23. bölüm · 𝐹𝐼𝑉𝐸 𝐵𝐼𝑇𝐶𝐻𝐸𝑆 𝐴𝑁𝐷 𝐴𝑁𝐾𝐴𝑅𝐴

BÖLÜM 23

Ayşegül Kılıç

// 𝚈𝙸̇𝚁𝙼𝙸̇ 𝚄̈𝙲̧𝚄̈𝙽𝙲𝚄̈ 𝙱𝙾̈𝙻𝚄̈𝙼 //

Ayşegül uyandı, gerindi. Köy hayatına yeniden dönmek onu elbette yormamıştı, fakat ailesi yoruyordu. Camdan içeriye sızan güneşin tatlı izleri onun yüzünü yakıyordu. "S***cem ha." Diyerke ayağa kalktı, yandaki şişeden bir yudum su alıp üstündeki tişörtün üstüne hırka, altına da bol pijamasını giydi ve saçlarını da kapatıp elini yüzünü yıkamak için banyoya gitti, Aydın'ın yanına gidecekti fakat kapıdan dinleyince hâlâ dayısının horlama seslerinin geldiğini fark edip vazgeçti.
Ayla kahvaltı hazırlamakla meşguldü. Ayşegül onlara hızlıca 'günaydın' dedikten sonra bahçeye çıktı, iki katlı ufak evlerinin arka bahçesinden başka bir eve giden bir yol vardı. Tek katlı, ufak bir evdi bu da. Ayşegül'ün dönmesi için yaptırılmış olan ev...
Ayşegül evin yapıldığını ablası sayesinde biliyordu fakat hiç görmemişti. Eve doğru ilerledi, baktı. "Hm.. güzelmişt-" kafasını çevirince çelik kapının hemen önünde yatan yavru köpekleri gördü. "Oyyy!" Diyerek çömeldi, ve yavru köpekleri sevmeye koyuldu, kucakladı, sarıldı.
Köpekler annelerinin havlaması ile ön bahçeye koşarken Ayşegül de güldü, doğruldu, elleri cebinde, ön bahçeye doğru ilerlerken bir yandan evin yan duvarlarına, camlarına falan bakıyordu. İyi yapmaları şaşırtıcıydı elbette. Tam kafasını çevirecekken bir camdaki perdenin hafif aralık olduğunu, ve o aralıktan birinin geçtiğini fark etti. "Noluyo lan...?" Dedi gergince, eğilip cama daha çok baktı, içeriden sesler gelince irkildi, hızlıca telefonuna yapıştı, İsmail'i aradı. Dayısı hızlıca kalktı. "Noldu?!", "benim için yaptırdıkları evde bir şey var!" Dedi.
Aydın 1,5 litrelik şişesini kafasına dikerken gözü yan cama kaydı. "Aa... Ayşegül?" Diye şaşırdı ama Ayşegül panikti. Garipsedi.
Aydın cama yaklaşarak eğildi, gülümseyerek ona baktı.
"AAAAAAAGH!" Ayşegül ise tabiri caizse altına s*çmıştı. Aydın da irkildi. "SALAK ADAM ÖDÜM KOPTU!" Aydın gülerek açtı camı, "günaydın, noldu ya??", "ya senin burda ne işin var!" Aydın güldü. "Annen dedi sen orada kal diye, dayınla kalmaktansa daha iyi diyerek geldim bende" Ayşegül de güldü, kalbini tutuyordu. "Offf...bende hırsız falan sandım..." Aydın güldü. "Hadi giyinde kahvaltı yapalım " dedi , Aydın kafa salladı ve Ayşegül de eve doğru ilerledi, bahçedeki çardakta hazırdı kahvaltı.
.
.
Ankara'da ise sakinlik mevcuttu. Bu sabah Nick ve Beyza hazırlıyordu kahvaltıyı, Beyza hâlâ dün ki Türkçe'nin etkisindeydi. Salatalık keserken Nick'e sordu. "Aşkım.. Türkçe'yi nasıl bu kadar iyi biliyorsun? Ya da neden hep gizledim..?" Nick haşlanmış yumurtaların kabuğunu soyarken güldü. "Yaklaşık yirmi senedir Türkiye'deyim. Bir zahmet Türkçem olsun değil mi??" Beyza ona baktı, "ama hiç Türkçe konuşmadın, bu kadar iyi seviyede yani." Nick tekrardan güldü. "Türkçe konuşmak işime gelmiyor, biliyor olsam bile İspanyolca daha kolay geliyor" dedi ve eğilerek Beyza'nın yanağından öptü, Beyza gülümsedi. "Ama sana İspanyolca çok yakışıyor" dedi Nick ellerini mermerin iki yanına koyup, arasına Beyza'yı aldı. Beyza gülümseyerek ona baktı, Nick'in yanağını okşuyordu eliyle. "Öyle mi..?", "ya... öyle tabii..." Diyerek dudaklarına yaklaştı Nick, gözlerini kapatarak. Beyza da gözlerini kapattı, kendisini ona bıraktı.
"GÜNAYDIN!" Diyerek Ceylin ve Şevval geldi. Nick sabır çekerek Beyza'nın omzuna kafasını koydu, Beyza da göz devirdi. "Siz devam edin ya," dedi Ceylin, arka bahçeye doğru ilerlerken, "bı git Ceylin." Dedi Nick, Ceylin güldü, Şevval ise Beyza'ya baktı. "Iğ-ığ-ığ" hareketini yaparak, Beyza hafif güldü ve göz de devirdi.
Ceylin ve Şevval bahçeye çıktılar, sabah sporu için buradalardı, öncelikle ikiside ısındı. Kolunu çekerken sırıttı Şevval. "Kardiyoyu da sonra yaparız ya.." dedi, Ceylin kahkaha attı. "DUYUYORUZ ŞEVVAL!" Dedi mutfaktaki Nick, "anaskm-" Ceylin daha çok güldü.
Eylül fena bir boyun ağrısı ile uyanınca ona masaj yapmaya koyulmuştu Serhat. "Rahatlıyor musun hayatım?" Eylül kafa salladı, "haah...evet... teşekkür ederim hayatım..." Serhat gülümsedi, boynundan öptü. Herkes uyanmışken huzurla birlikte asla uyanmak istemeyen iki kişi vardı...
Alp ve Kübra.
Peki neden huzurla birlikte? Ne oldu ki?.......

// DÜN GECE //
Hepsi uyumaya gitmişken Alp ve Kübra da odaya girdiler, Alp koltuğa oturdu, ona baktı, "Kübra.. istiyorsan ben Ayşegül'ün odasında kalayım, böyle rahatsız oluyorsan-" Kübra kafasını iki yana sallayarak ona baktı, "yok olm saçmalama" dedi, biraz baktı... "Ama rahatsız olduğum bir şey var evet..." Alp kaygı ile ona baktı, "n-ne?", "orada uyuman rahatsız edici..." Alp duraksadı, "gideyim o hal-", "yanımda uyu." Dedi Kübra, Alp şok...
Öylece baktı...
Kübra'nın yanakları kızardı.
Alp:"n-ne..."
Kübra kafa salladı, "birlikte... uyuyalım..."
Alp şok.
Kübra ona baktı... "Uyumayalım mı?"
"YOK! Yok! Tabii ki uyuyalım yani- sadece şaşırdım...." Kübra gülümsedi, Alp onun yanına uzandı, gülümsedi... İkisinin kalbi de yerinden çıkacak gibi atıyordu..
.
.
.
Şimdi ise Kübra Alp'in göğüsüne kafasını koymuş, Alp ise Kübra'nın belini sarmalamıştı. İkisi de aslında uyanmış, fakat daha sonra geri uyumuşlardı. Şimdi ise ikisi de huzurlu şekilde uyuyordu. Kübra en son bu huzuru ilk sevildiği zaman yaşamıştı. Fakat Alp için bir ilkti bu huzur.
Hiç uyanmak istemiyordu ikiside, bıraksalar hiç kalkmazlardı zaten. Fakat Beyza'nın "Uyanın hadi!!" Çağrısı ile ikisi de irkilerek uyandılar, Kübra yavaşça kafasını kaldırıp Alp'e baktı, Alp'in uyanmış olduğunu görünce hızlıca doğruldu, "pardon ya..." Aslında onun göğüsünde yatarken bir kaç kere uyanmıştı. Fakat Alp'in uyduğunu görünce devam etmişti uyumaya.
Alp güldü, doğrulup kolları ile gerindi. "Sorun yok ya..." Elleriyle yüzünü sıvazladı, ikisi de birbirine bakıp güldü. İkisi de içinden çığlıklar atıyordu elbette....
.
Nick ve Beyza masayı kurarken, Ceylin ve Şevval bahçedeydi. "Kazanan kaybedenin istediğini yapar!" Dedi Şevval, ikisi de şınav pozisyonu alırken Ceylin ona baktı, "ne?" Şevval dediği şeyi düşündü, "lan. Pardon" Ceylin kahkaha attı, "kaybeden kazananın istediğini yapar!" Dedi Ceylin, "heh şimdi oldu-" ikisi de aynı and şınav çekmeye başladılar. Şevval kuvvetliydi elbette, hatta Ceylin yalnızca bir polis olmuş olsa onu rahatça geçebilirdi fakat Ceylin operasyonlardan ötürü daha kuvvetliydi.
Başa baş giden yarışmadan galip gelen Ceylin oldu. "Agghhh.." diyerek kendisini çimlere bıraktı Şevval. "İŞTE BUUUUU!" Diyerek yanına yuvarlandı Ceylin. Ona bakarak sırıttı. Şevval ise tek bir şey söyledi. "Korkuyorum...."
Ceylin kahkaha attı.
Kötü bir kahkahaydı bu....
.
Diğerlerinin de masaya gelmesi ile hepsi kahvaltı yapmaya koyuldu, Beyza ne yapacağından bahsediyordu bir yandan.
"Çarşıdaki kütüphaneye gideceğim bugün, çok saldım şu sıralar... ders çalışmam lazım. Hocalar finallere gireceğimizi söyledi." Nick kafa salladı, "bugün şirkete uğramam gerekiyor, sonra ben de gelirim yanına" Beyza da kafa salladı, "bende ders çalışıcam da evde olmayı düşünüyorum" dedi Şevval, "ben de yardımcı olurum sana" dedi Ceylin de.
Serhat spor salonu için yeni şeyler bakacaktı ve Eylül de ona yardımcı olacağını söyledi, Alp ve Kübra ise ofis için eksik olan bir kaç malzemeyi almaya gideceklerdi. Kahvaltı sonrası evi topladılar, ve hepsi işini yapmak için ayrıldı...
.
.
.
Aydın ve Ayşegül ise kahvaltı sonrası köyü gezmeye çıktılar. Ayşegül insanları tanıtıyordu Aydın'a, bir yandan mezarlığa doğru yürüdüler. "Yani aslında buradaki herkes Ordulu, ama göç etmişler buraya işte" Aydın kafa salladı. "Bunlar fındık dalı mı?" Dedi yolun yanındaki tarlalara bakarak, Ayşegül kafa salladı. "Hmhm.. sen iyi dal çekersin ha" Aydın güldü, "bizimkiler incir yetiştirir, ya da zeytin falan, zeytin çok severim bu arada" diyerek Ayşegül'e baktı, zeytin konusunda vereceği yanıtı duymak için. Ayşegül yalnızca kafa salladı. "Zeytin hiç sevmiyorum ya... Kokusuna dahi katlanamıyorum.", "İŞTE BU." Dedi Aydın, Ayşegül irkildi ona baktı, "hm?-" Aydın boğazını temizledi. "Şey ya... Zeytin teorisi." Ayşegül güldü.
Yol üstünde komşulardan birisiyle karşılaştılar, ellerini beline Ayşegül'e bakıyordu anlamadan. Ayşegül fark edip gülümsedi. Aydın ise kaşları çatık şekilde kadına bakıyordu yanlış anlamış olduğu için. "Meliha yenge nasılsın!" Dedi Ayşegül yüksek sesle, Aydın bağırdığını düşünerek kadına daha çok sinirlendi, Ayşegül ise neşeyle onun yanına doğru gitti, Aydın hızlıca peşinden gitti.
"Oy Ayşegül gızım!" Ayşegül eğilerek onun elini öptü, kadın sıkı sıkı sarıldı. "Gı nirdesin sen?" Ayşegül güldü, "eh, kendi hayatımdayım işte, ha bak Aydın, duymuşsundur belki", "gocan mıydı?", dedi, Aydın bu sırada eğilerek onun elini öptü. "Yaani, gibi gibi" dedi Ayşegül gülümseyerek, biraz konuştuktan sonra Ayşegül daha sonra geleceklerini söyleyerek yoluna devam ettiler.
Mezarlığa geldiklerinde İsmail ikisini mezarlığın girişinde bekledi. Ayşegül ise ailedeki kişileri tanıttı Aydın'a, "babaannemin kardeşi, bu da dedemin, bu mezarlıkta ikisine ait." Aydın burukça kafa salladı, onun hüzünü kendi hüzünüydü artık.
Ayşegül, abisinin mezarına gelince duraksadı, sesi titredi. Aydın getirmiş oldukları suyu mezarına döktü. Ayşegül getirmiş olduğu gülleri onun mezarına bıraktı. Abisinin mezarı hep çiçek dolu olurdu. İsmail Ayşegül'ün bu ricasına iyi bakıyordu.
Ayşegül mezarın hemen yanına yavaşça oturdu, ayakta duracak gücü kalmamıştı elbette. Aydın dua okuyor, aynı zamanda Ayşegül'e bakıyordu.
"Babam ölürdü. Annemin kendisini aldattığını öğrendiği gece döverek öldürmüştü... Ne kadar engel olmaya çalışsak da hiçbir şey olmadı.. bir hafta yoğun bakımda kaldıktan sonra.." gerisini anlatamadı. Elleri ile yüzünü kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kafasını dizlerine gömdü, belli etmese de hıçkırıklarından çok rahat anlaşılıyordu ağladığı.
Aydın elindeki su şişesini yere bırakarak onun yanına ilerledi, onun karşısına gelerek dizlerini toprağa bastı, Ayşegül'ün kafasını nazikçe kaldırıp göz yaşlarını sildi, sıkıca sarıldı. Ayşegül de ona sarıldı. Ve yıllarca içinde tuttuğu her şeyi o an salıverdi...
.
.
.
.
Bir yandan makyaj yapıp, bir yandan müzik dinliyordu kadın. "Adam mısın süslü burjuvaa.." rujunu sürüp dudaklarını birbirine bastırdı. Yatak odasının kapısı açılınca şöyle bir kafasını çevirdi. "Aşkım!!" Diyerek yerinden fırladı, kocasının boynuna sarıldı. Çetin kravatını parmakları ile sağ sol yaparak gevşetti. Gülümsedi ve sıkıca karısına sarıldı. "Bitanem... Çok özledim seni."
Bir haftadır göremiyordu karısını, eve kolay kolay uğrayamıyordu elbette. Onun boynunu öperken tüllü yataklarına yatırdı karısını, öpmeye devam ederken eşi tatlı tatlı kıkırdıyordu.
Çetin yatağa geçti, karısı onu göğüsünde yatırdı, Çetin onun göğüsünde dinlenirken bir yandan onun giymiş olduğu pembe geceliğinin yırtmacından gözüken bacağını okşuyordu parmakları ile. "Naptınız hayatım??" Çetin canı sıkılarak anlatmaya başladı. "İlerleme yok desem yeridir... Yaptığımız tek şey onlarla çatışmaya hazırlanmak." Karısı şaşırdı, "iyi de yapmak istediğin bu değil miydi zaten?" Çetin iki yana kafa salladı. "Tek istediğim o gencecik çocukların gözünün açılması... Levent.. onlara iyi değil. Yani şuan iyi olsa bile... Of..." Çetin doğruldu, ellerini kafasının iki yanına koyup düşünmeye koyuldu. "Gencecikler daha.. ama Levent çoktan hayatlarının içine etti." Defne doğrulup kafasını onun omzuna koydu, elini onun dizinin üstüne koydu. Çetin onlar için kahroluyordu. İçi içini yiyordu her geçen gün.
"Toz pembe hayatları yoktu evet ama daha çok sıçtı içine... Allah'a şükür birbirlerine sahipler. Ama.. ben yine de onlara travma veren adamla hâlâ yüz yüze olmalarını istemiyorum." Defne ona baktı. "Levent... Neler yapmıştı onlara?" Çetin daha çok dertli bir iç çekiş sergiledi. "Neler yapmadı ki... En ufak şeylerinde eziyet etmesi... Türlü türlü cezalar vermesi..." Çetin nefes verdi tekrardan. "Dövme yasağı da bu aslında. Başta yalnızca ufak acılara alışmaları için koymuş.." Defne şaşkındı, bu konuları önceden konuşmuşlardı ama unutmuştu, Çetin'in her dediğine şaşırıyordu..
"Serhatınkiler ufak izlerini kapatmak için... Yoksa onun sırtı da yara izi. Ceylin'le Alp.. ikisininki de balta izini kapatmak için. Alp'in kolu kesileceği sırada olmuş. Son an kaçabilmiş. Ceylin.. kendisini taciz etmek üzere olan bir itten kaçarken o it yapmış. Alp ile Ceylin'e zarar veren kişiler aynı. Serhat'ın sırtındaki izlerin sahibi ise Levent. Ceza verirken olmuş..." Defne daha çok şaşırdı, "Cezaları karanlık.. ya da aç kalma falan değil miydi?", Çetin kafa salladı. "Serhat'ınkiler farklı.. her ceza öyle değil yani.."
Defne'nin gözleri açıldı. "Bekle... Eğer dövmeleri yara izlerini kapatıyor ise. Aydın ve Nick....?" Çetin ellerini saçlarından geçirdi. "İşte. Aydın'ın izleri tamamen kapalı değil. Ama Nick'in yara izlerinin hepsi kapalı. İkisi... Diğerlerine verilecek cezaları kendileri için istiyorlarmış çoğu zaman. Bu yüzden onların daha fazla Levent ile çalışmasını istemiyorum. Levent konusunda hepsinin travması var. Özellikle liderleri..." Defne ona baktı, "Aydın mı?.. ne yapmış ona..?", "Haah.. A-" tam cümlesine devam edecekken kapıyı ufak bir prenses, ve prens açtı.
Çetin ve Defne'nin ikiz çocukları. "BABAAA!" diyerek ikisi de Çetin'in kucağına koştular, Defne güldü. "Günaydın afacanlar~" Çetin ikisinin ettirmesine karşılık yatağa devrildi, "aaaghhh! Çok güçlüsünüzzz!" Defne de onun yanına uzandı, kocasına, ve çocuklarına bakarak gülümsedi.
İç sesi her çocuğun mutlu olmasını diliyordu, eninde sonunda mutlu olmasını.
.
.
.
.
Şevval ve Ceylin kendilerine kahve yapmış mutfağın masasında oturuyorlardı. Ceylin ona matematik öğretmeye çalışıyordu. "Yaniii, sonuç kaç??" Şevval salak salak suratına baktı, parmaklarını sayarak çıkartma işlemi yaptığını gören Ceylin "AAAAHHHHHH" diye bağırdı bıkkınlık ile. "YA AMA NE YAPAYIM!", "AŞKIM AKLINDAN ÇIKARSANA!" Şevval güldü, "aşkım deme etkileniyorum yia" Ceylin ona baktı, masaya uzandı. Bayılmış gibi. Şevval kahkaha attı. "Tamam tamam, 7 mi?"
"210! NE DEMEK 7????!??"
Şevval daha çok güldü. Ceylin Nick'e matematik anlatırken bile bu kadar yorulmamıştı, "bu soruyu yap bakalım" dedi, kitabı ve kalemi Şevval'in önüne itti, ona yaklaşarak baktı. "Hanımefendi çok yaklaşmayalım pılis", "Şevval hadi!", "ya o tamam!" Şevval soruyu yapmaya çalışırken can çekişiyordu. Ceylin kafasını masaya vurmak istedi. "Yapamazsan kelepçe takacağım sana ha!" Şevval sırıttı, "WOAĞH! YAPMIYORUM!!!", "YA ŞEVVAL!" Diyerek kahkaha attı Ceylin. "Bu benim için tehdit değil kiii" dedi Şevval, Ceylin daha çok güldü, hem de daha çok sinirlendi.
.
Serhat ise bugün de spor salonunu açmamıştı, bilgisayar başında, Eylül ile bowl yerken bir yandan eksik olanlara bakıyorlardı. Klima açıktı falan Serhat yine de sıcaklamıştı. Bu yüzden üstünde bir şey yoktu. "Aslında ağırlıklar tamam da, daha fazla olsa daha iyi olacak... Bir de çekim alanı falan yapmayı düşünüyorum, nasıl olur sence?" Eylül yemeğini yemeye çalışırken bir yandan Serhat'ın vücuduna bakmamaya, bir yandan onu dinlemeye çalışıyordu. Özellikle geçen günden sonra bu oldukça zordu. "Hmhm..." Diyebildi sadece. Serhat, onun dikkatini vermediğini fark etti. Ve denemeye karar verdi, "dokuz katlı bina falan da mı yapsam?"
"Hmhm..."
"Soyunma odası da gereksiz ya.."
"Hmhm..."
"Spor salonunu da kapatayım en iyisi"
"Hmhm...............dur ne-"
Serhat bilgisayara bakarak söylüyordu bunları, gülerek ona çevirdi kafasını, "iyi misin hayatım???" Eylül iç çekti, "Serhat sen giyinsen mi.. hem soğuk oldu ya" Serhat kahkaha attı. "Ne ya.. ciddiyim" Serhat onun kafasından öptü, Eylül de ağzına bowldan marul verdi. Serhat gülerek bakmaya devam etti, bu sefer itliğine kaslarını kasarak oturmaya devam etti. Eylül iç çekti... Sıcaktan kutu kolaya sarıldı. Ve en azından biraz olsun dikkatini vermeye çalıştı..
.

Nick ise kadroya bakıyordu. Kadroda şirketin avukatının işten çıkmış olduğunu gördü. Beyza aklından geçmedi değildi. Daha sonra ise online bir toplantı gerçekleştirdi. Seçilen kokunun ambalajı hakkında.
" Quiero que sea ardiente, pero también lleno de elegancia. Podría decirse que es como la armonía del fuego y el agua en contraste. La botella debe captar la atención de la gente incluso antes de olerla. Podríamos llamarlo el fuego interior de alguien que parece elegante. Un fuego oculto, pero tan fuerte como se esconde. Un fuego que hace temblar a quienes te rodean. Les daré algunos ejemplos. Quiero que lo hagan con emoción. Si tienen alguna pregunta, por favor, envíenla por correo electrónico. Eso es todo lo que tengo que decirles: que tengan un buen día, amigos."
(Ateşli olmasını, fakat aynı zamanda zerafet dolu olmasını da istiyorum. Ateş ve suyun zıtlık içerisindeki uyumu gibi diyebiliriz. İnsanlar henüz koklamadan şişe onların dikkatini çeksin. Zerafetli gözüken birisinin içindeki ateşi de diyebiliriz buna. Gizli bir ateş, fakat gizlediği kadar kuvvetli. Karşıdakini titreten bir ateş. Size örnek bir kaç model atacağım. Duygu katarak yapmanızı istiyorum. Sorusu olan mailden iletsin. Diyeceklerim bu kadar, iyi günler arkadaşlar.)
Laptopu kapattı, ve geriye yaslandı, gömleğinin iki üç düğmesini açtı, kravatını gevşetti, elini yüzüne yaslayarak gözlerini, yüzünü kapattı. "Extraño a mi esposa..." (Karımı özledim...)
Hızlıca ayağa kalkıp dolabından resim malzemelerini aldı, ve şirketten çıkarak kütüphaneye gitti.
Beyza kocaman kitaplarla çalışmakla meşguldü. Hızlıca bir ev topuzu yapmıştı. Kahvesini de yanına almıştı. Bir yandan okuyup bir yandan notlar alıyordu. Yoğun tempoda çalışıyordu elbette. Nick kütüphaneden içeriye girdi, etrafa göz gezdirdi ve onu fark etti. Hızlıca Beyza'nın yanına doğru ilerledi, Beyza fazlasıyla odaklandığı için onu görmesi uzun sürdü, onu görüp gülümsedi, Nick ona sarılınca o da sarıldı ve kafasından öptü. Nick karşısına oturdu. Eskiz defterini çıkarttı Beyza gülümsedi ve çalışmaya devam etti. Nick ise o çalışırken onu çiziyordu, Beyza için ayırdığı eskiz defterine...
Beyza mola verdiği sırada ona baktı, "ne çiziyorsun??" Nick gülümsedi. "Seni." Beyza şaşırdı, "ha?" Nick kafa salladı, ona da gösterdi, Beyza şaşırdı... Defteri alıp baktı... "Burdaki gibi değilsin ha.. biraz çirkin oldu bu, normalde çok daha güzelsin.", "ama... Bu zaten mükemmel..." Nick gülümsedi. "En mükemmeli sensin ama. Onun da mükemmel olma sebebi sensin..." Beyza gülümsedi, rüzgarla birlikte bir önceki sayfa açılınca baktı, kendisinin uyuyorken ki fotoğrafı...
Başka sayfada şarkı söylerken Beyza, ve ortamın fotoğrafı..
Nick'e attığı anlık fotoğrafların çizimi...
Rize'de ki Beyza...
İlk itiraftaki Beyza...
Karakoldaki Beyza...
Ve barda çalışan Beyza...
Nick onun yanına oturdu Beyza şok içerisinde çizimlere bakarken, "nick..." Nick gülümsedi, "bu çizimlerin hepsinden daha güzelsin..." Dedi onun yanağını öperken, Beyza sıkıca onun boynuna sarıldı. Gelecek kaygıları şuan doluyken Nick onu çok rahatlatıyordu... "Teşekkür ederim..." Nick onun saçlarını öptü kokusunu içine çekerek. "Asıl ben teşekkür ederim.. hayatıma renk kattığın için..."
.
.
.
.
İsmail Aydın ve Ayşegül'e baktı uzun uzun. Gülümsedi. Aydın'ın doğru kişi olduğu belliydi. "Vaay!" Diye ses gelince gülümseyerek arkasını döndü, bu, Ayşegül'ün kaçmasında yardımcı olan diğer isim, öğretmeni, ve onun karısıydı. "Ayşegül değil mi o???" Dedi öğretmeni. İsmail kafa salladı. "Kızım benim.. ne kadar da büyümüş... Yanındaki kim?", "manitası." Öğretmeni güldü. "Bak ama ben demiştim size, bu kız ileride taş gibi oğlanla karşınıza gelecek diye!" İsmail güldü. "Yok be sevgilisi değil, adam seviyorda Ayşegül hanımdan pas yok, neyine güveniyorsa." Öğretmen onun kafasına vurdu. "Gayet güzel birisi o. Ama pas vermemesi şaşırtıcı tabii... Ama hoşlanıyor gibi." , "bence de." Dedi İsmail de.
Ayşegül kafasını kaldırdı, Aydın'ın boynuna gömülmüştü. Aydın onun gözlerini sildi. Yanaklarını tuttu iki eliyle. "Eminimki şuanki başarınla gurur duyuyor ve seni her zaman izliyor... O hep yanında" Ayşegül burnunu çekerek gülümsedi, kafa salladı. Öğretmenini fark edince göz yaşları içerisinde gülümsedi, "bak.. öğretmenim o.." Aydın gülümseyerek ordaki kişiye baktı. Bu sırada Ayşegül de kendisi de doğruldular, dualarını okudular, ve Ayşegül biraz daha mezara baktı, ardından ilerledi ikisi de.
Ayşegül öğretmenine sarıldı, eşine de sarıldı. Aydın ise el sıkıştı. "Oha Ayşegül bu çocuğa mı pas vermiyosun" Ayşegül dayısının koluna vurdu "ya ne ara söyledin!","sus kız. Damat o damat, boşver Ayşegül'ün fikri önemli değil.", "YA DAYI!", İsmail kahkaha attı, "bak gömmedik seni şanslısın" Ayşegül tekrardan onun koluna vuracakken kolunu kaçırdı, ve Ayşegül de vurmaya çalıştı.
İkisinin vssini Aydın gülerek izliyordu. Öğretmeni de. "Onu gerçekten seviyor gibisin. Ankara'dayken sana emanet. Tamam mı?" Aydın kafa salladı. "Gözünüz arkada kalmasın.."
.
.
.
.
Akşam yemeği için herkes çok üşendiğinden ötürü pizza sipariş ettiler, Nick ve Beyza eve geç gelmişti. Pizza yerken bir yandan hem sohbet ettiler, hem de televizyondan video açıp onu izlediler. "Lan Aydın naptı acaba?" Dedi Alp, Nick koladan bir yudum aldı. "Bugün konuştuk biraz, sesli mesaj attı da sesi baya yorgun geliyodu, yarın ararız" yemek yemeye devam ettiler.
Yemekten sonra çay demlendi, asla komik olmayan bir program açtılar. "Gülen gay." Dedi Nick. Fakat tam bu sırada Alp gülüyordu. İkisi de iki saniyeliğine birbirine baktı. "Lan bak.", "nolmuş kardeşim???" Dedi Nick, Alp'in kafası Kübra'nın omzundaydı, kafasını kaldırdı. Nick ise göğüsünde Beyza'yı yatırıyordu, o da doğruldu. "Bak Aydın da yok kimse elimden alamaz ha!" Diyerek yükseldi Nick, ikisi de birbirine yükseleecekken Serhat ikisini durdurdu. "Lan Aydın video atmıştı gruba, gelin izleyelim" diyerek telefonunu çıkarttı, videoyu açıp ortadaki sehpanın üstüne koydu. Daha sonra tekrardan Eylül'ün bacaklarına uzandı. Aydın'ın videoyu attıktan sonra "Asıl adımın Ozan olduğunu söyledim..." Yazmıştı.
Bulundukları yer inek ahırına benzer bir yerdi. Aydın'ın üstünde asla tarzı olmayan, dapdar olmuş bir Nike tişörtü, altında ise paçalarının bileklerinde bittiği bir eşofman ile terlik vardı. Ayşegül normaldi. İkisinin kucağında da küçük Yavru köpekler vardı, yere çömelmiş onları seviyorlardı. Aydın telefonu bir tahtaya sabitledi. Ve ürün tanıtır gibi köpeği gövdesinden tutup yavaşça 360° çeviriyordu. Ayşegül ise "oyuuuyyy 💗🌹✨💞💝💘🎀" gibi sesleri çıkartarak kucağındaki köpeği seviyordu. Aydın köpeği ürün olarak tanıtırken Ayşegül kameradan Aydın'a bakıyordu.
Videoyu gülerek izleyip, dalga geçiyorlardı. "Aydın hiç Aydın değil şuan" dedi Beyza, kızlar da onayladı.
Ayşegül kameraya ekrana konuştu, "Aydın sen şuan hiç Aydın Boz değilsin ha" Aydın ürün tanıtır gibi köpeğin sağını solunu tanıtmaya devam etti. "Niye? Kimmişim?", Ayşegül güldü. "Ozan'sın şuan, köylü Ozan" Aydın köpeği pişen tavuk gibi çevirirken duraksadı, Ayşegül'e döndü kaşlarını çatarak, gülerek konuştu. "Sus be AYŞE" Ayşegül kucağında kahkaha attı, kahkaha atarken yere oturdu, Aydın da köpeği ekrana bakarak çevirmeye devam ederken güldü. "YA NİYE ÜRÜN TANITIYO GİBİ YAPIYOSUN" diyerek daha çok güldü Ayşegül. Nefessiz kalmıştı bile denilebilirdi. Aydın da gülüyordu. Köpeği tek eline alıp kamerayı eline alırken başka bir köpek gelip Ayşegül'ün dudağının kenarını yalamıştı, "LAN KÖPEK" dedi Aydın, Ayşegül hâlâ gülüyordu, şuan ki açı Aydın'ın aşağıdan profiliydi, kucağında köpek ile. "DAMAT! GEL ŞU ODUNLARI KESELİM!" Diyen bir kalın ses duyuldu. "Geldim baba!" Dedi Aydın, Ayşegül gülmeye devam etti. Ve video burda bitti. Diğerleri de gülüyordu.
"Yakışıyorlar aslında h- DUR DAMAT DEDİ AMK" Dedi Alp doğrularak, diğerleri de şok olmuştu, "NEEEEEEEE", "OHA AQ", "ULAN AYŞE.", "HELAL BE👏🏻" diyerek kendi aralarında alkışladılar. Kimse bu ortamı garipsemedi, sanki senelerdir birlikteymiş gibi.....
.
.
Bir kaç saat de böyle oturup konuştular, Alp'in aklına unuttuğu bir şey gelmişti. "Ha bu arada, şuan söylemem tatsız olacak ama bilmeniz daha iyi olur" dedi kızlar için, Kübra'ya baktı. "Yiğit... Vefat etti.. sebebini sonra açıklarım..", kızlar şaşırdı, "aa..." Diye tepki verdiler yalnızca. Birisinin ölmüş olması elbette çok garipti. Kübra gülerek Alp'e bakarken üç beş saniyeliğine gülmesi düştü. "Allah rahmet eylesin napalım" diyerek gülümsemeye devam etti, diğerleri de rahmet dilediler ve programı izlemeye, konuşup eğlenmeye devam ettiler.
.
Alp'in, herkes uyumuşken bahçede oturup düşündüğü şey buydu şimdi.
Nick hâlâ ders çalışan Beyza için kahve yapmaya gelmişti mutfağa, fakat bahçede Serhat, Ceylin ve Alp'in oturduğunu gördü. O da oraya ilerledi,
Serhat:"ya mal mısın amk! Kız hiçbir şey demedi ki??"
Alp:"ama yüzü düştü aq..."
Ceylin:"kusura bakma ama bir zahmet! Ortada ölmüş olan birisi var. Ayrıca şunu anla. Şuan ölüsünden bile nefret ediyor olabilir ama önceden onunla güzel anıları oldu. Bunları üzül diye söylemiyorum. Bunlar gerçekler. Eğer yüzü düşüyorsa insandır, duyguları vardır zaten!"
Nick onlara baktı, "noluyor??" Alp kamp sandalyesine oturmuş, Serhat da çocuğunu teselli eden anne gibi önüne eğilmişti. Ceylin sabır çekti. "Yiğit'in öldüğünü söylediğinde Kübra'nın yüzü düşmüş, ki ben fark etmedim bile neyse. Ona üzülüyor, kız üzüldü ve ben yaptım diyo" Nick Ceylin'i dinlerken doldurmuş olduğu bir bardak suyu içti, "anladım." Dedi ve Alp'in kafasına bir tane geçirdi. "Sadece bunu diyorum Alp." Alp kafasını ovdu. "Siz de gidin kızların yanına amk, yesin burda kafayı." Serhat doğruldu, "su içip geri gidecektim bende." Dedi, Ceylin'i de Şevval bekliyordu. "Bı sorun mu var?" Dördü de sesin geldiği yöne döndüler. Kübra gelmişti. "Ay yenge! Şuna bak gözünü seveyim ya!" Dedi Ceylin, Kübra duştan yeni çıkmıştı, oraya ilerleyerek Alp'e baktı. "Yok bir şey." Dedi Alp, Serhat ise diğer kamp sandalyesini Alpin yanına çekip Kübra'yı omuzlarından nazikçe tutarak oturttu. "İyi konuşmalar sizeee" dedi ve Nick ile Ceylin'i de sırtından ittirerek çıktı. Mutfağın sürgülü kapısını da tam kapanmayacak şekilde örttü. Su içip Eylül'ün yanına gitti. Ceylin Şevval'in yanına Nick de kahve yapıp Beyza'nın yanına gittiler.
.
Kübra Alp'e baktı, "noldu..?" Alp iç çekti. "Bir şey olmadı ya." Kübra duraksadı, "yoksa... Onun için mi?" Alp ona çevirdi kafasını. "Ya yok... Üzülmen normal zaten..", "üzülmedim ki..?" Alp duraksadı. "Yani, biraz üzüldüm ama bunun sebebi birisinin ölmüş olması... Yoksa eminimki o it zaten ölmeyi hak etti... Bu yüzden mi üzüldün?" Alp öylece kalakaldı. "Y-yok.. niye üzüleyim. Normal." Bu sırada, Alp'in gözleri doluydu bile. "Alp.. hadi ama..." Alp iç çekti, "bak.. onun bana neler yaptığını az çok biliyorsun, beni çok yaraladı, fiziksel anlamda da" Alp'in konuşması çok hızlıydı, aynı zamanda stres, ve üzüntü doluydu. Kübra şaşırarak onu dinliyordu. "Bu yüzden onu ben öldürdüm... Çok özür dilerim bunu sana söylemezsem içimde kalır gibi hissettim ama inan bana başka kimseye zarar vermem... İnsanlara zarar verdiğim için vazgeçmeyeceksin di mi? Lütfen vazgeçme çünk-"
"Alp! Sakin ol..." Dedi Kübra gülerek. Alp nefes verdi. "Çok özür dilerim kubra gerçekten, yani.. ben.. of.. gerçekten çok üzgünüm..." Alp artık daha hızlı, daha stresli konuşuyordu, eli ayağı birbirine girmiş gibi. "Gerçekten çok özür dilerim aslında hiç böyle birisi değilim gerçekten.. üzülmen çok normal ama bu yüzden suçlu hissettim ve ben de üzüldüm..of gerçekten çok özür dilerim Kübra lütfen beni sevmekten vazgeçm-" Alp patır patır konuşmaya devam ederken Kübra olgunluk ile iç çekti gülümsedi. Ellerini onun yanaklarına koyup avuçları arasına aldı.
Onu kendisine çekerek dudaklarını birbirine bastırdı, Alp'in cümlesini yarıda bıraktı....
Alp şok..
Kübra da şok...
Kübra ona baktı.. ellerini hızla çekip ayrıldı, "PARDON- BİR AN-" diyip hızla ayağa kalktı, Alp onun bileğinden tutup sandalyeye oturttu, elini onun yanağına koydu. Tekrardan öptü.
Diğerine göre daha uzun sürmüştü bu öpücük... İkisi de hafif nefessiz kalmışken birbirine baktı, Kübra domates gibi kızarmışken gülümsedi... Alp de gülümsedi, "Var ya... Şuan bayılabilirim...." Kübra da güldü...
.
.
.
.
.
Ayşegül ve Aydın evlere dağılmıştı. Aydın duştan yeni çıkmış, kafasına bir havlu atmıştı. Kapının zil sesi ile birlikte kapıya ilerledi, baktı. "Ben geldim!" Dedi Ayşegül. Aydın gülümsedi, "buyur! Gel içeriye" Ayşegül gülümsedi, "evde kalmak istemedim.. burda kalsam olur mu?" Aydın güldü, "Senin evin zaten, gel" Ayşegül içeriye geçti.
Kapıdan içeriye girince direkt salon, karşısında mutfak vardı, ikisi birlikteydi.
Ayşegül yan tarafta duran pikap'a baktı. "A! Pikap!" Hızlıca gidip aldı, kurdu, "Aydın, Nilüfer dinler misin??" Aydın koltuğa otururken kafa salladı. Ayşegül plağı taktı, ve pikaptan "Ta Uzak Yollardan" çalmaya başladı.
Ayşegül koltuğun koltuk yaslama kısmına sırtını yaslamış, yan oturuyordu. Aydın da karşısında, yan oturmuş, elini uzatmıştı. Ayşegül onun parmaklarına pansuman yapıyordu, Aydın oldukça yorulmuştu, eve geldiği gibi şantiyedeki ustaları da aramış, eksikleri söyleyip kızmıştı, Ayşegül de ailesinin kavgasından kaçmak için gelmişti. O da çok yorgundu. Ayşegül onun elini güzelce sardı. Aydın ona baktı, Ayşegül de baktı. "Bak, şurada küçüklük fotoğrafın var.." Ayşegül baktı, çerçeve haline getirilmiş iki fotoğrafı bunlar. Birisi, Ayşegül doğum günü pastasına bakarken, diğeri ise bahçede salıncakta sallanırken. Aydın gülümseyerek izlemişti bu fotoğrafları. Ayşegül de gülümsedi, "tatlılarmış.." Aydın kafa salladı, "Aydın... Çok yorgunsun, biraz gidip dinlen.. burası daha çok yordu seni.." Aydın iki yana kafa salladı ve gülümseyerek ona baktı, "senin yanında olmak güç veriyor bana.." Ayşegül ilk yardım malzemelerini toplayıp ona baktı. Aydın karşısında otururken yavaşça öne doğru eğildi ve kafasını onun omzuna koydu. Ayşegül hiçbir şey demedi, onun kafasına yasladı kendi kafasını da. Sırtını sıvazladı.
İkisi de böylesine yorulmuşken basit bir yaslanma bile iyi gelmişti, şarkının nakarat kısmı ile bir süre böylece durdular....

YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM SONU