6. bölüm · ZİL SUSUNCA
-6. BÖLÜM-GECE OPERASYONU
Kafamdaki düşünceleri susturmayı başarmıştım. Susturmak zordu ama başardım. Derin nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. On altıncı sınıfa geçtik. İçim hala huzursuzdu. Bu şekilde her şey nasıl yoluna girecek bilmiyordum.
"Arkadaşlar şimdi ne yapacağız?" diye sordu Adrian merakla. Herkes bu konuda kararsızdı. Yanıt olarak Aric cevap verdi. "Bence önce oturalım. Daha sonra bir şeyler düşünelim veya bir şeyler konuşuruz." Herkes bu fikiri uygun buldu.
"Oturalım o zaman." dedi eliyle masayı işaret ederek.
Yavaşça masaya doğru ilerledik. Aklım ve kalbimin içindeki huzursuzluktan dolayı artık birbirine karşı inkâr etmiyordu. Olacakları düşünmekten konuşacak gücü yoktu ikisininde.
Konuşmamaları daha iyiydi yoksa bu konuda daha da tedirgin olabilirdim. Oturduktan sonra kimse tek laf etmedi. Kalbim tıkır tıkır atıyordu. Aklım düşünmekten durmuştu.
Abim her zamanki gibi yanıma oturmuştu. Yorgunluktan kafamı abimin omzuna yatırdım. Karşımda Adrian duruyordu. Bir yere odaklanıp bir şeyler düşünüyor gibi duruyordu. Sessizliği bozan tek şey gıcırtılı kapı sesleriydi. Koridordan kapı gıcırtısı duyduğumda irkildim. "Arkadaşlar biz ne yapacağız? Aria ve Livia ortalıkta yok." diye soordu Aric dik durarak. Hepimizin kafası binlerce soruyla doluydu. Livia umurumda değildi ancak Aria benim en yakın arkadaşlarımın arasından biriydi. Koridordan ayak sesleri duyuldu.
Hepimiz sadece o sese odaklandık. Ses gittikçe artıyordu.
Herkesin duyabileceği şekilde derin nefesler alıp veriyordum. Hepimiz birbirimize şaşkınlıkla bakıyorduk. Adrian hızla ayağa kalktı. Hızla kalktığına göre bir şey olmuştu.
Korkudan elim ayağım titriyordu. "Adrian ne oldu?" diye sordu Aric fısıltıyla. "Sese bakacağım." diye yanıtladı sessizce. Korkuyla sadece Adrian'ı izledim. Bacağım şiddetle korkudan titriyordu. Adrian kafasını kapının dışına doğru uzaltıp etrafı inceledi. Nefes atışlarım daha da artıyordu.
Dorian endişeyle bana baktı. Nefes atışlarımı fark etmiş olmalıydı. "Durum ne abi?" diye sordu Dorian telaşla.
Adrian kafasını hızla bize çevirdi. "Sessiz olun koridorun sonunda biri var ama kim olduğunu anlamadım." Herkes şaşırıp kalmıştı. "Gözükmüyor mu?" diye sordu Lucian fısıltıyla. Adrian tekrar koridora baktı. "Hayır biri var ama gözükmüyor." Titreyen elimi masaya koydum. "Nasıl birine benziyor peki?" diye sordum hırıltılı bir sesle. Adrian düşünmek için biraz bekledi. "Üstüne kırmızı ışık vuruyor, dik bir şekilde duruyor ve sadece bu tarafa bakıyor."
Aric hızla ayağa kalkıp Adrian'ın yanına geçti. "Nerede?" diye sordu etrafa bakarak. "Koridorun sonuna bak kırmızı ışığın altına." Aric Adrian'ın bahsettiği yere baktı. "Tehlikeli gibi duruyor." Ardından bize döndü. Yavaş ve sessiz adımlarla masaya doğru yürüdü. "Buraya doğru geliyor." dedi Adrian hızlı adımlarla yanımıza gelerek. Adrian karşıma oturup gözlerimin içine baktı. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. "Elara iyi misin?" diye sordu. Başımla onayladım. "Gözlerinden anlıyorum Pembe Gölge. Gözlerindeki endişeyi, korkuyu görüyorum." Elimi sıkıca masadan kaldırıp tuttu. "Bu soğuk eller, sen konuşmasanda her şeyi anlatıyor. Senin ellerin her zaman sıcaktır." Kalbim artık konuşmaya başlıyordu. Bir şey var maalesef. Korkutan bir şey var. Bir şey olacak. Aklın bu konuda yanılmıyor. Bir şey olacak ama korkunç bir şey. Kalbim artık aklıma katılıyordu. Sessizce bu kırmızı gölgenin gelmesini bekledik. Sınıf o kadar da aydınlık değildi. Ses bize doğru yaklaşıyordu. Nefes artışımı korumaya çalıştım. Ama olmadı. Kapıda o kişi belirdi. Gelen kişi Aria'ydı ama aynı zamanda tanınmayan biri gibiydi. Şaşkınlıkla sadece onu izledim. Üstünde kan lekesi yoktu. O zaman merdivendeki kan lekesi kime aitti? Önümde bütün seçenekleri sıraladım. Ya hizmetçilerden birine aitti yada Livia'ya. Aric kardeşini görünce şok olmuştu.
Saçları dağılmış, kolları kızarmıştı. "Aria iyi misin?" diye sordu şaşkınlıkla. Aria başını iki yana salladı. Yanımıza yaklaşarak bize kollarını uzalttı. Şaşkınlıkla kollarını inceledim. Anlaşılan bu kendi kendiliğinden olacak bir şey değildi. "Kim yaptı sana bunu?" diye sordum yüzüne bakarak. Yutkundu. "Livia." Duyduğum şey karşısında şok olmuştum. O kız ciddi anlamda bir kere daha elimde kalacaktı. Sevdiklerime zarar verilmesi en nefret ettiğim şeydi. Aric stresli bir şekilde ayağa kalktı ve kardeşinin kollarını sıkıca tuttu.
Aria acıdan yüzünü buruşturdu. Aric yüzündeki acıyı fark edip kollarını sakince sıkmadan tuttu. Sinirle ayağa kalktım ve Aria'nın yanına geçtim. Saçlarını yavaşça düzelttim. Titreyen ellerim kızın saçları arasında geziniyordu. "Ne zaman, nasıl yaptı bunu ve nerede oldu?" diye sordum titreyen bir sesle. Aria kollarına baktı. Cevap vermeyecek durumdaydı.
Adrian yanıma gelip elini omzuma koydu. Sakince Aria'yı bekledim. "Aria." diye seslendim. "Sana bunu ne zaman, nerede ve nasıl yaptı diye soruyorum."Sesim anlaşılan sert çıkmıştı. Adrian kulağıma eğilip "Sakin ol Pembe Gölge. Kızın acısı var konuşamaması normal, sakin bir dilde konuş." diye fısıldadı. Adrian'ı dinledim. Tekrar Aria'ya dönerek "Aria sesim sert çıktığı için özür dilerim ama oradaki olanları bize anlatmaktan korkma. Her zaman seni koruyacağız ve yan-ındayız. Sesim sert çıkmış olabilir evet ama kontrol edemedim. Tekrar özür dilerim. Bize orada olanları anlatmaktan korkma." dedim ve Aria'nın elini tuttum. Derin bir nefes aldı. Konuşmasını umut ettim. Kendimi sakinleştirmeye denedim. "Bir saat önce falandı sanırım." diye yanıtladı boğazını temizleyerek. Konuşmasını devam etmesine izin verdim."Giriş kattaydık. Bana benimle gel dedi ve giriş kata indirdi. Yüzü kızarmıştı. Neden beni buraya getirdin diye sordum. Aşağı benimle gel dedi. Bende karşı geldiğimde kollarımdan çekmeye başladı. Bir kaç kez çırpındım. Kaçmayı başarmıştım. Bu kata kadar geldiğimde arkamda değildi. Rahatlayıp koridorun sonunda sessizce kaldım. Acıyı içime çekmeye çalıştım." Anlayışla başımı salladım. "Anladım. Şu an nerede olduğunu biliyor musun peki?" diye sordum sakin bir tonla.
Biraz düşündü. Başını iki yana salladı. Tek şansımızı kaybetmiştik. "Tamam ama senin sakinleşmeye ihtiyacın var. Oturalım ayakta kalmamalısın." diyerek ayağına baktım.
Korkudan titriyordu. Aric kardeşinin kolundan yavaşça tuttu ve oturtması için masaya yönlendirdi. Onlarla beraber bende oturdum. Abimin omzuna doğru başımı koydum. Uyanmama sebep olan şey sarsılmaktı. Etrafıma baktım ve beni etkilen şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Beni sarsan abimdir dedim ve tekrar uyumaya çalıştım. Ancak yalnızca ben hissetmemiştim. Sarsıntı artmaya devam etti. Gözlerimi açıp, başımı abimin omzumdan kaldırdım ve etrafıma baktım. Deprem oluyordu. Hepimiz hızlıca ayağa kalktık. Hızlı kalktığım için başım dönmüştü. Abime tutunup dik kalmayı denedim. Ancak deprem o kadar güçlüydü ki dik durmamı engelliyordu. Her an her hareketimizde bizi yere düşürebilirdi. "Arkadaşlar acil bir şey yapalım. Kimse anons yapmıyor!" diye bağırdı Adrian. "Çıkmamız lazım buradan!" diye bağırdım. Etrafı iyice inceleyip kaçacak delik aradım. Ancak sınıfın içinde kaçabileceğimiz bir delik yoktu. Ve bir anda sarsıntı kesildi. Hepimiz yere düşmekten kurtulduk. Ancak her ihtimale karşı önlem almalıydık.
"E bu durdu şimdi napacağız? Burada durmak tehlikeli." diye düşündü Isolde. Aklıma yapabileceğimiz önlemleri almak geldi. Ancak benim aklıma önlem yerine bir kişi geliyordu. O da Livia. Ona bir şey olmuş mudur? Depremi hissedip yanımıza neden gelmedi? Ya başına bir şey geldiyse? Kendine ne yapmış olabilir. Önlem yerine bu soruların cevaplarını düşünmenin daha önemli olduğunu düşündüm. Kafamı bu sorularla doldurmaya başladım. En alt kata mı inmişti? Tehlikeli alandamıydı? En kaltta olsa alarmın çığlıkları duyulurdu. Aklıma başka seçenek gelmiyordu. "Arkadaşlar Livia'da ortada yok. Depreme yakalanmış olabilir mi?" diye sordum stresle. "Arasak mı acaba?" diye sesli bir şekilde düşündü Dax. Kafamdaki soğuk düşünceler yüzünden tek kelime bile edemiyordum. "Nereyi arayabiliriz ki?" diye sordu Aric. Düşüncelerim bütün bedenimi yıkmıştı. Ayakta durmakta zorlanıyordum. Düşünceler üstüme her saniye bir ton yük olarak doluyordu. Ayaklarım dengesini kaybetmek üzereydi. "Abi." diye seslendim titreyen bir sesle. Abim kafasını hızla bana doğru çevirdi. Dengede durmak için masadan destek almaya çalıştım. Kalbim kulaklarımda atıyordu.
Livia ortalıkta yok. Başına bir şey gelmiş olabilir. Ya kötü bir şey olursa? Kurtulamazsa? Aklım konuşmaya başladı. Kalbim ise bu konuları kaldıramıyordu. Kalbimin bunları duymazdan gelmesi gerekiyordu. Çünkü kalp atışım bu bağırışları duydukça daha da şiddetleniyordu. Elimi kalbime götürdüm. Sadece beni dinle. Onun düşüncelerini aldırma. Yok say. Duymazdan gel. Livia bulunacak. Sağ salim karşımızda duracak diye bağırdı kalbim aklımdaki sesleri duymamı engelleyecek yükseklikte. Bana odaklan. O yalan söylüyor. Şu an hayıflanma vakti değil. Üzülmek yerine sakin plan yap. Kafanı bana ver Elara. Topla kendini. diye seslendi küt küt atarak. Kalbimi dinleyerek toparlanmaya çalıştım. Kalbim doğru söylüyor. Toparlanacaktım. Çünkü ben buydum. Hak ettiğimi yapacaktım, yaşayacaktım, yaşatacaktım. O benim her ne kadar düşmanım olsa bile onu yüzüstü bırakıp hayatını tehlikeye atmasına izin vermeyecektim.
Sakinleş Elara. Düşmanın olsa bile yardım et. Aklına saçma fikir gelse bile paylaş. "Aslında müdürün odasına gizlice girip kamera kayıtlarına bakıp arayabiliriz." diye ekledim dengemi toparlayarak. "Mantıklı fikir aslında," diye sesli bir şekilde düşündü Adrian. "Görev ayrımı yapalım. İki veya üç kişi hocayı oyalasın, iki kişi bilgisayar başında kamera kayıtlarını incelesin." diye devam etti sınıfın içinde dolanarak. "Diğerleri nerede bekleyecek?" diye sordu Aric ekleyerek.
Adrian'dan önce davranıp cevap verdim. "Hepimiz olayda olmamalıyız. Büyük bir hata yaparız o zaman. Bu yüzden Adrian'ın dediği gibi yapalım. Diğerleri bir yerde beklesin. Yalnız eğer yanlış bir hareket yaparsak hoca şüphe duyabilir. Bu yüzden bir şey belli etmemeliyiz. Planımızı oluşturup harekete geçmeliyiz."
"O zaman şöyle yapalım. Lucian, Aric ve Isolde siz hocayı oyalayın. Biz Dax, ben, Elara bilgisayar odasına girelim. Dorian ile Aria bizi bir oda da beklesinler. Yapmaktan korkan varsa katılmayabilir." diye ekledi Adrian planı anlatmaya başlayarak. Kimse itiraz etmemişti. Kafama tüm planı yerleştirdim. "Kişi kadromuz hazırsa göreve geçelim. Bence şu şekil güvenli olacağını düşünüyorum. Önce eğer müdür
odasındaysa Abim, Aric ve Isolde müdürü dışarı çıkartsınlar. Onlar oyalarken bizde bunu fırsat olarak algılayıp harekete geçelim. Ben bilgisayar işlerinden tam anlamam ama gözlem konusunda gayet iyiyim. Umarım ikinizden biri bilgisayar kullanmayı biliyordur. Bu plana sadık kalırsak her şey yolunda gider. Ama hiç birinizin yüzü bembeyaz olmamalı. Her bir hareketimiz işin gerçek yüzünü ortaya çıkartır. Bu yüzden iyi rol oynamalıyız." diye net bir şekilde açıklamaya başladım. Herkes onaylarcasına başını salladı. "Ya stresten bir yanlış yaparsak? Bütün plan suya düşerse?" diye sordu Dax sesi titreyerek. Isolde dudaklarını büzerek Dax'ın elini tuttu. Anlaşılan kuzenine destek olmaya çalışıyordu. Herkesin desteğe ihtiyacı vardı. Bu işi başarmak için sakince stres yapmadan hareket etmek gerekiyordu. Harekete geçmek için erken duruyordu. "Ne zaman harekete geçeceğiz peki?" diye sordu Lucian. Beklediğim soru gelmişti. "Bu iş bence şu an yapılması gerekiyor. Koridorlardan emin olmalıyız." diye yanıtladı Adrian. "Herkes görev için hazır mı?" diye sordum.
Herkes birbirine baktı. Onlar düşünürken bende bütün planı kafama oturtmaya çalıştım. "Hazırız." diye yanıtladı derin nefes alarak Isolde. "O zaman hareket zamanı." diye ekledim. Hepimiz nefeslerimizi toparladık. Sınıftaki saate doğru yöneldim. Saate doğru başımı hafifçe kaldırdım.
Saat iki buçuk olmuştu. Depremin üzerinden yarım saat geçmesine rağmen müdür ne anons yapmıştı, ne alarm çalmıştı. Ancak şu anki merakım Livia. Başına ne gelmişti, nerede, napıyor? Soruların cevaplarını düşünmek yerine plana sadık kalmalıydım. Kafamı bu sorularla doldurursam planı batırma ihtimalim olabilirdi. Sakin ilerleyeceğim. Plana sadık kalacağım. Derin nefes aldım ve sınıfın çıkış kapısına doğru bir adım attım. Kalp atışlarım göreceği şeyler karşısında stresliydi. Adrian yanıma ulaştığı anda ellerini sıkıca tuttum. Diğerleri arkadan geliyordu. Müdürün odası birinci kattaydı. Titreyen ayaklarımla zar zor merdivenlerden inebiliyordum. "Adrian," diye seslendim sesim korkuyla çıkarak. Adrian yüzüme döndü. Bakışlarımı toparlamaya çalıştım. Ancak yapamadım. "Efendim." diye yanıtladı. Gözlerimdeki yaşlar dökülmemesi için didindim.
Tut Elara.Yapabilirsin dedi iç sesim. Ancak tutacak durumda değildim. Bir yaş yanaklarımdan aşağı doğru süzülmeye başladığında konuşmaya başladım. "Livia'ya bir şey olacak diye çok korkuyorum. Bak Livia benim düşmanım olsa bile onun başına bir şey gelmesini istemiyorum. Biz burada bir aileyiz. Birbirimizin kardeşi, canı ciğeriyiz. Başına bir şey gelmesinden tedirginim." dedim. Sesim boğazımdaki düğüm düğüm olan kelimeleri çıkarmayı başarmıştım. Adrian elini tuttuğum elini elimden çekip koluyla beraber omzuna attı. Boyum kısa olduğundan dolayı zar zor attığını farkındaydım. Aramızda on beş santim var gibi duruyordu. "Bak sen benim Pembe Gölgem'e. Ama şunu bilmeni isterim. Ona hiç bir şey olmaz. Korkulacak bir şey yok. Ben her zaman yanındayım." diye yanıtladı. Gülümsediğini sesinden anlıyordum. "Ama olmuyor. Her zaman aklımdan başına kötü bir şey geldi diyor. İnkâr ediyorum olmuyor. İçimdeki duygu kötüyü çağırıştırıyor." dedim hıçkırarak. Konuşmamdan sonra bir kaç kez daha hıçkırmam gerekti. "Anlaşılan korkudan hıçkırık tuttu seni Pembe Gölge." Adrian'ın söylediği şey gülmeme neden oldu. Koridorlara kahkahalarım yayıldı. O kadar gülmüştüm ki gülmekten öksürmeye başladım. Koridorda artık kahkaha değil öksürük sesleri yankılanmıştı. Merdivenin kenarına tutundum. Adrian sırtıma hafifçe vurdu. "Helal kız." dedi eğilerek. Boğazımı temizledim. Bir kaç kere daha öksürdükten sonra kafamı ona çevirdim. "Teşekkür ederim." dedim gülümseyerek. "Öyle gülümsersen, daha çok sebep bulurum." diye yanıtladı sırıtarak. Öksürmem kesildiğinde gülümsedim. "Benim Gece Kıvılcımım iltifatlarada başlamış." diye yanıtladım. "Bu kadar güzel olursan sonuçları budur hayatım." Hayatım. Kafamı gülümseyerek ona çevirdim. Deniz mavisi olan gözlerine odaklandım. Bir süre bakmaya devam ettim. Bir süre değil, ömrüm boyunca. Mavi okyanusunda kaybolmak istiyorum. Tut elimi götür beni okyanusuna. Mavi okyanusuna. O âşık dolu gözlerinde kaybolmak istiyorum. Gözleri benim orman ve güneş karışımı gözlerime odaklandı. O kadar âşık dolu gözlerle bakıyordu ki ona her baktığımda duyduğum aşk daha da artıyordu. Önüme gelen saçlarımı elimle omzumun arkasına attım.
Kafamı hafifçe arkaya doğru çevirip görev arkadaşlarıma baktım. Abim bizi tuhaf bir şekilde izliyordu. Umarım ona böyle baktım diye kızmamıştır. Adrian'a tekrar dönüp elini tuttum. Yüzündeki gülümseme gözlerime ışıltı saçtı. Merdivenlerden devam ettik. Yanaklarım nemli ve ıslak gibiydi çünkü korkumun yaşı akmıştı. Müdürün odasına ulaşmıştık.
"Arkadaşlar planı anladık değil mi?" diye sordu Adrian emin olmak için. "Hazırız." dedim ağızımdan derin nefes alarak. "O zaman biz ben, Dax, Elara beraber şu duvarda kalalım," dedi duvarı işaret ederek. "Sizde kapıyı çalın ve herhangi bir şey sorun ama uzun soru olmalı." dedi planı anlatarak. Hepsini başımla onayladım. "Hazırsak başlayalım." dedi Lucian hepimize bakarak. Elimi göğsüme koydum.
Başlayalım dedi beynim sinyal vererek. Adrian elimi tuttu.
En azından göğsümdeki korku Adrian'ın eli sayesinde azalmıştı. Dax'a hadi der bir bakış attı. Dax sırıtarak başıyla onayladı ve plan yerine geçtik. Adrian duvara tutunup diğerlerini izlemek için hafifçe yana eğildi. Adrian plan için başıyla onayladı. Harekete geçtiklerini kapı tıklatma sesinden anlamıştım. "Müdürüm, rahatsız ettiysek özür dileriz sizle dışarda konuşmak istediğimiz bir konu var. Gelebilir misiniz?" Dikkatlice pürdikkat onları dinledim. Müdür sandalyesinden ayağa kalktığını sandalyenin gıcırtısından anlamıştım. Adrian bize dönüp "Odadan çıktı hazır mısınız?" diye sordu bir bana, bir Dax'a bakarak. Başımla onayladım.
Yavaş adımlarla harekete geçtik. O kadar sessiz adım atıyorduk ki müdürün duyma ihtimali bile yoktu. Sessizce nefesimi tuttum. Hıçkırığımın bir yerde durması gerekiyordu. Kalbim şiddetle çığlık atarken, aklım bir yandan sessizce kendi kendine söyleniyordu. İkisini susturamıyordum. Odaya ulaştığımızda kapıyı kapattık. Kapıdan çok ses çıksada müdür fark etmemiştir diye düşündüm. Odanın içi soğuktu. Bu odanın sessiz olmamasının sebebi makinaydı. Adını bilmediğim ve ilk defa gördüğüm bir makina. Titreyen ayaklarım ile masaya doğru hızlı adımlarla yürüdük ve bilgisayarın karşısına geçtik. "Ben kullanmayı tam bilmiyorum sen yapabilir misin?" diye sordu Dax Adrian'a bakarak. "Yapamıyorsan kapı deliğinden müdüre bak." Dax başıyla onaylayıp harekete geçti. Gözlerim kameranın izlediği yeri aradı. Gözlerim bir klasör kaydı. "Bu olmalı." dedim parmağımla klasörü işaret ederek. Adrian klasörü açmaya çalıştı. Açılmaya başladığında bekledik. Açıldığı anda buranın eksi birinci kat olduğunu anladık.
İşte riskli kat dedi aklım uyarı vermeye çalışarak. Ekranda açılan koridora iyice bir göz attım. Tehlikeli odanın kapısı kapalıydı. Ancak gözlerime takılan büyük detayı fark ettim.
Parmağımla "Bu ne?" diye sordum. Adrian'ın yüzüne baktım. Adrian işaret ettiğim yere dikkatle baktı. "Kan lekesi gibi duruyor." dediği anda kalbim şiddetle tıkır tıkır atmaya başladı. "Kan mı?" dedim şaşkınlıkla. Daha net görebilmek için ekranı büyüttüm. Adrian haklıydı. Gerçekten kandı.
Damarlarımın kulaklarıma ulaştı. "Sakin ol diğer katlarada bakalım." dedi. Giriş katın kamerasını açtım. Pürdikkat incelemeye başladım. Aşağı inen merdivenin başında bir leke daha vardı. "Burada da bir şey var." dedim parmağımla işaret ederek. "Bu işte bence bir terslik var." diye yanıtladı. "Adrian öyle deme lütfen. Bir şey değil, sadece bir tesadüf." diye yanıtladım göz yaşlarımı tutarak. Tekrar dikkatlice baktıktan sonra diğer katlarıda kontrol ettim.
O iki kat dışında sıkıntı yoktu. Yukardaki son kata baktığımda kafama yerde bir belirginlik çarptı. Ekranı yerdeki şeyin büyüklüğü kadar büyülttüm. Gözlerim gördüğü şey bıçaktı. Bıçak mı? Orada bıçağın ne işi var?
"Adrian bıçak bu." diye fısıldadım gözlerimi büyülterek.
Adrian biraz daha dikkatli bakmak için hafifçe eğildi. "Bıçağın ne işi var orada?" diye sordu sert bir tonla. Başımı yavaşça iki yana salladım. "Bilmiyorum ancak hizmetçilerden biri düşürmüş olabilir yada başka bir şey..." dedim titreyen sesle. Bütün katları kontrol ettik. Sırada o şüpheli olan üç katı kontrol etmek. Yavaşça doğruldum ve Dax'a döndüm.
"Durum ne?" diye sordum yüksek fısıltılarla. Dax tekrar deliğe baktı. "Çıkabiliriz." dedi. Tekrar Adrian'a dönüp hazır
olup olmadığımızdan emin oldum. Hazır olduğumuzu anlayıp kapıya doğru ilerledim.
Dax'a kapıyı açması için başımla onayladım. Dax kapının kolunu tutup sessizce açtı. Etrafa bakındıktan sonra çıkmamızı işaret etti. Adrian'ın elini tuttum. Etrafa bakarak odadan çıktık. Hızlı ama sessiz adımlarla merdivene doğru ilerledik.
Saçlarımı arkaya attım ve merdivenlerden çıkmaya başladık. İkinci kata ulaştığımızda bizimkilerin sesi dahada yaklaşıyordu. On ikinci sınıftalardı. Sola doğru yürümeye başladım. Hızlı adımlarla sınıfa girdim. "Olay çözüldü." dedim masaya ilerleyerek. Arkamdan Dax ve Adrian'ın geldiğini ayak seslerinden anlamıştım. "Hoş geldiniz durum ne?" diye sordu merakla Aric.
Abimin yanı boş olduğundan oraya geçtim. Oturduğumda boğazımı temizledim. Bunu söylemek o kadar kolay bir şey değildi ama yapacaktım. "Kameralardan baktık." dedim ona bakarak. Biraz duraksadım. Cümlelerimi toparlamaya çalıştım. "Bir kaç tane detay fark ettik. Kameralardan ilk eksi birinci yani riskli kata baktık. Yerde büyük bir kan lekesi duruyordu. Burada başta tereddüt ettim. Daha sonra giriş kata baktığımda merdivenin başında da kan lekesi vardı. İki katta bir kan lekesi. Yemekhane katına en üst kata baktık. Orada da yerde bir bıçak vardı. Bıçak merdivenlerin olduğu yöne doğru düşmüştü." dedim ve sözü kestim.
"Kan lekesi mi?" diye sordu abim tereddütle bana bakarak. İstemeye istemeye başımı salladım. "Kime ait olabilirdi ki?" diye sordu Isolde. Sesi titrek çıkmıştı. "Hizmetçilere ait olamazdı." dedi Dax düşünceli bir şekilde. Bir şey diyecek gücüm yoktu. "Bence daha fazla araştırma yapmamız gerekiyor." dedi Adrian. "Gerekmiyor, yapmak zorundayız. Önce giriş kata bakalım alt kata nasıl ineceğiz bilmiyorum." dedim. "Araştıralım o zaman." dedi Lucian. Hepimiz ayağa kalktık. "Müdür nerede?" diye sordum ayağa kalkarak.
"Bilmiyoruz bahçede olabilir aşağı indi." diye yanıtladı Isolde. Aşağı mı indi? diye sordum kendi kendime. "Aşağı mı?" diye sordu Adrian olayı fark etti. "Arkadaşlar emin olmadan bir şeyler düşünmeyelim bence aklımızı emin olmayan bilgilerle doldurursak yanlış olur." dedim derin bir nefes alarak. "Bence de artık hareket zamanı." dedi Lucian. Kapıya doğru ilerledim. Nerede Livia? Napıyor şu an? Ne halde? Neyin hedefinde? bu sorulara cevap vermek kadar zor bir şey yoktu. Sınıftan çıktık. "Dorian ile Aria nerede?" diye sordu Dax hızlı adımlar atarak. "Tuvalettelerdi sanırım." diye yanıtladı Aric. Karşımıza Dorian ve Aria çıktı.
"Geldik durum ne?" diye sordu Dorian. Elinde bir defter ve kalem vardı. "Anlatacağız ama defter ve kalem ne alaka?" diye sordu Dax şaşkın bir şekilde. "Bunlar durumu özetlemek için." diye yanıtladı Dorian elindekilerine bakarak. "Nereden buldunuz bunu?" diye sordum Dorian'ın elindekilere odaklanarak. "Herhangi bir sınıftan bulduk." dedi Aria. "Güzel fikir." dedim yanıtlayarak. Bir adım arkamda duran Adrian'ın elini tuttum. Dorian bizi memnuniyetle izliyordu. Yüzünde gülümseme vardı. Yüzündeki gülümsemeyi fark edip Adrian'a döndüm. Gülümseyerek kardeşini izliyordu.
