5. bölüm · ZİL SUSUNCA

-5. BÖLÜM-SESSİZCE AÇIĞA

zeynep.r.yetkin zeynep.r.yetkin

Livia'nın bu tarz konuşmaları hiç de umurumda değildi.
Isolde şaşkınlıkla bana bakıyordu.
"Isolde ayakta kaldın gel otur." dedim gülümseyerek.
Isolde yerinden doğrularak masaya doğru ilerledi. Dorian'ın yanı boştu ve oraya geçmeyi tercih etti. Hızlı adımlarla oturdu ve derin bir nefes aldı.
"Evet ne konuşuyordunuz anlatın bakalım."
Isolde'ye döndüm.
"Hocanın duyurusu hakkında konuşuyorduk. Gene saçma sapan işler peşinde."
"Livia derse katılmayacak değil mi?" diye sordu Dax.
Isolde düşünerek kafasında cevap düşündü.
"Yani katılamayacak gibi duruyor. Bileği hâlâ acıyor. Umarım katılmaz."
"Katılmasın. Bir olayda da eksik kalsın." dedi Dax.
"Umarım öyle olur. Yemin ederim hep Elara hakkında konuştu. Susturmaya çalıştım ama inat etti."
"Benim hakkımda ne dedi peki?" diye sordum merakla.
Isolde duraksayıp düşündü.
"Yani konuşmaları tam aldırmadım çünkü gerçekten sıkıcıydı. 'O kız bu yaptıklarıyla kalmayacak ona öyle şeyler yapacağım ki asla yüzüme bakamayacak bütün herkesi onun elinden alacağım beni küçük düşeremez' bunları dediğini hatırlıyorum. Ben bu konuda onun haksız olduğunu düşünüyorum." diye yanıtladı elleriyle sayarak gibi yaparak.
"Aria ne düşünüyor bu konuda?" diye sordu Aric ciddi bir tonda.
"Aria büyük bir ihtimal ona katılmıyor, Aria ile Livia yüzünden bu konuyu konuşmadığım için bir fikrim yok." diye yanıtladı.
Biraz düşünmeye ihtiyacım vardı.
"Livia'nın bu tür konuşması hiç sinirimi bozmadı, sonuçta gerçek yüzümü buldu. O yüzden rahatım ve yaptığımdan da çok memnunum. Ne demişler? Efsanelerin arkasında dedikodu vardır. İstediği kadar beni yenemeyeceğini düşünsün çatıya çıkıp haykırsa da bu bir yalan. O kız benimle iletişimini kesene kadar onun peşinde ben varım. Gerekirse size bir şey yapmaya kalkarsa karşısında beni bulur."Sözlerimi bitirdiğimde yüzümde hafif bir gülümseme vardı. Bu konuşmanın ardından sınıf, konuşma sesleriyle değil sessizlikle doldu. Bu sessizliği bozan Dorian oldu.
"Arkadaşlar güzel konuşmamız burada bittiyse ben lavaboya gidiyorum."
Ayağa kalktı ve sınıfın kapısına doğru ilerledi. Dorian'ın söylediğini kimse yanıtlamadan sadece sessiz kaldık.
Aradan on saniye geçtiğinde doğruldum. "Bende gidip geliyorum."
Koridorun sonundaki tuvalete doğru adımlarımı atmaya başladım. Dorian ulaşmış olmalıydı çünkü koridordan başka kimse yoktu. Koridorun sonuna ulaştığımda sağ tarafa döndüm. Derin bir nefes aldım. Tam kapıyı açaktım ki içeriden o şahsın sesi kulaklığıma çarptı. Kapıyı açmak yerine konuşulanları dinleyemeyi tercih ettim.
"Selam Dorian." dedi cıvıltılı bir sesle Livia.
Dorian'ın sesini duyamıyordum. Konuşulanları biraz daha rahat duymak için kafamı yavaşça kapıya doğru eğdim.
"Neden konuşmuyorsun?" sordu Livia tekrar konuşarak.
Sesi, midemde soğuk bir his bıraktı. Kapı deliğinden ikisini izlemeye koyuldum.
"Elara benimle konuşmanı mı yasakladı yoksa?" dedi iğneleyici bir tonla. Dorian'ın bıkkın nefesi kapının dışına kadar ulaştı.
"Senin gibi biriyle konuşmak bana yakışacak bir hareket değil de o yüzden." dedi küçümseyici bir tavırla. Livia bir şey diyemez hâle geldi.
"Eğer benim tarafıma gelmezsen bunun sonu çok kötü olur biliyorsun değil mi Dorian. Benim tarafımda kalırsan herşey daha iyi olur. Beni abine ayarlama konusuna gelirsek de bu konuda ya bana yardım edersin..." dedi tehditkâr bir tonda. "Etmezsen de bunun sonucunu duymak bile istemezsin." diye devam etti.
Dorian'ın yüzündeki gerilmeyi fark ettiğimde kalbime bir sızı vurulduğunu fark ettim. Yutkundum. Dorian tehdit mi ediliyordu? Bir süre tekrar nelerin konuşulacağını duymak
için sessiz kaldım. "Eğer benim tarafımda olmayı seçmezsen ve hâlâ Elara'nın tarafında kalmaya devam edecek olursan..."
biraz duraksadı ve gözlerini Dorian'ın gözlerine kitledi.
"İleride benim yüzüme bile bakamazsın." diye devam etti.
Dorian duydukları karşısında durup kaldı. Bu sözler ona ağır gelmiş olmalıydı çünkü aramızdan en küçüğümüz oydu. Duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Sinirden yumruklarımı sıktım. Dorian'ın yerinde olsam karşımda cansız bir beden görürdüm. Ayaklarım uyuşmuştu. Tekrar Livia'ya baktım.
"Benim söylediklerimi ciddiye almayacak olursan sana aklına bile gelmeyecek şeyler yaparım."
Yumruklarımı dahada sıkmaya başladım. İçeri dalmak için erken değildi. Ancak son kozunu oynadığında girmek daha yararlı olacak gibi gözüküyordu. Livia'nın son hareketini sessizce bekledim.
"Ve eğer, bunları herkes veya abin duyduğuna dair bir şey duyarsam bunun sonunu senden bilirim."
Sıra artık bendeydi. Yüzümdeki sinirli ifadeyi atıp alaycı bir gülüş yerleştirdim. Kapıya sert bir tekme fırlattım.
"Peki ben duyduysam?"
Livia beni gördüğünde gözlerini kocaman açtı. Yüzümdeki gülüşü dahada genişleterek cebimdeki anahtarı çıkartarak kapıyı kilitledim. Kilitlediğimden emin olmak için kapının kolunu hareket ettirdim. Livia'ya döndüm ve konuşması için bir bakış attım. Bir süre konuşması için bekledim. Anlaşılan konuşmayacaktı. Yavaşça ikisine doğru adım attım.
"Dediğimi eğer anlamadıysan şöyle anlatayım. Bütün içerideki konuşulanları duydum. Kızı nasıl tehdit ettiğini, onu nasıl bu konuşmalarla korkutacağını, ama özellikle Adrian ile aranızı yapması için ona neler söylediğini hepsini biliyorum."dedim iğneleyici bir tonda. Livia'nın suratı bembeyaz olmuştu. Dorian'ın ise eli ayağı titriyordu. Kızı sakinleştirmek için bir bakış attım. Dorian hiç kıpırdamadan sadece bizi izliyordu.
"Konuşacak mısın?" diye sordum. "Yoksa ben mi konuşturtayım?" diyerek devam ettim. Livia yardım istercesine etrafına baktı. Livia'ya tekrar sinirli bir bakış attım. "Evet? Seni dinliyorum. Kararın ne?
Böyle salakça susmayı mı yoksa her şeyi anlatmayı mı seçiyorsun?" Kızın konuşması için biraz ekledim. Kesik kesik nefesler alıyordu. Konuşmayacağını anladığımda başımı onaylar şekilde salladım. Önüme düşen pembe tutamları elimle arkaya attım. Tekrar Livia'ya dönüp konuşması için biraz daha zaman verdim.
"Konuşacak mısın yoksa buradaki olan biteni herkese anlatayım mı?"
Livia şaşkınlıkla gözlerini tekrar kocaman açtı.
"Ne! Hayır bunu yapamazsın!" Sesi titriyordu.
"Öyle bir yaparım ki." dedim bastırarak.
Livia başını iki yana salladı. "Yapma." ağzından tek bir cümle çıktı.
"Az önce şu kıza laf çarpmayı biliyorsan şimdi neden susuyorsun?" dedim Dorian'ı işaret ederek.
Livia tekrar sustu. Dudakları hareket etmiyordu. Kaşlarımı çattım. "Sen konuşmazsan ben konuşurum!"
Dorian'ın kolundan tutup kapının kilidini açtım. Hızlı adımlarla sınıfa doğru yürüdüm. Arkamdan Livia'nın yalvarışları duyuluyordu. Sınıfa vardım ve Dorian ile kapıda duraksadık. "Elara dur lütfen!" Livia'nın bağırışlarını duydum. Herkes şaşkınlıkla bize bakıyordu. Bizimkilerin karşısında durdum. Dorian'ın kolunu hâlâ tutuyordum.
"Bir sıkıntı mı var Elara?" diye sordu Adrian. Kapıda soluk soluğa olan Livia'ya baktım. Livia'ya bakarak
"Şöyle Adrian'cım, Bu gerizekalı Dorian'la konuşmalarını dinledim." dedim küçümseyici bir tonla.
"Ben bunları kapıdan dinlediğimde..." biraz duraksadım.
"Bu aptal Dorian'ı tehdit ediyordu." diye devam ettim.
Herkes şaşkınlıkla Livia'ya döndü. Kızın artık bu yoldan yırtma ihtimali yoktu. "Dorian'a 'Eğer benim tarafımda olmazsan Elara'nın tarafında olmaya devam edersen sonuçlarını bile düşünemezsin. Abin ile benim aramı yapmazsan olacaklar çok kötü olur.' dediğini duydum ve bunların hiç biri uydurma değil." dedim Livia'yı aşağılayarak. Ne yapacağını bilemez haldeydi. Herkes şaşkınlıkla bir bana bir Livia'ya bakıyordu. Adrian şaşkınlıktan hiç bir şey yapamamıştı. Ama kalkmayı başarmıştı. Kalarak Dorian'ın önüne geçti. Ancak olduğu yerde durdu. Kardeşi tehdit edilmişti ve bunun bedelini ödeyecekti. Adrian başını yavaşça Livia'ya çevirdi. Ona doğru adım atmaya başladı. Adımları o kadar serttiki adetâ intikam konuşuyordu. Hepimiz olduğumuz yerde durarak intikamın konuşmasını dinledik. "Be-Benim kardeşimi sen mi tehdit ettin?" diye sordu sert bir şekilde. Livia'nın gerçek yüzü öğrenilmişti.
Adrian sertçe elini duvara vurdu. Çıkan ses irkilmeme neden oldu. "Sana bir soru sordum! Benim kardeşimi sen mi
tehdit ettin? Neden yaptın bunu?" diye bağırdı. Sınıfın içi artık intikam ve nefret ile dolmuştu. Adrian sinirle iki elini Livia'nın omzundan tutarak sarsmaya başladı. Sınıfta sadece Adrian'ın öfkesi vardı. O öfke bizi yönetiyordu. Her bir hareketimizde sorun çıkabilirdi. Korkum her saniye sebepsiz yere artıyordu. Nefesim daralıyordu. Ancak güçlü durmalıyım. Karşımdaki düşman için güçlü durmam gerekiyor. Başımın döndüğünü hissedebiliyordum. Kalbim korkulu çığlıklar atıyordu. Sakinleşmek için derin nefes aldım. Beni korkutan tek şey Adrian'dı. Çünkü onu ilk defa içi intikam dolmuş biri olarak görüyordum. Onun yıkılışını ne kadar görmüş olsam bile onun intikamlı hâlini düşünemiyorum. Bir süre sessiz nefesler almayı denedim. "Livia konuş! Bunu neden yaptın?" diye tekrar bağırarak sordu.
Livia'nın omuzlarını serbest bıraktı.
"Siz bu kızdan ne istiyorsunuz? Kız daha on sekiz yaşında! En küçüğümüz o! Ona sahip çıkmamız gereken yerde kız tehdit ediliyor! Ne istiyorsanız bana yapın! Gerekirse razıyım." diye bağırdı. Bağırması irkilmeme neden oldu. Korkuyla sadece etrafı izliyordum. Kulaklarım korkudan çınlamaya başladı. Livia sarsılmaktan başı dönmüştü. Hızla ani hareketlerle kapının kenarına tutunup hızla sınıftan ayrıldı. Kaçması normaldi çünkü herkes gerçek yüzünü öğrenmişti. Ondan beklenecek tek hareket kaçmaktı. Başımın döndüğünü hissederek tutunma ihtiyacı duydum. Etrafa baktığımda masayı görerek yanına doğru ilerledim. Yavaşça tutundum. Benim korkma sebebim Livia değildi. Asıl sebep Adrian'dı. Onu bu şekilde sinirli görmek içimi ürpertiyordu.
Yavaşça masaya doğru tutundum. Abim yavaşça bana döndü. Nefes alamadığımı hissettim. Abim kötü olduğumu fark edip yanıma hızlı adımlarla yürüdü. "Elara iyi misin?" diye sordu telaşla. Yavaşça başımla onayladım. Elimi göğsüme koyarak nefes almaya çalıştım. Yavaşça öksürerek nefes almayı denedim. Ama başaramadım. Stresten dolayı bunu yaşıyor olmalıydım. Dorian bana hızla döndü. "Abi bağırma artık lütfen sakin ol!" diye ekledi beni işaret ederek. Yavaşça nefes almaya çalıştım. Dax hızlı adımlarla masadaki suyu
alıp bana doğru uzalttı. Titreyen ellerim bu hareketi alarak karşıladı. Ellerimin titremesinden dolayı içmem oldukça zordu ama başardım. Kafama suyu diktim ve yavaşça masaya bıraktım. Biraz olsa içim açılmış gibiydi. Birkaç kez öksürdükten sonra rahatlamış hissediyordum. Adrian endişeli gözüküyordu. Kardeşi böyle bir durumdayken bu duyguyu yaşaması normal. Başım dönüyordu. Tekrar derin nefes almaya çalıştım. Az da olsa alabiliyordum. Hiç alamamaktan iyidir. Sınıfta bir sessizlik oldu. Kimse bu sessizliği bölmek istemedi. Herkesin olanları sindirmeye ihtiyacı vardı.
"Biraz daha iyi misin Elara?" diye sordu Dorian yanıma gelerek. Başımla onayladım. Dorian'ın soğuk ellerini sıkıca tuttum. Soğuk olmasına şaşırmadım çünkü tehdit edilmişti.
Livia gerçek yüzü öğrenildiğinden dolayı kaçmış olmalıydı. En fazla nereye kaçabilirdiki? Okulun içinde bir yerde olduğu kesindi. Saat beş olmuştu. Zamanın bu kadar çabuk geçtiğini fark etmemiştim bile. Sakinleşmiştim.
"Arkadaşlar otursak mı artık? Ayaklarım koptu stresten." dedim konu değiştirerek. Herkes bir şey demeden oturdu.
Yavaşça oturdum. Oturduktan sonra kimse ağzını açmadı.
"Adrian bence sen bir daha sinirlenme çünkü ciddi anlamda tırstım yani çok korktum." dedim gülerek.
Adrian'ın gülümsemesi genişledi. "Korkarsan kollarım burada.Her daim yanında Pembe Gölge'm." dedi tatlı bir tonda. Gülümsememi genişlettim. "O zaman bu kollarda sana karşılık verecek Gece Kıvılcımı'm."
Lucian şaşkınlıkla gözlerini açtı. Ancak ben bu sözümde baya ciddiydim. Zaten şaka yapacak durumumda yoktu.
Sessizce izleniyorduk. Gözlerim sadece Adrian'a bakıyordu.
Onun yakışıklılığını, centilmenliğini, dürüstlüğünü, yardımseverliğini, mavi gözlerini, uzun boyluluğunu, cesur olmasını, neşeli, dürüst ama en çokta sevdiğini korumasından başka hiç bir şey görmüyordu. Ders saati yaklaşıyordu. Ve beklenen o saat gelmişti. "Sayın öğrencilerimiz, hazırsanız ilk dersimize başlayacağız. Saat altıda hepinizi on dördüncü sınıfa bekliyorum." Asıl oyun şimdi başlıyordu.
Tabloda yedi dakikamız başlamıştı. Tablodan tıkır sesler geliyordu. Buda demek oluyor ki yedi dakikalık oyun başladı.
Ancak sadece bir kat inecektik. "Hadi inelim ya çok merak
ettim ne dersiymiş çatlıyorum meraktan." dedi Dorian heyecanla. "İnelim bende merak ettim." dedim ayağa kalkarak.
Sınıftan ayrıldık. Aşağı hızlı adımlarla indim. "Elara neden bu kadar hızlı iniyorsun daha dakikamız var." dedi Adrian yetişmeye çalışarak. "Uyuşukluğu sevmem. Dakikamız olsa
bile varmak istiyorum." diye yanıtladım. Sesim kalın çıkmıştı. On dördüncü sınıfın olduğu kata ulaştık. Sınıfı aramaya başladım. Bulduğumuzda sınıfın kapısı kapalıydı. Derin bir
nefes alarak kapıyı açtım. "Gelebilir miyiz?" diye sordum.
Müdür başıyla onayladı. Yüzünde iyi bir niyet yoktu. Sınıf müzik aletleriyle doluydu. Ne yapacağımızı anlamamış haldeydik. Yavaşça sınıfın içine adım attık. Müdürün karşısına geçip öylece kalakaldık. "Arkadaşlar ilk dersimize hoş geldiniz. Bu derste keman çalmayı öğreneceksiniz. Sadece bir kere göstereceğim." diyerek kemanı eline aldı. "Elimdeki yayı tellere sürtüyorsunuz. Çıkan sesi şarkıya göre ayarlayacaksınız." Elindeki yayı masadan alarak çalmaya başladı. Çalması fena değildi. Çalmasını bitirdikten sonra gözleri üzerimizde gezindi. Kemanı görünce anılarıma daldım. Ablam bana küçükken keman çalmayı öğretiyordu. Neredeyse bir ayda öğrenmiştim. Ağlamak istiyordum ama bunu herkesin yanında yapamazdım. Güçlü duracaktım.
Çalmayı unuttuğumu düşündüm. "Elara." seslendi müdür
gözlerini üzerime dikerek. Anılarımı bir kenara atıp hocaya döndüm. "Gel bakalım, seni dinleyelim." Yavaşça tahtaya doğru ilerledim. Hoca kemanı elime verdi. Kemanın soğukluğu ellerimi ele geçirdi. Derin bir nefes aldım. Yayı titreyen ellerimle aldım. "Ne çalayım?" diye sordum merakla hocaya bakarak. Müdür biraz düşündü. "Herhangi bir parçayı çalabilirsin istediğini çal." diye yanıtladı. Bildiğim bütün parçalardan rastgele seçtim. Notaları aklıma yüklendi. Boğazımı temizleyerek yayı kemana doğru götürdüm. Yavaşça çalmaya başladım. Ellerim o kadar
titriyordu ki çalmakta zorlanıyordum. Kafamı toparladım. Sakin ol. Çalıp bitireceksin.
İçindeki sana düşman olan korkuyu yen! Notalar kafama sırayla yerleşti. Ablamın bana küçükken ilk öğrettiği şarkıyı çalıyordum. Sesin bana getirdiği huzur tüm vücuduma yayıldı. Çalmamı bitirmiştim. Bitirdiğimde sınıf alkışlarla doldu. Müdür onaylarcasına başını salladı. "Gerçekten güzeldi yerine geçebilirsin." dedi. Kemanı almak için ellerini uzalttı. Ellerine yavaşça yerleştirdim. Titreyen ellerim ve ayaklarım ile bizimkilerin yanına doğru yürüdüm. Müdür tekrar bize döndü. Aramızdan gene birini seçecekmiş gibi bir hâli vardı. Sessizce sadece müdürü bekledik. Aramızdan Aric'i seçti. Aric tahtaya doğru adım attı. Sessizce onu bekledik. Aric eline kemanı alarak biraz düşündü. Adrian'a bakıp gülümsedim. Karşılık olarak gülümsedi.Aric çalmaya başladığında ona döndüm. Benden daha iyi çaldığı söylenebilirdi. Hoca kollarını bağlayarak Bir Aric'e bir bize baktı. Şaşkın olmalıydı çünkü ilk gösterdiği anda notalar aklımıza yüklenmişti. Çalması bittiği anda ellerimizi çırptık. Hoca şaşkınlıktan kalakalmıştı. Hoca Aric'in elindeki kemanı alarak bıraktı. "Arkadaşlar bugünlük dersimiz bu kadar. Bir dahakine başka bir hoca derse devam edecek. Çıkabilirsiniz." dedi derin bir nefes alarak. Sınıftan çıktık ve soğuk koridorlara adım attık. Adrian kolunu omzumun üstüne attı. Beni o kadar sarmıştıki kendimi hiç bir zaman bu kadar güvende hissetmemiştim. Diğerleri arkadan geliyorlardı.
Ders yarım saat sürmüştü. Adrian'ın omzumun attığı kol elimin titremesini yavaşlatmıştı. "Şimdi nereye gideceğiz?" diye sordu merakla Lucian. Olduğumuz yerde duraksayıp düşündük. Ancak hiç birimiz olumlu bir cevap bulamamıştık. Uykum gelmişti. Vücudum gerilmeye başladı. Livia ortalıkta yoktu.
"Livia saatlerdir ortada yok. Başına bir şey gelmiş olabilir mi?" diye sordum merakla. Kimsenin bir fikiri yoktu. Okul dışına çıkacak durumu yoktu. Her yer kapalıydı. Okulda
konuşma sesleri değil kapı sesleri vardı. Korkunç kapı sesleri içimi yiyordu. Bir süre sessiz kaldık. Sakince bir çözüm yolu
bulmalıydık. "Sayın öğrenciler, beş dakika sonra sizi yemekhaneye bekliyorum. Gelmek istemeyenler koridorlarda fazla dolanmayın. Üç saat sonra bahçe kilitlenecek." sessizliği bozan hoparlörden yayılan müdürün sesiydi. Tablodaki geri sayım tablosu çıkan ses korkunçtu. Anlaşılan hızlı olmak gerekiyordu. Giriş katından en üstte çıkmak için dört kat çıkmak gerekiyordu. Yüz doksan iki basamak çıkacaktık. O zaman sıradaki oyunumuza başlayalım. Ellerimi kıtlattım. Sessiz olduğumuzdan dolayı parmaklarımdan çıkan ses boş koridora yayılmıştı. Herkes çıkan sese şok olmuştu. Buna bende dahildim. Başlama zamanı gelmişti. Yüz doksan iki merdiveni beş dakikada çıkmak oldukça kolay bir şey değildi. Kaybetmek üzere olan vaktimizi başarı için kullanacaktık. Yoksa müdürden büyük bir azar işitebilirdik. Biz müdürün zavallı öğrencileriyiz. Vaktimizi sıkı tutmalıydık. Başla Elara, dedi içimdeki bir ses Geç olmadan başla ve bitir.
Derin bir nefes aldım. "Hadi geç olmadan bitirelim." dedim öne adım atarak. Herkes onaylayarak merdivenlere yöneldik. İlk adımı atan bendim. Hızlıca hepsini çıkmaya
başladım. Yenilgiye değil, başarıya adım atanlardandık. dedi içimdeki bir ses. Bunun doğru olduğunu düşünerek başımı onaylarcasına salladım. Adrian benim bir basamak arkamdaydı. Diğerleri ise Adrian'ın arkasından geliyordu.
Lucian hariç. O da Adrian ile aynı basamaktaydılar. En arkadan gelen Isolde ve Dorian'dı. Ben neredeyse bitirmiştim. Birinci merdiven bitmişti ama daha yedi vardı. Dört kat, sekiz merdiven, yüz doksan iki basamak...
Ama başaracaktık. Her birimiz oldukça hızlı çıkıyorduk. Hepsini çıktıkça alışıyorduk. Kalan süreye baktığımda dört dakikamız kalmıştı. Olduğum yerde biraz durup derin bir nefes aldım. Kafamı yere doğru eğip basamak ile bakıştım. Yenilgiyi asla kabul edenlerden değildim. Merdivenin sonuna baktım. Bazı basamakları atlayarak çıkmaya karar verdim. Ancak bunu yapmak hiçte zor olmadı. Bitişe daha çok yakınlaşmıştım. Ve bitirmiştim. "Hadi arkadaşlar! Bazı basamakları atlayarak çıkın!" diye bağırdım aşağıya doğru.
Çıkmaya devam ettiklerinde yoluma devam ettim. Üçüncü merdivene geçmeye başardım. Kaldı beş merdiven. Kullandığım yöntem yenilginin konuşmasına bile izin vermiyordu.
Soluklar içinde kalmış olsamda yenilginin bir gölgesi değildi. Son gaz ileri. Üçüncü merdivende bitiyordu. Adrian ile Lucian'da neredeyse bana yaklaşmışlardı. Dördüncü
merdivenden devam ettim. Soluk soluğa kalmıştım. Gözlerim artık bu karanlık yerlerle bakışmaktan yorulmuştu. Koridorlardan buraya doğru vuran kırmızı ışıklar engelliyordu bu karanlık basamakları. Dördüncü merdivenin
sonuna baktım. Anlaşılan sende kolay olacaksın dedi içimdeki ses.
Kafamdaki düşünceler ile yenilgiyi yenemezdim. Yaptığım her bir hareket yenilgiyi susturabilirdi. Son basamağa adım attım. Az kaldı. Sadece birkaç basamak. Tabloya baktım.
Sadece üç dakika. Yapabilirsin. Arkadaşların ve abin için bunu bitirebilirsin. İçimdeki sesleri konuşturmak hızlı olmama dahada fayda sağlıyordu. Hızlıca beşinci merdivene döndüm. Başarıya sadece birkaç basamak daha. Arkamdan abimin ve Adrian'ın yanıma ulaştıklarını gördüm. Isolde ve Dorian çıkma konusunda oldukça hızlanmış hatta Aric'i bile geçmişti. Şaşırarak kıza bakıp gülümsedim. Dorian'ın yüzünde zafer gülümsemesi belirdi. Yoluma tekrar dönüp bu lanet yenilgiyi yenmeye devam ettim. Beşinci merdiven de bitiyordu ama zaman neredeyse hiç geçmiyor gibiydi. Geçmemesi daha iyiydi. Beşincide bitmişti. Bitirir bitirmez hızlı adımlarla bunada çıkmaya başladım. Bu taktik neredeyse on saniyede bitirmeme yardımcı oluyordu. Ve tabiikide buda bitti. "Elara çok hızlı çıkıyorsun nasıl bu kadar hızlı çıkıyorsun?" diye sordu Dax soluklanarak.
"Azim." diye yanıtladım kısa bir cevapla. Duraksamadan yedinciye başladım. Başarıya çok az kaldı. Son iki dakika. Son adımlar bunlar. Durmak yok, pes etmek yok, vazgeçmek yok, yarı yolda bırakmak yok, yenilgiyi yenmeye devam! Ve yedincide bitti. Diğerleri bana yaklaşmışlardı ve beraber onlarla sekizinciye başladık. Herkes bu kadar hızlı çıkmama şaşırmışlardı. Ancak şaşıralacak bir şey yoktu. Başarıyı yenilgiyle değil, pes etmeden çözersin. Sekizinciyide
bitiriyordum. Taktiği bulduktan sonra çıkmak oldukça kolaydı. Ve buda bitti.
"Az kaldık dayanın! Gücünüzü koruyun çünkü uzun bir koridordan daha geçeceğiz!" dedim. Koridora adım attım ve hızlı adımlarla koşmaya başladım. Sağ taraftaki tabloya baktım. Sadece kırk altı saniye. Diğerleri arkamdan hızlı koşmaya başladı. Hızımı kontrol edememiştim. Yemekhaneye girdiğimde hızım beni yere sürüklemişti. Dizlerim soğuk zeminle buluştu. Ellerimi zemine değdirdim ve tüm soğuğu bedenime çektim. Diğerleri de benim gibi yere
savrulmuşlardı. Abim hariç. Soluk soluğa kaldığımdan nefesim kesilmişti. Nefes nefese kaldığımdan birkaç kez öksürmek zorunda kaldım. Diğerleride aynı durumda kalmıştı. Aşçılar ise sadece bizi izliyorlardı. Adrian olduğu yerden yanıma doğru fırladı. Ellerimi kaldırıp baktım.
Zarar görmemişti ama donmuştu. Etrafıma baktım. "İyi misin?" diye sordu Adrian yüzüme doğru eğilerek. Elini yavaşça dizine yerleştirdi. Buz gibiydi elleri. Sağ elini kaldırmak için uzattı. Eline baktım. Elimi elinin üstüne koydum. Ayağa kalkıp beni kaldırdı. Elimi çektiğimde üstüme baktım. Kirlenmemişti. Diğerlerine döndüm. Isolde ile Dorian yerdelerdi. Adrian'a dönüp onları işaret ettim. Adrian işaretlediğim yere baktı. Oraya doğru ilerlediğinde bende harekete geçtim. Adrian Dorian'ın önüne geçip elini uzattı. Bende aynı hareketi Isolde'ye uzattım. Kız ellerime bakıp sıcak ellerini benimkilerle birleştirdi.
Onu tüm gücümle çektim. Bu gece içimi yiyen bir konu vardı.
Sanki kötü bir şey olacakmış gibi hissediyordum. Umarım iç sesim yalan söylüyordur. Derin bir nefes aldım. Aric kalkarak Dax'ı kaldırdı. Herkesin iyi olduğundan emin olduktan
sonra masaya doğru yürüdüm. Masalara göz attıktan sonra rahat bir yere oturdum. Sağ tarafıma Adrian, karşıma Abim onun yanına Dorian ile Isolde oturmuştu. "Salatının içinde limon dilimleri ne alaka?" diye sordu Isolde. Dax Isolde'nin bahsettiği şeye baktı. Dax'ı izleyerek ne yapacağına baktım.
"Olsun yenilir buna kafaya takma." dedi ve parmağıyla limonu aldı. Limonu direk ağzına attı. Şaşkınlıkla gözlerimi açtım.
Çiğnemeye başladığı anda ekşi olduğunu anlayıp yüzünü buruşturdu. Ekşi olduğundan öksürmeye başladı. Birkaç kez öksürdükten sonra öksürmesi kesilmişti. Ne olduğunu sorarcasına bir bakış attım. "Yani o kadar da kötü değilmiş yenilir yani." diye yanıtladı soruma. "O zaman sıra bende." diye atladı Adrian. Eliyle limonu aldı ve ağzına attı.
Şaşkınlıkla Adrian'a döndüm. Adrian hiç bir tepki
vermiyordu. Dax şaşkınlıkla Adrian'a döndü. "Sen nasıl tek lokmada yedin?" diye sordu. Adrian tam konuşacakken limon boğazına kaçtı. Gözlerimi kocaman açarak sırtına vurdum. Bir elimi omzuna koyarak "İyi misin? Helal." dedim telaşla. Adrian birkaç kez daha öksürdü. Masaya göz attım. Gözüm suya çarptı. Hızla suyu elime alarak Adrian'a uzalttım. Adrian eliyle suyu alarak içmeye başladı. Telaşla gözlerimi Adrian'ın üzerinde gezdirdim. Suyu bitirdiğinde birkaç kez daha öksürdü. Öksürmesi kesilmişti. Tekrar "İyi misin?" diye sordum. Başıyla onayladığında tekrar öksürmeye başladı. "Helal helal." dedi Lucian. Adrian gülmeye başladı.
Derin bir nefes verdim. Masanın altından eliyle bacağıma
dokundu. Masanın altına baktığımda elimi tut. demek istediğini anladım. Ellerimizi sıkıca birleştirdim. Elinin sıcaklığı vücuduma yayılmıştı bile. Adrian tekrar öksürdü. Bu kadar öksürmesine şaşırmıştım. "İyi olduğuna emin misin?" diye sordum gözlerimi bir kez daha üzerinde gezdirerek. Tekrar öksürerek başını yavaşça salladı. En sonunda öksürmesi kesilmişti. Rahatladığımda yemek yemeğe başladım. Yemekler o kadar iyi olmasa bile en azından doymuştum. Yemeğim bittiğinde diğerlerini bekledim. "Sen daha yemiyor musun Elara?" diye sordu abim. Ona döndüm. "Yok doydum zaten."
diye yanıtladım öksürerek. "Kız sanada mı bulaştı öksürmem." diye sordu Adrian. Başımı iki yana salladımAncak gene öksürmek zorunda kaldım. Yemek boyunca masanın altında olan elim hâlâ onunkine bağlıydı. Bırakmak istemiyordum. "Yemekleri sindirmeye çalışıyordum." açıklamaya çalışarak. Adrian gözlerime bakarak gülümsedi. Ona karşı aynı harekette bulundum. "Arkadaşlar yemeğimiz bittiyse artık kalkabiliriz bence." dedi Lucian.
"Bence de aşağı inelim artık." diye yanıtladım boğazımı temizleyerek. Ayağa kalktım. Ancak hâlâ ellerimiz ayrılmadı. Herkes kalktığında tek kalkmayan Aric oldu. Aric'i fark ettiğimde hareket etmedim. Herkes beni bekliyordu ancak bir terslik olduğunu anladı. "Aric bir sıkıntı mı var?" diye sordum. Herkes Aric'e döndü. "Yok bir şey olmadı." diye yanıtladı gözlerini üzerimizde gezdirerek. "Aşağı ineceğiz sende gel." diye yanıtladım bir adım öne atarak. Aric başıyla onayladı. Tam kalkacaktı ki duraksadı. Tekrar Aric'e baktım. "Aric." diye seslendim. Bana baktı ancak konuşmadı. "Gelmiyor musun?"
diye sordum. "Geliyorum da Aria ortalıkta uzun süre yok fark ettiniz mi? Derse de gelmedi." diye yanıtladı. Sesi endişeli çıkmıştı. Arkama dönerek bizimkilere baktım. "Belki aşağıda bizi bekliyordur." diye yanıtladı Adrian. Aric endişeyle başını salladı. Kalkmaya karar verdi. Çıkış kapısına doğru ilerledik. Koridor kırmızı ışıklar ile aydınlanmıştı. İçimdeki ses kötü konuşuyordu.
Bu gece aklına gelemeyecek bir olay olacak. Herkes bundan etkilenecek ve sevdiklerini çok korkutacak dedi içimdeki ses.
Sus! Böyle bir şey olmayacak. Sevdiklerimle beraber güvendeyiz. Onlar yanımda. Onlara hiç bir şey olmayacak. Bu gece rahat geçecek. Beraber güldüğümüz, eğlendiğimiz bir gece olacak. Böyle konuşma! dedi kalbimdeki ses. Aklıma yanıt vermişti. Ya olursa? Ya bir şey olursa. Onları koru-
yamazsan? Sevdiğin kişi olsa bile zarar görmeyeceği anlamına mı geliyor? Hayır. Bu gece belki haklı çıkacaksın? Ya düşündüklerinden daha kötü sonuçlar çıkarsa? O zaman ne yapacaksın?
Belki bir şey olacak bunu nasıl bileceksin? Aklım kalbime, kalbim aklıma cevap veriyordu. Yol boyunca sessiz kaldım. Sadece aklımın ve kalbimin birbirini inkâr eden sohbetini dinledim. Sadece kendimi değil, duygularımıda konuşturtmalıydım. Koridor bitene kadar sessiz kaldık. Merdivenlere yönelip inmeye başladık. Adrian yüzüme bakıp konuşmadığımı fark etti. "Pembe Gölge'm sen neden hiç konuşmuyorsun?" diye sordu. Pembe Gölge'm. Sesi vücuduma huzur ile çarptı. Gözlerine baktım. "Yanımda olduğun sürece iyiyim Gece Kıvılcımı'm." diye yanıtladım gülümseyerek. Gülümseyip merdivendeki basamaklara baktı.
Aynı yere baktım. Tam bir basamak daha inecektim ki gördüğüm şey karşısında şok olmuştum. Adrian yüzüme baktı. Ağzım açık kalmıştı.
"Ne oldu? Niye öyle bakıyorsun?" diye sordu endişeyle.
Cevaplayamayacaktım çünkü cevaplanacak bir şey değildi.
Adrian hızla yere baktı. Gözleri kocaman açılmıştı. Arkamızdakiler terslik olduğunu anlamışlardır diye düşündüm.
"Ne olmuş ya?" diye sordu Dorian. Abisinin kolunun yanına geçerek koluna tutundu. Baktığımız yere baktı. "Oha! Bu ne?" dedi yüksek bir sesle. Aric, Dax, Isolde, Lucian ne olduğunu anlamak için önümüze geçtiler. Isolde şaşkınlıktan konuşamamıştı. İçimden bunun sadece bir kurgu olduğunudüşündüm. Nefes hızım gittikçe artıyordu.
"Arkadaşlar korkacak bir şey yok kurgu olabilir sakin olun."
dedi Lucian yere bakarak. Yerdeki şey bir kandı. Ancak oldukça da büyüktü. Midem bulanmıştı. "Yeni mi oldu bu?" diye sordu Adrian etrafına bakarak. Aric yavaşça eğilerek kana hafifçe dokundu. "Yeni olmuş elime bulaştı ve oldukça soğuk." diye yanıtladı parmağını göstererek. Parmağına dikkatlice odaklandım. Aric parmağını üstüne sildi.
"Bence burada daha fazla durmayalım. Uzaklaşalım illa aşağıda karşımıza biri çıkar." dedi Adrian tekrar etrafa göz atarak.