerine baktı. Gülümsedi.
Bartu Alex, Ege, Kumsal ve Alperen.
Ayşegül dönüp onlara baktı, diğer tarafta da annesinin çantasını taşıyan Pars vardı. Ayşegül oğluna bakıp güldü ve saçlarını okşadı. "Bugün ben götüreceğim sizi eve, hadi toparlanın bakalımm~" Kumsal ona baktı, okul saatleri dışarısında 'teyze' diyorlardı Ayşegül'e. Elleriyle güzelce eteğini düzeltti ve ardından ellerini önünde kenetleyip ufak ufak sallanıp, tatlı tatlı konuştu. "Ayşegül teyzee..biraz... birazcik otursak olmas mıı?" Ayşegül ona baktı, yerdeki oyuncak kutusunu rafa koyarken gülümsedi. "Olsun bakalım! Oturun hadi." Dedi gülümseyerek, hepsi hızla çantalarını bıraktılar ve oturdular. Ayşegül de başa oturdu. Sınıfta bulunan keklerden ve meyve sularından alıp hepsine dağıttı ve başa oturdu. "Ee, nasılsınız bakalım?" Kek paketlerini açmaya çalışırken Alperen gülümsedi, "iyiyiz teyze! Seen???" Ayşegül gülümsedi, "ben de iyiyim teyzeciiimmm" dedi gülerek. Ege ise ne kekten almış, ne de meyve suyunu açmıştı. Ayşegül meyve suyundan bir yudum aldıktan sonra ona baktı, "Ege, sen neden yemiyorsun bitanem?" Ege masaya bakıyordu düşünceli düşünceli, Ayşegül onun bu hâlini tatlı bulsa da garipti. Diğerleri de sessiz kaldı. Sanki sır saklıyormuş gibi.. Ege hiçbir şey söylemedi. "Anne..annemin yaptığı kek yeddi.." dedi yalnızca. Ayşegül kekini ısırırken tek kaşını kaldırdı. "Kekin hepsini yetmediğini gördüm tatlım, kime verdin? Annenlere söylemeyeceğim." Dedi gülümseyerek. Ege parmakları ile oynarken yemyeşil gözleri ile utanarak Ayşegül'e baktı. "Örtmenim bı sey sölicem.. ama annemlere sölemek yok!" Ayşegül güldü, kafa salladı. "Tamam tamam, sölemicem. Gel söle kulağıma" Ege yutkundu, Pars onun meyve suyunu açıp pipeti geçirdi ve içmesi için onun eline verdi. Ayşegül onu bu, 'baba' tavrına güldü, Ege bir yudum aldı. Bartu ise sıkılmış şekilde nefes verdi. "Beren'e verdi." Dedi Bartu. "Ya Bartu!" Dedi Ege. Ayşegül hafif öksürdü duyunca şok olmuştu, "Beren'e mi verdin??" Ege'nin yanakları kızarmıştı. Kumsal ve Pars sadece keklerinden yiyorlardı. Bartu umursamadan meyve suyundan içiyor, Alperen ise gülümseyerek Ege'yi dinliyordu. Ayşegül gülümseyerek ona baktı. "Seviyom..ama bilmiyo..." Dedi Ege, bunun için üzgün gözüküyordu. Kumsal saçlarını geriye attı, sinirle konuştu. Tıpkı annesi gibi. "O kız başkasını seviyor ki!" Ayşegül daha da şok içerisinde baktı. Ege'nin yüzü düşünce Alperen kaşlarını çatıp Kumsal'a baktı. "Ya niye hatırlatıyosun ki!" Kumsal umursamadan omuz silkti. Ayşegül Ege'nin kafasını biraz okşayınca Ege hızlıca ona sarıldı. "Oyy..bebeğim benim..." Diyerek Ayşegül onu dizlerine oturttu. Saçlarını okşadı. "Ama her zaman karşılık göremezsin ki..." Ege burnunu çekti. Ayşegül onun saçlarını okşarken diğerlerine baktı. "Ee, siz??" Diğerleri meşguldü tabii, Pars, Alperen ve Bartu umursamadan yemek yiyorken Kumsal kişisel dolabında bir şey arıyordu. Ayşegül Ege'yi sandalyesine bıraktı. "Kumsal, noldu bitanem??" Kumsal gülümsedi, elleri doluydu.
Bir anda elindeki renkli kağıtlardan yapılmış konfetileri havaya bıraktı, aynı anda diğerleri de ceplerinden çıkartıp havaya attılar.
Bu sırada içeriye elinde doğum günü pastası ile Aydın, pardon. Ozan girdi. Peşinde diğerleri de tabii.
"DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN HAYATIM!!" Ayşegül onlara baktı. Gözlerinin içi dahil güldü. Hızlıca ayağa kalktı, yoğunluk sebebiyle bugün doğum günü olduğunu unutmuştu bile. Ozan'ın elindeki pastanın mumlarını üfleyecekti. Tam o sırada Kübra durdurdu. "Dur dur! Dilek tut!" Ayşegül güldü, dileğini tuttu. Kızlarla tanıştığı günden beridir yalnızca onlarla birlikte çok mutlu olmayı diliyordu.
Ki, bu olmuştu da.
Hepsi hayatlarının erkeklerini bulmuştu, kimisi için kabullenmek çok kolayken kimisi için kabullenmesi zor olmuştu.
Kübra ve Alp. Kumsal ve Alperen adında birbirinden yetenekli, güzel ve yakışıklı ikizleri olmuştu. Kumsal annesine benzerken Alperen de. Adı gibi babasına benziyordu. İkisinin boyu da Kübra'yı geçecekti, şimdiden çok belliydi bu. Her ikisi de çeşitli kurslara gidiyorlardı, ve hepsinde en iyilerdi.
Ayşegül ve Ozan. Pars adında tıpkı babası gibi siyah saçları mavi gözleri olan bir oğulları olmuştu. Yine ikisi gibi bulunduğu grubun annesi/babası oluyordu. Her konuyu hızlıca kavrayabiliyordu. Annesinin öğrettiği her şeyin üstüne kendisi hiç yardım almadan bir şeyler koyabiliyordu. Babasının öğrettiği her şeyde en iyisi oluyordu. Aynı zamanda harika bir izciydi.
Beyza ve Nicholas. Bartu Alex adında annesi gibi yeşil gözlere, babası gibi güzel tene sahip olan bir oğuldu. Diğer çocuklar İngilizce ve Türkçe ile, belki de biraz Fransızca ve Almanca ile yetiştirilirken Bartu'nun şimdiden 3 ana dili vardı. Türkçe, İngilizce ve İspanyolca. Daha 5-6 yaşlarında olmasına rağmen İspanya'nın her yerini gezmişti bile.
Şevval ve Ceylin. Amerika'daki evliliklerinden sonra bir süre orada kalmışlardı. Daha sonra Türkiye'ye dönüp işlerine devam etmişlerdi. Çocukları olmasa bile yeğenlerinin favorileriydi. En basitinden bir şey almak için onların evlerine gittiklerinde bile bir torba dolusu oyuncak götürürlerdi. İkisi de motoruyla gezdiği için diğerlerinin gözünde auraları artıyordu elbette.
Eylül ve Demir. Ege adında babasının aynısı olan bir oğulları vardı. Şimdiden kaslıydı Ege. Hem de. Hiçbir antrenman yapmadan. Babası gibi kumral saçları, yeşil gözleri vardı. Babası gibi çalışkandı da. İlk doğduğunda, "9 ay Serhat'ı taşımışsın karnında" demişti kızlar Eylül'e.
Spor salonunu işleten anne ve babasının yanında olduğu için Ege, oldukça sosyal bir çocuktu. İnsanlarla konuşmaktan hiç çekinmezdi. Herkes tarafından sevilen birisiydi de elbette.
Artık hepsinin tozpembe hayatları vardı. Hepsi de mutluydu. Yalnızca kendi işlerine odaklılardı. Başka hiçbir şeye değil...
.
Ozan pastayı masaya bırakıp ona sıkı sıkı sarıldı. Ayşegül de onun boynundan sarıldı parmak ucunda yükseleyerek. Ozan yanağından öptü. "Nice güzel yaşlara bi'tanem.." Ayşegül gülümsedi. "Hep birlikte.." Ozan da gülümsedi, Ayşegül çocuklara baktı. "Doğum günün kutlu olsun anne!" Dedi Pars. Ayseggyl gülerek onu kucağına aldı. "Bitanem benim!" Ozan da Pars'ın kafasını öptü, daha sonra diğer çocuklara baktılar. "Ya yerim hepinizi!" Hepsi hediyeler almışlardı, Ayşegül teker teker onlara sarıldı, öptü. Daha sonra kızlara baktı. Hiçbirisi bu anın gerçek olduğuna inanmıyordu.
Ankara'ya geldiklerinde kızlar stres içinde 'ne yapacağız?' diye ağlarken Ayşegül onları sakinleştirmeye çalışmıştı.
Şimdi ise.. kendi çocuklarının ve anın etkisiyle gözleri dolmuşken Ayşegül onları gülerek sakinleştirmeye çalışıyordu.
Pasta kesildi. Hepsi oturdu. Birlikte sohbet ediyorlardı. Ayşegül gerildi. "Size.. bir şey söylemem lazım-" dedi, tüm gözler ona çevrildi. Ayşegül Ozan'a baktı. Ozan çataldaki lokmasını yavaşça ağzına attı. Ayşegül gülümsedi. "Ben hamileyim-" Ozan'ın boğazında kaldı lokması. "ÖHÖH- NEEEEE" diyerek onu hızla kucakladı. Sarılıp havada döndürdü. Diğerleri de şok olmuştu, "vay vay, yeni yeğen demek" dedi Şevval sandalyede rahatça otururken. "Ayşegül hanıma Bak senn" dedi Kübra, güldüler. Eylül şoktaydı, güldü. Diğerleri sarılmak için tam ayağa kalktığı sırada Eylül onlara baktı.
"bişi dicem-" Ayşegül ve Ozan Pars'a sarılırken ona döndüler. Ayşegül'ün gözleri parladı. "Ben de hamileyim!" Dedi Eylül. Herkes daha çok şaşırdı. "NEEEE" dediler hep bir ağızdan, Demir ona baktı, "ALLLAAH" diyerek onu kucakladı, öptü, öpmeye doyamadı. Şevval ve Ceylin kahkaha atıyorlardı. "Anlaştınız mı lan?" Dediler aynı anda, daha çok güldüler. Ege annesine baktı. "Kardeş mi..?" Eylül güldü, "evet oğlum!" Demir hızla oğlunu kucağına aldı. Onu da öptü. Nicholas gülüyordu. "Baba.." dedi Bartu. "¿Señor, hijo mío?" (Efendim oğlum?), "¿Cómo se hacen los bebés? (Bebekler nasıl oluyor?) Beyza ikisine baktı, güldü. Nicholas gerildi. "Leylekler babacım, leylekler." Beyza güldü, Nicholas da güldü ve onun yanağını öptü.
Kumsal babasına baktı. "Kardeş mi olucak?" Alp kocaman gülümsedi. "Evet kızım! Hem dee iki tannee" Kumsal gülümseyip babasına sarıldı. Alperen onlara baktı, "ben deee" diyerek kendisi de sarıldı. Kübra da onlara döndü, kaşlarını çattı. Alp hızlıca kollarına onu da aldı.
.
.
Mutlu aile tabloları eşliğinde sohbete devam ettiler. Artık hayatlarında en ufak bir karanlık yoktu. Kalmamıştı...
.
.
.
.
// 𝙾̈𝚉𝙴𝙻 𝙱𝙾̈𝙻𝚄̈𝙼 𝚂𝙾𝙽𝚄 //
