29. bölüm · 𝐹𝐼𝑉𝐸 𝐵𝐼𝑇𝐶𝐻𝐸𝑆 𝐴𝑁𝐷 𝐴𝑁𝐾𝐴𝑅𝐴
BÖLÜM 27
Sarı dalgalı bukle saçları volümüyle birlikte sallanırken kürsüye çıktı Beyza ve birincilik plaketine gururla bakıp konuşmasına başladı:
“Öncelikle buradaki bütün öğrencileri başarılarından ötürü tebrik ediyorum. Umarım herkes emeğinin karşılığını almıştır, tıpkı benim gibi. Üniversiteye birincilikle kazandığımı gördükten sonraki duygularımı size tarif etmem oldukça zor. Kendimi bulutların üstünde hissederken aynı zamanda kafam bir sürü soru işaretiyle doluydu. Yeni şehre alışabilir miyim, bölüm nasıl olacak, ya bütün her şey üst üste gelirse, arkadaşlarım ne yapacak… gibi birçok soru vardı aklımda. Bu 4 seneyi ardımda bırakırken o soruları da ardımda bırakıyorum. Artık aklımda hiçbir soru yok ve neşeyle gelecek günleri bekliyorum. Belki burada ailesi tarafından şanslı olanlar vardır. Ben de o insanlardan biri olmak isterdim fakat maalesef ki değilim. Çok küçük yaşta kendi tırnaklarımla bir şeyleri kazıyarak bir yerlere gelmeyi öğrendim ve şimdi görüyorsunuz ki buradayım, hedeflerimin en üstünde.”
Tüm konferansta yankılanan alkış sesleri… Kızlar gururla izliyordu. Kübra’nın gözleri doluyor, Şevval dalga geçse de aslında onun da gözleri doluyordu. Eylül, Ayşegül’ün küçük kamerasıyla Beyza’nın videosunu çekiyordu. Kübra ağlamaya başlayınca Alp sıkıca ona sarıldı. Şevval’in gözyaşlarını çaktırmadan silmesine Ceylin gülüyordu. Serhat, Eylül ile birlikte kameraya bakarken Aydın yalnız başına ama gururla Beyza’yı seyrediyordu; tıpkı bir babası gibi.
Ayşegül ise konferans kapısından hızlıca içeri girmiş, kapının yanında gülümseyerek Beyza’yı izliyordu. Beyza, ellerindeki kocaman çiçekler, özenle yapılmış makyajı, saçı ve dikkatle seçilmiş kıyafetiyle birincilik plaketinin yansımasında parlıyordu. Kızların hepsi onu gururla izliyordu çünkü ne acılar çektiğini biliyorlardı. Beyza kendisini odaya kapatır, saatlerce ders çalışırdı. Çıktığında ölü gibi olur, duş alıp direkt uyurdu. Yalnızca infaz timi hayatına girdikten sonra biraz sosyalleşebilmişti. Onun haricinde kızlarla oturdukları akşamların sayısı çok sınırlıydı. Malum, hukuk fakültesi okumak kolay değildi. Nick onu aşkla izliyordu. Beyza konuşmasına devam etti:
“Tek başıma yürüyor olsam da aslında her zaman yanımda olan kişiler vardı elbette.”
Gözleri kızların olduğu gruba kaydı. Onlara bakarak gülümseyip devam etti:
“Onlar her zaman yanımda olduğu için çok şanslıyım. Sizin aileniz belki DNA paylaştığınız kişiler olabilir, fakat benim ailem aslında hiçbir DNA’mı paylaşmadığım ama yürekten bağlı olduğum kişiler. Onlara sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bana her anlamda destek oldukları, hiçbir zaman yarı yolda bırakmadıkları, düştüğümde kaldırdıkları ve diğer insanlardan çok daha değerli oldukları için onlara çok teşekkür ederim.”
Beyza kocaman bir gülümsemeyle devam etti:
“Aynı zamanda henüz yeni tanışmış olsak bile hayatımda büyük bir yer kaplayan insanlara da teşekkür ederim.”
Bu sözleri, kızların yanında oturan diğer beyler ve Ceylin için deydi. “Onlara minnettarım.” derken gözleri Nick’e baktı.
Konuşmasının sonunu hızlandırarak tamamladı:
“Her daim yanımda olan öğretmenlerime çok teşekkür ederim. Umarım herkes her zaman böyle başarılara sahip olur. Atamın bıraktığı ülkeye yakışacak bir kadın olduğum için kendimle gurur duyuyorum.”
Birincilik plaketini tekrar eline aldı, havaya kaldırdı ve konuşmasını bitirdi. Kulakları acıtacak kadar fazla alkış, ıslık ve tebrik sesleri duyuldu.
Cübbesini giydi, artık hukuk fakültesinden mezun olmuş bir öğrenciydi. Avukatlık belgesini de aldı. Daha sonra arkadaş grubunun yanına döndü. Ayşegül geri gitmek zorunda kalmıştı. Kızların hepsinin elinde kendi sevdikleri çiçekler vardı.
Beyza konuşmasını bitirip merdivenlerden yavaşça çıkarken Nick onu karşıladı. Konferans salonunun tam ortasında karşılaşan ikili birbirine baktı.
“Te amo, mi reina.” dedi Nick gülümseyerek.
“Yo también te amo, mi rey.” diye karşılık verdi Beyza gülerek.
Herkes onlara bakıyordu. Nick ona yaklaşıp sarıldı, Beyza da sıkıca boynuna sarıldı. Mutlulukla birbirlerine kenetlendiler. Alkış sesleri salonda yeniden yankılandı.
Ayşegül’ün arkadaşı Can bile şaşkınlıkla, “Beyza’yı kıskanan kadar tebrik eden de varmış, şaşırdım doğrusu.” dedi. Söylediği şey doğruydu; başarısından ve güzelliğinden ötürü onu kıskananlar çoktu. Bu yüzden Beyza’nın okulda pek arkadaşı olmazdı, sadece birkaç yakın arkadaşı vardı. Hem güzel hem başarılı olması bir mucize gibi görülüyordu. Hocaların torpil yaptığını düşünenler olsa da, Beyza’nın başarısını kıskanan hocaları bile vardı.
Tokalaşma sırasında o hocaların önünden saçlarını savurarak geçti, görmezden geldi. Nick’le sarıldıktan sonra kızlara geldi. Hep birlikte birbirlerine sarıldılar. Hepsi çok mutluydu. Kübra içten içe “Keşke ben de bir üniversiteden mezun olabilseydim.” diye düşündü ama hatalarının bu hayalini elinden aldığını biliyordu. Yine de mutluydu, diğerleri gibi. Hep birlikte sıkıca sarıldılar ve eğitim fakültesini beklemeye başladılar.
---
Çetin hâlâ önünde duran ekrana bakıyordu. Bu çok da beklemediği bir şey değildi, biraz da olsa ihtimal veriyordu. Levent’in amacı neydi? Neden hâlâ bir hamle yapmıyordu? Eğer gerçekten Nick’in sevgilisinin babasıysa kesinlikle o kız üzerinden bir şey isteyecekti. Çetin derin bir nefes verdi, “Onlar niye burada, müsait değiller mi?” diye sesli düşündü. Defne ise yan tarafta oturuyor, kafasını sallıyordu. Levent’in çalışanlarının da gerçek soyadını bilmediğini fark etmişlerdi. Erkeklerin de araştırdığından emindi. Çetin kafayı yemek üzereydi; bu adamın ne yapacağı belli olmuyordu.
Çetin artık planını oluşturmuştu. İnfaz timinin gideceği bir sonraki alana kendisi de gidecek, bilerek yakalanacaktı. Böylece infaz timi onu alacak ve tıpkı Yiğit gibi zamanla öldürecekti. Bu da Levent’ten gelen bir emir olacaktı.
Levent ise kızların varlığından çoktan haberdardı. Alp’in “Bakın bu sevdiğim kız.” diyerek kamera kayıtlarından Kübra’yı gösterdiği gün, yanındaki sarışın kızı sorduğunda adının “Beyza” olduğunu öğrenmişti. Ve anlamıştı… O, onun kızıydı.
Sıra eğitim fakültesine gelmişti.Ayşegül hızlıca konferans salonuna gelmişti ve adı anons ediliyordu:"Okulumuzun birincisi olan ikinci isim ve aynı zamanda eğitim fakültesi birincisi, okul öncesi öğretmenliği bölümünden Ayşegül Kılıç'ı kürsüye davet ediyorum!"Anonsun ardından Ayşegül hızla kürsüye doğru yürümeye başlayınca, arkadan çalan çıkış şarkısı ile birlikte müziklerden sorumlu olan kişiye dönmesi bir oldu, çünkü arkadan gelen şarkı onun seçtiği şarkı değildi...
İbrahim Tatlıses // Mavişim çalıyordu.Ayşegül bir yandan kürsüye ilerlerken, bir yandan el kol hareketleriyle panik içerisinde "Bu benim şarkım değil!" işaretleri yapıyordu.Müziklerden sorumlu olan öğrenci ise omuzlarını havaya kaldırıp iki kolunu da kaldırarak "Ben ne yapabilirim, bu şarkıyı söyledin?" işareti yapmıştı.Şarkı sözleri girdi:"Mavişim mavilendim, kapına kilitlendim...Mavişim mavilendim, kapına kilitlendim.Pas tutmuştu yüreğim,Seninle geleyim."
Ayşegül hala daha "Bu benim şarkım değil!" demeye çalışsa da merdivenlerden aşağı birisi indi ve ona çiçeklerini uzattı.Çiçek buketlerinden birisi, kızların Ayşegül için aldığı buket;Can Sıtkı, Beyza'da olduğu gibi bir çelenk ve bir de kocaman gül buketi vardı.Bunu veren kişi ise mavi gözleriyle birlikte ayrıldı.Ayşegül Aydın'a bakınca her şeyi anladı.Kafasını hızla kızlara kaldırdığında, kızlar oldukları yerde dans ediyor, bir yandan gülerek Ayşegül'ün videosunu çekiyorlardı.Bu sabotajı kimin yaptığı belliydi yani...
"Allah sizi..." dedi Ayşegül dişleri arasından, daha sonra Aydın'dan buketi aldı.Aydın gülüyordu:"Bu sefer yemin ederim ben yapmadım..."Ayşegül nefes vererek kafasını yana çevirdi ve hızlıca kürsüye çıktı.Şarkı kesilince derin bir oh çekti.Birincilik plaketini aldıktan sonra hocasıyla fotoğraf çekildi.Beyza'ya plaketini verip, daha sonra fotoğrafını çekilen hoca, Nick'in çiçekleri yüzünden imalı bir bakış atarken, Ayşegül'ün hocası da aynısını yapmıştı:"Mavişim?","Hocam, ben yapmadım..."
Hocası kanka artık fotoğraf çekildikten sonra, Ayşegül plaketini alıp kürsüye geçti ve konuşmasına başladı:"Öncelikle bu harika şarkıyı seçtikleri için arkadaşlarıma teşekkür ederim," dedi dişlerinin arasından sinirli, daha sonra gülümseyerek devam etti:"Öncelikle buradaki emeği geçen bütün öğretmenlerime ve her projemde yardımcı olan arkadaşlarıma, aynı zamanda aynı sınıfı paylaştığım diğer sınıf arkadaşlarıma her konuda teşekkür ederim.Oldukça zorlu süreçler geçirsek de okuduğum bölüm her açıdan çok eğlenceliydi, bunu eğlenceli hale getiren herkese de teşekkür ederim.Birinciliği elde etmek elbette kolay olmadı; bu konuda fazlasıyla çaba gösterdim fakat bu çabanın hiçbirinde yalnız değildim."
Dedikten sonra bakışlarını kızlara çevirdi:"Her daim yanımda oldukları için ve yapılması gereken her oyun, projemde gece uyumayıp benimle birlikte projeye yardım ettikleri için ailem olan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim," dedi kızlara bakarak."Moral ve motivasyonumu her zaman yüksek tuttukları için ve onlar sayesinde ayakta durduğum için de teşekkür ederim.Aynı zamanda en ufak moral düşüklüğümü fark eden öğretmenlerime ve bu konularda yardımcı oldukları için teşekkür ederim.Asılında burada teşekkür edecek daha bir sürü insan var ama burada kendime de teşekkür etmek istiyorum.Hayatı zorlaştıran ve zor ödevlerle birlikte kalmamızı dört gözle bekleyen öğretmenlerimize aldırış etmeden, ayaklarımın üstünde dimdik durduğum ve bu birincilik plaketimi elinde tuttuğum için kendime de teşekkür ederim.Özellikle kızlar, hedeflerinizin önünde kimsenin durmasına izin vermeyin.Her zaman başınız dik bir şekilde, kendi istediğiniz yolda ilerleyin.Önünüze çıkan engeller emin olun sizden daha önemli değiller.Önümüze engel çıkmasını engelleyen ve hayatımıza yeni girmiş olan birkaç insana da teşekkür etmemek olmaz tabii, o kadar da gaddar biri değilim," dedi Ayşegül, Aydın ve infaz timine bakarken.Diğerleri de güldü, Ayşegül'le güldü ve konuşmasını noktalamaya odaklandı:"Ne olursa olsun, ulu önderimizin yüzünü kara çıkartmayacak şekilde ayaklarınızın üstünde durun kızlar, çünkü hem sizin hem de herkesin yapması gereken bu."
Diyerek konuşmasını noktaladı ve alkışlar eşliğinde diploma fotoğrafından sonra arkadaşlarının yanına gitti, merdivenlerden hızlı hızlı çıkıp onların yanına ulaştı."Ya ne yapıyorsunuz siz?!" dedi.Kızlar gülüyordu.
---
Üniversitenin tuvaletinde, Beyza kendisine bakarken, kızlar da onun yanındaydı.Şevval kafa salladı:"Bir şey söyleyeceğim ya, Ayşegül'ün çıkış şarkısı neydi?" diye sordu.Şevval doğruldu ve ellerini göğsünde birleştirdi.Beyza bilmiyorum anlamında kafa salladı ve,"Birbirimize sürpriz olsun diye şarkılarımızı söylemedik," diyerek devam etti.Şevval sırıttı:"Hadi gidip değiştirelim," dedi.Bunu söylerken bir yanlarına Kübra'ya döndü.Kübra ona baktı:"Ha aynen, a**** koyayım, sonra bize yemek falan yapmasın, biz evden kovalasın, değil mi?"Şevval kahkaha attı, fakat bu fikri Eylül gülmüştü.Beyza saçma bulurken, Kübra ise riskli bulurken, Eylül güldü:"Bence olabilir ya, ama benim hakkımda bir şarkı var, onu yapalım."İşte, ben de aklına aynı şarkı gelmişti zaten.Kızlara işte, şarkıyı söyleyince Beyza da Kübra da kahkaha atmışlardı ve daha sonra Ayşegül'ün bunu hak ettiğini söyleyerek yapmaya karar vermişlerdi.Sen onlara pişman mısın diye sorarsanız, daha kocaman bir hayır cevabını alırsınız...
---
"Merhaba Mahmut," diyerek müziklerin kontrol edildiği odaya girdi Beyza."Mahmut," dönüp onlara baktı, "o sorunlu olan kişiydi.Ayşegül'ün şarkısı var ya," dedi.Mahmut kafa salladı."Eee, ne olmuş? Ona artık yok," dedi.Şevval:"Mahmut anlamadı ya, Ayşegül şarkıdan emin değildi de değiştirmek istiyor.O şimdi meşgul, o yüzden biz geldik," dedi.Eylül de Mahmut anlamında kafa salladı, ama bir yandan da garipsedi, çünkü Ayşegül ve Beyza'yı arkadaş olarak tanıyordu ve ikisinin de her ne kadar kararlı olduğunu bilirdi.Yani son anda değişmesine garipsese de değiştirmeyi kabul etti.Ayşegül'ün seçtiği şarkıyı sildi ve yeni şarkıyı kaydetmek için arama motoruna girdi."Şarkı ne?" dedi Mahmut diğerlerine.Kübra öne bir adım attı:"İbrahim Tatlıses'ten Mavişim." dedi gülümseyerek.Mahmut daha da garipsese de şarkıyı indirdi ve çıkış şarkısı olarak ayarladı.
.
---
Eğitim fakültesinin ardından da balo için mekana geçmişlerdi.Herkes masalarında oturuyordu, kızlar ise 2 yuvarlak masayı birleştirmiş, hep birlikte oturuyorlardı.Ceylin ve Şevval yan yana; Şevval Ceylin'in elbisesini överken, Ceylin de Şevval'in takım elbisesini övüyordu.Beyza ve Nikolas Beyza'nın konuşması hakkında konuşuyorlardı.Alp Kübra'ya hem iş hakkında konuşup hem de havadan sudan konularla sohbet açmaya çalışıyor - çünkü ikisi de sadece bakışıyordu.Ferhat ise Eylül'e spor salonuna almayı düşündüğü malzemeleri gösteriyorken, Aydın ve Ayşegül yalnızca karşı karşıya oturuyorlardı.Ayşegül bir yandan overthinking ederek salondakileri izlerken, Aydın da Ayşegül'ü izliyordu.
Daha sonra ise dans müziği açıldı.Dans müziğin açılması demek, oturdukları masanın hızlıca boşalması demekti.Elbette ilk ayağa kalkan kişi Nick oldu.Beyza'ya elini uzattı ve Beyza da elini tutarak zarifçe kalktı, piste geçip dans etmeye başladılar.Aynı zamanda ilk dans eden kişiler de bizim masadan kalkmıştı.İkinci kişi Serhat ve Eylül oldu, üçüncüler Alp ve Kübra, dördüncüler ise Ceylin ve Şevval.
Diğerleri… Ceylin ve Şevval’in arkadaşla dans ettiğini düşünse de aslında ikisinin de birbirine karşı besledikleri bu duygular asla arkadaşça değildi.
Psikoloji fakültesinin oturduğu masadan Can, Ayşegül'e işaret etti; yeni gelen virüsünde kutularını alacaklardı.Ayşegül hızlıca ayağa kalkıp o tarafa doğru gitti.Aydın masada yalnız kaldığı için telefonunu çıkarmıştı; telefonuna bakıyor gibi gözükse de sadece ana sayfada bir sağa bir sola kaydırıyordu.Can masada oturan haline baktı, üzüldüğü için dudağını büzdü:"Sen ne iğrenç kalpli biri oldun ya," dedi.
Ayşegül anlam veremedi:"Ne diyorsun be?"
Can daha da çok sinirlendi:"Oğlum, adam yalnız oturuyor, yalnız.Neyse, biz iddiaya girmiştik geçen hafta, hatırlıyor musun??"
.
.
Herkesin kendi bölümünü tanıtmak için stand kurduğu bir gündü. Ayşegül okul öncesinde bir sürü el yapımı oyuncak setleri ve çocuk kitapları koymuştu. Beyza, hukuk fakültesi kısmından gülerek geldi:
"Bu ne kanka, anaokulu mu açıyorsun?" dedi.
Ayşegül göz devirerek ona baktı:
"Sen ne açıyorsun kanka, Adalet Sarayı mı?"
Onların bulunduğu yerde bir sürü hukuk kitabı ve aynı zamanda terazi tutan heykeller vardı. Bu sırada konuşmalarına Can katıldı:
"Lan burası çok iyi olmuş." dedi Ayşegül’e.
Ayşegül ona baktı:
"Saçmalama kanka, şuna bak çingene parkı gibi gözüküyor." dedi.
Can güldü:
"Bak iddiaya girerim ki bu standı psikoloji standından daha çok beğenecekler."
Ayşegül bunun olmasına imkân vermedi ve iddiaya girdiler. İddianın kazananı ise gün sonunda Can oldu.
Normalde iddia kazanırsa ya da kaybederse diğer taraf kahve ısmarlardı. Fakat bu sefer Can’ın isteği farklıydı. Aydın’a bakıp sırıttı ve Ayşegül’e döndü:
"Git Aydın’la dans et." dedi gülerek.
Ayşegül ona baktı, kaşlarını çattı:
"Seni şurada bir döveri—" sözünü Can, omuzlarından tutarak onu masa tarafına doğru iterken kesti.
"Hadi git, dans etmeden sakın gelme buraya." dedi ve kendi masasına doğru ilerledi.
Ayşegül "Lan!" demeye kalmadan Can gitmişti bile. Aslında bunu yapmazdı fakat şunu biliyordu ki eğer bu iddiayı yapmazsa Can dalga geçer, daha sonra kızlara anlatır ve kızlar da dalga geçerdi. Çünkü iddianın sonucunu yapmak zorundaydı. Gurur meselesi. Ayşegül nefes vererek masaya tekrardan kendi yerine oturdu.
---
Serhat aşkla Eylül’e bakarken Eylül güldü:
"Ne bakıyorsun öyle konuşmadan?" dedi sessizce.
Serhat gülümsedi:
"Hatırlıyor musun, ilk dansımızı da Rize’de etmiştik."
Eylül gülümsedi:
"Evet, çok güzeldi. O gün bizim için çok şaşırtıcı bir gündü, bir sürü şeyle doluydu. Gülerek devam ettik konuşmasına. Nick’in horon teptiğini öğrendik, sonra Kübra’yı senelerdir seven bir çocuk olduğunu öğrendik. Sonra zaten Necmiye midir, Asiye midir o kız çıktı bir anda ortaya."
Serhat güldü. Eylül biraz sinirlenmişti:
"Sonra onu öğrendik falan filan derken… böyle… Of, çok garipti yani ama çok güzeldi." dedi.
Serhat gülümseyerek onun elini öptü.
Eylül kafasını kaldırarak ona baktı:
"O kadın da yani gerçekten Rize’ye götürmüştün."
Bu konu tekrardan açıldığı için Serhat’ın canı sıkıldı çünkü çoktan o kadını unutmuştu bile. Artık sadece karşısındaki kadına odaklanmak istiyordu. Gülümseyerek yanıtladı:
"Geçmişteki hataları düzeltemiyorsun işte. Ciddi olduğumuzu düşünerek yapmıştım öyle bir şey. Ama meğersem alakası bile yokmuş, ciddi olan tek taraf benmişim."
Eylül kafa salladı. Hem üzüldü hem de sinirlendi.
Serhat gülümseyerek Eylül’e baktı:
"Ama bak, bunları senin vicdanını rahatlatmak için söylemiyorum emin ol. Ama ikinize karşı aynı hissetmiyorum."
Eylül gerilmişti. Serhat gülümsedi:
"Yani sanki o sadece hevesti ama gerçek aşkım sensin. Bak gerçekten vicdanı rahatlatmak için söylemiyorum bunları, bir süredir kendi içimde düşündüğüm şeyler. Nedense seni severken dünyaya karşı gözlerimi kapatıp sadece sana odaklanmak istiyorum gibi… Ya da böyle beni bir bodruma falan kapatsan hiçbir şey demeyecekmişim gibi." diyerek güldü.
Serhat ve Eylül de güldü.
"İyi ya, denerim o zaman." dedi Eylül.
İkisi de güldü, birbirlerine sarılarak dans etmeye devam ettiler.
---
Beyza endişeyle Nick’e bakıyordu.
Nick gülümsedi:
"Ne oldu hayatım, niye sordun?"
Beyza hiç düşünmeden ona sarıldı, onun göğsüne kafasını yasladı. Topuklu giydiği için göğsüne gelebiliyordu.
"Nick, ben korkuyorum. Sizin bu sürekli aksiyon hayatınız… Vesaire… Sana bir şey olacak diye çok korkuyorum." dedi.
Nick onun beline sarıldı ve kafasından öptü:
"Merak etme, kocana asla bir şey olmayacak."
Beyza güldü.
"Sen bundan sonra kendi hayatına odaklan. Baksana nasıl başarılı bir kız oldun öyle."
Beyza gülümsedi:
"Kürsüde emin olduğumu söyledim ama aslında emin değilim. Yani savcı olabilecek miyim?"
Nick gülümsedi:
"Doğru duyduysam bizim yaptıklarımız CV’lere işlenmemiş. Ceylin el atmış ona, o yüzden kesinlikle olabilirsin. Başka sebepler varsa bilemem tabii ama kesinlikle olmayı dene."
Beyza kafa salladı:
"Her alanda yardımcı oluyorsunuz, teşekkür ederim."
Nick gülümseyerek:
"Kuru kuruya teşekkür olmuyor öyle hanımefendi." diyerek yanağını ona eğdi.
Beyza gülerek öptü:
"Al bakalım."
Nick de güldü:
"Seni seviyorum Beyza." dedi usulca. "Hayatımın her alanında yanında olacağım. Bundan sonra hayatımdaki zorluklar artık sıfırlanmış olacak. Geçmiştekilere hiçbir şey yapmadığım için çok özür dilerim."
Beyza ona baktı:
"Özür dilemesene, yapmadın değil. Ayrıca yapamazdın, geçmiş sonuçta. Tanışmıyorduk bile."
Nick üzgün görünüyordu:
"İşte sorun da bu. Daha önce karşına çıkmadığım için üzgünüm, özür dilerim."
Beyza onun yanağını okşadı ve tekrardan öptü:
"Hayırlısı olan buymuş demek. Özür dileme." dedi, kafasını yeniden onun göğsüne yasladı.
"Ben de seni seviyorum Nick…"
---
Alp küçük çocuk gibi gülümseyerek Kübra’ya bakıyordu. Kübra da güldü ve ona baktı:
"Ne oldu lan?" diye sordu gülerek.
Alp derin nefes verdi mutlulukla:
"Bilmiyorum ama şu an çok mutluyum. Yani bulutların üzerinde uçma falan derler ya da mideki kelebekler… Tam onu yaşıyorum şu an."
Kübra güldü ve gülümseyerek onu dinlemeye devam etti.
Alp derin nefes verdi, gülümseyerek ona baktı:
"Seneler önceki sadece karşılıksız seven arkadaş şu an anlatsam asla inanmaz bana. ‘Yalan söylüyorsun.’ diye döver falan yani."
Kübra şaşırdı:
"Hadi canım, o kadar mı?"
Alp kafa salladı:
"O kadar tabii. Sen benim için hayatımdaki en güzel hayaldin ama bir o kadar da imkânsızdın. O Ezel’in İmkânsızım şarkısını dibine kadar yaşıyordum. İmkânsız olan en güzel hayalim ve imkânsız olan tek hayalimdin. Artık o da değilsin." dedi gururla.
Kübra güldü:
"Keşke daha önceden tanışsaydık seninle."
Alp gülümsedi:
"İnan çok isterdim. Senelerce şöyle olmayı çok isterdim ama hayat işte… Nereden sınanacağımız belli olmuyor sonuçta."
Kübra da gülümsedi.
Alp sıkıca sarılarak her zamanki gibi Kübra’nın omzuna kafasını koydu. Kübra’nın hâlâ garipsediği bir durumdu çünkü Yiğit’le ne zaman sarılsalar Yiğit maskülenlik yapar ve Kübra ona yaslanırdı. Artık öyle değildi tabii. Alp, Kübra’nın küçük çocuğu gibiydi fakat Alp bu durumdan hiç rahatsız değildi, hatta kendisi öyle davranıyordu zaten.
"Seni seviyorum." diye kulağına fısıldadı Alp.
Kübra gülümsedi, yüzü kızardı:
"Ben de seni seviyorum." dedi.
Alp’in de yüzü kızardı ve dans etmeye devam ettiler.
---
Ceylin ve Şevval ise okul işlerini konuşuyorlardı. Aslında Şevval, bu senenin zor olacağını; aynı zamanda okul birinciliği töreninde taahhüt ve fotoğraf çekileceğini Ceylin’e anlatıyordu. Ceylin de onunla dalga geçiyordu:
"Ya Ceylin, gülmesene. Başarı başarıdır yani."
Ceylin güldü:
"Kusura bakma ama güleceğim vallahi. Fotoğrafınızı da çerçeveletirizzz." diyerek daha çok güldü.
"Ya of, kötü Ceylin diyelim." Şevval gülümseyerek ona baktı.
"İyi ki tanışmışız seninle. Şu abimler hariç, hayatım boyunca kimse beni böyle kabul etmemişti." dedi derin bir şekilde.
Şevval ona bakıyordu:
"Her zaman birileri tarafından reddedildim ya da birileri tarafından ortamlara kabul edilmedim. Yalnızca polis olduğumda ve çok rütbeli olduğum zaman kabul ettiler insanlar beni. Ama sen, daha polis olduğumu bile bilmiyorken kabul ettin beni. Bu yüzden mutluyum. Aynı zamanda kimliğimle birlikte kabul ettin."
Şevval gülümsedi:
"Bir noktada ikimiz de birbirimize çok benziyoruz aslında. Ve evet, hayatım boyunca beni de kimse kabul etmedi. Bir bu ezikler kabul etti işte."
Ceylin güldü, Şevval de güldü.
"Ne kadar ezik diyerek şaka yapsam da onlar gerçekten her şeyim. Ve sen de onlar gibi benim ailemden birisin artık, hatta ailemsin deli Şevval."
Şevval normalde kelimelerle arası çok iyi olmayan bir kızdı fakat gerektiği yerde çok iyi kullanmasını bilirdi. Tıpkı şu anda da olduğu gibi.
Ceylin onun boynuna sıkıca sarıldı, Şevval de gülerek sarıldı.
"Seni seviyorum." dedi Şevval.
Ceylin de aynı şekilde:
"Ben de seni seviyorum."
Gel gelelim bir tarafın köle olduğu ilişkimize.Ayşegül ve Aydın.Ayşegül gerginlikle bacağını sallıyor, nasıl yapacağını düşünüyor.Bir yandan da canım bakışların üzerinde hissediyordu.Aydın ise onun gerginliğini fark etmiş fakat bir şey söylememişti.Ayşegül derin nefes aldı, kendi iç sesine "Yapabilirsin" dedi ve Aydın'a döndü.Aydın ona baktı:"Hm?" diye sordu.Ayşegül gerginlikle konuştu:"A-Aydın... dans edelim... mi?"
Aydın'ın içiyor olduğu meyve suyu boğazında kaldı, öksürmeye başladı.Ayşegül hızlı yanına gidip sırtına vurdu:"Ha, iyi misin Aydın?"Ayşegül'e baktım, "Sen ciddi mi?" diye sordu inanmayarak.Ayşegül yanakları kızarmış şekilde kafa salladı.Aydın rüyada olduğunu falan düşünüyordu:"İyi misin, ateşin falan mı var yoksa?" dedi.Ayşegül kaşlarını çattı:"Ya yok, ateşim falan yok, ciddiyim. Edelim mi yoksa etmeyelim mi?" dediğine gergince.Aydın gülümsedi:"Tabii ki edelim, ama ne bileyim," dedi ayağa kalkarak, elini uzattı.Ayşegül utansa da kabul etti ve elini tuttu.
Ve bu sırada enfes bir şok: infaz timi ve kızlardan dans eden herkes şoktaydı.Hepsi hızla kameradan çıkartıp ikisinin fotoğrafını çekti.Aydın eline Ayşegül'ün beline koyduğu gibi.Ayşegül irkildi.Aydın güldü:"Neden bir anda 'Dans edelim mi?' dedin, hala garip benim için."
Ayşegül nefes verdi:"Ya, Can'la iddiaya girmiştik de, iddianın karşılığı olarak Aydın'la dans et dedi aslında."Aydın güldü:"Yani iddia için yapıyorsun, istediğin için değil, ama red de edebilirdin. O yüzden bayağı bir şaşırdım," dedi gülerken, "Sonuçta sarılırken bile mesafeni koruyordun," dedi.Ayşegül kafa salladı:"Öyle, tövbe ama ne bileyim."Aydın sadece salak salak sırtını sırtına dayayıp ona bakıyordu.Ayşegül gerildi.İkisi dans etmeye devam ederken, ilerleyen dakikalarda Aydın kafasını onun omzuna koydu.Ayşegül ise hiçbir şey söylemedi.
...
İlk dansın ardından çeşitli halaylar, çeşitli horonlar ile devam ettiler ve en son çiftetelli oynadıktan sonra programın bitmesi ile hep birlikte bir fotoğraf çektirdiler.Daha sonra ise evlere dağıldılar."İyi geceler o halde," dedi Beyza, Nick'e bakarak.Nick gülümsedi:"Artık öğrencilik hayatım bitti," dedi Beyza'ya.Beyza üzülmüştü fakat yine de kafa salladı ve gülümsedi:"Bakalım artık yeni sezonda neler olacak," dedi.Nick de gülümsedi:"Yeni sezonda değişmeyecek tek şey benim," dedi.Onun bu egolu tavrına karşı Beyza da gülümsedi ve yanağına bir buse kondurdu:"İyi geceler," dedi.Nick de gülümsedi:"İyi geceler, hayatım," dedi ve Beyza koşarak eve girerken Nick de arabaya gitti.
...
Kızlar akşamın kritiğini yaptılar.Ayşegül'e güldüler, Ayşegül onlara sinirlendi falan.Sonra "Hayatınızda neler yapacaksınız şimdi?" vesaire, vesaire.Beyza şimdi staj yapmak için bulduğu yere gidecek.Ayşegül ise zaten staj yaptığı yerde yaz tatili boyunca yarım gün çalışacak, aynı zamanda KPSS çalışacaktı.Hayatları bundan sonra onlar için zor olacaktı tabii, diğerleri için de.
...
Ertesi gün erkenden kalktılar.Erken diyorsam saat gece 3'te falan.Hepsi hızlıca ayılıp apar topar alana gittiler.Bu sefer alanları Çetin'in şirketiydi.Çetin'in en büyük şirketlerinden birini yakacaklardı.Ben şu şekildeydi: ilk başta basitçe Ceylin içeri girecek, peşinden Nick, onun peşinden Aydın girecekti.Daha sonra 1 kattaki kişilere hallettikten sonra ise 2 kata çıkacaklardı.3 katta müdür odası, yani Çetin'in odası olduğundan ötürü, ikinci, 1 ve 3 kat fazlasıyla korunaklı olacaktı.Fakat üstesinden gelebilirlerdi.Onlar 3 katı aldıktan sonra ise Alp ve Serhat da diğer üst katlara bakacaklardı.
Bu plan Ceylin için oldukça kolaydı, çünkü esnekliği ile birlikte her adamı yakın dövüşüyle ezebilir, aynı zamanda kritik zekası ile herkese geçebilirdi.Dediği gibi de oldu; kapıdaki korumaları geçmesi hiç uzun sürmedi.Kimisini silahla, kimisini ise yakın dövüşte öldürdü."İçeriye girdim, gelin," diye seslendi diğerlerine.Fakat bilmedikleri bir şey vardı: normalde 50 adamla korunan kat, şu anda 150-200 adamla korunuyordu.Bunun sebebini diğerleri bilmiyor olsa da, aslında bunun sebebi Çetin'di.Çetin bu sefer gerçekten de müdür odasında onları bekliyordu.
Ve bu kalabalıklığı hesaba katmadan içeri dalan Ceylin, ateşler arasında kalınca hızlıca saklanma yeri buldu:"Fazla adam var, geri durun!" diye bağırdı diğerlerine.Nick ve Aydın hızlıca kendilerine saklanacak bir yer buldular, Alp ve Serhat da.Bunlardan sıkılan Nick öne atladı:"SİKERİM BE." Diyerek.Diğerleri de oldukları yerden çıktılar ve etraftaki adamları halletmeye başladılar.Hepsinin elinde çift silah olduğu için, aslında halletmek oldukça kolaydı.Fakat bu sefer hiç kimsenin hesaba katmadığı bir şey oldu...
Nick'in arkasında daha yeni bu işlere girişmiş olduğu belli olan ve elleri titreyen bir kadın vardı.Kadın silahı Nick'in sırtına doğrultmuş fakat bir türlü vuramıyordu.Diğerleri onu fark etmemişken Ceylin fark etti:"ABİ, ÇEKİL ORADAN! ARKANDA BİRİSİ VAR!" diye bağırdı.Fakat Nick onu duymadı:"Wha-?" diyerek arkasını döndü.Nick fakat arkasına döndüğünde gördüğü şey, elleri titreyen bir kadın değil; o elleri titreyen kadının silahından çıkan dumandı ve arkasında gördüğü bir diğer kişi ise kendi kız kardeşi Ceylin'dir.Ceylin abisine vurulmaması için onun arkasına geçerken, kadın Ceylin'i vurmuştu karnından.
Ceylin'in gözleri açıldı, eli yavaşça karnının olduğu yere gitti, vurulduğu yere dokundu ve eline gelen kan sürüsüne baktı.Elleri titrerken, yere yığılması pek uzun sürmedi.
Nick'in çığlığı ile birlikte bütün ateş sesleri sustu.
"𝗖𝗘𝗬𝗟𝗔𝗡...!"
YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM SONU
