13. bölüm · 𝐹𝐼𝑉𝐸 𝐵𝐼𝑇𝐶𝐻𝐸𝑆 𝐴𝑁𝐷 𝐴𝑁𝐾𝐴𝑅𝐴
BÖLÜM 13
Kızlar uzun uzun izlediler, Fadime'nin ve diğerlerinin odunları azaldığı için odun kesmeye karar vermişlerdi, bu fikri Alp ortaya atmıştı, Ceylin'in kafasının da dağılması gerekiyordu. Bu dolu kafayla operasyonda bir halt yapamazdı.. Bu yüzden beyler onu da odun kesmeye çağırmıştı ama aslında hiçbir işe yaramadı. Ceylan en büyük kütüğe oturup sadece Şevval ile bakıştı...
Kızlar fark edilmeyecek gibi değildi tabii, iç çekişler ve çekirdek sesleri ile. "Hepsinin dövmesi var.." dedi Kübra, ağzındaki kabuğu poşete tükürerek, "Örgüt kuralı mı ne galiba, Nick öyle demişti" dedi Beyza.
Ayşegül balkonun köşesine masayı kurmuş, canlı derse girmişti. Masa karşı taraftaki 'manzaraya' yandan bakıyordu. Başka hiçbir yerden çekmediği için buraya oturmuştu Ayşegül, "hmh.." çocuk sağlığı dersiydi, bir yandan not alıyordu. Kafası hafif yana kaydı tabii. Bu sırada Aydın o tarafa bakıyordu. Onu fark edince gülümsedi, Ayşegül önünü döndü. Kızların yanına gitme konusunda ilk adımı atan Serhat oldu. Eylül'ün yanına geldi bir yandan üstüne atletini geçirerek, ve diğerleri de aynı şekilde. Ceylin ise gelip Şevval'in omzuna yattı, Beyza Nick'e sarılmak için ayağa kalktı, ayağa kalktığı gibi Nick onu kucaklayarak havada döndürdü. Beyza tıpkı küçük çocuk gibi kahkaha atarken kızların hepsi ona yan gözle baktı. Kübra temas sevmemesine rağmen onlara her zaman sarılıyorken Beyza asla sarılmazdı, ve sevmediğini söylerdi. Tabii durum değişmişti şimdi..
Ayşegül de yan gözle bakarken bir anda defterin sayfa sesi ile irkildi, Aydın ne yaptığına bakmaya çalışıyordu balkonunu aşağısından. Bilgisayarı işaret ediyordu. "o ne o ne?" Ayşegül onu kovmaya çalışırken hocasının "AYŞEGÜL! Dersi dinler misin???" demesi üzerine Aydın'ı bir köşeye bıraktı. Aydın kahkaha atıp balkonunun tahtadan yapılmış korkuluklarına tutundu ve üstünden geçti, Alp korkuluklara yaslanmış, Nick ve Serhat Beyza ve Eylül'ün yanına çökmüştü, Ceylan Şevval'in omzunda yatıyordu. Aydın hepsine baktı. "Bu arada, Nick ve Ceylan, bugün anneannenizin yanına gideceğiz." dedi. İkisi kafa salladı. Beyza Nick'e baktı, "¿Tu abuela está viva?" (anneannen yaşıyor mu?) Nick kafa salladı, anneannesinin hastalıkları yüzünden hareketleri kısıtlı idi, bu yüzden genellikle yatağında olurdu.
Serhat bir avuç çekirdek almış Eylül ile sohbet ediyordu, "Bi de şu gördüğümüz çoban vardı ya, o peki?", "O köyün çobanı, okumak istediler ama okutmadılar, ailesi mardinden buraya kaçmıştı, iyi çocuk ama salak biraz".. Alp ise kübra'nın karşısında durmuştu, kolları korkuluğu yaslı iken ara sıra göz göze geliyordu, Kübra ise kafasını eğip güldü fark edince. Alp onun güldüğünü görünce kendisi de güldü, utandı.
Aydın hepsine baktı. "Lan hadi! Gidin de giyinin, gidelim" hepsi oflayarak ayağa kalktılar, Alp Kübra'ya baktı. "geleceğiz zaten şimdi.." Kübra güldü, "peki.." Alp gülerek önden önden gitti, yürümüyor zıplıyordu sanki. Serhat ve Nick onun bu haline güldüler. Tabii hemen öncesinde kızlardan öpücük almayı da unutmadılar. Alp kolunu Aydın'ı omzuna atarak onu düşürmeye çalıştı. Bu, onun mutlu olduğunu bir gösterimi idi.
Şevval ve Ceylan giyinmek için giden ilk isim oldular. Eylül, Beyza ve Kübra uzun uzun girişlerini seyrettiler. "sırtına kurban.." dedi Beyza, güldüler. Ayşegül biten dersi ile laptopu kapattı. "kızlar! Hadi da. Gidiyoruz biz de" kızlar bunun üzerine masayı topladılar, onlar da giyinmeye gittiler, zaten kıyafetleri vardı ama daha çok özenmek için gittiler.
.
Yayladan hafif uzak bir bölgeye gittiler iki araba ile, aracı park ettiler ve indiler. Onları Fadime karşıladı. "Eey evlatlarum, hoş geliysunuz daa!" güldüler. Beyza hızlıca gidip elini öptü ve alnına koydu, kucakladı. "Oy da benim güzel gelinum haa!" Beyza hanım hanımcık güldü, Fadime diğer kızları da kucakladı. "Oy da benim guzel kızlarum, seğirun haa!" Ayşegül yanında duran Aydın'a baktı, "seğirin..?", "buyur etmek, gelin anlamında", "haa.." Ayşegül de Fadime teyzenin elini öptü ve hepsi içeriye geçtiler, anneanneleri Gülbahar salonda duruyordu. Nick ve Ceylan'I görünce gülümsedi. Fadime'nin aksine o Ceylan'ı seviyordu çünkü
biliyordu ki Ceylan'ın hiçbir suçu yoktu. Bunu geç olsa da anlamıştı ve ona tüm sevgisini veriyordu. Serhat, Alp ve Aydın'ı görünce de gülümsedi. Fakat kızlara anlam veremiyor şekilde baktı baktı durdu. "Merhaba efendim.." dedi Beyza. Gülbahar Fadime'ye baktı. Fadime güldü. "Bizum Koçari'nin yavuhlusu daa!" Gülbahar uzun uzun Beyza'ya baktı... İnceledi. Gülümsedi. Beyza hızlıca onun elini tuttu, Gülbahar onun elini tutup yanına oturttu. "Uy maşallah..." Beyza gülümsedi, "iyisiniz inşallah..?" Gülbahar güldü, onun vücudunu inceledi. Daha sonra ise arsızca sordu.
"Kaç tane piç üreteceğisun daa, bi deyiver hele!"
Eylül ve Şevval gülmemek için zor dururken Ayşegül ve Kübra kaşlarını çattı. "Ne alaka olm.." diye mırıldandı Kübra. Ayşegül iç çekti, Aydın'a baktı, o da iç çekiyordu, "annneanne! Öyle soru sorulur mu???" Dedi Ceylan mahçup şekilde. Beyza ise ne cevap vereceğini bilemedi... Vereceği yanıt için yol gösteren kişi Ayşegül oldu çünkü böyle teyzelerin olduğu ortamda büyümüştü. Aydın'a baktı ve ikisi birbirine bir BEŞlik çaktı. Beyza başta, içerisinden "ne alaka" diye düşünsede daha sonradan anladı ve Gülbahar'a döndü. Bu sırada Fadime de annesine kızıyordu: "Ula anam ne diyisun da, ayıptur ha, belki istemeyrile-" onun lafını bölen kişi Beyza oldu...
"Beş!"
...
Derin sessizlik....
"Beş efendim!"
Alp, Ceylan ve Serhat çok şaşırmıyor tabii...
Türkçe konuşmaya çalışarak anneannesine laf anlatmaya çalışan Nick de şok.. ama bir yandan yüzünde vatan gülüşü var...
"Olm....Beyza aldı başını gidiyor..." Diye fısıldadı Kübra kızlara, Eylül güldü. Şevval ona baktı "tuttu götürüyor kral" kızlar da güldü, Gülbahar mutlu... İstediğini aldı. Fadime de şok... Beyza gergin...
Çaylar geldi, hep birlikte oturup kısa sohbetler ettiler. Gülbahar gülümseyerek hepsine bakıyordu. Fadime'nin yüksek olduğu için alamadığı ibiği almaya gitmişti Nick, geri geldi ve anneannesinin diğer tarafına oturdu. Bir yanında da Ceylin vardı, elini tutuyordu. Gülbahar ne İngilizce ne de ispanyolca bilmediği için anlaşamıyordu Nick ile, Nick Onun elin tuttu, Gülbahar yanağından öptü, öpüşü ıslak olunca Nick ona çaktırmadan yanağını sildi...
Nick Aydın'a baktı kızları tanıtması için. Aydın Ayşegül'e kitlenmişti, Alp ona dürtünce irkildi ve Gülbahara döndü. "Bu kız Beyza Gülbahar teyze, Senin koçarinin yavuklusu, Bu da Eylül, Demir'in karısı, karısı dediğime bakma henüz sadece sevgililer. Şevval..... Ceylin'in en yakın arkadaşı. Kübra Alp'in sana bile anlattığı kız, Gebze'de olan." diyerek bitirdi konuşmayı. Serhat Eylül'ün elini tutuyordu. Şevval ve Ceylin bıyık altından gülüyordu, Nick ve Beyza gülümseyerek birbirine bakarken Kübra ile Alp de gözlerini kaçırarak birbirine bakıyordu. Gülbahar Ayşegül'e sonra Aydın'a baktı onu tanıtması için. "Ayşegül hanım, kızların annesi gibi." Aydın ona baktı. Ayşegül ona baktı. Gülbahar Aydın'a baktı "Senin?" dedi. Aydın Ayşegül'e baktı. "yok, O yalnızlığı tercih ediyor." dedi, Ayşegül kafa salladı, "Ben daha iyiyim böyle ya." dedi Ayşegül. "Yalnızlık Allah'a mahsustur. Demiş atalarımız." dedi Aydın. "Yalnızlığı sabır ile karşılayacak tek kişi o'dur." Ayşegül öylece baktı.."kızlar kızlar pıttıkları sızlar" grubuna Kübra yazdı. "Olm Aydın Ayşegül'e din dersi veriyor amk HXSLCNLEJFOEFJLECJSKCJEL" gruptaki mesajı görünce hepsi güldü, Gülbahar huysuzlandı. "Her yer fışki gibi aşk kokti..." dedi Gülbahar, hepsi Kahkaha attı...
Akşam vaktine doğru hep birlikte yemek sofrası kurdular. Aydın ve Ayşegül Gülbahar'ın bakımı ile ilgileniyordu. Aydın'ın telefonu çaldı ve arayan Kişinin Levent olduğunu görünce "Geliyorum hemen" dedi, Oturma odasından çıktı ve salondan bahçeye çıktı, "Alo? N'oldu?", "Merhaba Ozan, konuya gireceğim direkt. Yiğit ölmemiş, Alex ve yanındaki kişi onun yaşaması için panzehir, yiyecek ve içecek vermişler. Çetin'in adamıymış ikisi de. Bilgi almış olabilirler. Yarın yola çıkın." Aydın şok oldu. "LAN NE DEMEK YAŞIYOR!?!" dedi Aydın, Levent oturduğu yerde geriye yaslandı, iç çekti. "Karşıma çıktı gerizekalı. Öyle fark ettim. Kızları Alp'e emanet edin, Rize'de olduğunuzu biliyorlar ama yaylada olduğunuzu bilmiyorlar." Aydın yüzünü sıvazladı. "Tamam." telefona baktı, ve Levent'in, zaten Yiğit'in Fotoğrafını attığını gördü. Yiğit oldukça zayıflamıştı, fakat gözlerindeki o piçlik hâlâ ışıldıyordu. Ağzını dolduracak şekilde küfür etti, Sabır çekti ve çok düşünmesi yüzünden ağrıyan başı ile içeriye ilerledi, herkes masaya oturmuştu, Aydın da geldi, beylerin başına oturdu, en başta Fadime, karşısında Gülbahar oturuyordu. Fadime mutfaktan elinde koca bir tepsi balıkla geldi, hamsi pilavı da yapmıştı. Balığı ortaya koydu. kafasını Ayşegül'ün tarafına koydu ve kızlar Çaktırmadan gülmeye başladılar, Ayşegül yanındaki Eylül'ü dürttü balığın, kafasını zıt yöne çevirmesi için, Gülbahar ve Fadime'nin başlaması ile Aydın, beyler de başladı. Ayşegül başlayamadı, yardım isteyen bakışlar ile Aydın'a baktı, Aydın'ın yanağı full yemekle doluydu. Kurt gibi açtı hepsi. Aydın anlamsızca Ayşegül'e baktı. Ayşegül'ün balığa baktığını fark etti. "Yesene ya" diyerek balığı Ayşegül'ün önüne itti Kübra, "YAV---" dedi Ayşegül ve sandalyede geriye gitti. Kızlar kahkaha atarken diğerleri mal mal baktılar, "N'oluyor ya?" Dedi Alp. Aydın bakmaya devam etti, "iyi misun?" dedi Fadime, "Gerçekten.." dedi Aydın kızlar daha çok güldüler, Öyledir ki hanımefendilik kuralına yalnızca Beyza uyuyordu. "Ben....balıktan korkuyorum da... " dedi Ayşegül. Herkes Sessizliğe Büründü, ve ardından kızların Kahkahaları devam etti.. Aydın hızla bir bıçak ve bir çatal ile balığın kafasını kesti.. Ayşegül bu sıra kafasını 180 çevirdi, kafayı bir peçeteye koyup mutfağa, çöpe atmaya gitti....
"Ben yerdim ula!" dedi Gülbahar, "hay ağzina.." gülmeyi sürdürdüler...
Alp'e Birgül'den arama gelmesi ile yönlerini mandıranın ağacının altına çevirdiler. Burada iki tane karşılıklı ve bir tanede yanda koltuk vardı. Koltuklar doğuda sıra gecesi yapılan mekanların koltuklarına benziyorlardı. Fadime de gelmişti. Gülbaharı ise Emineye bırakmışlardı, bu sefer ekiplerinde bir değişiklik vardı. Yusuf da buradaydı, beyler geri döneceği için onunla da vakit geçirmek istemişlerdi. Çay eşliğinde sohbet ediyorlardı. Aydın diğerlerine de vermişti haberi. Beyza, Nick'in omzunda yatıyor, Nick onun eli ile oynuyordu. Serhat ve Ceylan, Eylül ve Şevval'in omuzlarında yatıyorlardı. Alp'i ise Kübra'nın yanına oturtmuşlardı.. Ayşegül ise bir köşede, Aydında karşısında oturuyordu. Alp düşmanlığını unutup bir an heyecan ile," Yusuf abi kemençe!" dedi. Yusuf gülümsedi "Peki o halde.." yerinden kalktı hızlıca. Kendi mandırasına gitti. Bu sırada Ceylan Birgül'e baktı "Sende şarkı söylersin bi zahmet??" diye sordu Ceylan. "Ne! Ne münasebet" dedi Birgül. "Hayatta olmaz!" Hepsi Birgül'e baktı. Alp iç çekti "abla..bir seferlik ya, kızların hatrına" dedi Alp, Birgül aslında istekli idi ama malum Alp.. "peki o hâlde.." dedi, şakşakcı kızla- yani.. alkışlamayı seven kızlar.. alkışladılar. Yusuf da kemençesi ile geldi, Beyza Nick'in omzunda onları izliyordu. Serhat Eylül'ün omzunda, Ceylan Şevval'in boynunda. Alp Kübra'nın omzuna yatmak istiyor ama yapamıyordu. Aydın tam çaprazında otura Ayşegül'e bakıyordu. Fadime de en başta oturuyordu. Kızına yaptığı şeylerin pişmanlığını çekiyordu. Birgül Yusuf'a baktı. "Ben de söyleyeceğim...hangi şarkı biliyorsun?" Yusuf ona uzun uzun bakarak kafa salladı. "Biliyorum..." İkisi de burukça gülümsedi. Yusuf kemençe sesini verdi önden.. Yüksek Dağlara Doğru. Bu şarkı Rize'dekilerin şarkısı idi. Birgül ve Yusuf'un, Alp'in. Birgül ne zaman aklından Yusuf'u atmak istese bu şarkıyı açardı. Yusuf ne zaman Birgül'ü bilinçli şekilde düşünmek istese bu şarkıyı açardı. Alp ise aklına ne zaman Kübra gelse açardı... biraz da triplenmek için ama burasını görmezden gelin-
Birgül zaten Su gibi bir kızdı.. su gibi sesi ile girdi şarkıya...
"Çok sevduğuma değil.. bilmemene yanarum..
Seni görduğum her gün.. içten içe kanarum..
Kara gözlerun beni.. nasil yakti sevduğum.." Yusuf bir yandan kemençeyi ağlatırken bir yandan Birgül'e bakıyordu, Birgül'ün gözü kapalıydı. Mutlu olan çiftlerde dert yoktu tabii... Aydın şarkı boyu uzun uzun Ayşegül'e baktı, Ayşegül arada kafasını ona çevirdi. Alp ise ikinci kısımda şarkı söyleme görevini üstlendi. Kübra için dinlediği bu şarkıyı artık ona söyleyebilirdi..
"Ağaçlar çiçek açti, kış bitti bahar oldi..
Sevdamuz bir fidandi.. çiçek açmadi soldi.."
Yalan yok, güzel sesi vardı. Kübra ona baktı, bu tarz şarkıları çok tercih etmezdi ama içi gitmişti Alp'in söylemesine. Yine yalan yok. Etkilenmişti Kübra. Hem de hayvan gibi.. Alp onun gözünün içine hasretle bakarak söylüyordu. Beyza doğrulmuş, yalnızca Nick'e hafif yaslanmış ikisini izliyor, çaktırmadan videolarını çekiyordu, Nick'in tarafında oturan Aydın Ayşegül'e bakıyordu.. yan koltuklarında oturan Şevval ve Ceylan kaş göz yaparak ikisini izliyordu, Serhat ve Eylül de gülümseyerek ikisini izliyordu...
Birgül Alp ve Kübra'ya bakmaya çalışsa da Yusuf'a bakmaktan geri kalmıyordu. Nakaratı birlikte söylediler abla kardeş.. ikisi de kendi yârına bakıyordu.
"Yüksek dağlara doğri...haykirsam sevduğumi.. belki dağlar anlardi..nasil özleduğumi...
Bulut gibi hislerum..savruldi yüreğume..
Yağmur olur yağardum...o güzel saçlarune..."
Şarkının bitimi ile ikisi de onu alkışladı. Fadime'nin gözleri dolmuştu. Kübra alkışlarken gülümseyerek Alp'e baktı...Alp de gülümseyerek ona...
Saat geç olunca evlere dağıldılar.. gitmeden önce Fadime ve Birgül, Yusuf'tan yol için yapılan yiyecekleri almışlardı. Beyler onları hep birlikte sepete yerleştirdi.. Serhat camın orada durmuş, görebilmek için hafif eğilmiş karşıya bakıyordu. Elleri belindeydi. Nick ona baktı. "Go to sleep, you will drive the car tomorrow too" (uyu hadi, yarın arabayı sen de kullanacaksın) dedi. Serhat kızların evine bakmaya devam etti. "Uyuyacağım.. ama burda değil." Diyerek hızla çıktı evden Serhat, arkasından öylece baktı Nick "Nere?!" Serhat gülümsedi, "Eylül'ün yanına!" Nick'in gözleri büyüdü. "BEN DE". Diyerek Beyza'nın yanına gitmek için peşine takıldı, balkonun korkuluklarından tek kolunu koyarak atladı.. Alp ikisini gördü. "LAN AMK" diyerek iki elini balkonun korkuluğuna koydu ve atladı. İkisinin peşine takıldı. Aydın ise sakin sakin -biraz üzgündü ve biraz da endişeli idi- evi kitledi, karşı eve elleri cebinde yürüdü.
Işıklar kapanmıştı, beyler Ayşegül'den gocunuyordu, ve ona yakalanmamaları gerekiyordu. Yoksa bir daha giremezlerdi. Yani... En azından onlar öyle düşünüyordu...
Alp, evin önüne nizami şekilde dizilmiş olan odunların üstündeki merdiveni aldı, çatıya doğru yasladı. Nick ise onu ittirerek geçmeye çalıştı. "Önze ben!" Alp ise onu ittiriyordu. Kendisi ondan biraz kısaydı ama atom karincaydı.. "Çık lan spanish!", "âabinee saygili olmalisin Alpo!" Diyerke ikisi de birbirini iterken Serhat korkuluklara çıktı, kollarını biraz uzattı, çatıya tutundu. "Bismillah...." Diyerek zıpladı, bir bacağını çatıya attı, ve ağırlığını çatının üstüne vererek dengede durdu. "Oha!" Dedi Alp. "Lan!" Dedi Nick. Aydın onları elleri cebinde izledi. Serhat da hafif kayarken tutunmaya çalışıyordu, Alp ve Nick onu da indirmeye çalışıyordu.
Aydın iç çekti. Kapıya yöneldi. "Aydin! Sakin!" Dedi Nick, "napıyosun amkk" dedi Alp. "Ayşegül'e söylerim seni asla kabul etmez." Demiye tehdit etti Serhat. Aydın kapıyı tıktıkladı. Ayşegül saniyesinde kapıyı açtı. "Buyur?", "Merhaba, iyi geceler. Eşlerinin yanında uyumak istiyorlar." Dedi Aydın sakince, Ayşegül kitap okuyordu, balkonun altında garibanca duran Nick, Alp ve yere düşürdükleri Serhat'a baktı Ayşegül. Hepsi gariban duruyordu. Ayşegül güldü, "buyrun, şikayetçi olmayacaklarsa kalabilirsiniz." Dedi. Aydın onlara baktı, omuz silkti. Aydın Ayşegül'e gideceklerini söylemişti, bu yüzden vicdan yaptı. Son geceleri olabilecek bu geceyi sevdikleri ile geçirmelerini istedi...
Nick hepsini ittirdi, Serhat da Alp'i ittirdi ve hızla içeriye koştular. Alp Ayşegül'e baktı geçerken. "Sağolası-", "Kübra'nın kapısını çal. Öyle gir, ses verirse eğer" dedi Ayşegül. Alp kafa salladı, "Beyza koridorun sonundaki odada!" Diye de seslendi. Aydın da içeriye geçti. "Özür dilerim..dileriz. size güzel bir Rize deneyimi yaşatmak istiyorduk ama...malum." dedi Aydın. Ayşegül onun omzuna ufak ufak vurdu. "Canınız sağolsun.. eğlendik biz." Aydın kocaman gülümsedi. Üzüntüsü geçmişti bile...
Serhat Eylül'ün yanına girdi, Eylül onu fark etti ve sevindi, ama uyumaya geri koyuldular.
Kübra içeri girmesine izin vermişti ama yalnızca odadaki koltukta oturuyordu Alp, o koltukta da uyuya kaldı... Kübra onun uyuduğundan emin olduktan sonra uyumuştu. Nick içeriye girdi, hafifçe Beyza'nın yanına sokuldu. Beyza dönerek ona baktı, "Nick...?" Nick ondan adını duymayı çok seviyordu, hafif açılmış olan omzundan öptü. "Soy yo, mi amor..." (Benim, sevgilim..) Beyza gülümseyerek ona döndü. "¿Cuándo irás...?" (Ne zaman gideceksiniz..?) Diye sordu, operasyona gideceklerinden dolayı endişeleniyordu Beyza. Nick gülümsedi. "Mañana por la mañana... tampoco te preocupes, estás muy preocupado pero esto ni siquiera es una operación... esto es solo un calentamiento para nosotros"
(Yarın sabah... sen de merak etme, çok endişelisin ama bu bir operasyon bile değil... bu bizim için sadece bir ısınma) dedi sırıtarak. Beyza ona baktı, "Allah Allah?" Dercesine, gülümsüyordu. Beyza gözlerinde hafif endişe ile ona baktı. "¿Qué debo hacer? Tengo miedo... No pasará nada, ¿verdad?" (Ne yapayım... korkuyorum.. bir şey olmaz değil mi?) Nick onun saçını kulağının arkasına aldı, alnından öptü ve gülümsedi. "No te preocupes, hermosa. Nadie puede vencerme, el puente de la garganta es suficiente para mi espalda."
(Merak etme güzelim. Kimse beni yenemez, boğaz köprüsü sırtım yeter.) dedi ve güldü, Beyza kahkaha attı. O kahkaha atınca Nick bir anlığına dalga geçiyor sandı, ama dalga geçmediğini anlayınca gülümsedi. "Me comeré tu espalda del Puente del Bósforo..." (Boğaz köprüsü sırtını yerim senin..) Dedi Beyza, Nick onu öptü, o da Nick'i....
Ertesi sabah kahvaltıyı hep birlikte yaptılar, Beyza, Nick, Eylül, Serhat, Şevval ve Ceylan erkendne uyanıp her şeyi hazırladı. Diğerleri ise sonradan uyandı. Ayşegül kendi odasını Beyza'ya vermişti, Beyza'nın odasındaki yatak sorunu hâlâ devam ediyordu. Bu yüzden kendisi salonda yattı, sabaha karşı onu tekrardan odasına yönlendirdiler. Aydın ise hem uyumak, hem de operasyon ile ilgili rahatça konuşabilmek için karşı eve gitmişti. Hepsi uyandı, güzelce kahvaltı yaptılar.. daha sonra arabayı hazırladılar. "Rize'deki adamlara söyleyin. Diğer arabaları alıp Ankara'ya getirsinler." Dedi Aydın, Arabanın yağını vs kontrol ederken. Nick yükleri bitirmişti. Diğerleri gibi sevgilisinin, Beyza'nın yanında, kızların evinin merdivenlerinde oturuyordu. Ayşegül Aydın'a bir kap verdi, "kek var içerisinde, yemeğiniz bolca var tatlınız da olsun" dedi, Aydın telefonu kapatarak gülümsedi, aldı. "Teşekürler.." dedi. Ayşegül de gülümsedi. Eylül ve Serhat mutfakta idi. Serhat termosa çay koyarken Eylül onu izliyordu, üzgündü. Serhat fark etti. "Bi'tanem benim..." Serhat hızlıca elindekileri bırakıp sıkıca ona sarıldı, Eylül parmak uçlarında yükselip onun boynundan sarıldı, Serhat belinden sarıldı, boynundan öptü, saçını okşadı. "Merak etme güzelim, bundan sonra her gün görüşeceğiz.. sadece kısa süreli..." Eylül kafa salladı, çocuk gibi ona sokuldu...
Ceylan ve Şevval odadaydı, Şevval sıkıca ona sarılıyordu. Ceylan ise ona gülüyordu. "Ya çocuk gibisin he!" Diyerek sırtını sıvazlıyordu. Şevval burnunu çekti ve gülümsedi. "Dikkatli ol tamam mı..." Dedi. Üzülme sebebi olumsuz, negatif senaryolar idi. Ceylan sırıttı. "Karşında vatanını savunan bir polis var yalnız" dedi, Şevval güldü. Burnunu sıktı onun. "Aynı zamanda mafya ama, onu ne yapacağız..." Ceylan güldü, "karıştırma orasını, ayrıca bir şey yok ya, çıtır onlar", "kim ki??" Diye sordu Şevval. "Hmm, böyle küçük küçük, kendini çete sanan ufak gruplar işte, endişlenme hayatım, atıştırmalık" Şevval kafa salladı, tekrardan sarıldı. Ceylan güldü.
Yola çıkma vakti gelmişti artık, Fadime de onları yolcu etmek için gelmişti, Beyza Nick'e sıkıca sarılırken Fadime de diğerleri ile kucaklaştı, kızlar da öyle.
Fadime Ceylan'a baktı.. ilk defa o sözü söyledi Ceylin'in gözleri kocaman açıldı... "𝐾𝑖𝑧𝑢𝑚...𝐶𝑒𝑦𝑙𝑖𝑛'𝑖𝑚..." Ceylin kocaman gözler ile ona baktı. "Ben bir salaklık yapmışım..büyüklük sende kalsın olur mu... özür dilerim...her şey için..." Ceylin'e sıkıca sarıldı. Ceylin ona karşılık vermedi yalnızca elini onun sırtına koydu. Bir şey de söylemedi, Fadime hafifçe geri çekildi...
Beyza Nick'i bol bol öptü, dudağından öpmedi Fadime olduğu için, Nick ise onun belinden sıkıca tutup öptü. Birgül Gülbaharı getirmişti tekerlikli sandalye ile, Gülbahar güldü. "Hizlu çociklar.." dedi, kızlar da güldü, Beyza kıpkırmızı oldu. Aydın'la Ayşegül de çok kısa şekilde sarılmışlardı. Arabaya binmeden hepsi el salladı. Şimdilik Nick sürecekti. Yanına da Aydın oturuyordu, arkada bir köşede Serhat, bir köşede ise Ceylan oturuyordu. "Kızlar sana emanet!" Dedi Serhat Alp'e, Alp gitmiyordu. Ortada tehlike varken kızları yalnız bırakmazlardı. O yüzden Alp onlarla kaldı. Alp Kübra'nın yanında duruyordu, "gözünüz arkada kalmasın, hayırlı yolculuklar!" Dedi Alp, Nick gaza bastı kornoya bastı ve hepsi el salladı. Hepsi içeriye doğru ilerledi, Alp Kübra'ya baktı.. "eeee......sahil???" Kübra'nın gözleri kocaman açıldı, "eee.... Olur!!" Dedi. Alp gülümsedi....
Araba gözden uzaklaştı, bu sırada koşarak Asiye geldi elleri dolu şekilde, arabanın gittiğini görünce yere yığıldı. "DELİUŞAĞUM GİTMUŞ...!" Beyza onun üstüne yürüyecekken Fadime onun koluna girdi. "Kizum deli ha o, sana yazuk ula, boşveresun deliyu" Beyza, kayınvalidesi dediği için bir şey demedi...
.
Beyler ilerlemişti, otobana girmişlerdi. Nick Serhat'a baktı. "That's enough, you've become an adult. You need to fight, Serhat. (Yeter bu kadar, sen de yetişkin birisi oldun artık. Savaşman gerekiyor, Serhat.) Serhat ona baktı, iç çekti ama kafa salladı. Ceylan telefonda Şevval'e annesini anlatıyordu, "siz napıyorsunuz??" Diye sordu Ceylin. Ama tamamen kaostu ortalık. "Ya amk Kübra Alp ile sahile gidecekmiş, onu hazırlıyor kızlar, hepsi full panik"
Ayşegül makyajı yapıyor, Eylül saçı yapıyor, Beyza ise kıyafet seçiyordu.
Beyza:"DEVAM ETSENE AYŞEGÜL"
Ayşegül:"OTURSANA KÜBRAAAA"
Eylül:"RAHAT DUR YANCAK SAÇIN"
Kübra:"OOOFGFFFFFF"
Şevval ise köşeye geçmiş, yattığı yerden izliyordu, Ceylan seslere güldü, beyler de duydular ve güldüler.
.
.
Geceye doğru vardılar Ankara'ya. Malikanenin kapısında durdurdu arabayı Serhat, hepsi kullanmıştı geliş yolunda. Malikaneye baktılar.. normalde beyaz olan her şimdi tüm ajanların bahçede toplaması ile simsiyahtı. Dördü de arabadan indi. Kalabalık fermuar gibi açılarak bu dörtlüye yol verdi, Aydın, Nick, Demir ve Ceylan. Herkesin kafası eğildi, saygı için... Levent en başta, yüksekte duruyordu. Malikanenin balkonunda, bembeyaz takım elbisesi ile. Onun karşısında durup baktılar. "Balkon konuşması mı yapıyorsun???" Dedi Aydın, gülerek. Diğerleri de güldü. Levent de güldü, kollarını iki yana açarak onları karşıladı. "Tekrardan hoşgeldiniz evlatlarım.."
Koca kalabalıkta yalnızca savaşacak olan, kocaman iri iri insanlar vardı. Hepsi simsiyahtı. Elleri arkada bellerinde duruyordu, ayakları omuz hizasından biraz daha kapalı şekilde duruyorlardı. Hepsinin teçhizatları tamdı. Levent, ve diğerleri bu görüntü arasında parlıyordu. Yukarıdan gelen helikopter sesleri ile kafalarını kaldırdılar. Hepsi kendisinden çok emindi. Uzun zamandır ara verdikleri aksiyonlu hayatlarına geri dönmüşlerdi.
Savaş onlar için yalnızca eğlenceden ibaret idi 𝑎𝑟𝑡𝚤𝑘...
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM SONU
