ZİL SUSUNCA kitap kapağı

19. bölüm / 19

ZİL SUSUNCA

-19. BÖLÜM-KÂBUSUN YANKISI

Vaveyla Yazarı: zeynep.r.yetkin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: -19. BÖLÜM-KÂBUSUN YANKISI

Konuya bir anda girmek yerine yavaşça açıklamak çok daha iyi olacaktı. Nasıl anlatacağımı bilemesem de bir şekilde anlatmayı başardım. "Benim amacımın sebebi sizi düşündüğüm içindi aslında." Başımla onayladım anlattıklarını dinleyerek. "Peki şu anda içinde nasıl duygular var?" diye sordum onu anlamaya çalışarak. Biraz düşünüp cevap aradı. "Şu an yaşadıklarımız yüzünden hu-zursuzum. Aslında açık olmam gerekirse ben kendimden çok sizi düşündüğümde huzurlu hissediyorum kendimi." diye açıkladı. "Elbette biliyorum ama hayat sadece sevdiklerini düşünmekle değil kendini düşünmekle yaşanır." diye açıkladım onun açıkladık-larına odaklanarak. "Ama yapamıyorum. Kendimi düşünemiyorum." dedi, anlattıklarımı çaresizce yanıtlayarak. "Bu konuda seni çok iyi anlıyorum, her insanın yaşadığı bir duygu. Bunu yenmek için kendine şu soruları sormayı dene; 'Ben şu an nasıl hissediyorum?' , 'Bu olay beni nasıl etkiledi?'. Bunları bence bir dene eğer soramıyorsan bile kendinle yüzleş."
"Teşekkür ederim." dedi gülümseyerek. "Teşekküre gerek yok. İyi geldiysem ne mutlu bana" dedim bende gülümseyerek.
"Bir de..." dedim ancak cümlemi toparlayamadığım için duraksadım. "Bir şey olursa söylemekten asla çekinmeyeceğini biliyorsun değil mi? Bazen elbette gerçekleri açıklamak için zaman gerekir ancak elinde sonunda kendi iyiliğin için o yükü hafifletmelisin.
Biz burada birbirimize destek vermek için birbirimizin yanındayız, yargılamak için değil." dedim cümlemin toparlandığına emin olmak için. "Bazılarını ciddi anlamda anlatmakta çekiniyorum." dedi yere odaklanarak. "Bu durum doğal bir şey çünkü karşındaki kişinin tepkilerinden çekiniyorsun. Ama bu içinde tut-man için bir işaret değil. Karşındakine güveniyorsan bil ki, anlatman gereken en doğru kişi o. Güvenip güvenmediğini kendine sormakla değil hissetmekle tespit et. Gerçekten o kişiye karşı bunu hissediyorsan yanılmıyorsundur. Hisler yanıltıcı değildir, sadece gerçeğin bir diğer izi."
"Peki, bir daha olmaz." dedi gülümseyerek. Aynı şekilde gülümseyip arkama yaslandım. Akşam yemeği için anons yapmamışlardı.
Kimsenin olanlardan sonra gideceğini de sanmıyordum. Sessiz ortamda kendimle kalıp sakinleşmeyi tercih ettim.
Bazen sadece başkaların dertlerini değil kendimi de dinlemeliydim. İçimdeki o sesleri susturmalıydım.
Bir ev düşünün. Eve ilk adım attığınız an etraf boş olur ancak insanın üzerindeki duygular asla boş olmaz. O duygularda bir anlam yatar. O an kendimizi şaşkın hissederiz çünkü bir evin değer görmediğini kendi gözlerimizle fark ederiz ama ev insan dışı bir varlık. Bazı cansız olan varlıkların bile ne kadar değer gördüğünü kendi gözlerimizle gördüğümüzde, insanların onca acılarına rağmen değer görmemesine karşı şaşırıp kalabiliyoruz.
İnsanın başkasından alabileceği en derin yaralardan biri ruhsal körlük olarak tanımlanabilir.
Gözlerim o kadar yorulmuştuki ister istemez kapanıyordu. En sonunda kapanmasına izin verdim ve kafamı arkaya yasladım.
Üstümdeki battaniye, havanın soğuk acılarını dindirmeye yetmiyordu. Battaniyeyi kollarımın altına alıp sıkı tuttum. Bedenim soğuktan donuyordu ve aklım bu tepkiye karşı buna zorunlu olduğumu hatırlattı. Hatırladığım her an ruhumu daha da huzursuzlaştırıyordu. Bir anda acı bir feryat koptuğunda irkildim. Gözlerim hemen bizimkilere döndü. "Lucian?" dedi Aric şaşkınlıkla. "Abi. İyi misin?" diye sordum korkuyla. Gözleri korkusunu belirtiyordu ve ben bu tepkisini yakalamıştım. "O katil buradaydı." dedi karşıya odaklanarak. "Katil mi?" diye sordu Isolde. Abim başıyla onayladı. "Kâbus görmüşsün abi." dedim başını ellerimin arasına alarak. Teni çok soğuktu. "Elara buradaydı. Üzerime doğru geldi bıçağı kalbimdeydi." dedi korkudan dili tutulmuş bir şekilde.
"Sakin ol, nefes al. Yaşıyorsun. Biz buradayız iyiyiz, sen iyisin yaşıyorsun. Sapasağlamsın. Bizimlesin, güvendesin." dedim gözlerine odaklanarak.
"Adam dibimdeydi katil başımdaydı." dedi duvara odaklanmaya devam ederek. "Ne dedi sana?" diye sordum endişe içinde gözle-rine bakarak. Abim sanki o anı tekrar hatırlamış gibi duraksadı.
"Senin azrailin olmak için hazırım. Peki sen tatlı tatlı uzun rüyaları görmeye hazır mısın diye sordu. Tek bunu dedi ve tam o sırada bu kattaydık. Elara bu işaret olmasın ne olur korkuyorum
gerçekten." dedi sanki maratondan nefes nefese çıkmış gibi.
"Biz buradayken hiçbir şey yapamaz. Bu bir işaret değil sadece korkunç ve karanlık bir oyun." dedim korkumu belli etmemeye çalışarak. Olumsuz duygular içinde olan bir bireye karşı yine olumsuz bir tavırla yaklaşmak, kişinin psikolojik durumunu daha da kötüleştirebilir.
"İyi misin Lucian?" diye sordu Adrian korkuyla. Adrian ile göz teması kurduğumda ona korkuyla yaklaşmamasını anlattım. "Sayın öğrenciler." diye bir anonsun ardından alarm çalmaya başladı kısa süreliğine. "Ne oluyor ya?" diye sordum şaşkınlıkla. "Bu bir uyanmanız için alarmdı. Lucian'ı beş dakika içinde odama bekliyorum. Süren başladı." dediği anda geri sayım cihazı devreye girdi. "Hayır gidemem. Beni kandırıyor katil o odada. Odasında katil var ve beni çağırıyor. Hayır olmaz gidemem," dedi panikten tüm cümleleri tek nefese sığdırarak.
"Bir şey olmayacak. Şöyle yapalım; Adrian'da seninle gitsin beraber gidin. Beraber içeri girmenize izin vermezse Adrian seni kapıda beklesin. Orada olmayacağına çok eminim." dedim sakin sakin anlatarak. "Bana uyar." dedi Adrian kabullenerek.
"Elara korkuyorum. Nefes nefese kalıyorum bayılacakmışım gibi hissediyorum." dedi bitkin bir şekilde.
"Sakin ol bir şey olmayacak. Sakinleş ama lütfen. Nefes al yavaşça." dedim. Abim ağzından korkuyla nefes almaya başladı.
Aria hızla ayağa kalkıp çekmecenin üzerinde duran suyu aldı. Kapağını dökmeden açarak Lucian'a uzattı. Abim titreyen elle-riyle yavaşça tutarak dikkatlice içti.
Adrian sırıtarak ayağa kalkıp abimin karşısına geçti. İki elinide uzatıp kalkmasında yardımcı oldu.Abimin sol eli yaralı olduğu için Adrian'ın kaldırken dikkatli olması gerekiyordu. Adrian'da bunu düşündüğüm şekilde dile getirmişti. "Abi." dedim ayağa kalkarak. Müdürün ne yapacağı belli olmadığı için endişe ediyordum. Abim bana döndü ancak bir şey demedi. İçimdeki endişe yüzünden ona sarılma ihtiyacı duydum. "Eline dikkat et olur mu?" diye sordum sımsıkı sarıla-rak. "Bir şey olmayacak o sana hiçbir şey yapamaz." dedim güven vermeye çalışarak. "Korkumu yenmeye çalışacağım." dedi omzu-mun üstünden. Abimin değerini daha net anlayarak sıkı sıkı sardım kollarımı. Biraz olsa da sakinleştiğini hissettim.
"Dikkatli ol." dedim ciddiyetin farkına vararak. Abim kollarımdan ayrıldığında içimdeki korku bir nebze de olsa azalmamış-tı, aksine daha da artıyordu. Abim ile Adrian sınıftan ayrıldığında sınıfa sessizlik çökmüştü. Aria yanıma gelip kolunu omzuma attı. Tekrardan battaniyenin altına girmek için oturduk. İçimdeki korku ben istemesemde dışarı çıktı. Gözyaşlarım yanak-larımdan aşağı süzüldü. "Elara? İyi misin?" diye sordu Isolde.
"Çok korkuyorum." dedim ona bakarak. "O kadının abime yapacaklarından çok korkuyorum." dedim titreyen bir sesle.
"Elara, o kadın hiçbir şey yapmayacak. Sence abin buna izin verir mi? Senin için izin verir mi?" diye sordu Aric bana bakarak. "Vermez değil mi?" diye sordum ona dönerek.
"Vermez elbette. Abinin kaç kere yıkıldığını gördük ama hiçbirinde yenilmedi hep kazandı. Sen gördün. Abin annenin haberini aldığında yıkılmadığını biz görmedik mi?" dedi başını iki yana sallayarak. "Ama psikolojisi çok kötü. Her bedeni iyi olduğunda bu iyi olduğu anlamına gelmiyor. İçindeki çocuğu duyuyorum. Kulaklarıma o çocuğun çığlıkları geliyor. O çocuk susmuyor, bağırıyor. Sesinin çıktığı kadar bağırıyor." dedim ağlamamak için zor durarak. "Ama abin buna rağmen dayanıyor görmedin mi?" diye sordu Dax yanıma gelerek. Başımı iki yana salladım. "Duyuyorum o çocuğu. Sesi ne kadar çıkabiliyorsa o kadar bağırdığını duyuyorum. O çocuk susmuyor kafamda sürekli bağırıyor. Ve o çocuk hiçbir zaman susmadı." dedim iç çekerek. "Peki sana nasıl yardımcı olabiliriz? Ne yapabiliriz senin için?" diye sordu Aric yüzüme bakarak. "Abimi koruyun." dedim düşünmeden cevap vererek. "Abine hiçbir şey olmayacak." dedi Dax kendinden emin bir şekilde. Göğsümde bir an baskı hissetmeye başladım. Sanki üzerimdeki yük dışarı çıkmaya çalışıyordu.
Bir anda hızlı hızlı nefes almaya başladım. "Elara iyi misin?" diye sordu Dorian şaşkınlıkla. İçimdeki duygu sıradan değildi. Ellerim ve dudaklarım titriyor, hava soğuk olmasına rağmen terliyordum. "İyiyim bir şey yok." dedim geçiştirip ayağa kalkarak. O an kalktığım gibi başım dönünce duvardan destek aldım.
"Elara n'oluyor sakin ol." dedi Dax hızla ayağa kalkıp kolumu tutarak. "İyiyim ben, abimin yanına gideceğim." dedim dayanma-ya çalışarak. "Saçmalama bu halde nereye gideceksin." dedi Aric ayağa kalkarak. "Duramıyorum burada, üstüme geliyor her şey." dedim yutkunarak. "Tamam gel bahçeye çıkalım." dedi Dax kolumdan daha sıkı tutarak. "Yüreyebilecek gibi hissetmiyorum. Abime gitmem lazım onu bırakamam o kadınla." dedim kolumu dayadığım yerden çekerek.
"Gel Adrian'dan öğrenelim o zaman, olmaz mı?" diye sordu Aric yüzüme bakarak. Başımla onayladım. "O zaman siz gidin ben kızlarla kalayım." dedi Aric Dax'a bakarak. "Tamam. Elara gel yavaşça." dedi diğer kolumuda tutarak. Gözlerimi açabiliyordum ama kendim yüreyebileceğimden emin değildim.Sınıftan ayrılıp aşağı inmek için merdivenlere yöneldik.
Aşağı indiğimizde Adrian başka yere odaklanmıştı. Kapıdan koridora geçtiğimizde gözleri bize döndü. "Elara iyi misin?" diye sordu hızla yanıma gelerek. "İyiyim. Abim nerede?" diye sordum kollarına sıkı sıkı tutunarak. "N'oluyor siz neden geldiniz?" diye sordu Dax'a bakarak. "Sınıfta fenalaşıyordu iyice, abimi görmek istiyorum dedi." diye yanıtladı. Kolumu hâlâ tutuyordu.
"Hayatım bir şey mi oldu açıklayabilirsin." dedi gözlerime bakarak. "Abim nerede?" diye sordum nefes almaya çalışarak. "İçeride çıkar birazdan. Lütfen böyle durma yukarı çık yalvarırım." dedi ikna etmeye çalışarak. "Hayır, çıkamam. Abimi burada bırakamam." dedim başımı şiddetle iki yana sallayarak.
"Elara iyi değilsin, lütfen durma." Başımı tekrar iki yana salladım. "İyiyim sorun değil." dedi gözlerinin içine bakarak. Ancak iyi hissetmiyordum. Abime olacaklar beni daha da korkutuyordu.
İçeriden ses de gelmiyordu. Başım daha da çok dönünce yere çökmek zorunda kaldım. "Ses gelmiyor içerden. Bir şey oldu." dedim kapıya odaklanarak. "Olmadı ben konuştuklarını duydum sakin ol." dedi yüzüme dokunarak.
"Güvenmiyorum o kadına hayır." dedim inkâr ederek.
"Ben gördüm kendi gözlerimle gördüm gayet iyi abin." dedi Adrian sakinleştirmeye çalışarak. "Adrian odaya giren ile çıkan kişi aynı olmuyor." dedim korkudan nefeslerimin hızının değişmesiyle. "Ellerin çok soğuk senin. Nasıl oldu bunlar bir anda?" diye sordu Adrian Dax'a dönerek. "Bir anda oldu. Siz gidince oturdu ağlamaya başladı korkuyla. Kalkarken bu hale geldi nefes alamı-yorum dedi." Adrian korkuyla bana baktı.
"Ağzından nefes almaman lazım. Burnundan almayı dene ağzından almak daha çok tetikliyor. Elara korkuyorum gerçekten." dedi elleri yüzümde gezinirken. Kendime biraz daha gelmiştim. Kafamı kaldırıp sadece bakındım. "Elara iyi değilsin sınıfa git ne olur." dedi ellerimi tutarak. "Hayır gidemem. Abimin çığ-lıklarını duyuyorum. İçindeki o küçük çocuğun çığlıklarını duyuyorum, kulaklarımda çınlıyor."
"Nasıl bir çığlık?" diye sordu şaşkınlıkla. "Bilmiyorum. Sanki babam ona zarar veriyormuş gibi." dedim başımı iki yana sallaya-rak. Adrian panikle Dax'a baktı. "Her zaman mı oluyor bu?" diye sordu Dax merakla. Başımla onayladım. "Her duyduğumda daha da tetikleniyorum. Sürekli kafamın içinde dolanıyor."
Adrian derin bir nefes verdi. "Tamam sakin ol. Ben çözümü bulacağım merak etme." dedi başıyla onaylayarak. "Nasıl olacak o." dedim şaşkınlıkla. "Bilmiyorum ama halledeceğim bir şekilde."
Adrian'ın dediği gibi burnumdan nefes aldım. Ancak aldığım her nefeste çığlıklar aklımda tekrarlanıyordu. Çığlıklara karşı dayanamıyordum
"Yok alamayacağım daha fazla." dedim pes eder şekilde. "Bir şey mi oldu?" diye sordu alçak bir tonda. "Çığlıklar tekrarlanıyor. Çığlık atıyor sürekli susmuyor. Onu dinlemek zorunda kalıyorum." dedim başımı iki yana sallayarak. "Ne anlatıyor o çığlıklar peki?" Biraz düşünüp dinlemeye çalıştım. "Ben hiçbir şey yapmadım. Çıkar beni buradan özür dilerim. Bana neden bunları yaşatı-yorsun diye şeyler duyuluyor." Başıyla onayladılar ikiside.
"Anlaşılan abinin travması aklında. Sende bir sıkıntı var mı?" diye sordu Dax yüzüme bakarak. Tam başımı iki yana salladığımda bağırış sesi duyduk. "Niye yaptın bunu diye soruyorum!" diye bağırdı içeriden biri. "Mecbur bıraktınız." diye yanıtladı birisi. Sesi abime aitti. Adrian hızla ayağa kalkıp kapıyı tıklatarak açtı.
"Konuşmamıza daldığının farkında mısın?" dedi müdür Adrian'a. "Arkadaşım içerdeyken onun güvenliği size gösterdiğim saygıdan daha önemli." dedi başını dik tutarak. "Devam edin." dedi Adrian kapıyı kapatarak. "Sakin ol bir şey olmamış sapasağlam." Bana dönüp yanıma oturdu. Rahatladığıma dair derin bir nefes verdim.
"Elara gerçekten iyi değilsin. Nasıl hissediyorsun şu an?" diye sordu Adrian. Sorduğu soru kulaklarıma neredeyse kısık sesle ulaştı. "Başım dönüyor. Ama iyiyim." dedim toparlanmaya çalışarak. Ancak ayağa kalkacak gücüm yoktu. "Elara korkuyorum gerçekten bizimle kalmaya çalış lütfen. Biraz dayan bizim için." dedi korkuyla. "Elara gel yukarı çıkalım." dedi Dax elini davatkâr tonda uzatarak. Soruya bir şey diyeniyordum çünkü her konuştuğumda daha da kötü oluyordum. "Abime iyi bak dikkat et lütfen." dedim kendimi konuşmaya zorlayarak. "Abin benimle bir şey olmayacak ona." dedi güven vermeye çalışarak. Dax'ın boşta kalan elini tutup kalmaya çalıştım.
Kalkmayı başardığımda etraf bir kez daha döndü. "Elara iyi olduğuna emin misin?" diye sordu Dax şaşkınlıkla. Başımı iki yana salladım. Yukarı doğru çıkarken demir kenarlıklardan destek almaya çalıştım. Çıktığım her adımda daha fazla tetikleniyordum. "Elara çok yorulduysan oturalım burada." dedi Dax dayanamayacağımı anladığında.
"Bilmiyorum," dedim çaresizce. "Bizimkilerden birini çağır."
"Tamam, sen sakin ol bekle burada." dedi Dax beni oturtuktan sonra. Hızlı adımlarla yukarı çıktı. Gelmesini beklerken oluşan sessizlik kulağımda o çocuğun çığlığını tekrarlattı. "Elara iyi misin?" diye sordu Aric önden gelerek. "Çığlığı duyuyorum hâlâ." dedim konuşmaya çalışarak. "Tamam sakin ol nefes almaya çalış." dedi yanıma eğilerek. "Çıkabilecek misin yukarı?" diye sordu emin olmak için."Çıkabilirim. Lütfen uzaklaşalım buradan." dedim ayağa kalkarak. İkiside elimi tutup yukarı çıktık. Son merdivende olmamız bizim için avantajdı. Yukarı ulaştıktan sonra hızla sınıfa doğru ilerledik. Hızla yürümem riskli olsa da yürümeyi başarmıştım.
Ve sınıfa ulaştığımızda hepimiz soluk soluğa kalmıştık. "Elara." dedi Dorian beni görür görmez sarılarak. Kollarımı bedenine doladığımda kendimi huzurlu hissedebilmiştim ama yaşadığım sorun için aynısını söyleyemiyordum. "İyi misin? Çok meraklan-dık senin için." Sesinde korku vardı. Kelimeleri ağzından sanki her an tetikteymişçesine çıkıyordu.
"İyiyim merak etme." dedim ağzımdan kelimeleri çıkarmaya çalışarak. "Adrian ne dedi bu ara?" diye sordu Aric fısıltıyla. "Gel otur." dedi Dorian, kollarımdan gülümseyip ayrıldı. Yavaş adımlarla masanın önündeki banka oturdum. "En son müdür Lucian'a bağırmıştı niye kırdın camı diye. Adrian'da hızla içeri girip kontrol etti ama sıkıntı yoktu." dedi Dax sessizce açıklayarak. Bağırış... Çığlık... Korku çığlığı...
Kafamın içerisinde hâlâ çığlıkları duyuyordum. Ben hiçbir yapmadım annemi korudum sadece. Bir daha yapmam söz çıkar beni.
"Aklımdan çık lütfen, çık." diye fısıldadım kendi kendime. "Bir şey mi oldu?" diye sordu Dorian bana dönerek. "Yok hayır." dedim başımı iki yana sallayarak.
"Yüreyebiliyorsan lavaboya gidelim mi?" diye sordu Isolde dizime elini koyarak. "Olur deneyelim." dedim nefes almaya çalışarak. Yavaş bir şekilde ayağa kalktım. Başımın dönmediğin-den emin olduğumda bir adım attım. Attığım adım başımın dönmesine sebep olduğunda neredeyse kendimi kaybedecekken Isolde kolumdan yakaladı. "Sakin ol. Panik yapmamaya çalış."
"Dikkatli olun, iyi gözükmüyor Elara." dedi Aric Isolde'ye bakarak. "O iş bende sıkıntı yok." diye yanıtladı Isolde göz kırparak.
Bir anda bedenim hızlı hızlı nefes almaya başladı. "Lütfen gidelim başım dönüyor." dedim Isolde'nin koluna tutunarak. "Tamam sakin ol." dedi kolunu omzuma atarak. Aric ve Dax geçmemiz için kenara çekildiler. Koridora çıktığımızda gerginliğin esintisi üzerime geldiğinde rahatladığımı hissettim. "İyisin, iyisin. Sorun yok. Yapabilirsin sen. Dayanırsın." dedi beni ayakta tutmaya çalı-şarak. "O müdüre..." dedim ancak nefes nefese kaldığımı hissettiğimde istemesemde duraksadım. "Şunu söylemek istiyorum..." Nefes alıp devamını getirmeye çalıştım. "Ne yaparsa yapsın, bizi asla yenemez. Ölmeyeceğim. Onu yeneceğim." dedim anlatmayı başararak. "Tamam sakin geldik." dedi kapıyı açarak.
Yavaşça ileri doğru ilerleyip musluğu açıp ellerimi altında tuttum. Soğuk su sayesinde biraz olsa da rahatlamıştım.
"Rahatladın mı?" diye sordu yanıma geçerek. Başımla onayladım.
"Hâlâ bizimlesin. Unutma bunu sakın. Bizim için, abin için, Adrian için hayattasın." dedi gülümseyerek. Sizin için hayattayım.
"Abin de zaten birazdan aramıza katılacak. Adrian'la beraber güvenle gelecekler. Ayrıca abinin yanında Adrian varken o kadın onlara elini dahi kaldırmaya korkar, emin ol." dedi vurgulayıcı tonda konuşarak. Anlattıklarının doğru olduğunu aklıma kanıtla-maya çalıştım. Aklım bir yandan da abimin çığlıklarını hatırlatıyordu. "Abimin çığlıklarını duyuyorum. Bu gece attığı çığlık çok kötüydü ve bu içimde bir his bıraktı." dedim musluğu kapatarak. "Nasıl bir his?" diye sordu merakla. Biraz düşünüp cevap aradım. "Sanki... Kalabalık ortama kendi sesini duyurmaya çalışırsın ya, ama seni kimse duymaz. O kalabalığın sesiydi ben ise o kalabalığı susturmaya çalışan sestim." dedim gözlerine geri dönerek.
"Anladım. O sesleri susturmak bazen kolay olmuyor elbette. Ama eğer kafanı o seslere vermemeye çalışırsan belki başarabilirsin. Deneyebilir misin?" diye sordu başıyla onaylayarak.
"Bilmiyorum. Başarmaya çalışıyorum ama ne olursa olsun dört duvar arasında o çığlıklar yankı yapıyor. Hiçbir şey yapamıyorum.
Susturmaya çalışıyorum kafamı başka yerlere vermeye çalışıyo-rum ama o arka planda tekrarlanıyor." dedim kendimden emin olamayarak. "Bu durum sanırım abinin çektiği acıların sende iz yapmasından kaynaklı. Onun ne çektiğini anlayabiliyorsun, hisse-debiliyorsun. Kardeşlik bağlarınız çok güçlü." diye yanıtladı biraz düşünerek. "Birbirimize düşkün olduğumuz doğrudur." dedim gülümseyerek. "Tartışmamıza rağmen." diye ekledi söylediğimin üzerine. "Evet tartışmamıza rağmen." diye düzelttim söylediğimi.
"Madem birbirinize çok düşkünsünüz, o zaman sınıfa gidip gelip gelmediklerini kontrol edelim." dedi neşeli tavırlarıyla. Gülümseyerek başımla onayladım. Yavaş adımlarla sınıfa ilerlerken içimdeki hissi taşıyamıyordum. Umarım abim dönmüştür. Sınıf kapısından içeri girdiğimde gözlerim ilk onu aradı ve buldu. "Abi." dedim şaşkınlıkla koşup sarılarak. Onu burada görünce o kadar şaşırmıştım ki kalbim küt küt atıyordu. "İyi misin, çok korktum senin için." dedim ağlamamak için yutkunarak. "İyiyim Elara'm. Bir şey olmadı merak etme." dedi abim kendinden emin olarak. Sesini duyduğum anda gözlerimden bir yaş düştü.
"O kadın sana bir şey yapacak diye her dakika aklımı kaybedi-yordum." dedim iç çekerek. Başını omzumdan kaldırıp ellerimi tuttu. "Benim yanımda sen oldukça ben kendimi hiçbir zaman kötü hissetmem, mümkün değil." dedi gözlerime bakarak. Mutlulukla gülümsedim. "Elara daha iyi misin?" diye sordu Adrian bana bakarak. "İyiyim." dedim içimdeki duyguları tatmaya çalışarak. "N'olmuş ki?" diye sordu Lucian Adrian'a baktıktan sonra şaşkınlıkla bana bakarak. "Seni göremediği için fenalaşmıştı biraz." diye yanıtladı Aric benden önce cevap vererek.
"Nasıl ya?" Direkt lafa girmeye kalktım ancak başım birden gene dönmeye başladı. "Önemli bir şey olmadı iyiydim." dedim şu anki acımı gizlemeye çalışarak. Abim yalan söyleyip söylemediğimi ölçmek için bir süre gözlerime baktı. Ancak başım tekrar tekrar döndüğünde dayanamayacağımı fark ederek koluna tutunup destek aldım.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu hızla koluna bakarak. "Hayır olmadı." dedim gözlerine bakarak. "Emin misin?" diye sordu kolumu
tutarak. "Evet." diye yanıtladım kısaca. "Elara'nın normalde bir rahatsızlığı var mı?" diye sordu Aric şaşkınlıkla. Cevap vereme-yecek gibi olduğumda abime baktım. "Ne gibi?" diye sordu merakla abim. "Ne bileyim, panik atak gibi." Abim biraz düşünerek tekrar bana baktı. "Yok. ilk defa oluyor." dedim Aric'e bakarak. "Nasıl hissediyorsun şu anda?" diye sordu Adrian biraz daha bana doğru yaklaşarak.
Yutkunarak "Bilmiyorum, başım dönüyor boğulacakmışım gibi hissediyorum." dedim. "Sakinleşmen lazım tutun bana. Ağzından nefes alma ama çok daha kötü yapar." diyerek yönlendirdi beni Adrian. Her adım atmaya kalktığımda sanki daha kötü olacakmışım gibi bir kuşku vardı içimde. "Bir dakika." dedim nefesimi toparlamaya çalışarak. "N'oldu?" diye sordu abim yüzüme bakarak. Göğsümde bir baskı aniden tekrar kendini hatırlattı.
"Hissediyorum." diyebildim sadece. "Neyi?"
"Kalbimdeki ağrıyı." Abim elini kalbime götürüp kalp atışlarımı dinledi. "Normal mi bu atışlar?" diye sordu Adrian'a bakarak.
Adrian elini kalbime koyduğunda istemeden daha da heyecanlandım. "Elara iyiyim diyorsun bir de ya, gel." dedi başını iki yana sallayarak. En sonunda yere oturduğumda üstüme rahatlık çökmüştü ama acı kendini gizlemememişti. Adrian'da benimle oturup ellerimi tutarak destek olmaya çalıştı. "İyi misin biraz daha?" diye sordu yüzüme bakarak. "Korkuyorum hâlâ. İstemeden oluyor ama bir şey var sanki..." dedim kafamdaki sesten emin olmaya çalışarak. Bir süre sessiz kalıp hepimiz farklı farklı düşüncelere daldık.
Dışarıdan içeri çöken karanlık, sınıfta çok farklı bir atmosfer oluşturuyordu. Sıcak olmasına rağmen bedenim soğuk havayı stres sayesinde hissedebiliyordu. Oturduğum andan beri sanki zihnim susmuş ellerim soğukluğunu hissettirmeye çalışıyordu.
Şu on beş dakika içinde kendimi daha sakinleşmiş buldum. Abim stresle ayakta dolanıp bir şeyler düşündü. "Ya bu durum daha kötü olsaydı?" diye sordu bana bakarak. Abimin söylediğine kimse net bir cevap vermediğinde devam etti. "O kadın seni bu duruma düşürmüş olabilir mi?" diye sordu şüpheyle tekrar yüzüme bakarak. Bu soruya cevap veremediğimden bizimkilere bakıp fikir belirtmelerini bekledim. Aria biraz düşünüp geri abime döndü. "Ne olabilir?" En son neler olduğunu düşündüğümde bunun şüpheli bir durum olup olmadığı konusunda kararsız kaldım. "Bilmiyorum. Yemeğe zehir katmış olabilir mi?"
"Ama hepimiz aynı şeyleri yedik. Böyle bir şeyin olması mümkün değil." dedi Livia inkâr edercesine. "Stresten kaynaklı olabilir. Olaylar fazla ağır gelmiş olabilir. Üstelik mektup olayından sonra bu tarz gelişmelerin yaşanması stresi ciddi şekilde arttırır.
"Şu an nasıl hissediyorsun Elara?" diye sordu Dax yüzüme bakıp hissettiklerimi tartmaya çalışarak. "Biraz daha iyi hissediyorum." dedim, ne hissettiğimi ayırt etmeye çalışarak.Adrian iyi olduğumu anlamak amaçlı ellerimi kontrol etti. "Biraz ısınmış elleri, yavaş yavaş sakinleşiyor." dedi ellerimi daha da ısıtarak. Artık rahat nefes alabildiğimde başladığımda bir anlığına omzumdaki yüklerin hafiflediğini fark ettim. Ancak yalan olduğunu bilsem bile kanıtlayamazdım. O yükler her ne olursa olsun en kötü zamanda var olduğunu hatırlatıyordu. Perde ani hareketlerle hareket edince içimize bir ürperti çöktü.
"Biz ne yapacağız ya? Soğuktan donacağız burada." dedi Dorian çaresizce kollarını bedenine sararak.
"Diğer sınıfa geçelim bence, ne yapacağız burada? Soğuktan ölürüz burada, camın kapanma gibi bir çözümüde yok." dedi Isolde camı işaret ederek. "Yürüyebilecek gibi misin Elara?" diye sordu Aric bana bakarak. Biraz düşünüp net cevap aramaya çalıştım. "Sanırım evet." dedim duygularımdan pek emin olamayarak. Yavaşça ayağa kalkmaya çalıştığımda hiçbir şey hissetmiyordum. Öne doğru küçük adımlar atarak hislerimi tartmaya çalıştım. Başımdaki küçük yük dışında pek bir şey hissetmiyordum. "İyiyim bir şey hissetmiyorum şu an." dedim başımı iki yana sallayarak. Adrian bunu duyduğunda ayağa kalkıp sağ kolunu bedenime doladı.
"Gene de tedbirli olalım da." dedi Lucian başıyla hafifçe onaylayarak. "Eskisinden daha iyi duruyorsun sanki." dedi Dax gülümseyerek. Başımla yavaşça onayladım. "Bunları da alalım." dedi Livia yerdeki üç battaniyeyi işaret ederek. Livia bizden önce iki battaniyeyi birden aldı. Aric, Livia'nın elindeki battani-yeleri vermesi için ellerini uzattı. "Ben taşırım." dedi gülümse-yerek göz kırptı. "Ben artık taşıyacak durumdayım gerek yok." diye yanıtladı Livia gerçekleri açıklarmış tonda. "Evet öylesin ama karşında sana canını verebilecek biri varken fazla üsteleme bence." dedi fısıldarmışçasına. "Demek öyle," dedi Livia gülerek. Aric başıyla onayladı. "Al bakalım o zaman bana canını verebilecek yakışlı çocuk," diye devam etti o da aynı şekilde göz kırpıp battaniyenin ikisini de elini tutuşturdu.
"Madem yardım etmek istiyorsun buyur." diyerek devam etti.
"Yardım etmek benim için onurdur. Hatta en büyük onurum ne, biliyor musun?"
"Ne?
"Kalbine dokunabilmek."
Bir süre ikisinin konuşmalarını bölmedik hatta kulak misafiri olduk. Aramızda gülüşürken biraz fazla ses çıkardığımız için dikkatleri dağılıp bize baktılar. "Hayırdır canlar bir sorun mu var?" dedi Aric gülümsemesini bozmadan. "Yok canım siz keyfini-ze bakın." dedi Isolde gözlerini, eliyle onlara doğru kapatarak. "Bu kadar aşk size yeter hadi gidelim artık." dedi Aria ellerini çırparak. Aric aşk dolu sohbetlerini yarıda bırakan Aria'ya garip bir bakış attı.
Aria bunu fark ettiğinde gülmeden duramadı. Aric Aria'ya bakışlarını bozmadan ona doğru ilerledi. "Canım kardeşim," dedi Aric kolunu Aria'nın omzuna atarak. "Şu an sırası mıydı mesela sohbetimizi bölmek için. Şurada dünyada gördüğüm en güzel kızla sohbet ediyorum niye bölüyorsun?" diye devam etti.
"Bölmem lazımdı çünkü donuyoruz. Sonra devam edersiniz." dedi kendini savunurcasına. Aric kolunu Aria'nın omzundan çaresizce çekti. "Yarım kalmıştı ama ya." dedi, bize arkasını döndü ve kapıya doğru ilerledi. Bizim yürümediğimizi fark ettiğinde bize döndü. "Hani gitmemiz lazımdı? Bizim aşk sohbetimizi böldünüz madem gelin o zaman." dedi çaresiz bir şekilde kapıyı işaret ederek. Ona tebessümle gülümseyerek kapıya doğru ilerledik. Isolde yerdeki kalan son battaniyeyi de alarak kapıya ilerledi. Koridora çıktığımızda sınıftaki soğuk havanın buraya geçtiğini sezdim.
No:13 hemen sağ çaprazımızdaydı onun karşısında No:12 vardı. Bizim karşımızda ise No:10 vardı. Hepimiz adımlarını No:13e yönelttiğinde tereddüt etmeden o tarafa doğru ilerledim.
Önümüzde Dax, Isolde ve Aria vardı. Üçü de sınıfa ilk adımını attığında etrafa bakındı. "Burası olur." diye bilgilendirdi Dax. İçerisi havasız dursa da en azından soğuk yerden durmaktan daha iyidir diye düşündüm. Sınıfın içini kontrol etmek için adımlarımı attım. Etrafa dikkatlice göz gezdirip uygun olup olmadığını tespit etmeye çalıştım. Burası bizim için son derece uygun görünüyordu. Diğerleri de benim arkamdan gelirken dikkatimi bozmadan aramaya devam ettim. "Sorun yok burada." diye cevap verdim etrafı kontrol etmeye devam ederek.
Aric ve Livia cam tarafına battaniyeleri bırakırken güneşin yavaş yavaş doğduğunu fark ettim. Zaman nedense çok hızlı geçiyordu ve bizde bu zamanın hızına yenik düşüyorduk. Sınıfların birbirinden çok farkı olduğu söylenemezdi. Tek fark bazılarında yatak olmasıydı. Bizim sınıfta bu yoktu ama bir şey de değiştirmezdi.
Dax etrafı kontrol etmeye devam ederken sınıfın hava alması
için en sağdaki pencereyi açtı. Dışarıda güneş açmaya başlasa bile havanın soğukluğu sınıfa giriyordu. Hepimiz sınıfın içinde bir şey demeden dolanıyorduk. "Burada da bir şey yok." dedi Dori-an dikkatini çeken dolabı açıp içini kontrol ederek. Yorulduğumu hissettiğimde sınıfın tam ortasında duran masanın yanlardaki oturma yerine oturdum. Bu kadar çabuk yorulmak normal değildi
çünkü hiçbir şey yapmamıştım. Sınıfta dolanmak dışında.
"Biraz erken mi yoruldun sanki." dedi Adrian, gülümseyerek yanıma geldi. "Bilmiyorum ya. Niye böyle oluyor ki?" diye sor-dum ona bakarak. "Çok fazla stres yapıyorsun. Abine bir şey olacak korkusuyla yaşadığın o yıkılışın her şeyi anlatıyor." dedi elimi tutarak. Gözlerim dikkatini bir anlığına camın önünde duran Aric ve Livia'ya verdi. Birbiriyle şakalaşıp omuzlarına vuruyorlardı. İçimden ne kadar tatlılar diye geçirdi. Gerçekten de öyleydi. İkisinin de bakışlarında birbirine anlatmaktan çekindiği gizli bir aşk vardı.
Gülümseyerek onları izlemeye devam ettim. Aralarındaki konuşmayı gizlice dinlemeye çalıştım. "Ya madem centilmenliğini göstermek istiyorsun o zaman sahneyi sana bırakıyorum." dedi Livia iddialı bir şekilde gülerek. "Sende seyirci misin?" diye sordu Aric sırıtarak. "Hayır. Senin centilmenliğine en güzel tepkileri gösterecek jüriyim," dedi Livia, gülerek karşı çıktı. "Sahne senin." diye devam etti sırıtarak elini uzatıp. Aric eline ve Livia'ya sinsi bir bakış attıktan sonra elini tutarak küçük bir öpücük kondurdu. Gözlerim âdeta dizi izlerken en beklenmedik sahneye yakalanmış gibi açıldı.
Diğerleri de hızla sessizliğe bürünüp onların aşklarına bir kez daha şahit oldular. Onlar ise bunu hâlâ fark etmemişti. "Bir dakika, nesiniz şu an siz!" dedi Dax şaşkınlıkla. Hepimiz Dax'a baktıktan sonra Aric ve Livia'ya döndük. Onlardan istediğimiz cevabı bekliyorduk. Bir süre sınıfa sessizlik çökünce çok kez içimden istediğimiz cevap gelsin diye geçirdim.
"Ne olacak canım? Bir şey değiliz." dedi Livia bize bakıp yavaşça elini çekerek. "LÜTFEN OLDUK DEYİN." diye haykırdı Dax. Aric ve Livia, bahsetmekten çekindikleri bu aşk karşısında birbirlerine yenik düşecek gibilerdi.Açıklayın lütfen." dedi Isolde yalvarırcasına. Aric ve Livia birbirlerine çaresizce baktılar. Açıklayıp açıklamamak arasında gidip geliyorlardı. Gözlerinden kimin açıklayacağını tartışıyor-lardı. Dax bunu fark etmiştiki direkt açıklamaya koyuldu. "Tamam madem açıklayamıyorsanız şöyle yapalım; aynı anda açıklayın. Sonuçta aynı şeyleri açıklayacaksınız. Hazır mısınız?" diye sordu ikisine bakarak. Tekrardan birbirlerine kısa süreliğine baktıklarında Dax'a döndüler. "Ben geri geri sayacağım, sizde bir dediğimde açıklayacaksınız." dedi Dax heyecanla. "Oğlum direk söyleseler daha mantıklı değil mi?" diye sordu abim gülerek Dax'a bakarak. "Bak heyecanı kaçırıyorsun Lucian dur. Heyecanlı bir andayız şu an olmaz." diye karşı çıktı Dax Lucian'a bakmadan. "Tamam sustum." Dax ikisine de göz gezdirdikten sonra saymaya başladı.
Aric ve Livia'da çok heyecanlı görünüyorlardı. Sonuçta gerçeği açıklamak onlardaydı. "Üç... iki... bir..."
"Senden hoşlanıyorum!"
"Senden hoşlanıyorum!"
Hepimiz bir anda alkışlamaya başladığımızda onların heyecanlarına ortak olduk. Arkadaki güneşin doğuşuyla onların heyecanla-rının artışını görmek bizim için çok özeldi.
Livia ve Aric'in bakışlarından üzerlerindeki ağır yükün kalktığı okunuyordu. Gerçekten de öyleydi. Şu an birbirlerine karşı nasıl davranacaklarını bilmeyen bir çiftin hikâyelerinin başlangıcına tanık oluyorduk.
"Oldunuz artık. Birbirinize sarılmak yok mu?" dedi şaşkınlıkla Dorian. "Nasıl davranacağımızı bilmiyoruz çok şaşkınız." dedi Aric Livia'ya bakarak. "Sarılabilirsiniz artık! Manitasınız sonuçta!" dedi Dax neşeli bir şekilde.
"Biraz zamanlara ihtiyaçaları var Dax. Bir anda ne yapmalarını bekliyorsun?" dedim ayağa kalkıp elimi omzuna koyarak. İkisine tekrardan bir göz attıktan sonra bana baktı. "Ama senaryoyu ben yazacağım değil mi?" diye sordu küçük çocukmuş gibi izin alarak. "Tabii tabii o iş sende." dedim, elimle omzuna desteklercesine vurarak göz kırptım. İkisine tekrar baktığında bu sefer sinsi bir bakış atmıştı. "Aklından kim bilir neler geçiyor." dedi Aric, sanki "yandık" demeye çalışır bir tavırla.
Dax başıyla onaylayarak tavırlarını değiştirmeden, "Hem de daha önce hiçbir senaristin aklına gelmediği şeyler var aklımda." diye yanıtladı Aric'in sorusunu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18