YOL kitap kapağı

12. bölüm / 15

YOL

12. Bölüm

Yazar: Pınar Şahan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 12. Bölüm

12. Bölüm
Okula gelmeden önce Buse'yle telefonla konuştuk beni almaya geleceğini söylemişti ama buna gerek olmadığını söylemiştim. Sonuçta okul bana baya yakındı hem birazda yürümek istemiştim.

Şimdi ise dersimiz bitmiş Buse'yle kafeteryada kahve içiyorduk.
Buse her zamanki gibi fazla neşeliydi ama ben hala dünde takılı kalmıştım. Tabikide takıldığım konu işsiz kalmış olmam değildi elbet iş bulunurdu ama Kerem gibi bir arkadaş bulamazdım. Bunun burukluğu vardı üzerimde. Ve sanırım bir süre böyle devam edecek gibi görünuyordu derince nefes alıp Buse'nin anlattıklarına odaklandım.

Canım arkadaşım her zamanki gibi yeni tanıştığı çocuğu anlatıyordu ama sanki bu biraz farklı gibiydi. Cem'den bahsederken gözleri parlıyor birde yanakları al al oluyordu. Açıkcası bu durum karşısında korkmadım değil.

Buse, nasıl desem çabuk kapılır ve çabuk sıkılır yani pek öyle ciddi ilişkisi olan birisi değildir eğer gördüklerim beni yanıltmıyorsa bu çocuktan gerçekten hoşlanıyordu ve ben Buse'nin ilk defa karşılaştığı bu durumdan dolayı hem heycanlı hemde tedirgindim. Benim yaşadıklarımıda göz önüne alırsak korkmakta haklıydım. Umarım herkes aynı değil sözü doğrudur. Buse'nin üzülmesini ve kırılmasını asla istemezdim umarım sevginin ve aşkın en güzel haliyle karşılaşırdı. Ayrıca şu anlattığı çocukla tanışsam hiç fena olmazdı. Ders saatin gelmesiyle ayağa kalktık.

"Yaa Hayat ben çok mutluyum."

"Hissediyorum bu diğerleri gibi değil."

"Yani nasıl diyim benimle konuşurken öyle nazik ve öyle kibar ki ben ilk defa bir erkeğin dış görünüşüne önem vermedim. Bu harika değil mi."

"Off acaba ne zaman buluşacağız?"

"Ben şimdi mesaj atsam olmaz demi? Yok.. yok olmaz onun bana yazması gerekiyor evet. Aynen öyle."

Canım arkadaşım amfiye girene kadar hiç susmadı hatta kendi kendine soru soruyor birde cevap veriyordu. Bu haline gülmeden edemedim. Aniden bana dönüp "Hayat hiç hocayı dinleyecek halde değilim sen not tutarsın sonrada bana verirsin olur demi?" Başımla onay verip hocanın söylediklerine odaklandım.

"Ne iş bakmayı düşünüyorsun?"

"Bilmiyorum ki hiç düşünmedim hem ne iş olursa olsun yaparım ben."

"Peki. Nereden başlayalım o zaman?"

Buse'yle kol kola girmiş etrafa bakıyorduk. İlerdeki bir restorantta gördüğüm "elaman aranıyor"yazısıyla Buse'ye dönüp "Bak şurada elaman aranıyormuş ilk buradan başlayalım." Dedim.
"Olur." Diyerek beni takip etti. İçeriye girdiğimizde üzerine lacivert,altına ise siyah pantolon giymiş çalışanlara baktım. Gözüme kestirdiğim kısa,sarı saçlı kıza yaklaşarak "Merhaba ben iş için gelmiştim."
"Müdür Bey yarım saat önce yemeğe çıkmıştı ama merak etmeyin az sonra burada olmuş olur. İsterseniz şurada bekleyebilirsiniz." Diyerek gösterdiği masaya doğru ilerledik. Teşekkür ettikten sonra masaya geçip Müdür Bey'i beklemeye başladık.

Acaba ne işi yapacaktım burada. Her iş olsa yaparım diyordum ama pek iş geçmişimde yoktu umarım buna göre değerlendirmiyorlardır.

"Hey biraz sakin olur musun?"

Buse'in sesiyle ona döndüm.
"Sakinim ben."
"Çantamda ayna vardı bakmak ister misin?"
"Off tamam Buse. Tedirginim sadece o kadar."
"Bu halinde hiç çekilmiyor."
Ah arkadaşıma biraz sert çıkmıştım galiba. Yüzünü başka tarafa çeviren Buse'nin elini tutup bana bakmasını sağladım. "Kaygılarım var biliyorsun buda stres yapmamı sağlıyor yoksa sen kötü birşey demedin."
"Pardon ya yersiz alınganlık yaptım. Hem nerde kaldı şu müdür bozuntusu! Bizim gibi genç ve güzel kadınları bekletmek hiç yakışıyor mu bu resmen bize hakaret."

Bu haline gülebilirdim fakat benimle birlikte bir başkasıda bu konuşmaya şahit olmuştu. Umarım tahmin ettiğim kişi değildir. Malesefki tamda tahmin ettiğim kişiydi.

"Merhaba hanımlar. Haklısınız genç ve güzel kadınları bekletmek büyük ayıp oldu lütfen kusuruma bakmayın."

Bunu Buse'ye bakarak söylemişti. Ama bi dakika sanki Buse bu adamı tanıyordu. Resmen şoka girmiş karşısındaki adama bakıyordu. Bense anlamaz gözlerle bu ikiliye bakıyordum. Buse şoktan çıkmış olmalıki hemen ayağa kalkıp

"Cem?"

"Buse?"

Sabah bahsettiği adam bu muydu yani. Gözlerim hemen Cem dediği şu adama kaydı. Uzun boylu,mavi gözlü kumral birisiydi,ve pek zararlı birisine de benzemiyor gibiydi tabi tanımadan bilemezdim. Ve şuan karşımda aptal aşıklar gibi birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı. Demekki Cem de arkadaşıma karşı boş değildi eh bu en azından iyi birşeydi. Daha fazla bunu uzatmamak adına elime Cem'e doğru uzaktım. "Ben Hayat. Buraya iş için gelmiştik." Bunu dememle ikisininde bakışları beni buldu. Sanırım bir süre unutulmuştum ama neyseki böyle şeylere alınacak birisi değildim.
"Merhaba Hayat, kusura bakma dalmışım biraz." Diyerek masaya oturdu. Nereye daldığı gayet ortadaydı. Bu durum karşısında her ne kadar gülmek istesemde onları utandırmamak adına dudaklarımı dişleyip gülmemi bastırmaya çalıştım.

İş hakkındaki konuşmamız bittikten sonra bizlere kahve ısmarlamıştı. Aynı masada oturmamıza rağmen kendimi yokmuşum gibi hissetmek ne kadarda harikaydı değil mi? Buse de ne şanslı kızdı ya daha sabah bu adamla buluşmak istediğini dile getirmişti şimdi ise karşılıklı kahve içiyorlardı. Hayat gerçekten sürprizlerle doluydu. Onları yanlız bırakmak adıma kahvemi ve telefonu elime alıp "Telefon görüşmesi yapmam gerekiyor biraz uzun sürebilir." Diyerek oradan uzaklaştım. Bana baktılar ama duyduklarını pek sanmıyordum. Çünkü kaldığı yerden sohbetlerine devam etmişlerdi. Bu durum her ne kadar sinir bozucu olsa da aşkın etkileri diyip geçiştirmekte yarar var. Yanlız dışarsıda çok soğukmuş. Bardağımı daha sıkı tutup büyük yudumlarla kahve mi içtim.

Ve burada yarın garson olarak işe başlıyordum. Tabi fazla göz önünde bulunmayarak ilk önce gözlem yapacakmışım,çalışan arkadaşlarıma yardımcı olacakmışım,anlayacağınız bir hafta getir götür işleriyle meşgul olucam. Önemli olan yeniden bir işe girmiş olmamdı. Cem benimle Buse'nin arkadaşı gibi değilde patron gibi konuşmuştu. Eh bende böyle olmasını isterdim zaten. Dışardan son kez bu ikiliye baktım,sohbetleri çok güzel olmalı ki gözleri kimseyi görmüyordu,birde ara ara birbirine bakıp utanmaları güzellerdi..umarım bu hep böyle devam ederdi. Tatlı tebessümle izlediğim ikiliyi bölen telefon zil sesim olmuştu. Çamtamdan çıkarıp arayan kişiyi görmem şaşırmama yol açmıştı hatta az daha telefonu düşürecektim. İstemsizce etrafıma baktım bunu neden yaptığımı bilmeden. Eğer biraz daha beklersem neden aradığını asla öğrenemeyecektim. Cevapla kısmına basıp telefonu kulağıma götürdüm.

"Merhaba Hayat."

"Merhaba Baran Bey."

"Seninle acil konuşmamız gerekiyor?"

Benimle mi? Bu adamla acil konuşmamı gerektirecek ne durum olabilirdi ki. Sesime yansıyan merakla

"Benimle ne konuşacaksınız?"

"Benim gönderdiğim uçağa binip buraya gelmen gerekiyor. Şimdi Orhan seni alıp evine götürecek daha sonra da Orhanla birlikte buraya geleceksin."

Bu adam neler saçmalıyordu böyle. Benim neden oraya gitmem gerekiyordu hem ayrıca sanki çalışanına emir veriyor gibi konuşmasıda hiç hoş değildi. Resmen yapmam gerekenleri sıralamıştı sanki buna itiraz edemezmişim gibi. Bu adam kendini ne zannediyordu.

"Bunu yapmak zorunda değilim."

"Ben sana fikrini sormadım. Telefonda konuşulmayacak kadar önemli olmasa buraya gelmeni söylemezdim."

"Önemli olduğunu düşünen sizsiniz ben değil. Ayrıca bana bir kaç yardım ettiniz diye sizin her söylediğinizi yapmak zorunda değilim."

Aynen öyleydi. Bunu müsamaha göstermiş olmam ona bu hakkı vermiyordu. Bu tavrım onu sinirlendirmiş olmalı ki derince nefes almıştı ama bu benim umrumda değildi. Öylece onun söylediklerini kabul edemezdim. Şuanda konuşmuyor olması biraz korkmama sebep olsada sakinleşmek adına sustuğunun farkındaydım. Sanki yıllardır bu adamı tanıyormuş gibi birde hakkında fikir üretiyordum. Gözlerimi devirip bu saçma düşünceleri yok saydım. Bir kaç dakika sessizlikten sonra sözleriyle beni bozguna uğratan adamın şokunu yaşadım.Aynen şöyle demişti.

"Sana bir ailen olduğunu söylesem buraya gelmene yeterli bir sebep olur mu?"

Ailemin yaşadığı söyleyerek ne yapmaya çalışıyordu bu adam. Bana bunu yaşatmaya hakkı yoktu. Benim bir ailem yoktu onlar ölmüştü. Keskin düşüncelerimin yanına birde keskin sözlerim eklenmişti.

"Haddini aşıyorsun. Benim ailem öldü! Sana inanacak kadar kafayı yemedim daha. Ve bu yaptığın çok acımasız.."

"Hiç merak ettin mi neden Ankara'dayım diye? Sana burada yurt olmadığı söylendi bunun ne kadar saçma olduğunun farkında değil misin? Koskocaman İstanbul'da bir tane yurt kalmamış olamaz demi."

Bunu söylemesiyle kafamın içinde biranda şimşekler çaktı. Bu doğru olabilir miydi ailem yaşıyor olabilir miydi? Peki neden bana yalan söylediler neden bana bunu inandırmaya çalıştılar? Hem diyelim ki ailem var ben neden yetiştirme yurdunda büyümek zorunda bırakıldım? Onlar bana neden sahip çıkmadılar? Ahhh kafayı yiyecektim!
Baran Bey'in sesiyle düşüncelerim yarıda kaldı.

"Şuanda neler düşündüğünü anlayabiliyorum eğer buraya gelirsen bunların hepsinin cevabını alacaksın. Şimdi Orhanla eve git alacağın önemli birşeyin varsa onları al daha sonrada buraya gel. Seni bekliyor olacağım."

Diyerek telefonu kapatmıştı. Beni bu bilinmezlikle tek başıma bırakmıştı. Ben şimdi ne yapacaktım. Bu gerçegin bana yaşattığı acıyla nasıl bunun üstesinden gelecektim en önemliside öğrenmek istiyor muydum? Kesinlikle öğrenmek istiyordum. Şimdiye kadar fark etmediğim göz yaşlarımı elimin tersiyle silip ayağa kalktım. İçerde oturan Buse'ye gözüm kayınca ne kadar mutlu olduğunu gördüm eğer şimdi bunu söylersem eminim çok üzülürdü. Bunu es geçip beni bekleyen Orhan abiye doğru ilerledim. Kapıyı açmasıyla kendimi arabaya attım. Eve gitmeme gerek yoktu o yüzden Orhan abiye dönüp
"Direk İstanbul'a gidelim "dedim.

"Tamam efendim." Diyip arabayı çalıştırdı. Ben ise içimde yaşadığım bu karmaşayla birlikte düşüncelere boğuldum.

Baran Bey'in gönderdiği uçağa binmiş beni bekleyen bilinmezliğe doğru gidiyordum. Hayatımda ilk kez uçağa binmiş olmam beni korkutsada alacağım cevaplar beni daha çok korkutuyordu. Uçağın hareket etmesiyle ufak çaplı yaşadığım korku bir süre sonra geçmişti.

Bir tarafım buna hazır olmadığımı söylesede bir tarafım bunun bir önemin olmadığını söylüyordu. Sanki aldığım nefes boğazımı yakıyordu. 19 yıldır bu yalanla yaşamış olmam çok acı vericiydi. Bana bunu nasıl yaparlardı. Eğer biraz daha düşünürsem beynim patlayacaktı. Gözlerimi yumup bu anın geçmesini bekledim. Herşeyi geçtim neden Baran Bey bana yardım ediyordu en önemliside bunu nereden öğrenmişti. Her saat içimde büyüyen bir yangın vardı sanki ve ben cayır cayır yanıyordum.

Yarım saat süren yolculuktan sonra İstanbul'a gelmiştim. Tabi iniş kısmı her ne kadar beni korkutmuş olsada bir şekilde üstesinden gelebilmiştim.

Uçaktan inmemle birlikte Baran Bey'i görmüş olmak duraksamama yol açsada bu çok kısa sürmüştü.

Hayatımla alakalı herşeyi bilme isteğim ve sorularıma cevap bulma isteğim sayesinde, Baran Bey'in hemen karşında buldum kendimi. Mesafeyi bu kadar çabuk kapatmam, gerçeklere bir adım daha yaklaştığım anlamına geliyordu.

Heybetli ve esaletiyle karşımda duran bu adam bana herşeyi anlatacaktı. Bilmem gereken herşeyi! Yalanla geçen onca senimin üzerine öğreneceğim bu gerçekler beni oldukça sarsacak gibi görünsede, inanın yalanla yaşanan yıllara kıyasla daha acı verici olacaktı.

"Hazır mısın? Biraz sonra ailen hakkında herşeyi öğreneceksin."

Başımı dikleştirip ona istediği cevabı verdim.

"Hazırım."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…