9. bölüm / 19
ZİL SUSUNCA-9. BÖLÜM-NEFES ARASI 240 BASAMAK
Bölümler 19Şu an: -9. BÖLÜM-NEFES ARASI 240 BASAMAK
- 1 -1. BÖLÜM-GİZEMLİ KORİDOR1.872 kelime
- 2 -2. BÖLÜM-KORKULU RÜYA3.135 kelime
- 3 -3. BÖLÜM-DUMANIN ACISI2.795 kelime
- 4 -4. BÖLÜM-SIRRIN GERÇEĞİ3.598 kelime
- 5 -5. BÖLÜM-SESSİZCE AÇIĞA3.689 kelime
- 6 -6. BÖLÜM-GECE OPERASYONU2.959 kelime
- 7 -7. BÖLÜM- KURTULUŞUN KORKUSU3.622 kelime
- 8 -8. BÖLÜM- BÜYÜK YÜZLEŞME3.213 kelime
- 9 -9. BÖLÜM-NEFES ARASI 240 BASAMAK3.742 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 -10. BÖLÜM- MERDİVENLERDEKİ GECENİN DOĞUŞU2.111 kelime
- 11 -11. BÖLÜM-GERÇEĞİN ACISI2.740 kelime
- 12 -12. BÖLÜM-YORGUNLUĞUN İÇİNDEKİ ŞEY3.657 kelime
- 13 -13.BÖLÜM- SARSINTININ ÇATIŞMASI3.871 kelime
- 14 -14.BÖLÜM-NEFRETİN ARTAN DOZU4.856 kelime
- 15 -15. BÖLÜM- FOTORAFLARIN DUYGUSALLIĞI4.426 kelime
- 16 -16. BÖLÜM-VİDEOLARIN ANLATTIĞI YARDIM ÇIĞLIKLARI3.038 kelime
- 17 -17.BÖLÜM-İSYANLARIN AÇIĞI1.911 kelime
- 18 -18.BÖLÜM-ZORLUKLARIN ASİLLİĞİ2.992 kelime
- 19 -19. BÖLÜM-KÂBUSUN YANKISI4.295 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
26 Haziran 2026
Gözlerimi açtığımda zamanın çok hızlı geçtiğinin farkına vardım. Etrafıma kafamı kaldırmadan baktığımda bizimkilerinde uyandığını fark ettim. "Günaydın canım kardeşim." dedi abim gülümseyerek. Başımı Adrian'ın omzundan kaldırdım. Ben uyanana kadar kıpırdamamıştı ama uyanmıştı. "Günaydın abi," diye yanıtladım. "Ne kadar uykucu çıktın Pembe Gölge." dedi Adrian kıkırdayarak. "O kadar mı zaman geçti?" diye sordum şaşkınlıkla. "Evet bu arada. Sen bir tık fazla uyudun. Fazla mı yorgundun?" diye sordu Dorian. Başımla onayladım kollarımı esneterek. "Gece çok yorulmuş hissetmiyordum aslında. Sadece zihnimin buna ihtiyacı varmış." diye yanıtladım. "Asıl sen hiç hareket etmedin mi? Yerinden kıpırdamamış gibi duruyorsun." diye
sordum Adrian'a dönerek. "Yani yalan yok kısacası etmedim." diye yanıtladı sırıtarak. "Neden ya? Zor olmadı mı?"
diye sordum durumdan pişman olarak.
"Hayır. Belki de sen yanımda olmasaydın daha zor olabilirdi ama hiçte zor değildi." diye yanıtladı durumdan memnun
bir şekilde. Kollarını bedenime sardı. "Teşekkür ederim." dedim. Sesimde ona karşı olan minnettarlık vardı. "Asıl ben teşekkür ederim bana aşk hayatı olarak geldiğin için."
"Siz şimdiden böyleyseniz sizin gelecekteki hâlinizi hayal etmek hiç zor değil. Hatta hayale başladım bile." dedi Dorian
kısa kahkaha atarak. Şaşkınlıkla Dorian'a döndük. "Ne hayaliymiş bu?" diye sordum ona bakarak. Dorian olduğu yerde doğrulup mantıklı bir hayal düşündü. "Kısacası çok abartıya girmezsek evli, mutlu, çocuklu diyebilirim. Aranızdaki enerji uyumuna bakar mısınız?" diye sordu son cümleyi söyledikten sonra elleriyle bizi işaret etti. Adrian'la birbi-rimize şaşkınlıkla gülümsedik. "Güzel hayal olsa da yaşanması altı yıl sonra." dedi Dorian. Sesinden sanki bir heyecanlı dizinin yeni bölümünün iki hafta sonraya ertelenmiş gibi bir çıkarım yapılabilirdi. Ama bizim dizinin en iyi bölümü altı yıl sonra yayınlanabilecekti. Bunu duymak bile sanki yaşanması imkânsız gibi geliyordu.
Ama hiç bir zaman imkânsız olamaz buna ne ben, ne o, ne de sevdiklerimiz izin verecekti. Kimse izin vermeyecek. Bu hikâye kaç yıl sonra olursa olsun yaşanacak. Tabii hayatta kalırsak. Her ne olursa olsun hayatta kalacağız bu hikâye gerçek olacak. Adrian'la altı yıl sonraki düğünümüzü dü-şündüğümde çok mantıklı bir hayal gibi geliyordu. Hangi hayal mantıksız geliyorduki?
Bunları düşünmek kolay ama yaşanması zor. Bu okuldan beş yıl sonra çıkacağız ama daha kendimizi korumak için bir yılımızı daha vermemiz gerekiyordu. Kendimizi bu lanet okul-dan kurtardıktan sonra aklımızın bile gelemeyeceği hayalleri kurabiliriz. "Sayın öğrenciler. On beş dakika sonra sizi kahvaltı için yemekhaneye bekliyorum. Süreniz başladı."
Hayalleri düşündürmeye zaman tanımayan klasik müdür işte. "Siz isterseniz çıkın. Ben Livia'yla kalırım. Aç değilim zaten." dedi Lucian. Emin misin? der bir bakış attım. Gülümseyerek başıyla onayladı. "Aslında bende aynı şekilde." diye yanıtladı Isolde bana bakarak. "O zaman siz ikiniz kalın bizde çıkalım Livia'ya bir şeyler getiririz. Başka kimse azalmasın lütfen daha çok dikkat çekeriz. Altı kişi dikkat çekeceğini sanmıyorum zaten." dedim yavaşça kalkarak. Diğerlerininde harekete geçmesini bekledim. En son kalkan Dorian olmuştu. "Hazır mısınız?" diye sordu Adrian elimi tutarak. "Hazırız." diye yanıtladım. Kanla dolmuş odadan çıkıp merdivenlere doğru yöneldik. Sakin adımlarla merdivenlerden çıktık. "Hızlı olmak gerekir mi?" diye sordu Aric çıkmaktan sıkılmış gibi. "Aric çok sıkılmış gibi görünme daha iki yüz kırk basamak var." diye yanıtladım onun bu hâline gülerek. "Sen ciddi misin?" diye sordu Dax şaşkınlıkla. "Çok ciddiyim." dedim kahkaha atarak. Sesim merdivenlerin boş duvarlarına çarptı. "Ben daha kısa sanıyordum. İki yüz kırk basamağı nasıl çıkacağız?" diye sordu Dorian bıkkın bir şekilde. "Arkadaşlar? Güçlü olduğumuzu unutuyorsunuz sanırım. Livia'nın bedenine katlanabiliyorsanız bunada katlanacaksınız." dedim ciddi bir tonda. Ona katlanıyorsak bunada katlanmak zorundayız.
"En zor acıya katlanıyorsan en basitini umursamayacak derecede katlanacaksın." Hayat bu demek çünkü. En kötü zamanındayken bile başına elbet bir iş daha açar. Amacı ne kadar güçlü olduğunu kendine kanıtlamak istemesi. Keşke hayat her zorluğun karşısında bir iyi bedelin olması gerektirse. Her zorlukta iyi bir sonuç elimize gelse genede hayatın kolay olduğunu inandıramazsınız. Hayata karşı ödemeniz gereken bedellerin olduğunuda unutmamalısınız. Bu hayatın diğer bir güzel yanı ise, o küçüklüğünüzde koruyamadığınız bedeninizden kalan koruma hissini sevdiklerinize karşı kullanabilmenizdir. Belki de içimde kalan koruma hissi olmasaydı şu anda onları kaybetmişte olabilirdim. Örnek Livia. Zamanında yardım etmek istediğim ablama yardım edemeyip içimde kalmasına rağmen Livia'ya karşı yardım edebilmiştim. Bu konuda kendimle gurur duyuyordum. Ama eksik olan bir şey var. O da ablam. Livia kurtulmuştu evet ama ablam? O şu an kim bilir nerelerde.
Merdivenlerden çıkarken bunları düşünmekle kafamı meşgul ettim. "Ne düşünüyorsun Pembe Gölge?" diye sordu Adrian merdivenlerden çıkmaya devam ederek kafasını bana çevirdi. Ancak onu duyamayacağım kadar fazla bağ-lanmıştım düşüncelere. "Pembe Gölge,"diye seslendi. Ona cevap vermek için düşüncelerle bağlantımı kopardım. "Ne oldu?" diye sordum ona bakarak. Arkasını kontrol ettikten sonra "İyi misin?" diye sordu biraz yaklaşarak. Onunla beraber arkama baktım. "İyiyim," dedim bu düşüncemin arkasında durmak için gülümseyerek. "Eminsin değil mi?"
diye sordu sırıtarak. "Eminim." diye yanıtladım sorusuna
sırıtarak. Başıyla onayladı. Önüme döndüğümde gülümsemem gitmişti. Sadece ona bakınca gerçekleşiyordu çünkü. Aynı şekilde onunda öyleydi. Ona baktığımda durumun aynısını o da yaşamıştı. Gülümsemesi silinmişti. Tekrar önüme dönerek çıkmaya devam ettim. "Ya hiç mi yorulmuyorsunuz cidden?" dedi Aric onları fark etmemiz için.
Merdiveni bitirdikten sonra bedenimi onlara döndürüp kollarımı göğsümde bağlayıp sırıttım. "Ben az önce ne dedim?" diye sordum. Aric şaşkınlıkla bir bana bir Adrian'a baktı. "Ne dedin?" diye sordu şaşkınlıkla. Sesinde bilmiyormuş gibi bir ton vardı. Gözlerimi devirdim. "En zor acıya katlanıyorsan en kolayınada umursamayacak derecede katlanacaksın dedim." diye yanıtladım üstüne basa basa.
"Bu yöntemi söyledin diye mi bu kadar hızlı çıktın?" diye sordu merakla. "Aric kanka başına taş mı düştü? Buna katılarak motivasyon alıyorsun ya? Bunun hızlı çıkmak ile ne faydası var?" diye sordu Adrian gülerek. Al der gibi bir bakış attım kaşlarımla Adrian'ı işaret ederek. "Baştan öyle desenize ya," dedi Aric merdiveni bitirdikten sonra. "Baştan denilecek olan ne? Zaten açık ya." dedi Adrian benim yerime konuşarak. "Neyse boş verin önemli olmayan bir konuyu konuşarak zamanımızı yitirmeyelim. Yoksa her birimiz müdürden acısı geçmeyen fırçalar yeriz." dedim gözlerimi onlardan ayırmayıp diğer merdivene doğru adım atarak. "Anlaşılmayan konular gerekirse tekrardan gözden geçirilir. Sonra bir yerde hata yaparsak sonumuz öteki taraf olur." diye yanıtladı Adrian Aric'e bakarak. "Adrian şöyle konuşma. Öteki tarafı unutun lütfen." diye yanıtladım gözlerimi devirerek. "Düşünceler ve gerçekler," diye yanıtladı sırıtarak. "Düşünceleri de gerçekleri de birbirine bağlamak zorundasın. İki zıt tarafla doğru karar veremezsin." diye yanıtladım iddialı bir şekilde. "Ya iki tarafı da tutturamazsan?" diye sordu iddialı tavırımın karşısında. önüme dönerek çıkmaya devam ettim. "Ya hiç mi yorulmu-yorsunuz cidden?" dedi Aric onları fark etmemiz için.
Merdiveni bitirdikten sonra bedenimi onlara döndürüp kollarımı göğsümde bağlayıp sırıttım. "Ben az önce ne dedim?" diye sordum. Aric şaşkınlıkla bir bana bir Adrian'a baktı. "Ne dedin?" diye sordu şaşkınlıkla. Sesinde bilmiyor-muş gibi bir ton vardı. Gözlerimi devirdim. "En zor acıya katlanıyorsan en kolayınada umursamayacak derecede katlanacaksın dedim." diye yanıtladım üstüne basa basa.
"Bu yöntemi söyledin diye mi bu kadar hızlı çıktın?" diye sordu merakla. "Aric kanka başına taş mı düştü? Buna katılarak motivasyon alıyorsun ya? Bunun hızlı çıkmak ile ne faydası var?" diye sordu Adrian gülerek. Al der gibi bir bakış attım kaşlarımla Adrian'ı işaret ederek. "Baştan öyle desenize ya," dedi Aric merdiveni bitirdikten sonra. "Baştan denilecek olan ne? Zaten açık ya." dedi Adrian benim yerime konuşarak. "Neyse boş verin önemli olmayan bir konuyu konuşarak zamanımızı yitirmeyelim. Yoksa her birimiz müdürden acısı geçmeyen fırçalar yeriz." dedim gözlerimi onlardan ayırmayıp diğer merdivene doğru adım atarak. "Anlaşılmayan konular gerekirse tekrardan gözden geçirilir. Sonra bir yerde hata yaparsak sonumuz öteki taraf olur." diye yanıtladı Adrian Aric'e bakarak. "Adrian şöyle konuşma. Öteki tarafı unutun lütfen." diye yanıtladım gözlerimi devirerek. "Düşünceler ve gerçekler," diye yanıtladı sırıtarak. "Düşünceleri de gerçekleri de birbirine bağlamak zorundasın. İki zıt tarafla doğru karar veremezsin." diye yanıtladım iddialı bir şekilde. "Ya iki tarafı
da tutturamazsan?" diye sordu iddialı tavırımın karşısında.
"Hayat bitmedi," diye yanıtladım tavrımı devam ettirerek.
"Doğru kararı almak elden gelen bir şey değil biliyorsun değil mi?" diye sordu merdivenlerden çıkmaya devam ederek. "Doğru kararı demek yerine iki zıt tarafın birbirine uyması için çabalaman gerektiğini biliyorsun değil mi?" diye sordum. Arkadakiler bizim tartışmamızı dinliyordu. "Bu da demek oluyor ki hayat hâlâ bitmedi bunu da biliyorsun değil mi?" diye sordum. Anında bir kol arkamdan bedenimi tutup duvara dayadı. Sırtımın duvara sert çarpmasını engelleyen şey Adrian'ın kolu oldu. Diğerleri ise bizi şaşkınlıkla izliyordu.
Aric şaşkınlıkla ağzını kapattı. Önüme baktığımda Adrian'ın benden on beş santim uzun olan bedenini gördüm.
"Neden bu kadar fazla inat ediyorsun?" diye sordu sırıta-rak. "Kızdın mı?" diye sordum şaşkınlıkla. "Kızmak mı?" diye sordu kafasını hafifçe yana yatırarak. "Aşık oldum."
Şaşkınlıkla başımı hafifçe aşağı doğru eğdim. "Asıl aşık olan benim bunu görmedin mi?" diye sordum şaşkınlıkla ona ba-karak. "Hayır. Çünkü ben zaten aşkımdan kör olmuşum. Senin aşkını görmeye fırsat bulamadım," dedi saçlarımı eliyle arkasına atarak. "Ama şimdi bulabilirim."
Nefesim tıkanacak gibi olduğunda sakinleşmemin bir çözü-münü düşündüm. Sakinleşmeme yardımcı olan bir şey dü-şündüğümde aklıma ilk gelen şeyin Adrian'ın gözleri oldu.
Anında gözlerimi ona baktırdım. Nefesimin atışları biraz olsun düzelmişti. "Böyle bakmaya devam mı edeceksin?" diye sordu gülerek. Sağ elimi onun sol omzuna yerleştirdim.
"Devam edeceğim. Ama beş dakikalığına değil. Ömrümün sonuna kadar." diye yanıtladım sırıtıp kafamı hafifçe yana çevirerek. "Anlaşılan ben seni boşuna ömrümün sonuna kadar sevmekten vazgeçmemişim." diye yanıtladı eliyle saçlarını düzelterek. "Ama daha ömrünün sonu olmadı ki? Nasıl sevmiş olacaksın?" diye sordum gülerek. "Sen zaten ömrümün bir parçası olduğun için seni ömrümün sonuna kadar sevmiş olacağım," diye yanıtladı gözlerime odaklanarak. "Zamanımız hızla azalıyor acaba aşkımızı şu anlık bu-rada bırakıp sonra mı devam etsek?" diye sordum istemsizce. "Ben böyle bir aşk hayatımda görmedim. Aşkımızı kaybedeceğimize zamanımızı kaybetmeyi tercih ediyorum." diye yanıtladı tabloya bakarak. Bedenimi hafifçe ona yaklaştır-dım. "Sana söz veriyorum. Süre bitmeden yukarı çıkalım. Sonrasında ise aşkımızı devam ettireceğim." diye yanıtladım tabloya bakarak. "Söz mü?" diye sordu ben tabloya bakmaya devam ederken. Bakışlarımı ona çevirip gülümseyerek
"Söz." diye yanıtladım.
Elini tutup bizimkilere baktım. "Size de bu kadar film yeterli gençler. Zamanımızı bitirmemeliyiz." dedim gözlerimi her birinin üzerinde gezdirerek. "Of ya ne güzel film izliyorduk ya şu lanet zaman olmasa ne güzel olurdu." dedi Aric sinirle ayağını yere vurarak. "Olsun ya gene güzeldi." diye yanıtladı Dorian merdivenlerden çıkmaya başlayarak. Adrian ile birlikte sıradaki merdiveni çıkmaya başladık.
Onun elini tutmama rağmen içimdeki stresi atamamıştım. Bu neyin stresiydi bilmiyordum. Aile hayatımın geçmişi mi, geçmişi mi bu kadar kafaya takmam, ablamı özlediğimden mi, Adrian'la olan bakışmalarımız mı çözemiyordum. Bunlardan bir tanesi hatta bir kaçı yüzünden stresli olduğuma emindim. İçimi yiyen duygular vardı.
Bir taraf yalnız kalınca ağlamamı, bir taraf sevdiklerime daha çok sevgi göster-memi, diğer taraf ise geçmişi kafaya takmamı istiyordu. Öbür tarafta buna karar veremeyip hepsine katlanmamı istiyordu. Tabikide hayır. Hepsine katlanacak kadar güçlü biri değilim. Bir tanesini seçip onun üzerinde duracaktım. Aklıma geçmişi değil, ileriyi düşüneceksin. diye bir söz geldi. Bu sözün arkasında durmak için kafamda birkaç kez dolaştırdım. Elbette hayat kurtaran bir cümleydi. Bizim için öyle. Geçmiş yerine ileriyi düşündüğümüzde planın daha net çıkarmak kolay oluyordu. Ancak sadece bunu düşünerek her şey kolay gitmiyordu. Olayların bir kısmı sadece. Keşke bütün olayların çözümünün ipucusu bu söz olsaydı.
"Son on dakika." dedi tablodan çıkan yabancı bir ses. "Bu müdürün sesi değil." dedim Adrian'a endişeyle dönerek. "Farklı biri olabilir mi acaba yada bir tuzak olarak mı yaptı bunu?" diye sordu arkasını kontrol ederek. "Her ihtimal olabilir." diye yanıtladım dudaklarımı büzerek.
"Bence tamamıyla bir kandırmacadan ibaret bir oyun." dedi Dax bizi arkadan dinleyerek.
Anlık olarak onu fark etmediğimden irkilmiştim. Dax iki elini havaya teslim olmuş gibi kaldırdı. "Sakin ol, korkutmak istememiştim." dedi ses tonunu sakin kullanmak tarafındaydı. "Asıl ben özür dilerim. Beni korkuttuğunu düşündürmek istememiştim." diye yanıtladım iki elimi birbirine birleştirip başımı hafifçe eğip kaldırarak.
"Ne bu yeni tanışma seansı mı?" diye sordu Adrian kenarda ortamızda bir beni bir Dax'ı izleyerek. "Tanışma seansı değil özür dileme seansı Gece Kıvılcımı'm." diye yanıtladım onu
düzelterek. "Dediğin gibi olsun Pembe Gölge'm," diye yanıtladı Adrian düzeltmemi kabul ederek. Gülerek önden yürümeye başlayıp diğer merdivene geçmek için adımlarımı at-tım. "Adrian, sormamda bir sakınca yoksa bir şey soraca-ğım." dedi Aric Adrian'a yaklaşarak. "Tabii sor. Konu ne?" diye sordu ben önden yürümeye devam ederken. "Sen Elara'ya sürekli olarak Pembe Gölge'm diyorsun. Anlamı ne?" diye sordu merakla. "Pembe, saçlarının renginden, Gölge, cesur, özgüvenli ve güçlü olduğunun ipucusu olduğu için bu lakabı takıyorum." diye yanıtladı merdivenleri çıkmaya başlayarak. "Peki sonuna neden 'M' harfi geliyor?" diye sordu Aric merakla. "Çünkü benim," diye yanıtladı Adrian gülerek. "Benim kalbim ona ait." diye devam etti. "Sahiplendin de tabii ne güzel." dedi Aric çaresiz gibi. "Sende en güzellerine sahipsin bence çok konuşma." dedi Adrian Aric'in söylediğini kabullenmeyerek.
"Valla Adrian doğru söylüyor." dedim kollarımı göğsümde bağlayıp arkamı dönerek. Şaşkınlıkla bana döndüler ikiside. "Sen ne ara oraya çıktın?" diye sordu Aric şaşkınlıkla. "Uyuşukluğu sevmem demiştim sana Adrian değil mi?" diye sordum mutlulukla. "Ben bu kızı boşuna sevmedim." dedi Adrian şaşkınlıkla gülerek. "Ben bu çocuğu boşuna sevmedim." dedim Adrian ile sesimi aynı ton yaparak.
"Tamam şöyle siz birleşin lütfen. Biz kenara çekilelim siz filminizi devam ettirin." dedi Aric eliyle plan oluşturarak. Adrian'la şaşkınlıkla bir Aric'e bir birbirimizle bakıştık. "Zamanımız olsa bunu zevkle yapardık Aric," diye yanıtla-dım ona bakarak. "Of şu zamandan bıktım. Plan bile yapa-mıyoruz. Şurada film izleyecektik." dedi Aric elini yumruk
yaparak duvara vurmaya çalışarak. Tam vuracakken kendini durdurdu. "Aric bence o kadar üzülme. Sonuçta asıl film altı yıl sonra gerçekleşecek." dedim onu sakinleştirme amaçlıbaşımı iki yana sallayarak. "Altı yıl az mı? Daha Allah bilir bu okulda yaşayacak mıyız belli değil." diye yanıtladı bana şaşkınlıkla bakarak. "Planların ipucusuna doğru gidersen yaşayabiliriz." diye yanıtladım kendimden emin bir sesle. "Yaşayacağımıza eminim. Sadece plana sadık kalmak yetiyor." diye yanıtladı Adrian söylediğime katılarak. "Neyse boş verin bu konuları daha sonra aramızda hal-lederiz." dedi Dorian konuyu değiştirerek. "Evet. Zamanı-mız dar zaten üstüne bu konularla vakit kaybetmeyelim de-vam edelim daha altı merdiven var. Sadece yedi dakikamız kalmış." diye yanıtladım acele olmamızı işaret ederek.
"Abi bu nasıl bir oyun ya?" diye söylenmeye başladı Dax sinirle. Aria'ya baktığımda onun hiç sesi çıkmıyordu. "Aria senin neden hiç sesin çıkmıyor?" diye sordum. "Daha kalka-mamış ki hanımefendi." dedi Aric Aria'nın yanına geçip onu sarsarak. "Hadi sizi bekliyorum ayılın lütfen. Az vaktimiz var." dedim diğer merdivene başlayacakken. "Sen hızlı çıkıyorsun tabii, biz anca yaylana yaylana." dedi Adrian benim bitirdiğim merdivene başlayarak. "Bir, ben size hızlı olun de-dim mi evet, dedim. İkincisi, ben kazanıyorsam bunun gizli bir izi var o da sizde kazanıyorsunuz demek oluyor." diye yanıtladım diğer olduğum merdiveni bitirmek üzere.
"O zaman hızlı olmayalım sen çık bizde kazanırız." dedi Aric yaylanmak istercesine. "Pardon? Bu savaşı hakkınla kazanıp hakkınla alacaksın. Bedava nasıl almayı planlıyorsun Aric?" diye çıkıştım önden giderek.
"Aman ya!" diye sinirlendi anında. "Bıktım şu okuldan çıkıp gitmek istiyorum!" dedi merdivenleri sert bir şekilde çıkarak. "Gitmek için mücadele vereceksin. Ben altıncı merdivene geçtim bile. Elinizi sıkı tutun, kazanın savaşı." dedim diğer merdivene geçerek. Adrian bana yetişmişti bile neredeyse. "Anlaşılan sendeki bu kazanma gücü hiç bitmeyecek değil mi Pembe Gölge'm?" diye sordu arkamdan hızlıca gelerek. "Bitmeyecek Gece Kıvılcımı'm." diye yanıtladım onu.
"Oyun sonuna kadar elimde olması gereken en etkili güç bu." diye devam ettim. "Valla ben seninle evlenirsem nasıl bir hayatım olacak çok merak ediyorum." dedi yanıma ulaşıp sırıtarak. "Sana hayatında hiç almadığın ilaç gibi geleceğim." diye yanıtladım onu. "Bende sana hayatında hiç görmediğin bir kocayı benim üzerimde göstereceğim." diye yanıtladı memnun bir şekilde. "Son beş dakika." dedi tablodaki az önce aynı tona sahip olan kişi. "Arkadaşlar hızlanın! Çok az zamanımız var." diye bağırdım aşağıdakilerin duymasını sağlayarak.
Ben merdivenleri bitirmek üzereyken diğerleri benim az önce çıktığım merdivenleri çıkmaya başlıyorlardı. Ancak bir kişi hariç. O da Dorian. Kız daha diğerleriyle aynı basamak-tayken şu an benim olduğum basamağın beş aşağısında.
Şaşkınlıka kıza döndüm. "Sen nasıl bu kadar hızlı çıktın?"
diye sordum arkama bakarak. "Ben çıkarım." diye yanıtladı sırıtarak. Adrian benden iki basamak geriden çıkıyordu.
Son üç dakikamız. Yetişebileceğimizi umarak merdiven-lerden çıkarak kendime motivasyon kazandırmaya çalıştım.
En azından en üste süre bitimine kadar çıkmak imkânsız gi-bi gelsede motivasyon sağlıyordu.
Yedinci merdivenide bitirmek üzereydim. Çıkmaktan o kadar yorulmuştum ki ayaklarım tüm gücünü kaybediyordu. İki yüz kırk basamak çıkmak keşke sandığımızdan çok kolay olsaydı. Ama bu okul yüzünden o kadar kolay değildi. Yedinci merdiven bittiğinde toplam yüz altmış sekiz basamak çıkmış oluyorduk.
Ancak bu az değildi çünkü normal bir insan alışmadan on beş dakikada iki yüz kırk basamak çıkamaz. Biz ise fazla alışamamıştık ama her bu okulda aşağı yukarı çıkıp indiğimiz için alışmamız daha kolay oluyordu. Ve bu yüzden de kolay enerji kaybediyoruz. Okula gelmemizin başta hata olduğunu bize ilk belirten şey müdür oldu.
Eğitimin, okulun, hayatın ve güvenin bir zindandan ibaret olduğunu bu okuldan öğrenmiştik. Öğrenmesek zaten eksik kalırdık. Yaşadıklarımız yetmiyormuş gibi. Normal bir eğitim görmek yerine burada hayatımız için savaşıp kan kaybediyoruz. Hâlbuki tek sorun buraya kendi isteklerimizle gelmememiz. Hiçbirimizin ailesi bizi bu okula gönderirken bize danış-tıklarını sanmıyorum. O gün babama karşı çıkmayı çok ister- dim ama kendimi tehlikeye atamazdım. Ya beni bir yerde öl-dürür yada kanım bir yerde dökülecekti. Livia gibi.
O korkuyla bu okula adım attığımda sadece etrafa yardım çığlıklarıyla baktım. Annem babamı durdurmaya çalıştığın-da aklımda onun çığlıkları var. Anneme tabikide kızgın de-ğilim çünkü onun suçu yoktu. O beni kurtarmaya çalıştığında kendi hayatını bile tehlikeye atmıştı. Ona çok minnettardım.
Ne olursa olsun annemi ve ablamı sağ salim bulmak istiyo-rum. Onlarsız hayatıma devam etmekde istemiyorum.
Küçükken annemle babamdan gizlice konuştuğumda büyünce evlenip evlenmeme konusu açılmıştı. O gün beni gelinlikle görmesi hayaliydi. Onu okuldan çıkıp bulduğumda düğünümü görmesini çok isterdim. Ama onu bulmam ne kadarımı alır hiç bilmiyorum. Onun şu anki hâlini merakta ediyordum. Ne yapıyor, ne hâlde, ne hissediyor, ne yaşıyor, ne düşünüyor?
Annemle ortak acımız babam olmuştu. Hep kavga ederlerdi. Gözlerimin önünde babam annemi yıkmaya çalışırdı. O zamanlarda annemi kaybetme korkusuyla yüzleşmeye başlamıştım. Beni hayata getiren kadının yıkılışını izlemek...
O zamanlar karşı çıkamayacak kadar güçsüz bir kızdım. O zamanlarda sahip olduğum beden korkuyla titrerdi her za-man. Tek istediği annesini en içten dilekleriyle korumak is-teyen kızdı o beden. Ama koruyacak gücü olmayan bir kızdı da aynı zamanda. İçimde koruma hissi olda bile bunu anne-mi korumak için yapamıyordum. Tek tehlike baba korkusu oldu.
Anneme yardım etmek istediğim bakışlar attığımda ise bu-nu fark eden babam bana karşı öldürücü bakardı. O zaman ise her bana baktığında stresten ayağımı sallardım. Bu artık takıntı hâline gelmişti. Annem ve babam kavga ederken babam önce ablamı odaya kitler, açmasını isteyen ablam ise kapıya vurup bağırırdı. O bağırışlar hâlâ aklımda.
Babamın ise tek amacı her zaman annem ile kavga ederken beni bunla korkutmaya çalışmasıydı. O zaman annemi mi yoksa ablamı mı kurtarsam daha doğrudur diye düşündü-ğümde elimdeki güç yeterli değildi. Ablam nefesi tükenene kadar bağırırken hep gözlerimi kapatıp duymamaya çalıştığım zamanlar oldu
Her duyduğumda kalbime bıçak saplanan his doğuyordu. Onu kurtarmak için attığım her adımda babam beni durdurmanın elbet bir yolunu bulurdu. Her kalkmaya çalıştığımda elini kaldırır, annem onu durdurmaya çalışırdı. Annemi gözlerimin önünde acı çektirmişti. Annem her ağladığında babam içimdeki bağırmak isteğini susturmuştu.
Her korkup irkildiğimde beni daha da korkutmak için öldürücü bakışlar atardı. Her kavga edecekleri zaman beni önlerinde tutar kavga ederlerdi. Tek sebep korkup, ölmeyi kendim istemem içindi. Ancak istemesemde bu yeterli oluyordu.
Yedinci merdiven bittiğinde yetişememe korkusu içimde bas-kı oluşturuyordu. Kendime her seferinde yetişeceğiz diye düşündürmek zorunda kalıyordum. Bunun sebebi ise geriye kalan üç dakikalık zaman. Yetişemezsek ise olacakları tah-min etmek o kadar da zor değildi. Ya müdür ile yüzleşeceğiz yada ceza yiyeceğiz. "Ne kadar süremiz kaldı?" diye sordu Dorian soluklanarak. "Zaman denmez çünkü sadece üç da-kikamız kaldı." diye yanıtladım nefes nefese. "Kaçıncı mer-diven ki bu?" diye sordu tekrar. Yan duvardaki sayıya bakarak "İki merdiven kaldı." diye yanıtladım. "Hızlanın o zaman." dedi Adrian sekizinci merdivene başlamak için ayağını ilk basamağa atarak. "Aria çok yavaşsın, hızlanmak zorundasın!" dedi Aric Aria'ya bakarak. "Of çıkıyorum işte."
dedi Aria uykulu gözlerle. Sesi uyuşmuş gibi çıkmıştı. Bu merdivenler insana gerçekten işkence yaratıyordu. Üç dakika da yirmi dört basamak ve bir uzun koridor zor olmamalı diye
düşündüm. Bunu başaracak kadar hızlıydık. Kalan tam süre iki dakika otuz saniye.
Aric ve Dax neredeyse benle aynı yerdeydiler. Onlara bakıp ne durumda olduklarını baktım. Aric gözlerini devirerek Aria'ya ters bakış attı. "Abi çok yavaşsın ya hızlan azıcık!" dedi haykırarak. Aria bunun karşısında bedenini yan bir şekilde duvara devirdi ve gözlerini kapattı. Aric sinirle en fazla altı basamak aşağıda olan Aria'nın yanına geçti.
Yavaşça olduğu yerde eğilip kollarıyla Aria'nın bedenini tutup kaldırdı. "Oha Aric!" dedi Adrian şaşkınlıkla. "Valla yapmak zorundaydım, başka türlü yolu yok." dedi Aria'yı sıkıca tutmaya çalışarak. Aria hızla gözlerini açarak şaşkınlıkla abisine baktı.
Gözlerini ovuşturarak "Abi ne yapıyorsun?" diye sordu şaşkınlıkla. Aric kardeşine baktıktan sonra bizim olduğumuz merdivenin ilerisine baktı. "Valla prenses, sen uyanmazsın bizde çözüm bitmez." dedi gururla. "Son iki dakika." dedi tablodaki ses. Bunu duyduğumda daha da streslenmeye başladım. "İki dakika mı?" diye sordum stresle.
Çözüm yolu olarak merdivenleri basamak atlayarak çıkmak oldu. "Arkadaşlar bu şekilde çıkın." dedim çıktığım şekli göstererek. Merdivenin yarısını bitirmiştim bu yöntemle.
"O daha çok senin hızlı çıkmandan kaynaklı değil mi?" diye sordu Aria aşağıdan. Onlara doğru dönerek "Konu hız değil, engel atlamak." dedim derin bir nefes vererek.
Bu konuşmaları kenara bırakıp dayanması gereken gücümüzü konuşturduk. Sekizinci merdiveni bitirip dokuza başlamanın zorluluğunu düşünmekle kafamı yordum. Bütün ka-lan gücümü bu merdivenlere adadım. Keşke bu merdivenler-den çıkmak zorunda kalmasak. Eğer olmasaydı belki de çok-ta enerji kaybetmezdik. Bunu mecbur olarak yapıyorduk.
Dokuzuncu merdivendeki basamakları hızla çıkmayı başar-mıştım. Onuncuya başlamadan önce biraz duraksadım. Başlamadan önce biraz enerji toplamamın daha mantıklı bir yol olduğunu düşünmeye çalıştım. Doğru bir yola girmem gerekiyordu. Yanlış yola saparsam işi batırırdım. Kafam zaten doluyken bir de mantıklı plan yapma peşindeydik.
Zaten kandırmacadan ibaret bir oyun. Bu merdivenleri çıkmaktan artık kalbim kulaklarımda atıyordu. Kalbimin her güçlü bir şekilde attığında göğsümde bunu çok rahat his-sedebiliyordum. Kalbimin yorgunluğunu hissedebiliyorum.
Sadece biraz bekle diye düşünmeye çalıştım. Ama beklersem zamanımızdan gidecek. Duraksamaya devam ederek nefes nefese merdivenlerin sonundaki tabloya baktım. Son bir dakika elli altı saniye. Sakin kalıyoruz ve bunu bitiriyoruz.
Gerçekten mi bitecekti yoksa öylece kalan süre dolduğunda bizi durduracak mıydı? İki ihtimalli. "Pembe Gölge'm," diye seslendi Adrian yanıma ulaşarak. "Efendim Gece Kıvılcımı'm." diye yanıtladım ona bakıp gülümseyerek. "İyiki varsın." dedi anında. Şaşkınlıkla ağzımı açtım. "Sende iyiki varsın da," dedikten sonra duraksadım. Adrian'ın durduk yere bunu söylemesinin sebebi neydi? "Bir sıkıntı yok değil mi?" diye sordum başını ellerimin arasına alıp endişeyle gözlerine bakarak. "Senin olduğun yerde sıkıntının fısıltısı bile geçmez Pembe Gölge'm." dedi sırıtıp gözlerimin içine odaklanarak. "Senin olduğun yerde de hep aşkın fısıltıları duyuluyor Gece Kıvılcımı'm." diye yanıtladım onu. "Aşkın ile alakalı madem bir şeyler biliyorsun o zaman sana söyleyeceğim şeyi biliyor muydun?" diye sordu. Şaşkınlıkla gülümseyip etrafıma bakıp düşündüm. "Hayır, neymiş o?"
dedim tekrar gözlerine dönüp başımı iki yana sallayarak.
Kulağıma hafifçe yaklaşıp "Aşklar senin ne kadar güzel olduğunu fısıldıyorlar duymuyor musun?" diye fısıldadı.
Gülümsememi kenara atıp dudaklarımı büzdüm. "Bilmem." dedim kafamı iki yana hafifçe sallayıp omuzlarımı silkerek.
"Belki de kendi güzelliğimi göremeyecek kadar kör bir insa-nım, kim bilebilir ki?" diye sordum durgun bakışlarımla.
"Kör olsaydın zaten benim yollarıma düşemezdin Pembe Gölge'm, yanılıyorsun." dedi bana dönerek. "Ne yoluymuş bu peki?" diye sordum ona bakarak. Gülümsemesini silip sinsice sırıttı. "Uyan Pembe Gölge'm. Yürüdüğün bu yol aşk yolu," diye yanıtladı sorumu. "Sen hangi yollardasın peki?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Sohbetin sarmasından fark etmediğimiz onuncu merdivene başlamıştık. "Ben senin yolundayım görmüyor musun?" diye sordu gözlerime baka-rak. Hafifçe sırıtarak "Aynı yollardayız yani," diye yanıtladım mutlulukla. "Aynen öyle," dedi üstüne basa basa.
"Aynı yollardayız."
Bölüm etkileşimi
