ZİL SUSUNCA kitap kapağı

12. bölüm / 19

ZİL SUSUNCA

-12. BÖLÜM-YORGUNLUĞUN İÇİNDEKİ ŞEY

Vaveyla Yazarı: zeynep.r.yetkin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: -12. BÖLÜM-YORGUNLUĞUN İÇİNDEKİ ŞEY

Dax'ın olduğu yere şaşkınlıkla baktım. Bir süre sonra kimin olduğu belli olmayan silüet gözlerimin önünde bir anda kayboluverdi. Ellerimi bir kere daha dokunmak istercesine uzattım. Bu sefer tamamı kayboldu. "Nereye gitti?" diye sordum dokunamadığımı belirterek. "Kim?" diye sordu Dax. "Kim olduğu belli olmayan beden vardı burada." Adrian arkamdan önüme geçti. "Elara'm burada kimse yok. Bak bende dokunamıyorum." dedi ellerini önümdeki varlığa dokunmak için kullanarak.
Nasıl oluyordu da bir tek benim görebildiğim varlık önümde kim olduğu belirsiz bir şekilde durup, ona dokunamıyordum? "Halüsinasyon mu görüyor acaba?" diye sordu Dax Adrian'a bakarak. Adrian istemsizce başıyla onayladı. "Sanırım." Başımı şiddetle iki yana salladım.
"Gerçekle yalanı ayırt edebiliyorum. Bu gerçek. Sadece kanıtlayamıyorum." dedim durumu açıklamaya çalışarak.
"Kanıtlayacağın bir şey yok Elara. Gerçek olmayan hiçbir şeyin kanıtı olamaz. Bu bir halüsinasyon sadece." Biz bu konuyu tartışırken merdivenlerden hızla Dorian indi. Kız hemen yanıma ulaştı. "Elara iyi misin?" diye sordu. Hiç tepki vermeden sadece Dax'ın olduğu yere odaklandım. "Halüsinasyon muydu bu?" diye sordum Adrian'a endişeyle bakarak.
"Evet." dedi Adrian istemeye istemeye. Şu an göremediğime göre halüsinasyon sona ermişti. "Şu an bir şey görmüyorum." dedim gerçek olmayan varlığın olduğu yere bakarak.
"Elara ben yokken bir şey mi oldu?" diye sordu Dorian stresle. "Sadece halüsinasyon görmüşüm."
Dorian kollarını hızla bedenime sardı. Küçük ve kısacık kolları
sanki küçük bedenime sarılıyormuşum gibi hissettiriyordu.
Ne zaman birine sarılsam, içimde dolmuş yükleri uzun uzun düşünüp omzunda ağlamak istiyordum. Buda en nefret ettiğim huyumdu. Dorian'ın omzuna başımı yatırıp istemeye istemeye uzun uzun düşündüm. İçimde tutmaya devam edersem olumsuz hareketlerim ortaya çıkardı. Gözlerimde biriken yaşar yavaşça yanaklarımdan aşağı süzüldü.
"Annemi görmek istiyorum." dedim iç çekerek.
"Özür dileriz Elara. Keşke sana daha fazla yardımcı olabilsek."
"Ben onu kaybedemem! Onu kaybetmek istemiyorum ama!
Onu kaç yıldır görmüyorum çok özlüyorum! Lütfen gerçek olamaz böyle bir şey! A-Annem ölemez yaşıyor. Sadece onu görmek istiyorum! Mektup onun yokluğundan daha ağır! Lütfen bir şey yapalım onu kaybetmek istemiyorum."
"E-Elara çok özür dilerim. Ama bir şey yapamıyoruz. Keşke elimizden bir şey gelse." dedi Dorian ağlayan sesiyle. Başımı omzundan kaldırıp Dorian'a baktım. "A-Ama o beni kurtarcaktı. Daha o beni buradan çıkarmadan gidemezki. Yapamaz. Yapmaz."
Dorian'ın bedenini serbest bıraktım. Ne yaptığımın farkında değildim. Güçsüzlükle yere çöküp ağlayarak nefes almaya çalıştım. Ağlamaktan nefes almakta zorlanıyordum.
"Annemi bulmak istiyorum. Ölmemiştir ya hayır! Özür dilerim anne! Beni almadan hayata veda ettiğin için çok özür dilerim. U-Umarım orada da en az burada olamadığın kadar mutlu olursun." dedim kesik nefeslerimle. Adrian yanıma çöküp omuzlarımdan tuttu. "Hayatım sakin ol. Kabullenmek kadar berbat bir şey yok. Ama sakin kal lütfen."
"Adrian gerekirse nefesim tıkansın boğulup öleyim. Ama ben sadece annemi istiyorum. O benim nefesim olmuştu. Kalbim olmuştu. Ben ne yapacağım onsuz? Hayallerini gerçekleştiremeden, bana veda edemeden gitti. O gitti ama ben kaldım. Ben daha veda edemeden gidemez! Ne olursa olsun ama o gitmesin. Ben onsuz yapamam!" dedim nefessizlikten öksürerek. "Tamam tamam sakin ol. Her şey geçti. Bu da geçecek. Ama nefes al biraz lütfen." dedi koluyla bedenimi tutarak.
"Alamıyorum. O olmadan alamıyorum. İnanmak istemiyorum kabullenmek istemiyorum." dedim haykırarak. Gerçekten de alamıyordum. "İçinde tutma. Önce sakin kal nefes al. Sonra yavaşça dışa dök." dedi sakinleştirmek için elleriyle destekleyerek. Derin bir çekip nefes almaya çalıştım. Saçlarım yağmurun altında sırılsıklam olmuştu. Kalbim inanmayan çığlıklarıyla beraber sertçe atıyordu.
Adrian saçları ıslanmaktan tutamları daha dolgun gözüküyordu. "Adrian böyle bir şey gerçek değil. Ben onunla daha görüşmedim, vedalaşmadım, sarılmadım koklamadım! Onu bu şekilde kaybedemem. Onu kaybetmek istemiyorum."
"Pembe Gölge'm o kadar haklısın bu şekilde kaybetmemen gerekiyordu. Ama elimizden bir şey gelmiyor. Çok özür dilerim. Kurtarma şansımız olsa bunu en içten duygularımızla yapardık. Ama bu okula düştükten sonra bunu yapmamız neredeyse imkânsız. Onu o adamdan kurtarmayı bizde çok isterdik. Özür dilerim." dedi gözlerinden yaş süzülerek.
"Ama onu kurtaramadım. Daha yılları vardı neden şimdi? Onu kaybedemem. O benim hayatımın bağı olmuştu. Onun sayesinde ben bu hayatta olmuştum. Ne-Neden şimdi sahipsiz kaldım? Ben bunu hak edecek ne yaptım? Onu bu hayattan koparılacak ne kötülüğü vardı?" diye sordum elimi yerdeki betonlu zemine götürerek. "Hiçbir şey tabiki de. Bunu o hayattan kopartmak isteyen babandı. Kimsenin suçsuz yere öldürülmeye hakkı yok elbette. Ama küçükken babalarımız sandığımız kişiler, en iyi babalarmış gibi görünüp zamanla siliniyor; biz de o en iyi baba ile şimdiki babayı ayırt edebiliyoruz. En büyük sorun burada başlıyor."
Dax ve Dorian yanıma gelip yere doğru çöktüler. "Elara çok özür dileriz. Keşke ama keşke böyle olmasa ama yapamadık. Hiçbir şey yapamadık. Ama biraz nefes almaya ihtiyacın var. Abimin dediği gibi azıcık nefes al sonra yavaşça içini dök." dedi Dorian soğuk elini buz kesmiş ellerimin üstüne koyarak.
Anında başımın döndüğünü hissettim. Çok yakından hissedebiliyordum. Gözlerim bulanık görmeye başlamış, kulaklarım çınlamaya, ellerim ise buz gibi titremeye devam ediyordu. Boğazım ise ağlamaktan birçok kez düğümlenmişti. Adrian sağ kolunu hızla bedenimi kavradı sakinleştirmeye çalıştı. Direk gözleri gözlerime kaydı. "Elara iyi misin?" diye sordu telaşla. Eli ayağına dolaşmış gibi bir hali vardı. "Bir şey mi oldu?" diye sordu Dorian olduğu yerde hızla doğrularak. "Yapamıyorum. Yapmak istemiyorum." dedim hırıltılı sesimle.
"Neyi?" diye sordu Adrian.
"Ayakta duramıyorum artık. Sa-Sadece annemin yanına gitmek istiyorum." Son cümleyi söylediğim anda Adrian bir anda ciddileşti.
"Na-Nasıl yani?" diye sordu Dax şaşkınlıkla Adrian'ın yanında bana bakarak. Başımın alev gibi yandığını, gözlerimin bulanık gördüğünü, ellerimin buz tutmuş titrediğini, bedenimin yağmurdan donmuş ve ıslanmış, güçsüz kalmış bedenimi iliklerime kadar hissediyordum. Adrian titreyen elini başıma yerleştirip ateşimi ölçtü. Soğuk elleri başımın sızlamasına yol açtı. "Ateşin mi var senin?" diye sordu şaşkınlıkla kaşlarını çatarak. "İyi hissetmiyorum." dedim gözlerimin kapanmaması için didinirken. Dorian hızla elini başıma yerleştirdi. Gerçekten de ateşim var gibi hissediyordum. Adrian burada durmamamız gerektiğini anlayıp bedenimi iki koluyla kavrayıp kaldırdı.
"Ne yapacağız Abi?" diye sordu Dorian endişeyle. "Yukarı çıkarmamız lazım daha kötü olursa sonuçlarını tahmin edemeyiz." dedi kendinden emin bir şekilde. "N-Ne sonucu ya? Abi kötü bir şey olmaz değil mi?" diye sordu Dorian şaşkınlıkla. "Olmayacak abiciğim. Sadece burada kalmamız doğru değil. Yukarı çıkmamız gerekiyor. "Bizimkilere haber verecekmiyiz?" diye sordu Dax. "Şu an vaktimiz yok, Elara'nın sakinleşmeye ihtiyacı var." Başım o kadar dönüyordu ki Adrian beni tutmasa bayılırdım. "Adrian," dedim konuşmakta zorlanarak. Adrian cevap vermek yerine yüzüme baktı. "Kendimi iyi hissetmiyorum." diye devam ettim. "İyi olacaksın, hiçbir şey olmayacak."
"Ya olmazsam?" Adrian'ın bir anda yüz ifadesi değişti. "Öyle bir şey olmayacak. Biz yanındayız. Arkadaşlar vakit kaybetmeyelim hızlı olalım." diye uyardı ikisinide. Merdivenleri çıkarken Adrian sarsılmamam için güçlük çekiyordu.
Yukarı çıktığımızda bütün sıcaklık bir anda bedenime vurdu. Saçlarım sırılsıklamdı. İki kat üste çıkma kararı aldık. Çektiğim acı fiziksel ve psikolojik anlamda çok etki yaratıyordu. Özellikle çok sevdiğiniz birini kaybediyorsanız. Ama bunun hayatınızdan direkt olarak çıkması değil, bu hayata bir daha dönememesi ile karıştırılmamalı.
Beni bu hayata getiren, büyüten, koruyan ama en çokta babası tarafından tehdit, şiddet, ölüm görmüş küçük kız çocuğunu koruyan en sevdiğim kişiydi. Şimdi ise o bedenin gelişmiş hali, acı bir gerçekle yüzleşiyor. Bir mektup, yazı veya bir paragraf, hayatınızı en derininden etkileyebilir veya değişiklikler yaratabilir. Ve bunun acısını ne siz geçirebilir ne de sevdiğiniz kişi.
Yukarı vardığımızda herhangi bir sınıfa geçtik. Adrian bedenimi yavaşça yatağa bıraktı. Ardından hızla kenardan sandalye çekip oturdu. Dorian yanıma, Dax ise Adrian'ın yanına sandalye çekip oturdu. "Biraz daha iyi misin?" diye sordu Adrian elini elimin üstüne koyarak. "Bilmiyorum. Hâlâ iyi hissetmiyorum sanırım." dedim durgun bir şekilde.
"Biz senin yanındayız. En azından onu bizim kadar sevmesende. Ama ne olursa olsun iki elimiz kanda olsa bile seni yalnız bırakmayacağız. Sadece kendine biraz zaman tanımalısın." dedi Dorian dudaklarını büzerek. "Kendime değil, o acının bana sindirmem için zaman tanımalı." diye düzelttim onu. "Biraz dinlenmek ister misin peki?" diye sordu Adrian öneride bulunarak. "Acımı sindirebileceksem evet." diye yanıtladım düşünceli bir şekilde. "İstersen biz çıkalım siz ikiniz burada kalın." dedi Dorian bir adım çıkıp Dax'a bakarak. "Gitmeyin." dedim Dorian'ın bileğini tutarak. "İyi olmam için size ihtiyacım var."
"İstemezsen gitmeyiz tabii." dedi Dorian Dax'a tekrar bakarak. "Desteğinize ihtiyacım var." dedim endişeyle. "Bizde sana seve seve destek olacağız Pembe Gölge'm." dedi Adrian hafif fısıltıyla. Kalbimdeki ağrının göğsüme battığını hissettim. Ancak bu sefer dayanılacak bir acı değildi. Elimi yavaşça kalbime götürdüm ama bunu yaparken çok belli etmek istemedim. Kafamdaki düşünceler bütün bedenimi etkiliyordu.
"Elara istediğin bir şey var mı?" diye sordu Dax bana bakarak.
"İstediğim bir şey yok sadece ihtiyacım olan bir şey var o da konuşmak." dedim ağlamaklı sesle. "Bizimle istediğini konuşabilirsin tabikide. Biz dinliyoruz seni." dedi Dorian bedenini dik tutarak. "Evet aynen öyle." dedi Adrian Dorian'a bakarak.
Derin bir nefes alıp konuşmak için hazırlandım. "Beni anladığınız için öncelikle teşekkür ediyorum. Bunu olacağını keşke daha önceden bilseydim. O zaman belki de cesaretimi toplayıp o küçük bedenimle annemi korumayı başarabilirdim. Bu okuldan çıkınca annemi bulmak aslında hayalimdi. Tek umudum buydu. Ancak o mektup elime geldiği anda o adamın kötü adımları olduğunu o zaman anlayabilmiştim. O adı görür görmez içimdeki duyguyu kimseye anlatamamıştım. Sadece gerçekleştirmek istediğim şey annemi bulmaktı."
"Elara'm söylediklerinde haklısın tabii ki de. Evet bu acı bu şekilde öğrenilmemesi gerekiliyordu. Biz seni tabii ki de çok iyi anlıyoruz. Ama elimizdeki gücün yetersiz olduğundan dolayı bir şey yapamıyoruz. Elbette bu acıya katlanmak gerçekten çok zor. Bu okuldan çıkıp sevdiklerimizi bulmak hepimizin hayaliydi. Gerçekleştirmek istediğin hayal ile sana karşı yaşatılan şey çok farklı bakış açılara sahipler. Buna direk olarak inanamazsın tabii ki de. Buna inanmak için bayağı bir zamana ihtiyacın var. Ama biz bu süreçte senin hep yanında olacağız." dedi Adrian duygularını konuşturarak.
Dorian hepsini başıyla onayladı. "Evet aynen öyle. Hemen inanmak zorunda değilsin çünkü kimse böyle bir olaya direk inanacak kadar aptal biri olamaz. Bunu aniden öğrenmen seni ama en çokta kalbini en derininden etkiler. Çünkü kimse ne olacağını, nelerle karşılaşacağını bilmiyor. Aniden bunu öğrenmen doğru bir karar değildi. Kimse bunu yaşayıpta senin gibi güçlü kalamazdı. Ama senin Livia'ya olanlarda, bu olayda, küçükken yaşadığın zorluklara karşı nasıl ayakta kaldığını biz gördük. En azından küçükken yaşadığın zorlukları biz görmesekte anlattıklarına şahit olduk."
"Diğer olaylara karşı güçlü kalsamda bunda kalmayı başaramadım. Sonuçta birini kaybetmek bu kadar kolay değil. Hemde çok sevdiğiniz birini. Her olayda fiziksel anlamda güçlü kalmayı başarsamda psikolojik anlamda aklımı, kalbimi ve kısacası sağlığımı etkiliyor. Fiziksel olarak zorluk çekmeseniz bile o acının psikolojik acısını bilemezsiniz. Psikolojik acı fiziksel acıyla eşit olarak bilinir. Yaşadığınız acının zamanla psikolojinizi bozup fiziksel anlamda bedeninize zarar geldiğini görürsünüz. Bir insana fiziksel sorunu olmasada psikolojik olarak etkisi çok büyüktür." diye yanıtladım çaresizce.
"Elara haklısın evet. Ama bir insan güçlü olduğunu en iyi bir şekilde anlaması için yaşadığı zorluklar karşısında hâlâ ayakta durabildiğinde ortaya çıkar. Sen güçlü olduğunu görmüyorsun evet çünkü acın güçlü olduğunun kanıtını bir duvarla kapatıyor. Acın sadece güçlü olduğunun kanıtlamanı istiyor. Sen güçlü olduğunu göremesen bile biz çok net gördük." dedi Dax söylediklerimi yanıtlayarak.
"Güçlü olmadığımın kanıtı küçüklüğümden itibaren başlıyor zaten. Annem ile babam kavga ederken anneme yardım gözleriyle baktım. Ama sadece baktım. Ablam o havasız odadan çıkmak için nefesi tükenene kadar bağırışlarını dinledim. Ama sadece dinledim. Güçlü olduğunu çevrendikilere kanıtlamak için sadece ayakta kalmak yetmiyor. O karşındaki canın acı çekmemesi içinde yeterli güce ihtiyacın var. Karşındaki insanı düşünüyorsan onun canını kurtarmak için tüm gücünü ona karşı kullanmalısın." diye yanıtladım ağlayarak.
"Elara sen zaten bunları yaptın. Hatırlamıyor musun? Dorian'ın bayıldığı zaman nasıl onu kurtarmak için çabaladığını, biz gördük ya. Livia'nın o bedeniyle karşılaştığımız zaman
sırf onun için güçlü durmaya çalıştığını. Biz hepsini gördülük ve biliyoruz. Eğer yeterli gücün olmazsa biz her zaman yanındayız." dedi Adrian söylediklerimi reddederek.
"Teşekkür ederim." dedim hafifçe gülümseyerek. Ancak ağlamaya hâlâ devam ediyordum. İçimdeki o ağlama hissini sindirememiştim. "Rica ederim." diye yanıtladı Adrian.
"Ama lütfen daha ağlama." dedi Dorian göz yaşlarıma bakıp gülümseyerek. Ayağa kalkıp sol taraftaki masadan peçete getirdi. Yavaşça kopartarak gözyaşlarımı sildi.
Bu zamanımda bile yaptıklarını hâlâ unutamıyordum.
Koridordan ayak sesleri duyulduğunda bakışlarım otomatik kapıyı buldu. Hepimiz sesin kaynağını nereye doğru gittiğini anlamak için bir süre sessiz kaldık. Ancak ses yavaş yavaş bizden uzaklaşıyor gibiydi. "Biri mi var orada?" diye sordu Adrian sessizce. "Kim olabilir ki?" diye sordu Dax sorunun üstüne soru sorarak. "Bizimkiler olabilir mi?" dedi Dorian abisi-ne bakarak. "Biraz daha sessiz kalalım anlaşılır bence." diye yanıtladı Adrian fısıltıyla. Ses duyulmayacak kadar uzaklaştığında rahatlamıştım.
"Baksak mı acaba?" diye sordu Adrian şaşkınlıkla. "Çok tehlikeli. Kim olduğunu bilmiyoruz. Her an her şey olabilir." dedi Dorian korkuyla. "Burada kalalım o zaman ama tetikte kalalım." dedi Adrian Dorian'ın söylediğine uyarak. Dorian gözyaşlarımı silmeye devam ediyordu.
Ses gerçekten de gitmişti. En fazla kim olabilirdi ki? Ya bi-zimkiler ya da çalışanlar. Kötüyü çağrıştırmaya gerek yoktu.
Ancak istemeden bu düşünceye sahip olmak bedenimi boşa strese sokuyordu. Doğrusunu inandırmak zaman alıyordu. Aklınız gerçeklere değil düşündüklerine inanmayı tercih ederdi. Buda hangi tarafın doğru olduğunu ayırt etmesini zorlaştı-rırdı. Hangi tarafın doğruluğunu ayırt edilirken derin düşüncelere boğulunabiliyordu.
Bunun anlamı da, bir süre o düşüncelerle baş başa kalmak demekti. Bir süre derken de dış dünyayla bağlantıyı kopardığımız bir süre. O sürenin amacı sadece düşüncelere bağlı kal-makdır. Dışardaki sesleri durdurup sadece aklınızın o kararlarını dinlersiniz. En ufak bir düşünce hayatınızı değiştirebilir.
Bu davranış sadece olumsuz olarak değil olumlu anlamlarda da etkileyebilir. Doğru karar, olumlu hayat.
"Bizimkiler ne durumda?" diye sordu Adrian Dax'a bakarak.
Dax Adrian'a sadece çaresiz bir bakış attı.
"Lucian'ı sakinleştiriyorlardı en son." diye yanıtladı Dorian gözyaşlarımı sildiği peçeteyi kenera bırakarak. "Kötü mü durumu?" diye sordum şaşkınlıkla yerimde doğrularak. "Şok içinde sadece." diye yanıtladı Dax. "Sanırım stres yapmış." dedi Dorian dudaklarını büzerek. Bu süreçte benimde abiminde sakin kalmaya ihtiyacımız vardı. Ancak bu durumda sakin kal-mayı ne ben ne de o başarabilirdi. "Stresten uzaklaşamıyoruz. Her şey üst üstte geliyor." dedim sinirlerimin kontrolünü sağlayamadığım bir şekilde.
"Gerçekten o kadar haklısın ki Pembe Gölge'm. Elimizdeki yetersizlik için özür dileriz." dedi Adrian hüzünle başını eğerek.
"Ne yetersizliği?" diye sordum başımı hafifçe yana yatırarak. Bu grupta kimsenin bana karşı bir yetersizliğini görmemiştim ve bunu ilk defa Adrian'dan duyuyordum. "Senin kafanı topar-layıp destek veremediğimiz yetersizlik." dedi gözlerini benden kaçırarak.
"Bu sizce yetersizlik mi?" diye sordum şaşkınlıkla gülerek. "Ne peki?" diye sordu gözlerime bu sefer bakarak. "Sizin sahip olduğunuz güce bende sahip olduğumdan siz ne yaptıysanız aynısını yaptım. Güçsüz olmamıza rağmen bu yeterliliği birbirimize kazandırıyorsak, buna nasıl yetersizlik diyebiliyoruz?" diye sordum açıklama yaparak. "Güçsüz olduğun halde kabul ediyorsun yani yaptıklarının yeterli olduğunu." diye yanıtladı şaşkınlıkla kaşlarını kaldırarak.
Derin bir nefes verdim. Ama bu nefes bu sefer bıkkınlıktan değil haksızlıktandı. "Haksız olduğumu mu açıklıyorsun yani." dedim yutkunarak. Adrian bir şey demeden sadece durup öyle kaldı. "Haksız olmak ne demek ya? Haksız değilsin tabiki de." dedi Dorian Adrian'a ters bir bakış atarak. Adrian dudaklarını büzerek yanlış yapmış küçük bir çocuğun azarlanış haliyle
başını salladı. "Olabildiğim taraflarım vardır belki de." dedim başımı hafifçe öne eğerek.
"Elara ben gerçekten öyle demek istemedim." dedi Adrian elimi tutarak. "Yok zaten bir ara ba-bamda öyle derdi. Bazen gerçektenden haksız olduğumu çok kez hatırlatırdı. Sadece kendimi açıklamaya çalışırken beni haksız olarak düşürüp susturmuştu. Ben mi istedim sanki böyle ailem olmasını." dedim elimle oynayarak.
"Ben gerçekten de böyle düşünmemiştim. Düşünerek ko-nuşmalıydım, özür dilerim." Başımı yavaşça yana salladım. "Özüre ihtiyacım yok. Bir anda aklıma böyle bir an geldi aklıma
suçlu değilsin tabiki de." dedim yüzüne bakarak. Bu sefer gerçekten de doğruları konuşuyordum. En azından yalanları konuşup kendimi rahatsız hissettirmeye çalışmıyordum.
"Bu konuları boş verelim. Birbirimiz için doğru olanları konuşalım. Sonuçta hepimizin desteğe ihtiyacı var." dedi Dax bana bakarak. Yüz ifademi doğru der gibi kullandım.
"Biz senle tuvalete gidelim. Sizde aşağıdakilere bakıp durumu öğrenin." dedi Dorian kolumu kavrayarak. Adrian onay için yüzüme baktı. Gözlerimi kırpıştırarak onayladım. "Peki." dedim Dorian'a bakıp hafifçe gülümseyerek. Yavaşça ayağa kalktığımda bir tık başımın döndüğünü hissedebiliyor-dum. Yavaş adımlarla sınıftan çıkmak için ilerledik. Kırmızı ışıklarla aydınlanan koridor adetâ korku filmi gibi hissettiriyordu. Ancak bu duruma oldukça alışıktık.
Okula ilk geldiğimde bunu garipsemediğim söylenemezdi. Gerçektende garipsemiştim çünkü hiç bir okulun kırmızı ışıklarla aydınlatıldığını bilmiyordum. En azından arkadaşlarımın anlattıklarına göre hiç birinde kırmızı ışıklı bir okul lafını duymamıştım. Bizimde babamız varsa yoksa suça sürükle-yen, aşağılayan, doğru biri nedir bilmeyen, sözleri tehdit, korku, ölüm, nefret içerikli olmasaydı bizimde en az onlar gibi bir hayatımız olabilirdi. Ancak bize düşen kişi denilince bunun gibi şerefsiz insanlar hayatımıza girer.
"Şey, sınıfta sormak istemedim de abimin dediklerine kırıl-madın değil mi?" diye sordu adımlarımıza devam ederken. "Hayır kırılmadım. Zaten alışığım ama amacı beni kırmak olmadığı için sıkıntım yok." dedim başımı hafifçe yana sallaya-rak. "Abime anlatamadıklarını banada anlatabilirsin." dedi Dorian dudaklarını büzerek.
Biz sadece bir koridor kadar gidecekken, Adrian ile Dax üç kat aşağı inceklerdi. "Abin için endişelendiğini biliyorum. Aynı şeyleri yaşayıp öğreniyorsunuz. Öğrendikleriniz, yaşadıklarınız veya size yaşattıkları şeyler belkide sizi en derininden etki-lemiştir. Ancak biz sizin hep yanınızda olacağız." Elini omzuma koyarak destek oldu. İçimdeki kalp gitgide huzursuzlaşıyordu. "Bize göstermiş olduğunuz desteğin zaten farkındayım. Ama sadece bizim yaşadıklarımızı düşünüp kendinize bu desteği vermezseniz o zaman sizde iyi olmazsınız, bizde. Ben sadece beni değil kendinizide düşünmenizi istiyorum. Sadece senden değil, hepinizden." Başını onaylarcasına salladı.
"Biz zaten kendimizi düşünüyoruz. Sadece bu aralar sizin desteğe ihtiyacınız var."
"Hepimizin var. Hepimiz zor zamanlarımızı geçiriyoruz. Emin olki hepimiz birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmalıyız. Kimin durumu iyi veya kötü olursa olsun." Koridoru bitirmiştik.
Sağ tarafımızda duran kapı sanki gizli saklı gibi bir görüntüsü vardı. Yavaş adımlarla o kapıya doğru adım attık.
Kapıyı yavaşça açmıştık çünkü içeride ne olduğunu bilmiyorduk. Her an her şey olabilirdi. İçeri girdiğimizde koridorun buraya göre daha soğuk olduğunu anlamıştık.
"Burası koridora göre daha sıcak duruyor." dedi Dorian içeri adım atarak. Aynı şeyleri düşünüyorduk. Belki de bir çok kişi böyle düşünüyordur. Bu durum hissedilemeyecek durumda değildi. İçim yaşadığım durumu düşünüp hissettikçe daha da içime kapanıyordum. Keşke yaşadığım durum birazda zaman tanısaydı. Ne zaman olursa olsun bunu hissedip yaşayacaktım.
Keşke o adamın anneme ve ablama yaşattıklarını o zamanlar çevremdekilere anlatabilseydim. Ancak babam hiç bir şey olmamış gibi davranıp yaşadıklarımızı yok saymıştı. Eve her biri geldiğinde o kişiyle konuşurken karşımdakinin suratına dahi bakamazdım. Hepsi onun yaşattığı korku yüzündendi. Hepsi onun suçuydu. Kimsenin bundan haberi yoktu.
Ne babaannemin ne anneannemin bundan haberi olmuştu. Babaannem öldükten sonra babamın acı çektiği bile söylenmezdi. Aklı yerinde olsa da gerçekleri görse.
"Elara neden konuşmuyorsun, bir sorun varsa çözebiliriz." dedi Dorian endişeyle yüzüme bakarak. "Abin için endişeleniyorsan endişelenme. Abimler zaten onun yanında. Bende senin yanındayım." dedi gülümseyerek.
Ona doğru bir kaç adım atıp sarıldım. Bu hareketim onu sevdiğimin göstergesi değil, yanımda olup destek verdiğinin, acımı hafifletmesinin göstergesiydi. Bir insanın zor gününüzde ama özellikle bir ailenizden biri hayatını kaybettiğinizde karşınızdaki yanınızda oluyorsa bu davranış iyiliğinden değil, sizi her durumda ne olursa olsun kalbinizdeki atan çarpıntının yavaşlatıcısındandır.
"Yanımda olduğun için teşekkür ederim." dedim hırıltılı bir sesle ve başımı omzuna yatırdım.
"Rica ederim. Sen en iyi arkadaşımsın. Ne olursa olsun her şeyini anlatabilirsin. Her konuda yardım ederim." dedi. Sesindne gülümsediği belli oluyordu. "Ama keşke her şey biraz daha yoluna gitseydi. Belki de bana bu şekilde davranmanıza gerek kalmazdı." Derin bir iç çekti. "Bana inan her şey elbet bir gün zamanı geldiğinde yoluna girecek. Sadece şu an değil."
"Keşke yoluna girse ama inanamıyorum. İnanmak istemiyorum. Eğer yaşadıklarımdan ayakta kalmayı başaramazsam yaptıklarımı unutmayın. Yaptıklarınız tüm her şeyi hayatım boyunca unutmayacağım." dedim sırtına yavaşça dokunarak.
"Ya ne demek her zaman yanındayız merak etme. Yaptığın arkadaşlığı hatta kardeşliği asla unutmayacağız unutturmayacağız." dedi boğazındaki düğümle. Gözlerimdeki yaşlar yavaş yavaş süzülmeye başlamıştı.
"Adrian'ı ve sizi çok seviğimi unutmazsınız dimi?" diye sordum asıl sorumu sorarak. "Hayır, hiç birini unutmayacağız." diye yanıtladı daha sıkı sarılarak. "Hepimiz bu okuldan sağ salim çıkacağız. Hepimizin ortak sözü bu. Bu okuldan kurtulunca mükemmel bir hayatımız olacak. Beraber başaracağız beraber kazanacağız."
"Başaracağız." diye yanıtladım gülümseyerek. Başaramama korkusu içimde olsa da Dorian'ın söyledikleri sayesinde o korkuyu yenmiştim. Bunu yenmeyi başarabilmiştim. "Abimlerin yanına gitmek ister misin?" diye sordu başını omzumdan kaldırmadan. "Bir süre burada kalalım." dedim içimi çekerek. Aynanın karşısına geçmeyi tercih etti bir anda.
"Nasıl istersen." dedi aynaya uzaktan bakarak. Ben ise tam tersini, aynanın tam karşısına geçtim. Ellerimi lavabonun kenarına dayadım. Babama olan karşı nefreti, aynadan kendime bakıyordum. Bunu yapamazdım. Babama olan nefreti kendimden çıkaramazdım. Yapacak kadar aptal olamam. Asıl nefret babamdan başladı.
Bir süre ikimizde sessiz kaldık. Dorian bana bir tık garip bakıyordu. Aynadan bakışlarımı ayırmadan gözlerimi kırpıştırarak neden öyle baktığını anlamaya çalıştım. "Kendine çok garip bakıyordun aynada." diye yanıtladı korkuyla. Kendime dönüp baktım. Gözlerimin içinde yanan alev babamın nefretimdeki sıcak olan alevdi. Bu alev ona olan nefretime aitti. Yıkılışımı daha fazla bağırarak değil sessizce ağlayarak geçirdim. "Seni bulacağım anne." dedim aynadan akan gözyaşlarıma bakarak.
Dorian bir şey demek yerine hüzünle beni dinliyordu.
"Yanımda değil, toprağın altında." dedim boğazımdaki düğüm yüzünden zor çıkan kelimelerle. "Belki başka hayatta o ellerini tekrar tutabilirim. Başka bir hayatta buluşuruz belki. Ama bu sefer yollarımız daha farklı ayrılır. Bu şekilde ölüm haberini alıp vedalaşmadan ayrılmayı değil, daha farklı ayrılalım." diye devam ettim sözüme.
"Elara kendine neden nefretle bakıyorsun?" diye sordu yüzüme bakarak. "Bana olan nefret değil bu. Babama olan nefret." dedim soğuk bir sesle sırıtarak. Aynadan hâlâ kendime bakmaya devam ediyordum. "Benim yerime o ölsün. Hatta benim yerime değil. Annem yerine."
Dorian soğuk bakışlarımdan korkuyor gibi dikiliyordu arkamda bir kaç adım uzaklıkta. "Elara bence aşağı inmeliyiz. Doğru karar bu." dedi yutkunarak. Başımı hafifçe yana yatırıp aynadaki bakışlarımı ayırmadan ona baktım. "Sen benden mi korkuyorsun?" diye sordum bu durumu garip bulmuş bir şekilde. "Korkmak değil de," diye duraksadı. "De?" dedim onun son kelimenin ardından tekrarlayarak. "Nefret bakışlarını çözemedim sadece." diye devam etti.
"Nefret bakışlarım babama. Ona ait. Olmaya da devam edecek." dedim şakaklarıma hafifçe dokunarak. Dorian bana korkar bakışlarıyla bakmaya devam ediyordu. "Korkacak bir şey yok ya. Sonuçta ben buradayım. Zarar vermem yani." dedim onu sakinleştirmeye çalışarak. En azından öbür durumuna göre daha sakinleşmiş gibiydi. Hafifçe sırıttım. Kızın göğsü korkudan aşağı yukarı kalkarken bir adım geri çıkmaya karar verdi. Şaşkınlıkla bakışlarımı toparladım. "Sorun ne?" diye sor-dum şaşkınlık içerisinde.
"Hi-Hiç bir şey." dedi hızlıca toparlanarak. Bir anda garip bir bakış attım. "Emin misin?" Yavaşça başıyla onayladı. "Sana zarar vermemden mi korkuyorsun?" diye sordum yavaşça. Her sorduğum soruda daha fazla gözyaşı kaybediyordum. "Nefret bakışlarındaki hırsı gördüm." dedi gözlerime bakarak.
"Hırsın sana olmadığını biliyorsun değil mi?" diye sordum ciddi bir tonda. Dorian hiç bir şey demeden sadece sustu. "Biliyorsun değil mi?" diye sordum tekrardan. Başıyla yavaşça onayladı. Onaylarcasına başımı salladım. Aynadan tekrar kendime döndüm. İçimdeki atmak istediğim çığlık bir anda boğazımdan çıkmak istedi.
Ancak bunu yapmakta istekli değildim. Yani Dorian'ın yanın-da yapamazdım. Amacım korumak olurken başka yollara sapamazdım. O yüzden sadece kendime odaklandım. Tutunduğum alandan ellerimi çekip suyu açtım. Sıcak olan tarafı çevirip ellerimi serbest bıraktım. Sadece yanmasını bekledim. Belli sıcaklıktan sonra soğuğa çevirdim. Dorian ne yaptığımı çözememişti. Ellerimi sadece ferah suyun altında serbest bıraktım.
Bir süre sonra suyu kapatıp elimi üstüme sildim.
"Elin yanmadı mı?" diye sordu hızla elimi tutarak. "Hayır." dedim gülerek. "Aşağı şimdi inebiliriz." dedim konuyu değiştirip aynanın karşısında sırıtarak. Garip tavırlar almamın sebebi psikolojisi ailesi tarafından bozulduğu için ne tür duygulara sahip olacağını bilmeyen biri olduğumdandı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

56okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18