20. bölüm · 𝐹𝐼𝑉𝐸 𝐵𝐼𝑇𝐶𝐻𝐸𝑆 𝐴𝑁𝐷 𝐴𝑁𝐾𝐴𝑅𝐴

BÖLÜM 20

Ayşegül Kılıç

Ayşegül erkenden uyandı. Yapacağı sunumu tekrar etmeye koyuldu. Bir yandan kahvaltı hazırlayıp bir yandan tekrarını yaparken ona yardıma gelen diğer isim Eylül oldu.
“Günaydınnn.”
Ayşegül devam etti tekrarına. Eylül ufak tencerenin içine beş adet yumurta koyup üstüne su doldurdu, ocağı yakıp tencereyi koydu, Ayşegül’e baktı. İç çekti.

> “Ayşegül…”
“Hm??”
Ayşegül, salatalıkları keserken bir yandan kağıda bakıyordu.
“Şu Samsun’a gitme fikrin... Kulağa hâlâ mantıklı gelmiyor.”
Ayşegül duraksadı, nefes verdi. Tam Eylül’e döndüğü sırada Eylül devam etti:
“Bak, adam sana neler yapmış… Tekrardan yapmayacağının garantisi yok. Ya bari Aydın da gitsin seninle. Hiç olmazsa korur.”
Ayşegül Eylül’ün omzuna hafifçe vurdu.
“Bir şey olmayacak, merak etme. Ayrıca Aydın’ın gelmesi daha büyük olay yaratır. Hızlıca halledip geleceğim, endişelenmeyin bu kadar.”
Eylül cevap vermedi, sadece nefes verdi. Ve ikisi de “Günaydın.” sesine baktı. Donuk, uykulu bir sesti; yani Kübra.
“Vay vay Kübra hanım??? Günaymamış sanki size.”
Kübra esneye esneye mutfağın sürgülü cam kapısını açtı, biraz kollarını açarak esnedi.
“Niye bu saatte uyanıksın sen?”
dedi Ayşegül. Kübra içeri girdi, masadaki sandalyelerden birini çekip oturdu, kafasını masaya koydu.
“Alp aradı, uyan diye ya… Ben ona ‘erken uyanamam, ara beni’ demiştim de...”
Eylül masaya salatalık ve domatesi koyarken baktı:
“İşe mi gideceksin hemen? Ayşegül’ün sunumunu izlemeye gidicez ya.”
Kübra şokla kafasını kaldırdı.
“Laaan… Unuttum ben onu…”
‘altıma sıçtım…’
şokuyla Ayşegül’e baktı. Ayşegül kızarmış patatesi servis tabağına alırken bir yandan tekrarına devam edip, bir yandan yan yan Kübra’ya baktı.
“Duyusal etkinlikler, çocukların yaratıcılığını ortaya çıkarırken... aynı zamanda öğrenmeyi eğlenceli hale getirir…”
Kübra mahcup şekilde ona baktı.
“Ya... Alp’e söylesem o da gelir aslında, olur mu?”
Ayşegül kafa salladı.
“Gelsin, sorun yok.”
Eylül ona döndü.
“E Serhat da gelsin o zaman?”
Ayşegül ona baktı, Eylül biraz yükselmişti.
“E müsaitse gelsin Eylül, gelmelerinde sorun yok. Ama Allah aşkına Aydın’ı getirmesinler.”
Eylül de Kübra da bu cümleye kaş çattı.
“İlk o gelicek amk, adama yüz ver artık.”
Eylül kafa salladı.
“Aydın gayet Aydın birisi.”
Kübra ona baktı.
“Sayende daha çok soğudu amk.”
Eylül kahkaha atarken Ayşegül de gülerek onayladı.

---

Kahvaltı masası yavaş yavaş dolmaya başlayınca uyanan diğer isim Şevval oldu.

> “Good morning, bitchesss.”
diyerek sandalyeye oturdu. Çatalı salatalığa batırıp ağzına atacakken Kübra onun eline vurdu.
“Yeme lan, ben de yemiyorum. Ceylin’i ara, üniversiteye gelsin.”
Şevval ona baktı.
“Ne alaka lan?”
Ayşegül patates kızartmasını da masaya koydu.
“Sunumum var bugün, yarım saat anca sürer belki sürmez bile, Beyza’nınki gibi olucak yani. Gelebiliyorsa sizinkiler de gelebilir.”
Şevval kafa salladı.
“Çok iyi ama Ceylin’in bugün nöbeti var diye biliyorum, yine de bir sorarım.”
Ayşegül kafa salladı.
“Beyza’yı uyandırın da kahvaltı yapalım, Eylül ekmek almay–”
“Ben gitmem ya, kahvaltıyı ben hazırladım zaten. Şevval’le Kübra gitsin.”
dedi Eylül ve sandalyeye oturdu.
“Olm, kaldırsaydınız biz de yardım ederdik.”
Şevval de kafa salladı.
“Of gidin hadi! Para masanın üstünde, hızlı olun, 4 ekmek alın, mahalle sonunda bakkal var!”
diyerek hızlıca Beyza’nın odasına doğru merdivenlerden çıkmaya ilerledi Ayşegül. Kübra ve Şevval üstlerine bir şeyler giyip oflaya puflaya bakkala gittiler.

---

Ayşegül, Beyza’nın odasına girdi.

> “Beyza, uyan. Kahvaltı hazır.”
Beyza yıllardır beraber olduğu aslanına sarılmıştı ve Nick’in aldığı birkaç peluşa sarılıp uyuyordu. Ayşegül iç çekti, baktı. Beyza onu duymamıştı bile çünkü tüm gece Nick ile konuşmuş, hayvan gibi uykuları olmasına rağmen uyumayıp direnmişlerdi. Bu sebepten uyanamayan bir diğer isim de Nick idi...

---

“UYAAAAAAAAĞĞĞĞĞĞNNNN” dedi Alp, her birinin odasına girerken. Aydın’ın odasına girmiş, yatakta tepiniyordu. Aydın ise yine tüm gece uyumamıştı.

> “Sikicem seni Alp… o yayığı sokucam götüne…”
Alp ona tek kaşını kaldırarak baktı.
“Ne alaka lan yayık?”
Aydın bir hışımla doğruldu.
“SENİ BURAYA GETİRDİĞİME PİŞMAN OLUYORUM ÇÜNKÜ!”
diyerek Alp’in boynundan tuttu ve yatakta boğmaya başladı. Alp bir yandan gülüp bir yandan kurtulmaya çalışıyordu. Elinde kahvesiyle geçerken Serhat ikisini fark etti.
“Napıyosunuz amk?”
dedi kapıdan. Aydın sinirle ona baktı.
“Sen niye burdasın lan?”
Serhat kahvesinden bir yudum alıp iç çekti.
“Sen çağırdın ya mal. Yalnız aynı boku Alp de yaptı, ne bu Serhat öfkesi? Ayrıca otuz yaşına geldin amk, bırak şu inadı.”
Aydın, kolları arasındaki Alp’e baktı, yatağa fırlattı ve ayağa kalktı.
“Hainlerin arasında kaldık, iyi mi…”
Serhat sadece gülüp göz devirdi. Alp ise gülerek yataktan kalktı.
“Mal çocuk ya…”
diyerek Serhat’ın kahvesini aldığı gibi koşmaya başladı.
“LAN!”
diye peşinden koştu Serhat.

---

İkisi bu şekilde kan-ter dökerken Ceylin, işe gitmek için hazırlanmış, mutfakta Emine ablasının hazırladığı tostu yemek üzere mutfağa girdi. İkisini görünce kendi kendine güldü. Serhat kahvesi için mücadele ediyordu çünkü Aydın her gün kupa kupa kahve yapmaktan kahve makinasını bozmuştu.

> “ALP, YEMİNLE DÖVERİM SENİ!”
“MMHHH KAHVEDE ENFES!”
Ceylin mutfağa girip sandalyeye oturdu.
“Ay Emine abla, ellerine sağlık ya…”
Emine gülümsedi.
“Afiyet olsun kızım, ama az besleniyorsun. Beslenmene dikkat et lütfen.”
Ceylin ağzında tost varken gülümsedi, kafa salladı.
Alp ve Serhat’ın tartışması sürerken Aydın elini yüzünü yıkayıp saçlarını düzeltirken Nick’in odasına doğru ilerledi, girdi.
“Nick, uyan hadi. İşlerimiz var bugün.”
Nick yarı çıplak yüzüstü yatmıştı, yorgan beline kadar kapalıydı, yastığa sıkıca sarılmıştı. Aslında hepsi aynı şekilde yatıyordu. Aydın, Nick’i dürttü, üstüne bir tişört geçirirken Nick daha da sokuldu yastığa. Beyza ile konuştuğunu biliyordu Aydın. Tüm gece proje çizerken bir salonda, bir bahçede sevgilisiyle konuşmuştu. Nick uyanmadıkça Aydın nefes verdi…
Öte yandan hâlâ uyanmayan isim elbette Beyza’ydı.

---

Ayşegül uzun uzun Beyza’ya baktı. Aslında sinirlenmişti ama Beyza’nın bir sürü peluş içinde tıpkı küçük bir kız çocuğu gibi yatmasını çok şirin buldu. Bulma süresi elbette bir dakika falan sürdü. Düşündü ve ne diyeceğini buldu. Beyza’yı hafif dürttü.

> “Beyza, Nick gelmiş. Kapıda bekliyor, içeri almadık ama her an gelebilir.”
Beyza peluşlara daha çok sarılacakken aniden ne dediğinin farkına vardı. Hızlıca doğruldu.
“NE??”
direkt dolabına koştu. Ayşegül ise güldü.
“Tamam şaka, Nick falan yok.”
Beyza Ayşegül’e baktı.
“Mal mısın?”
“İstiyorsan gelebilir. Alp falan da sunuma geliyor konferansa, müsaitse gelsin Nick de.”
diyerek kapıya doğru ilerledi.
“Allah aşkına söyle, Aydın’ı da yanında tutsun.”
Beyza hıhı dedi. Ayşegül odadan çıktı. Beyza da gerinip biraz hayatı sorguladıktan sonra odadan çıktı.

---

Hep birlikte kahvaltı yaptılar ve ardından okula gitmek için hazırlandılar. Ayşegül hızlıca hazırlanıp dışarı çıktı. Yarım saat önceden gidiyordu çünkü kütüphanede son tekrarları yapacaktı. Bu sırada diğerleri de üniversitenin kafeteryasında oturacaktı.
Ayşegül elinde notlarla kapıda kızları bekledi, ağacın arkasındaki araba hâlâ oradaydı.

> “Hadi biraz hızlı olun ya!!”
Bahçede çitlere yaslanmış beklerken onu izleyen kişi elbette Aydın’dı. Gülümseme yok, tatlı yüz ifadesi yok, gergince bakıyordu ona.
Ayşegül ise karşıdaki eve baktı. Bahçesinde meyve yetişiyordu ve bir yaşlı çift o meyveleri topluyordu. Ayşegül yutkundu. Komşuları olduğu için sosyalleşme kararı aldı.
“Kolay gelsin, günaydın!”
Yaşlı kadın ona baktı, gülümsedi, biraz ilerleyip kendi bahçesinin çitlerine kollarını koydu.
“Günaydın kızım… Siz yeni geldiniz değil mi?”
Ayşegül kafa salladı. Yaşlı teyze gülümsedi.
“Hoş geldiniz, gel bakayım sana çilek vereyim.”
Ayşegül öylece baktı… Çilek severdi ama yabancı birinden çilek almak?
“Gel gel.”
diye ısrar edilince, bahçenin ufak kapısını açtı ve karşı bahçeye doğru yürüdü.

Kadın, toplamış olduğu ufak bir kovadaki tüm çileği ona verdi, mis gibi kokuyordu.
“Ay... Mis gibi kokuyor..” dedi Ayşegül. Yaşlı kadın güldü.
“Arkadaşlarına da verirsin, hep birlikte yersiniz bakalım.”
“Teşekkür ederizzz..”
Yaşlı kadın gülümsedi tekrar.
“Dur bakalım, yoksa siz Aydın’ın bahsettiği kızlar mısınız?”
Ayşegül duraksadı. Her konuda bir yerlerden Aydın’ın çıkması sinirini bozuyordu artık.
“Aydın..?”
“hmhm, beş kız gelecek demişti… sizsiniz demek! Seveceğimi söylemişti zaten.”
Ayşegül gülümsedi.
“Ben de sizi çok sevdim ve emin olun kızlar da sevecek. Ama Aydın ne ara anlattı bizi?”
“Burada komşuluk güçlüdür... Yeni gelecek komşulardan hep haberdar oluruz. Hem bu binanın yapımında Aydın bize de çok yardım etti. Melek gibi çocuk vallahi, diğerleri de öyle.”
Ayşegül çilekten bir ısırık aldı.
“Yaa..?” dedi sadece. O sırada Eylül onu görüp yanına geldi.
“Günaydın.”
“Günaydın Eylül, gel çilek al.”
Eylül hızlıca oraya gitti, peşinden Beyza da geldi. İkisi de çileğin nereden geldiğini bile sorgulamadan direkt aldılar. Yaşlı kadın, Serap teyze, gülümsedi.
“Aydın’ın arkadaşlarını da biliyorsunuzdur belki… Nick ve Serhat.”
Serap teyze kafa salladı.
“Kız arkadaşları, Beyza ve Eylül.”
İkisi de Serap ile el sıkıştı, Serap el öptürmüyordu.
“Maşallah, hepiniz çok güzel kızlarsın—” tam o anda
“Wanda Nara emmmzir beniii!” sesinin gelmesiyle Eylül güldü, Beyza da güldü, Ayşegül gülmedi. Ama üçü de yerin dibine girdi.
“Wanda?” dedi Serap teyze. Kübra ve Şevval o yöne baktılar.
“hassiktir...” dedi Şevval.

Arabadan izleyen Ceylin ve Alp birbirine baktı.
Alp: “Wanda Nara emzir beni?”
Ceylin: “Tanımıyorum.”
Derin sessizlik…
Alp Serhat’a döndü.
“Serhat… evin yakın ama hiç Eylül’ün yanında kaldığını söylemedin? Ben olsam her gün kalmak isterdim.”
Serhat hafif güldü.
“Ben de kalmak istiyorum elbette, ama o iş öyle olmuyor. Benim sevgilim hariç orada 4 kız daha var.”
“hmm… doğru.”
“Ayrıca! Siz problem olarak Ayşegül’ü görüyorsunuz ama onun izin vermediği çoğu konuda kaos önleme var.”
Tabii bu sözünü anlamadılar.
“Yani şöyle; Eylül diyor ki Serhat gelsin, o zaman Beyza diyecek Nick de gelsin, Şevval diyecek Ceylin de gelsin… anladınız mı?”
Alp ona baktı.
“Kübra beni sormaz mı..?”
Serhat ona Shrek bakışı attı.
“Daha kızla el ele tutuşmadın amk, ne bileyim. Neyse işte böyle bir problem var. O yüzden seviyorum gidicem diye inat edemezsin.”
Alp kafa salladı, ama sorduğu soruyu da içinden düşünmeye devam etti.

“Bunlar da Şevval ve Kübra… gelin çilek alın.” dedi Ayşegül. İkisi de Eylül ve Beyza gibi sorgulamadan direkt çilek aldılar. Serap konuşmaya devam etti. O sırada Ayşegül’ün sırtını biri dürttü, dönüp baktı. Muhtemelen 13-14 yaşlarında bir kız çocuğuydu bu.
“Hm??” diyerek döndü Ayşegül. Kız çekingen bir tavırla konuşmaya başladı.
“Merhaba... eee... mahallenin sonuna doğru yürüyeceksiniz değil mi?”
Kızlar onayladılar. Kız arka cebinden bir mektup zarfı çıkardı.
“Mahalle sonundaki bakkala... bunu verebilir misiniz? Ama çocuğa! Adama değil.”
Ayşegül öylece baktı.
“Mektuplaşma kaç yıl öncesinde kaldı??” dedi Kübra. Kız hafif güldü.
“Ama kimseye söylemeyin… ve yakalanmayın da olur mu?”
Kızlar durumu garip bulsalar da kabul ettiler. Onlar mahallenin sonuna doğru yürürken, uzaktan izleyen kişiler de üniversiteye doğru sürdü arabayı.
“Bu arada Ceylin ile konuştum, o karakola gidecekmiş.” Ayşegül tekrar yaparken kafa salladı. Bakkalın önüne gelince durdular. Ayşegül şöyle bir ekibe baktı.
“Kızın dediklerini unutmayın bak.” diyerek içeriye ilerledi, kızlar da geldi.
“Kolay gelsinnn.” diyerek girdiler. Bahsettiği çocuk kasadaydı, babası ise ayakta duruyordu. Normalde böyle bir şeyi yapmazlardı ama kız çok ısrar edince kabul etmişlerdi. Kızlar bir şeyler bakarken adamla bir yandan sohbet ediyorlardı.
“Evet abi yeni tanıştık biz de…”
Ayşegül yavaştan kasa tarafına gitti, kasanın arkasında duran şeylere baktı.
“Bir tane meyve suyu alabilir miyim?”
“Tabii.” diyerek arkasını döndü çocuk, meyve sularına baktı ve hafifçe döndü.
“Aroması ne ols—” ve önünde duran mektup… hızlıca çaktı ve aldı mektubu, hemen sakladı. Ayşegül gülümsedi, diğerlerinin yanına gitti. Kızlar, adamı derin sohbete sokmuştu bile, sadece Beyza tabii.

Okula gelmişlerdi, hepsi gülerken fakülteye doğru ilerliyordu. Ayşegül arkalarından geliyor, panikle tekrarlarını yapıyordu. Gelen sesle hepsi kaşlarını çattı.
“Ayşegül hanım!”
Nefes nefese gelen bir ses.
“Notunuzu düşürdünüz…” diyerek gülümsedi. Beyza hasbinallah çekti, Baran’dı bu. Cenk’in bitmek bilmeyen kuzenlerinden birisi.

Civan, Kübra’ya

Çağan, Eylül’e

Baran, Ayşegül’e

Cenk, Beyza’ya

Doğan ise… Şevval’e
Evet, doğru duydunuz! Şevval erkeklerden etkilenmiyor olabilir ama bu, erkeklerin ondan etkilenmediği anlamına gelmez. Tabii karşılık görme konusuna gelirsek, bu erkeklerdense Aydın daha ilerideydi.

Aydın demişken... fakülteye yeni girmiş İnfaz Timi bu görüntüyü arabadan görmüştü. Aydın gözleri kocaman açık şekilde baktı.
“Sikeceğim bunu ha.” dedi Nick.
Alp bilmiyordu tabii, ama Serhat da sinirlenmişti.
Eylül ve diğerleri onlarla kavga edip hapishaneye düştüğü zaman, ziyarette görmüştü Çağan’ı. Eylül’e bir randevu teklif ediyordu fakat Eylül reddetmişti. Serhat bu konuşmaya kulak misafiri olmuş, o günden beri nefret ediyordu o adamdan. Gözleri onu aradı.
Aydın sinirle yumruğunu arabaya vurdu, çatlatması ayrı mesele, fakat hepsi sinirlenmeye başlamıştı ve bu detaya bile takılmadılar.
“Sağolun.” diyerek sertçe aldı notları Ayşegül, üstünde toz varmış gibi silkeledi, arkasını döndü.
Aydın tam arabadan ineceği sırada onu tutan isim Nick oldu.
“Yapma.”
“Ne demek yapma amk, ne oluyor farkında mısın?”
Nick iç çekti.
“Farkındayım ama belli ki bir planları var… doğru zamanda hareket etmeyi daha mantıklı buluyorum, vale? Yani… hemen değil, sonra… mejor, tamam mı?”
Aydın iç çekip kapıyı kapattı. Kızlar ise Baran’ı arkada bırakıp ilerliyorlardı.
“Senin şu Cenk’i var ya amk…” dedi Kübra, Beyza’ya.
“Ne var ne! Benim suçum mu bunları yapması?”
“Baştan konuşmasan böyle olmazdı!”
“Öf tamam bi susun amk.” dedi Şevval, ve ikisi de öfkeyle sustu. Fakülteye girdiler, kafeteryaya indiler. Bu sırada son tekrarlar ve düzenlemeler için konferansa gitti Ayşegül. Diğerleri ise kafeteryaya giriş yaptı.
“Bakın, ordalar!” dedi Alp, ve kızların olduğu yere ilerlediler sevinçle. Bu sefer takım elbise Serhat dahil hepsinde vardı. Diğerleri elleri cebinde havalı havalı yürürken, koşan isim Alp oldu. Hızlıca Kübra’nın yanına geldi, hafif sarıldılar ve oturdu. Nick, Beyza’nın; Serhat da Eylül’ün yanına oturdu. Aydın, Şevval’in omzuna vurdu.
“Yetişebilirse gelecek Ceylin.”
Şevval gülümsedi, kafa salladı.
“Eee, Ayşegül nerede?”
“Konferansta,” dedi Kübra.
“Ama çıkma yanına, odağını bozarmışsın.” dedi Eylül.
Aydın sırıttı, konferansa doğru ilerledi. Diğerleri ise 6+7’li date moduna geçip kahve söylediler ve sohbet etmeye koyuldular.

Aydın konferansa doğru çıktı. Bir sürü kişi konferans salonuna giriyordu. Ayşegül ise kapıda birkaç arkadaşıyla konuşuyordu.
“Ya var ya…” diye konuşurken Aydın’ın geldiğini görüp kaşlarını çattı. Erkek arkadaşı, yani Can, Aydın’a döndü. Aydın sinirden gülümsedi.
“Kim bu…” diye düşündü içinden. Fakat arkadaşının konuşmasına kadar sürdü bu düşünce.
“Ayyy, kız bu bahsettiğin adam mıııı—”
Ayşegül onun omzuna sertçe vurdu.
“Sussana.”
Aydın’ın yanına ilerledi.
“Neden burdasın? O kadar dedim gelme diye.”
Aydın ellerini cebine koydu.
“Ben olmadan olur mu hiç, aşk olsun. Bir de… sen beni arkadaşlarına mı anlatıyorsun???”
Ayşegül öylece kaldı.
“Y-yo…”
Aydın kahkaha attı.
“Kim bu? Neden seninle arkadaş?”
Sertçe sorduğunu fark eden Ayşegül sustu sadece.
“Bak, biraz izle. Anlayacaksın.”
Aydın anlamasa da o çocuğa, yani Can’a baktı. Can birisini bekliyordu, bir müddet baktılar. Aydın sıkıldı ve bu onu daha da sinirlendirdi.
"Eee, nolmuş yan-"
---

Ayşegül onu susturdu.

“Bak!”

Uzaktan takım elbiseli, uzun ve yapılı bir adam geliyordu. Can hızla ona koştu.

“AŞKIM!”

Adamın boynuna atladı, sıkıca sarıldı. Ayşegül gülümseyerek izlerken, Aydın gergin bakıyordu.

“Hayırdır?” diye sordu Ayşegül.

Aydın yutkundu.

“Bu adam benim rakibim… Gay miymiş… ama karısını çok seviyor diyorlardı..”

Ayşegül kahkaha attı.

“Rakibin mi??? Kendine daha çok dikkat edersin artık… neyse, karısı aslında erkek işte.”

Aydın ona Shrek bakışı attı, Ayşegül daha çok güldü.

Diğerleri de gelmişti, konferansa ilerlerlerken ikisini yalnız görünce “oooo” demeden geçmediler.

Ayşegül derin bir nefes verdi. Konferans başlamasına az kalmıştı, tam orta sıranın yedi koltuğuna oturdular.

Ayşegül Aydın’a döndü.

“Eve ya da işine git. Sırf böyle geleceğim diye gece çalışmak zorunda kalıyorsun.”

Aydın omuz silkti.

“Bir şey olmaz.”

Ayşegül sinirle nefes verdi.

“Ne demek bir şey olmaz, Aydın? Neden hep böyle yapıyorsun…”

Aydın ona baktı.

“Çünkü sana aşığım, başka açıklaması olabilir mi?”

Ayşegül iç çekti.

“Aydın… Çok uğraşıyorsun bak…”

Aydın onun ellerini tuttu.

“Ayşegül, bir kere şans versen anlayacaksın her şeyi. Emin ol pişman olmayacaksın, yalnızca bir zamanlar reddettiğin için pişman olacak—”

Ayşegül onu susturdu.

“Bak Aydın. Seviyorsun farkındayım, gerçekten çok iyi birisin. Çok iyi bir dost da olursun ama Aydın… Bizden olmaz. Zorlamanın anlamı yok… başka bir evrende falan da... sen olsan olsan benim kitap karakterim falan olurdun…”

Aydın hafifçe güldü.

“O kadar harikayım yani.”

Ayşegül yüzünü çevirdi, umursamadı. Gidecekti ki Aydın’ın sesi yükseldi.

“Ayşegül..! Biraz dinlesen ne olur..?”

Derin bir nefes aldı.

“Ayşegül, bu sadece sevgi meselesi değil. Benim için, seninle hayatı paylaşmak da aynı zamanda. Bizden olmayacak demekle bitmiyor bu iş. Israr ediyorum çünkü kalbimin sesi bunu yapmamı söylüyor—”

Ayşegül hafifçe geri çekildi ama gözlerindeki kararlılığı bozmadı.

“Aydın, kalbinin sesini ben de duyabiliyorum ama bazen kalbin değil, akıl kazanır. Bizden olmayacaksa neden kendini üzüyorsun ki? Birkaç zevkimizin ortak olması ruh eşi olduğumuz anlamına gelmez…”

Aydın bu sefer onu böldü.

“Ruh eşi değilsek bile olmamızı sağlayacağı—”

“Yapma Aydın. Daha çok kendini yorma artık. Hayatlarımız bile tamamen farklı. Bu farklılık içinde birkaç ortak nokta ne işe yarar?”

Aydın sinirle kaşlarını çattı.

“Diğerleri yapabilirken biz yapamaz mıyız yani?”

“Kimseyle kendimizi karşılaştırmıyorum. Söyleyeceğimi söyledim. Sende daha çok kendini yorma ve kendi hayatına dön. Ve eğer buna inat diyorsan evet, inatın tekiyim. Olması gereken bu.”

Ayşegül sözünü bitirip, Aydın’ı dinlemeden konferans salonunun kapısını açıp içeri girdi.

Aydın öylece kaldı, sinirliydi çünkü Ayşegül’ün söylediklerinin çoğu ona göre yanlıştı.

Yıllar önce Serhat ve Alp bile Ayşegül’ün Aydın’a ne kadar benzediğini söylemişti; hatta Serhat, “Ayşegül’e bakınca seninle olan travma anılarım aklıma geliyor,” demişti.

Aydın sinirle ellerini saçından geçirdi, sonra beline koyup yere baktı.

Ayşegül içeri girince hocalar biraz öfkeli bakıyordu, o ise alkışlarla derin nefes aldı.

Kızların gözleri Aydın’ı aradı.

“Olm Aydın nerde???” dedi Kübra.

“Ya kim bilir ne dedi adama…” diye mırıldandı Beyza.

Serhat iç çekti.

“Aydın için tekrar bir rakı vakti artık…”

Bir yandan Eylül’ün parmaklarıyla oynuyordu. Nick ve Alp de onayladı.

“Biraz taniyursam kayıtsız kalmazz Aydin, gelier simdi,” dedi Nick.

Dediği gibi de oldu.

Aydın kapıyı sertçe açtı. Ayşegül o sırada konuşuyordu:

“Ben Ayşegül Kılıç, eğitim fakültesi okul öncesi bölümünde 4. sınıfım, bugün sizlere Duyusal Eğitim ve Etkinlikler’den bahsedeceğim. Duyusal eğitim, çocukların be—”

Konuşmayı sürdürürken Aydın içeri girdi. Kaşlarını çattı. Ayşegül bir an duraksadı.

Aydın sahneye doğru ilerledi.

“Kusura bakmayın, fakat bu sunumun sonuna gelmiş bulunmaktayız.”

Ayşegül şaşkındı. Aydın ise kararlıydı.

Ayşegül’in sözlerini dinlemedi, sahneye çıktı, bir saniye bakıp bacaklarından tuttu, omzuna attı.

“LAN—”

Tüm konferans şok.

Aydın, az önce çıkarttığı ceketini Ayşegül’ün üstüne örttü.

“Madem beni dinlemeyi kabul etmiyorsun… o zaman zorla.”

“AYDIN?!”

Öğretmenler şoktaydı, Nick, Serhat ve Alp hızla ayağa kalktı, kızları da peşlerine aldılar, bir yandan gülüyorlardı.

“Aydın biraz inatçıdır…” dedi Serhat.

“Evet fark ettik…” diye ekledi Eylül.

Aydın, Ayşegül’ün sırtına vurmasını umursamadı, fakültenin merdivenlerinden inip dışarıdaki bir kafeye ilerledi. Bizim ekip de arkalarından geliyordu, gören herkes şok olmuştu.

“AYDIN İNDİR ARTIK!”

Kafeye girdi.

“Ice americano ve ice latte, americano büyük, latte orta boy.” dedi, Ayşegül’ü de yanına oturttu.

Ayşegül üstünü düzeltti.

“Ya sen napıyorsun?! O sunum ne kadar önemliydi haberin var mı?!”

Aydın yanda duran tatlılara baktı.

“Hmm, şu tatlılardan da olsun, ilk sırada 2,3,4, alt sıradaki 1.”

“Kime diyorum!”

Aydın ona döndü, gülümsedi.

“Beni dinlemediğin her an böyle yapacağım artık, işine gelirse.”

Ayşegül onun omzuna sertçe vurdu.

“Biraz daha vursana, masaj gibi oluyor.” dedi Aydın, Ayşegül sinirle iç çekti.

“ALLAH’IM SEN SABIR VER.”

Diğerleri de onları görüp içeri girdi.

“Kahve alın, tatlı da.” dedi Aydın.

Şevval hızlıca sipariş verdi, Ayşegül’ün yanına oturdu.

“Noldu la öyle—” diye gülmeye başladı, Ayşegül ters ters baktı.

“Şevval sana bir tane geçiririm!”

Masaları birleştiren Beyza ve Nick oldu.

“Olsün be yenge.”

“Ayşegül adım.”

“Olsün Ayşegül yenge.”

Aydın güldü, Ayşegül de hafifçe onun kafasına vurdu.

Nick, Aydın’la yumruklaştı.

“Sabíamos que harías algo así…” (Anlamıştık böyle bir şey yapacağını.) dedi.

Aydın da güldü.

Ayşegül sinirle gözlerini kapadı.

“Enişte konferansta yapmasan iyiydi ya, hocalar sorun olmasın şimdi.”

Aydın omuz silkti.

“Sorun bende değil ki, sizin biricik grup annenizde. Beni dinlemedi.”

“Ben sana diyeceğim her şeyi dedim!” dedi Ayşegül.

“Ama ben sana diyeceğim her şeyi demedim ki? Dinlemedin çünkü.”

Ayşegül sinirle oturdu. Aydın hem diğerleriyle sohbet etti hem de ona tatlı verdi.
.
.
"Çetin bey, Yiğit ölmek üzereymiş..." Çetin hazırlıkları kontrol ederken kafa salladı. "Öldürmeleri i oldu. Yiğit'i listeden silme zamanı geldi demek.." sırıttı. "Diğer isimleri de silme zamanı geldi o hâlde..." Silahları temizleyen elemanlardan birisi izin alarak lavaboya ilerledi. Kabine girdi, hızlıca patronu olan Levent'e mesaj yazmaya koyuldu.

𝘟:𝗟𝗲𝘃𝗲𝗻𝘁 𝗕𝗲𝘆 𝗵𝗮𝘇𝛊𝗿𝗹𝛊𝗸𝗹𝗮𝗿𝛊 𝗯𝗮𝘀̧𝗹𝗱𝛊, 𝗲𝗸𝗶𝗽𝗺𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿 𝗱𝘂̈𝘀̧𝘂̈𝗻𝗱𝘂̈𝗴̆𝘂̈𝗺𝘂̈𝘇 𝗲𝗸𝗶𝗽𝗺𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿, 𝘆𝗮𝗻𝛊𝗹𝗺𝗮𝗺𝛊𝘀̧𝛊𝘇. 𝗦̧𝘂̈𝗽𝗵𝗲𝗹𝗲𝗻𝗱𝗶𝗸𝗹𝗲𝗿𝗶 𝗵𝗲𝗿𝗸𝗲𝘀𝗶 𝗼̈𝗹𝗱𝘂̈𝗿𝘂̈𝘆𝗼𝗿𝗹𝗮𝗿. 𝗬𝗶𝗴̆𝗶𝘁`𝗶𝗻 𝗵𝗮𝗯𝗲𝗿𝗶𝗻𝗶 𝗱𝗲 𝗮𝗹𝗱𝛊𝗹𝗮𝗿. 𝗞𝗮𝗹𝗮𝗻 𝗽𝗹𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿𝛊 𝘀̧𝘂𝗮𝗻 𝗯𝗶𝗹𝗺𝗶𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺.
𝗧𝗺𝗱𝗿 𝗰𝗻𝗺:𝘓𝘷𝘭. 99 𝘣𝘰𝘴𝘴 𝘓𝘌𝘝𝘌𝘕𝘛
Kabinden çıktı iç çekerek, telefonu cebine attı. Ellerini yıkadı ve çıktı..
.
.
Alp ve Serhat hem Yiğit'in yanına gitmiş, hem de çıkışında idman içeriğini ve saatlerini öğrenmişlerdi. İkisi de dinamikti evet ama diğer üçlüden henüz daha çok geridelerdi. "Ben inanmıyom bu arada Nick de bizimle aynı seviyede bence" dedi ironisine Alp, geri dönüş yolunda. Serhat da güldü, bir yandan arabayı sürüyordu. Birisi Eylül, birisi Kübra'dan mahrum kalmıştı bugün. İdmanda çok fazla oyalanmışlardı, kısa çalışmalarına rağmen öğlen gelmişlerdi buraya, şimdi gün batımında çıkıyorlardı. "Nick manyak olm, hırsı yeter onun." Alp de güldü, "dur bakalım nerdeymiş.."
Diyerek Nick'i aradı.
.
.

Beyza dersinden çıkıp direkt eve gitmişti, uykusunu zaten alamadığı için yorgundu, Alp de Kübra'ya eve gitmesini söylemişti, o da eve gelip yatmıştı direkt. Eylül ve Ayşegül işte, Şevval ise okuldan yeni çıkmıştı, Eylül de çıkmaya hazırlanıyordu. Serhat işi olduğunu söylediği için bugün spor salonuna gitmeyecekti, işten sonra direkt eve geçti..
Şevval otobüse binmiş eve ilerliyordu.
Ayşegül ise hocaya yardımcı olarak etrafı topluyordu. Hocada onun staj defterini dolduruyordu elbette. Ayşegül bitirdi, ve çıktı. Hava kararmıştı yavaştan. Evin yolunu tutacakken yönünü değiştirdi, hastaneye gitmeye karar verdi. Babası mesaj atmayı kesmişti elbette ama bu sefer mesaj atmayı kesmeyen isim ablasıydı, Betül Kılıç.
"Sokucam size de ailesine de sizin yüzünüzden sikim sonik şeylerle uğraşıyorum.." diyerek hastaneye doğru ilerledi..

// YAKLAŞIK İKİ SAAT ÖNCE //
Nick Beyza'ya sürpriz amaçlı okula sürüyordu arabayı, tabii haberi yoktu Beyza'nın evde olduğundan, hâlâ dersi var diye düşünüyordu. Serhat ve Alp'e de gelmelerini söylemişti, akşam onlara misafirliğe gideriz diyerek.
Okul bahçesine arabayı park etmiş bekliyordu. Direksiyona işaret parmağı ile ritmik şekilde vuruyordu, karşıdaki arabayı gördü, kan beynine sıçradı...
Cenk'in arabasıydı bu.
Camlar filmsiz olduğu için içinde oturan kişiler de gözüküyordu. Yine tüm ekip buradalardı..
Cenk, Civan, Çağan ve Doğan. Nick direksiyonu sıktı... Cenk onu fark edip sırıttı. Arabadan indi, Nick de aynı şekilde hızla arabadan indi, Cenk'in elleri cebindeyken Nick ona hızla yürüdü. "Ne işin var lan burada hâlâ?" Cenk ona baktı, "Beyza'yı görmeye geldim. Olamaz mı.?" Nick onu itti. "Olamaz tabi lan!" Arabadan 'korku salmak' için diğerleri de indi. Nick sırıtarak hepsine baktı. "Bakıyorum tüm piçler toplanmışsınız yine...?" Cenk onun üstüne doğru yürüdü, "Sen çok kaşınıyorsun ha, bir kere dövdün diye her zaman döveceksin san-" Nick'i itmek için elini kaldırdığı sırada Nick onu bileğinden yakaladı, kolunu ters çevirip sırtına doğru esnetti, kulağına fısıldadı, "şimdi siktim belanı." Diyerek onu diğerlerinin kollarına attı. Ayağı ile sırtından iterek. "Lan bak.." diyerek üstüne yürüdü Doğan, sağlam bir tokat ile geriye doğru sendeledi, cebindeki çakıyı çıkarttı Civan. "Eh yeter! Siktir ol lan hayatımızdan." Diyerek üstüne yürüdü, Nick onu da yakaladı ve çakı ile boynunda çizik izi bıraktı. Çağan çok geçmeden arkadan saldırmaya çalışsa da Nick onu da tuttu, hiç acımadan fırlattı...
.
Alp yine uzun uzun konuşuyor, Serhat ise onu dinliyordu. Okulun bahçesine geldiklerinde Serhat dikkatlice baktı. "Lan..." Daha dikkatli bakınca kavga edenin Nick olduğunu gördüler. "LAN NİCK KAVGA EDİYOR" Alp sustu, baktı. "NE" Serhat hızla el frenini çekti ve ikisi de hızla arabadan indi, Nick'in üstüne yürümekte olan Çağan'ı tuttu, "ulan orospu çocuğu... Seni dövemedim diye çok içimde kalmıştı." Diyerek tek yumruk ile Çağan'ı yere yığdı Serhat. Göğüs kafesine yerleşip yüzüne yüzüne yumruk atmaya devam etti, burnundan ve yüzünün kemiklerinden gelen kırık seslerini hiç umursamıyordu....
Alp ise yerde hareket ederek çakıyı almaya çalışan Civan'ın eline bastı. "Ne halt yiyorsun lan?" Diyerek karnına sertçe geçirdi, Civan hızla diğer tarafa dönüp yavaşça ayağa kalktı. Nick Cenk'i kendi arabasına yatırmış yumruklarke Cenk Doğan'a işaret verdi. Doğan hızla arabaya koştu.
Civan Alp'e arkadan sarılmaya çalışınca Alp boynunda olan kolu sıkıca tuttu, ve üst gövdesini eğerek Civan'ı yere yapıştırdı, yerde yatan Civan'ı tekmelemekten de vazgeçmedi...
Cenk yüzü gözü dağılmış, derin derin nefesler alıyordu. Çağan da aynı şekilde. Doğan araban başlığı söktü, hızla ilerledi, aslında bunu yaparken eli titriyordu ama korkunun ecele faydası yok.
Hızla koştu ve Nick Cenk'ten tüm sinirini çıkartırken onun kafasına başlık ile sertçe vurdu,
Hem de demir kısmını özellikle kafasına vurmuştu.
Nick bayılmış olan Cenk'i bıraktı, gözleri kararırken yavaşça Doğan'a döndü. Doğan ise korkuyla elindeki başlığı yere düşürdü.
Ve Nick beton sertçe kafasını vurarak yığıldı...
.
Bu sesi duyunca Serhat göz ucuyla baktı. "NİCK!" Hızlıca o tarafa koştu, Doğan'ı fark etti... "OROSPUNUN ÇOCUĞU!" Diyerek yakasından tuttu ve kafa attı... Alp ise hızlıca kalkıp Nick'in yanına gitti, Nick'in kafasını yavaşça kaldırarak yanağına ufak ufak vurdu, "Nicholas kalk hadi..." Fakat bir anda kaskatı kesildi..
Elinde gelen ıslak, sıcak şeye baktı.
Nick'in kafası kanıyordu....
.
.
.
.
Aydın şantiyede yine terör estiriyordu. "BU ÜÇ GÜNE YA BİTTİ YA BİTTİ. BAŞKA HİÇBİR ŞANSINIZ Y-" duraksadı, çalan telefonuna bakınca Alp'in aradığını gördü. "Haah..DUYDUNUZ BENİ.!" Dedi ve açtı telefonu,
"alo? Ne var?"
"Aydın Nick Cenk'le kavga etti! Kafasına darbe aldı! Çabuk hastaneye gel. Acil servisteyiz!" Dedi Alp
Aydın öylece kaldı...
Tüyleri diken diken olmuş, vücunda kan akışı durmuştu.
Vücudu titremeye başlayınca, kendisini durdurdu.
Hızlıca hastanenin yolunu tuttu...
.
.
.
.
Ayşegül hastaneye girdi, üst kata doğru, hemşire odasına doğru yürüdü. Kapıdan çıkan bir hemşireyi durdurdu ve ablasını sordu. İçeride olduğunu öğrenince direkt içeriye girdi. "Sana dediklerim ulaşmıyor galiba.?" Ablası bilgisayar başındaydı ve öylece baktı. "Ne saçmalıyosun sen ya?", "Seninle kaç kez konuşmam gerekiyor.? Ne istiyorsun sen ya?" Ablası umursamadan ayağa kalktı. "Bi git şurdan ya. İşim var seninle uğraşamam." Ayşegül sinirle nefes verdi, peşinden ilerledi...
.
.
.
Aydın hızla hastaneye girdi, direkt acil servis kısmına yürüdü, gördüğü ilk hemşireyi durdurdu. "Nick Guevara nerede?!" Onun sesini duyunca Alp yattığı yataktan seslendi, "burdayız!" Aydın hızla oraya gitti, Serhat ve Alp yanyana yatıyor, hemen diğer yan taraflarında ise başı sarılmış, gözleri kapalı Nick duruyordu. Aydın hızla onun yanına gitti, "nesi var??" Dedi panikle. Alp ona baktı, "kafa derisi yaralanmış, ama odun olduğu için bir şey olmamış." Aydın yandaki şurup şişesini Alp'e fırlattı. "Seni de ben döverim görürsün amk!" Aydın ona baktı, "ne kadar durması gerekiyormuş?", "kafa travması olabilirmiş, biraz burada kalacak" dedi Serhat, Aydın iç çekti.
"Nasıl oldu olay?" Diye sordu, anlattılar..
Aydın bıkkınlık ile iç çekti. "Haah.. onu da dövdünüz mü bari.?" Alp baktı, "kimi??", "Bugün Ayşegül'e yürüyen lavuğu." Alp güldü, Serhat da kafa salladı, Alp ve Serhat hiçbir şeyleri olmamasına rağmen arka sokaklar rıza ve Hüsnü gibi yatıyorlardı. Aydın telefona baktı. "𝘗𝘪𝘤̧ 𝘤𝘦𝘷𝘢𝘱𝘴𝚤𝘻 𝘢𝘳𝘢𝘮𝘢 (10)" Levent'ti arayan. Aydın iç çekti. Ellerini saçından geçirdi.. ve yan taraf görüş açısına girince şok oldu.

“Gelin böyle uzanın, ben hemen doktoru çağıracağım hanımefendi.”
Eylül, Beyza ve Şevval dikkatlice baygın olan Kübra’yı uzandırdılar.
“KÜBRA?!” diyerek fırladı Alp, hızla ayağa kalktı. Aydın şok içinde bakakaldı.
“Lan…”
Serhat da hemen yanlarına gitti.
“NOLDU KÜBRA’YA?!” diye haykırdı Alp, panik içinde elleri titreyerek.
“Sakin ol, tansiyonu düştü muhtemelen… Bayıldı bir anda.”
Kübra’nın bayılması ne yazık ki alışık oldukları bir durumdu. Mutfakta bayılınca hemen taksi ve ambulans çağırmışlardı.
Alp onun elini tuttu, ama elleri deli gibi titriyordu. Bu esnada titreyen tek kişi Alp değildi.
Beyza da titriyordu. Yan tarafta yatan Nick’e baktı şokla. Aydın fark etti.
“Ee… Beyza sakin o–”
“NİCK?!” diyerek yanına koştu Beyza, gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı bile. Alp’in de gözleri doldu, Beyza şokla Nick’e baktı.
Aydın hemen yanına gitti, Serhat ise Alp’e Kübra’nın iyi olacağını söylüyordu.
Aydın: “Sakin ol… kavga etmişler…”
Beyza: “NE?!”
Aydın: “Sakin dedim… Cenk’le…”
Beyza: “NE.?!”
Aydın: “Cenk’in kuzenleri de oradaymış…”
Beyza: “NE!?”
Aydın: “Arabadaki koltuk başlığıyla kafasına vurmuşlar… Nick’in.”
Beyza: “NE?!” Hızla Nick’e sarıldı, yanaklarını tuttu. “NICHOLAS… ne demek… NE DEMEK VURMUŞLAR?!”
Alp: “DOKTOR BEY! İYİ OLACAK DEĞİL Mİ?”
Serhat: “MİLLETİN KAFASINI ÜTÜLEME! İYİ OLACAK İŞTE!”
Şevval: “HARBİDEN! Asıl Nick’e noldu???”
Serhat: “Onun kafa gitti…”
Beyza: “HANİ BİR ŞEYİ YOKTU AYDIN?!”
Eylül: “YA ADAM BİR ŞEYİ YOK DEMEDİ Kİ!”
Beyza: “SÖYLEYİN NOLDU NİCK’E!”
Alp: “YA BİZ ÇOK BİLİYORUZ YA AMK, ASIL KÜBRA’YA NOLDU?!”
Şevval: “LAN HER ZAMAN OLAN DURUM DEDİK YA!”
Alp: “O ZAMAN KALICI SORUN VARDIR!”

Hüngür hüngür ağlayan Beyza, deli gibi panik yapan Alp… Sesler birbirine karışmıştı. Herkes Aydın’a saçma sapan sorular soruyordu. Aydın sabır çekti.

Alp: “AYDIN! YA KÜBRA’YA BİR ŞEY OLURSA!”
Beyza: “YA OLMAZ DEDİK YA! YA NICK’E BİR ŞEY OLURSA!”
Eylül: “LAN ONA DA OLMAYACAK DEDİLER YA, ADAM ACİL SERVİSTE YATIYO FARKINDAYSAN!”
Serhat: “HARBİDEN KASMAYIN ARTIK! AYDIN… BİZİ ŞİKAYET ETMİŞLERSE?”
Şevval: “HİÇBİRİNİZLE UĞRAŞAMAM AMK, BEN GİDİYORUM!”
𝗔𝗬𝗗𝗜𝗡:“𝗕𝗜 𝗞𝗘𝗦𝗜𝗡 𝗦𝗘𝗦𝗜𝗡𝗜𝗭𝗜❗”

Ve işte, sessizlik…

Aydın: “KİMSEYE BİR ŞEY OLDUĞU YOK. NİCK’İN DURUMU İYİ. DİNLENMESİ LAZIM. KÜBRA DA ÖYLE. SUSUN ARTIK.”

Ama hiç geçmeden sesler yine yükseldi. Aydın kafasını duvara vurmak istedi.

“ALLAH’IM SEN BANA Bİ İŞARET VER YARABBİM!”

“ABLA KİME DİYORUM! BIRAKACAKSIN ONLARI DA BENİ DE!”

Betül perdeyi açtı, peşinden Ayşegül girdi. İkisi de tüm bu insanlara baktı.
Aydın arkasını döndü.
“Ayşegül…?”

Herkes Betül’e odaklandı… Uyanmış olan Kübra ve Nick bile.

“K-Kübra?! Nick?!”
Ayşegül Aydın’a, sonra tek tek herkese baktı, şokla.
“Noluyo burda…?”
“Ayşegülcüm, bunlar kim ablacım???” dedi Betül, Nick’in serumunu yenilemek için ilerlerken.
Hepsi ona baktı, hep bir ağızdan:
“abla?”

Sonra yine Ayşegül’e döndüler.
Aydın şaşkın:
“Senin… ablan mı var?”
Ayşegül iç çekti.
“Ablam… evet…”

Kızlar şok. Hasta olan Kübra dahil.

Eylül: “NE DEMEK ABLAM?”
Şevval: “LAN HANİ SAMSUNDALARDI?”
Kübra: “O YABANCI NUMARA BU Dİ Mİ!”
Beyza: “SEN BUNU NASIL GİZLERSİN?”
Aydın: “ÖLDÜ DEMİŞTİN!”

Ayşegül derin nefes aldı.
“TAMAM DURUN!”
Duraksadı.
“Ablam Betül Kılıç. Ve evet var, Samsun’da değil. Babamların gönderdiği bir ajan gibi. Ve hayır, ablam ölmedi. Aslında sadece abim öldü.”

Betül döndü ona:
“Tüm hikayeni anlattın herhalde? O itin adını ağzına alma!”
Ayşegül öfkeyle üstüne yürüdü, Aydın tuttu.
“ASIL SEN AĞZINA ALMA!”
Aydın’ı güç bela itti.
“Ayrıca… bunlara noldu?”

Beyza’nın yanına gitti, Kübra’ya da baktı.
Şevval iç çekti.
“Kübra bayıldı yine klasik, hastaneye getirdik. Bunlar Cenklerle kavga etmişler, araba başlığıyla Nick’in kafasına vurmuşlar.”
Betül soğuk bir asker edasıyla dinledi.
“Ananı… o zaman gitti kaf–”

“AGAGAGAGAGAGAGAGAGAG!”

Nick’in göğsünden Beyza’nın ağlama sesi yükseldi. Ayşegül korktu.
“anaskm–”
Beyza ağlarken, Nick boşta olan eliyle onun saçını okşuyordu. Hafif gülümsedi.
“Mi amor…?”
Beyza daha çok ağladı, boynuna sarıldı, Nick acıyla inleyince geri çekildi.

Betül bu mıçmıç sahneye göz devirdi.
“Ne lan o gözler? Hiç mi çift görmedin?” dedi Ayşegül.
Betül ona, sonra Aydın’a baktı.
“Hayırdır? Sen de bu çocukla mı öylesin?”
Ayşegül birden üstüne yürüdü.
“Öyleysem öyleyim lan, sanane!”
Tekrar tuttular onu. Ayşegül sinirle Kübra’ya döndü, Alp’i itip Kübra’nın saçını okşadı.
“İyi misin aşkım?”
Kübra hafif gülümsedi, başını salladı.
“İyiyim… açlıktan oldu galiba…”
Ayşegül kafasından öptü.
“Yenge iyi hoş da beni niye ittin? Ağlayacağım şimdi…” dedi Alp.
Ayşegül ters ters baktı.
“Bir daha yenge dersen şu serumu… Neyse.”
“Ooff ortama bak, aşırı gerici amk…” dedi Şevval.

Alp Kübra’nın elini bırakmıyor, Beyza da Nick’e her dakika “nasılsın?” diye soruyordu.

Herkes biraz sakinleşti. Serhat, Eylül ve Şevval boşta kalan yatağa oturdu. Ayşegül ve Aydın ayakta olanları dinliyordu.
“Şu an yoğun bakımda yani hepsi. Valla ben pişman değilim, cezasını da çekmeye hazırım.” dedi Serhat.
Alp kafa salladı.
Nick, Beyza’ya gülümsedi.
“Yo tampoco me arrepiento, mi amor…” (Ben de pişman değilim aşkım.)
Aydın ve Ayşegül iç çektiler.
Aydın hafif pişman bir sesle:
“Niye beni çağırmadınız?”
Ayşegül şokla döndü.
“Ya sence konu bu mu?!”
Aydın başını eğdi.
Nick acıyla irkildi, konuştu.
“Yalnız… Cenk belki şikayetçi bile olmaz. Biliyor, onu öldürmeden rahatlamayacağımı.”
Aydın kafa salladı.
Beyza yanağından öptü Nick’i.
“Tehdit ederiz, olmaz öyle şikayet işi.”

“YA SİZE İNANAMIYORUM!” diyerek geldi Ceylin, yanında Burak da vardı.
Şevval’in gözleri parladı.
“YA NE YAPIYOSUNUZ SİZ?!” diye azarladı, sonra Kübra’ya baktı.
“KÜBRA?! Sana noldu?!”
Kübra rahatsız olmasın diye sesi alçalttı.
“Bir şey yok ya… ufak bir baygınlık…”
Ceylin şefkatle gülümsedi.
“Dikkat edin kendinize…” dedi, sonra abisine döndü.
“Nasıl durumu?”
“Biraz dinlenmesi gerekiyormuş… Kesik olabilirmiş.” dedi Beyza, burnunu çekerek.
Ceylin onun sırtını ovaladı.
“Geçmiş olsun hepinize…” dedi Burak da.
Ceylin, Şevval’in yanına gitti.
“Günüm bok gibi geçti sen yokken…” dedi, sıkı sıkı sarıldılar.
Burak sadece başını eğdi.

Ayşegül, Aydın’ı dürttü.
“Burak, Ceylin’i mi seviyor?”
“Evet… ama söylemişler Şevval ve Ceylin gerçeği.”
“Ya… üzüldüm çocuğa.”
“Keşke bana da üzülsen…”

Diye fısıldaştılar. Ayşegül Shrek bakışı atarken arkadan bir ağlamaklı ses geldi.

“AyŞeGüLlLlL!”

Ayşegül ve diğerleri döndü. Bu, Can’dı. Ağlayarak geldi.
“Can?” dedi Ayşegül.
“Noldu??”
Can daha çok ağladı.
“amk… evliymiş… Allah kahretsin…”

Kızlar şok oldu, Can onların da arkadaşıydı. Aydın iç çekti.
“Aslında… karısını seviyormuş deme sebebim buydu işte, gerçek bir kadın yani…”
Can hıçkıra hıçkıra baktı sedyede yatanlara.
“Geçmiş olsun bu arada…”
Kübra başını salladı, Nick de aynı şekilde.

Burak bir su bulup ona verdi.
“Buyrun beyefendi, dünyanın sonu değil ya. Biri gider, biri gelir sonuçta.”
Can suyu aldı,
“Sağol… ama düşündüğünüz gibi olmuyor işte…”
Bir yudum içti.
“Adam bildiğin kadınlardan hoşlanıyormuş amk…”
Ayşegül onun sırtını sıvazladı, Burak burukça güldü.
“Yine de… hayat devam ediyor.”
Can uzun uzun Burak’a baktı.
“Bu çocuğa dikkat edin, derinlerinde ağır acılar saklıyor belli. Kendini öldürmeye falan kalkmasın.”
Burak gerildi.
“Ne alakası var beyefendi…”

Ceylin, Şevval’in yanağını öptü.
“Burak, biz gidelim. Şu evraklara bakalım. Üçünüze de geçmiş olsun.”
Kübra: “sağolll…”
Nick: “eyvallah…”
Can: “teşekkürler…”

Burak ve Ceylin gittiler, Can da biraz toparlandı.

Ayşegül onu dürttü, Can anlamadı,
"ne??"

Ayşegül gözleriyle Burak'ı işaret etti. Can o yöne baktı.
"Saçmalama istersen!"

Ayşegül güldü,
"nee? Bir şey demedim ya..."

Can ona side eye attı.
"Allah sabır versin enişte," dedi Aydın'a,
"Aydın adı!"
"Allah sabır versin Aydın enişte!" deyip uzaklaştı.

Şevval gerindi,
"ne gündü ama... hemen bitse bari,"
diğerleri de onayladı.

Bu sırada Kübra ve Alp ilk ele ele tutuşmalarını yaşıyorlardı.
Herkes onlara bir Shrek bakışı atıp önüne döndü.

Ayşegül diğerlerine baktı,
"şikayet olayını halledin bari hemen... bu ciddi sonuçta,"

Alp konuşacakken lafı bölündü.
"Aman Ayşegül hanım... olur böyle şeyler, biz olgun insanlarız sonuçta, şikayet falan ilkokulda kaldı,"
dedi Baran, Ayşegül'e gülümsedi.

Herkes kaşlarını çatmış ona bakarken Aydın'ın gözleri açılmıştı,
masmavi gözlerinin etrafı kırmızılık hâkimiyetine girmişti.

Ayşegül ters ters ona baktı,
"çok geçmiş olsun bu arada, kız arkadaşınız için çok üzüldük, Civan da çok üzgün,"
dedi Alp'e bakarak.

Aydın kendi kendine gülümsedi,
"ulan çok içimde kalmıştı... teşekkür ederim Allah'ım..."

Baran ona baktı,
"arkadaş sorumlu galiba, kendi kendine konuşuyor falan,"
dedi, güldü.

Ayşegül tam konuşacakken, gerek kalmadı.

Aydın Baran'a sertçe bir tokat attı,
dengesini kaybedip yere fırladı,
Aydın yakasından tutup yumruklamaya başladı.

"AYDIN!"
hepsi oraya koştu, fakat sülalenin yakınlarından birkaç kişi,
"ALLAH'IN BELALARI!"
diye haykırdı, ailenin kadınları...

İşte burada, Ayşegül ve Eylül de katıldı,
Serhat zaten geri kalan üyeyle ilgileniyordu.

Alp, Kübra'nın elini özür dileyerek bırakmak zorunda kaldı,
"Kübra... özür dilerim bitanem... yardım et— KÜBRA!"
Kübra dirseğindeki serumu sökmüş, hızla kızlara yardıma koşmuştu.

Alp onu ikna etmeye çalışırken bir yandan Serhat'a da yardım etti.
Bu sırada Beyza, Nick'in göğsüne kafasını koymuş yatıyordu,
Nick de saçlarını okşuyordu...

---

Ceylin uzun koridoru yürüdü.
Ve nezarethanelerin tam ortasında durdu...

"YETER LAN YETER!"

YİRMİNCİ BÖLÜM SONU