5. bölüm / 10
YOL5. Bölüm
Bölümler 10Şu an: 5. Bölüm
5. Bölüm
Sanki bu karanlık,beni kendine daha çok çekiyordu. Öyle kasvetli,öyle derin ve öyle ıssızdı ki,sessiz gözyaşlarımın yanında arada iç çekişlerimin duvara sertce çarpıp bana geri dönmesini sağlıyordu. Bu döngü sabahın ilk ışıklarıyla birlikte devam etmişti. Yaslandığım duvardan destek alarak ayağa kalktım. Biran vücudumun uyuştuğunu hissetmiş olmam hafif bir sızı bıraksa da hiç oralı olmadım. Yavaş adımlarla banyoya gittim. Üzerimdekilerden kurtulup kendimi suyun altına attım. Yerde duran lifi alıp sertçe vücuduma sürtmeye başladım. Sanki çok kirlenmişimde bundan arınmak istermişim gibi oldukça sert davranıyordum. Yanaklarım tekrardan ıslanmaya başlayınca elimin hızını daha çok arttırdım. Boynumu,gögüslerimi,dudaklarımı onun değdiği her yeri sanki o anı unutmak istercesine silmeye çalışıyordum. Oysa ne yaparsam yapayım o anları asla unutmayacaktım ne vücudum onun iğrenç dokunuşlarını unutabilirdi ne de beynim o sahneleri silebilirdi. Gözlerimi kapatıp bunun sadece kabus olmasını diledim,sadece kötü bir kabus..
Askıda asılan havluyu alıp üzerimi örttüm. Odaya girip yatağın üzerine oturdum.Gözlerimin, boşlukla bakışmasını sonlandırıp yavaşca yerimden kalkıp dolaba doğru ilerledim. Çekmeceden iç çamaşırlarımı alıp üzerime geçirdim. Tekrardan dolaba yönelecektim ki; aynayla yüz yüze geldim. Kendimi görmem beni hüsrana uğratmıştı. Parlak mavi gözlerim solmuş,ağlamaktan göz altlarım şişmişti,sonra biranda bakışım rotayı değiştirip vücudumu buldu. Belirli yerler kızarmış hatta soyulmuştu. Bu anı görmek istemiyormuşcasına aynayla bakışmamı sonlandırdım. Üzerime dolapdan bulduğum siyah,polarlı pijamaları geçirdim.
Saçlarımı kurutmadan yatağa uzandım. Dizlerimi kırıp karnıma getirdim,ellerimide iki dizimin arasına sıkıştırıp gözlerimi kapattım. Ne zaman çaresiz ve kötü olsam hep bunu yapardım. Bir daha gözlerimi açmadım zaten onlarında pek açılmaya niyetleri yoktu.
Gözlerimi açtığımda karanlık bi odayla karşılaştım. Saati bakmak için elime telefonu alınca bir sürü mesaj ve aramayla karşılaştım.
Gözüme ilk çarpan Ardanın mesajı olmuştu. Özür dileyen ve bunlardan oluşan bir kaç mesaj daha vardı. Onunla ilgili hiçbir şey görmek istemediğim için mesajlarını okumadan sildim. Hayatımda artık öyle birisi yoktu! Bu yaptığından sonra onu tamamen hayatımdan silmiştim. Yüzsüz gibi birde mesaj atıyordu. Daha fazla düşünmemek adına diğer mesajlara baktım. Buse derse neden gelmediğimi içeren bir mesaj atmış ve iki kere aramıştı. Ona kısaca hasta olduğumu yarına kadar iyi olup okula geleceğimi söyledim.
Kerem ise 15 kere beni aramış üstüne birde mesajını gördüğümde hemen onu aramamı istemişti. Beni en iyi tanıyan birisi olarak, ona haber vermeden işe gitmemiş olmam bir şeylerin ters gittiğini gösteriyordu, onu telaşlandırmış olmalıydım.Daha fazla telaşlandırmamak adına oturur pozisyonuna geçtim, derin bir nefes alıp Kerem'i aradım.
"Hele şükür Hayat! Yeni mi aklına geldim."
"Özür dilerim Kerem."
Sesim fazla pürüzlü çıkmıştı.
"Sen hiç böyle yapmazdın Hayat? Kötü birşey mi oldu?"
Gözlerimi kapatıp kabaca yutkundum. Bunu kimseyle paylaşamazdım.
"Hayır birşey olmadı Kerem."
"Niye açmadın telefonlarımı o zaman seni ne kadar merak ettim farkında mısın sen!"
"İyiyim ben Kerem. Hastaydım. Seni arayıp haber vermediğim için üzgünüm."
"Bu nasıl hastalık Hayat! Tüm gün ulaşamadım sana."
Haklıydı. Zaten hemen inanmasını da beklemiyordum. Ama bu yalanı devam ettirmek zorundaydım yoksa asla bu işin peşini bırakmaz sürekli bana sorular sorardı. Derin bi nefes alıp yalanlarımı sıralamaya başladım.
"Benim hastalığım çok ağır olur. İlaç alıp bir gün boyunca uyumam gerekiyordu diğer türlü kendime gelemiyorum. Evet haklısın. En azından işe gelmeyeceğime dair sana mesaj atmalıydım özür dilerim."
"İşe gelmemen önemli değil Hayat! Ben seni merak ettim sadece."
"Biliyorum Kerem."
"Her neyse şimdi nasılsın? Uyuman işe yaradı mı bari?"
İnanmadığı yaptığı imadan o kadar belliydi ki. Ama yalanımı devam ettirmek zorundaydım elimden başka birşey gelmezdi.
Bana uzun gelen ama Kerem'e kısa gelen konuşmamız nihayet bitmişti. Onu bu yalana inandırmak gerçekten çok zor olmuştu. Sesimin uykulu çıkması benim yararıma olsada bir kaç kere yalandan öksürmek zorunda kalmıştım. Yarın mutlaka bu konu açılacaktı.
Yataktan çıkıp mutfağa doğru ilerledim. Raftan bardak alıp kendime su doldurdum. Büyük bir açlıkla içtiğim su yetmemiş olacak ki boşalan bardağa tekrardan su doldurdum. Vücudum susuz kalmış olmalıydı. Aslında acıkmıştım da ama canım birşey istemiyordu. Boşalan bardağı tezgaha bırakıp salona geçtim.
Bir süre kanallarda dolaşıp izleyecek birşey bulamayınca herhangi bir kanalda karar kılıp boş gözlerle izlemeye başladım. İzlediğimden birşey anlamıyor olmam her ne kadar benim canımı sıksa da bazı şeyleri hatırlamamak adına buna yapmaya mecburdum. Televizyondaki dizinin saçmalığına dalmışken, telefona gelen mesaj sesiyle yerimde sıçradım.
Mesaj Buse'den gelmişti.
"İyi olduğuna emin misin aşkım? İstersen yanına gelebilirim."
Ona iyi olduğumu ve gelmesine gerek olmadığını söyleyen bir mesaj atıp telefonu koltuğun üzerine bıraktım. Bir kaç arkadaşımdan da mesaj gelmişti ama daha fazla kimseyle uğraşmak istemediğim için onları es geçmiştim.
Dağılan dikkatimle gözlerim tekrardan şu saçma diziyi buldu kendime resmen eziyet ediyordum. Bunu sonlandırmak adına televizyonu kapattım.
Peki şimdi ne yapacaktım. Kitap! Evet kitap okumalıydım.
Bir kaç saatin ardından kitap okumakta aklımı dağıtmaya yetmemişti. Yine ve yine aklıma o görüntüler geliyordu. Kitabı sertçe koltuğa bırakıp başka neler yapabileceğimi düşündüm.
Ve bingo! Ders çalışabilirdim. Birşeyleri öğrenmek düşünmeme engel olabilirdi. Hemen ders notlarımı ve kitaplarımı alıp masanın üzerine bıraktım.
Beynim isyan etme derecesine gelince elimdekileri bırakıp arkama yaslandım.
Sanırım bugünkü savaşım buraya kadardı..ben asla yaşananları unutmayacaktım.
Eskisi gibi sadece önüme ve geleceğime odaklanmalıydım. Kendime bu kadar üzdüğüm yeterdi. Yanlız ve kimsesizdim, bunun bilincinde olup daha sağlam adımlar atmalıydım. Uyumak adına odama gidip yatağa uzandım. Her zamanki pozisyonumu alıp gözlerimi kapattım. Beynimin içindeki görüntüler beni rahat bırakmamış olsada, bunu başarıp geleceğimle ilgili güzel hayallerle doldurdum zihnimi.
Aç olan mideme bir kaç birşey yollayıp hazırlanmak için odama geçtim. Bugün dersim saat 3:00 de başlıyordu o yüzden işe gidip daha sonra okula geçecektim. Siyah pantolon, siyah boğazlı kazak üstünede siyah deri çeketimi giydim. Bugün tamamen siyaha bürünmüştüm. Ve bu nedensizce hoşuma gitmişti. Siyah botlarımı da ayağıma geçirip evden çıktım. 10 dakika yürüyüşün ardından iş yerime gelmiştim. Kapıyı açıp içeriye girdim, gözlerim Kerem'i aramıştı ama o yerinde yoktu büyük ihtimal çay demlemekle meşguldü. Kapıyı kapatıp mutfağa doğru ilerledim. Tamda tahmin ettiğim gibi çayla meşguldü.
"Günaydın Kerem."
Bunu derken gülümsemiştim tabi biraz fazla abartmış olabilirim. Ne ile karşılaşacağımı bilmediğim için gergindim sanırım. Kerem benim geldiğimi anlar anlamaz bana sarıldı. Bu hareketine karşı şaşkınca olduğum yerde kalakalmıştım. Ellerini üzerimden çekip en samimi gülüşünü bahşetmişti bana.
"Dün, senin için endişelendiğimi söylemiştim. Şimdi karşımda sağ sağlım duruyor olman beni sevindirdi. Kusura bakma lütfen."
Sadece gülümsemekle yetinmiştim. Çünkü ne diyeceğimi bilememiştim. Ve sanki, bana sarılmış olması Kerem'i utandırmıştı. Niye utandığını anlamasamda pek üstünde durmadım. Belki ben yanlış görmüş olabilirdim.
"Şuradan fincanları verir misin?"
Dediğini yapıp fincanları tezgahın üzerine bıraktım. İkimize çay koyduktan sonra, kendi çayımı alıp her zamanki yerimize oturmuştuk. Çayımı içerken Kerem'in bana baktığını hissedip çayımı tabağa bıraktım. Sanırım konuşmamız gerekiyordu.
"İyi görünüyorsun Hayat?"
Böyle görünüyor olmam beni sevindirmişti. Hafifce tebessüm edip
" evet iyiyim Kerem. Hem dün sana yarına birşeyim kalmaz demiştim bunu derken gayet ciddiydim."
"Garip."
"Bu ne şimdi?"
"Yani ne bileyim dün hastaydın bugün iyisin en azından seni daha az iyi görmüş olmalıydım anlıyor musun beni?"
Yapmış olduğu imayı görmemezlikten gelip başka bir konu actım.
"Sana ne dediysem o Kerem. Dün nasıldı? Yani yoğun muydu dükkan?"
Tek kaşını kaldırmış bana bakan bir Kerem vardı karşımda. Ne yapmak istediğimi çoktan anlamıştı. Bende aynı şekilde tek kaşımı kaldırmış Kerem'e bakıyordum. Dışardan birisi görse bunlar ne yapıyor diyebilirdi ama geri adım atmamalıydım yoksa yalan söylediğimi anlaması hiçte kolay olmazdı. Hoş inandığı da söylenemezdi ama yinede bunu devam ettirmeliydim.
"Peki Hayat öyle olsun."
İşte bu kadardı artık konu tamamen kapanmıştı. İçten içe bunu sevinmiştim. Söyledikleriyle gerilen suratım, ne yapacağımı bilemeyerek sessizliğe bürünmüştü.
"Ee Arda nasıl iyi mi?"
Bunu neden sorduğunu bilmemek beni çok fazla germişti. Acaba dedim o geceden Kerem'in haberi var mı tabikide yoktu olsa şuanda böyle sakin olmazdı. Saçma düşüncelerimi kendime saklamalıydım. O sadece muhabbet olsun diye bir soru sormuştu o kadar.
"Bitti."
"Nasıl yani ayrıldınız mı?"
"Evet Kerem."
"Neden peki? En son hatırladığım kadarıyla onu seviyordun."
Son söylediğinin, bir kaç gün önceki gerçekliği, beni bozguna uğratmıştı. Ben onu sevmiştim, gözlerim sulanır gibi olduğunda ayağa kalkıp sert bir şekilde Kerem'i uyardım.
"Sakın Kerem sakın!Onunla ilgili birşey duymak istemiyorum. Bu konu sonsuza denk kapandı."
Masadaki bardağımı alıp mutfağa girmek için arkama döndüm. Kerem'in sözleriyle olduğum yerde durmak zorunda kaldım.
"Aldattı mı seni? Aldattı demi.Ben sana demiştim Hayat seni üzecek demistim. Ama sen ısrarla on...."
Bunları duymak istemiyordum.
"Evet aldattı Kerem! Mutlu musun? Bak istediğin oldu mutlu olmalısın. Yanına yaklaşıp işaret parmağımı ona doğrulttum. Bir daha ne onun ismini nede onu hatırlatacak birşey duymak, istemiyorum! Umarım anlaşılmışımdır."
Hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Herkesin böyle bilmesi daha iyiydi,bana yaptığıyla ne kadar aynı olmasada buda başka bir iğrençlikti sonuçta. Mutfaktaki masaya oturup ellerimi başıma koydum. Ben sadece Kerem'in sormasıyla bu hale gelirken başkalarının sormasıyla nasıl baş edecektim. Eminim herkes merak edip soracaktı. Ben düşüncelerle boğuşurken Kerem yanımdaki sandalyeyi çekip oturmuştu.
"Özür dilerim. Seni üzmek istememiştim."
Derince bir nefes alıp "asıl ben özür dilerim. Biraz sert davrandım sana." Dedim.
"Biraz mı az daha altıma edecektim."
Demesiyle ikimizde kahkaha atmaya başladık.
Aramızda geçen kısa tartışmanın ardından daha doğrusu, benim sert çıkışımdan sonra bir daha bu konu açılmamıştı. Şimdi ise üniversiteye gelmiş,kafeteryada Buse'in gelmesini bekliyordum. Ben onu beklerken masaya birisi oturdu. Gözlerimi masaya oturan kişiye çevirince bunun Sinan olduğunu fark ettim. Bu niye gelmişti ki şimdi.
"Hayat Arda'ya ulaşamıyorum sen nerde olduğunu biliyor musun?"
Gerçekten mi ya.
"Bilmiyorum Sinan ve umrumda da değil."
Bu tavrımı beklemiyor olması kısa süre susmasına yol açmıstı.
"Nasıl umrunda değil? Hem en son sen onunla birlikteydin,zaten o günden sonrada ondan haber alamadım. Hayırdır siz tartıştınız mı?"
Umarım her neredeyse hep orada kalırdı. Daha fazla bu konuşmayı uzatmamak için
"Ayrıldık biz Sinan ve emin ol en son istediğim şey, onun hakkında konuşmak. Şimdi kalkar mısın masamdan ? Ne ona neden onun arkadaşlarına tahamülüm yok."
"Ama neden? Siz birbirinizi seviyordunuz."
Daha fazla şu sevmek kısmını duymak istemiyordum. Aniden ayağa kalkıp
"Aaa yeter ama! Artık şunu söyleyip durmayın! Eğer çok merak ediyorsan o pislik beni aldattı. Şimdi kalk masamdan."
Harika! Şuanda herkes bana bakıyordu. Ama iyi olmuştu en azından kimse neden birlikte olmadığımızı sormazdı. Masada duran çantamı alıp kafeteryadan çıktım.
Kapıda bekleyen Buse'yi görünce durmak zorunda kalmıştım. Anladığım kadarıyla oda duymuştu. Umarım bunu sorup beni daha da çıkmaza sokmazdı.
"Hadi gel bahçeye çıkalım."
Dediğini yapıp birlikte yürümeye başladık. İlerde boş olan banka doğru ilerleyip oturduk. Şimdi ise ikimizde susuyorduk eminim benim ne kadar üzgün olduğumu düşünüp bana soru sormuyordu. İçimden ona minnet edip arkama yaslandım. Sonra ondan duymayı beklemediğim sözler duydum.
"İyi olacaksın. Ben her zaman yanında olucam."
Bedenimi ona çevirip,sarıldım. Birşey söylememe gerek yoktu zaten benden konuşmamı da istemiyordu. Birbirimizden ayrılıp ona baktım ve
"iyiki varsın" dedim.
Sessiz konuşmamızın ardından derse girdik. Bugün yapacak bir işim yoktu. Ve açıkcası eve gidip kendimle kalmakta istemiyordum. Yanımda yürüyen Buse'ye dönüp,"bugün birşeyler yapalım mı" diye sordum.
"Olur ne yapmak istersin?"
"Bilmem sadece anlarsın ya yanlız kalmak istemiyorum."
Anlayışla bana bakıp düşünmeye başladı. Aklına birşey gelmiş olmalı ki gözleri parlamıştı. Bundan korkmadım desem yalan olur.
"Bugün iş dünyasında bilinen iki kişi için bir kutlama var. Bildiğim kadarıyla ortaklığını kutlayacaklarmış. Biliyorsun böyle yerlerde bulunmayı çok seviyorum. Eğer istersen beraber gidebiliriz hem senin içinde değişiklik olur."
Biraz düşündükten sonra başka yapacak birşey olmadığına kanaat getirip kabul etmiştim. Size söylemeyi unuttum Buse zengin bir ailenin kızıydı,o kadar mütevazi ve doğaldı ki bu ayrıntıyı hep unuyordum. Unutturuyordu.
"Bak bu sana çok yakışır ha ne dersin Hayat."
"Hayır tabikide."
"Ama hep hayır diyorsun sen beğen o zaman."
Benim beğendiklerimi de Buse beğenmiyordu. Acaba hata mı yapmıştım kabul etmekle. Ben bunları düşünürken Buse elinde salladığı elbiseyle bana doğru geliyordu.
"Hayat baksana şuna harika!"
"Çok beğendiysen giysene Buse."
"Bunu ben değil sen giyeceksin."
Bunu demesiyle elbiseyi incelemeye başladım. Siyah, saten bir elbiseydi bunun yanında Spagetti askılı ve derin bir yırtmaça sahipti. Aslında çok hoşuma gitmişti. Buse elbiseyi elime tutuşturup beni kabine soktu. Elbiseyi giyip kabinden çıktım.
Benim çıktığımı fark eden Buse telefonu bırakıp yanıma geldi.
"İnanmıyorum! Harika gözüküyorsun."
Bunu demesiyle beni belimden tutup aynaya bakmaya zorladı. Haklıydı biraz farklı görünüyordum.
Belime kadar inen siyah saçlarıma zıt olarak beyaz tenim,mavi gözlerim ve 1:67 boyumla elbiseyi taşıyabilmiştim. Tek sorun yırtmacı fazlaydı sanki. Tam bunu söylemek için ağzımı açıyordum ki; Buse'in onaylamaz bakışlarıyla karşılaştım. Daha birşey söylememiştim bile.
"İtiraz istemiyorum çünkü harika görünüyorsun."
Bir kez daha aynadan kendime baktım. Yani güzeldi, bu sorunu yok sayabilirdim.
"Harika! Hadi şimdi elbiseye uyumlu ayakkabı ve çanta bakalım. "
Cevap vermeden kabine girip elbiseyi çıkardım. Gözüm etiketine kayınca gördüğüm rakamın beni biraz zorlayacağını fark ettim. Ayrıca ayakkabı ve çanta bakacaktık bence daha uygun elbise bakmalıydım.
Kabinden çıkıp Buse'nin yanına ilerledim.
"Elbise nerde?"
"Ben pek beğenmedim başka elbise bakalım."
"Tabiki de beğendin bunu gözlerinde gördüm. Ne oldu hadi söyle bana?"
Dürüst olup fiyatın çok olduğunu söyledim. Sonra aniden kabine girip elbiseyi eline aldı. Ben daha ne olduğunu anlamadan kasaya gidip ücretini ödedi. Ona onaylamayan bakışlar attığımda ise "Seni ben davet ettim o yüzden ben alıyorum konu kapatmıştır" diyip koluma girdi. Onun bu umursamaz hali beni sinir etsede kabul etmek zorunda kaldım.
Önü açık,bağlamalı ve gümüş detayları olan bir topuklu ayakkabı aldık. Bunun üzerinde yürüyebileceğimi pek zannetmesem de Buse sayesinde almak zorunda bırakıldım. Siyah saten bir çanta alıp alışverişimizi sonlandırmıştık. Buse bu davet için günler öncesinde kombinini yaptığı için sadece bana birşeyler alınmıştı.
Şimdi Buse'lerin evinde son hazırlıklarımızı yapıyorduk. Ben saçlarımı düzleştirmişken Buse de saçlarını doğal bırakmıştı. Makyajımızı tamamladıktan sonra geriye sadece elbiselerimizi giymek kalmıştı. Makyaj olarak sade bir makyaj yapmıştım. Tabi bunu Buse fazla sade bulunca el atmak durumunda kalmıştı.
Şuanda ikimizde aynanın karşısına geçmiş kendimizi süzüyorduk. Buse elbise konusunda,açık budra renginde v yaka kısa bir elbise giymişti. İp askılı, beli dar ve belden aşağısı ise kabarık olan bu elbiseyle aşırı tatlı görünüyordu.
Buse'in arabasıyla davetiyenin bulunduğu yere gelmiştik. Şimdiyse arabadan inmiş merdivenlerden çıkıyorduk tabi bu esnada birbirimize bakmayı ihmal etmemiştik. Bana bakıp gülümseyince bende gergin bir şekilde karşılık vermiştim.Biraz heyecanlı olabilirdim sonuçta böyle yerlere ilk defa geliyordum.
Bize ayrılan masaya gelmiştik. Tabi içeriye girdiğimizden itibaren bir kaç bakış bize dönmüştü . Bunun rahatsızlığıyla etrafa şöylece göz attım. Altın işlemelerle döşenmiş,harika bir atmosferi vardı. Kadınlar şık ve cüretkar, erkekler ise karizmatik yarışına girmişcesine iddalı ve asil görünüyorlardı. Ve hepsinin üzerinde de takım elbise vardı. Demekki iş dünyasında resmi olmak öncelikti. Salondakilerin hepsi bir yere bakınca bizde onlara uyum sağlayıp baktık.
Siyah takım elbiseli,tahminen 30 yaşlarında,sert yüz hatlarına sahip korkutucu ve bi o kadar karizmatik bir adam içeriye girdi. Eksik anlattım hem karizmatik hemde yakışıklıydı ikisini bir arada ilk defa görüyor olmalıyım ki gözlerimi üzerinden çekemiyordum. O kadar rahat ve umursamazdı ki tüm dikkati üzerine çekmesine rağmen rahatlıkla masasına doğru ilerliyordu. Bu kadar kişi bana bakmış olsaydı eminim yeri boylardım herhalde.
"O adam neydi öyle Hayat?"
Buse'in sesini duyup ona döndüm. Haklıydı. O yüzden konuşmaya değer görmedim. Önüme koyulan kokteyli ve alkolsüz içeceğimi alıp yudumlamaya başladım. İlk başta herşey çok güzel gidiyordu ama artık sıkılmaya başlamıştım.
"Buse ben lavaboya gidiyorum gelecek misin?"
"Olur gidelim."
Çantalarımızı alıp yürümeye başladık. Tam lavaboya girmiştik ki Buse'nin telefonu çaldı. Dediğine göre annesi ve babası gelmişti. Onları karşılamak için acilen yanımdan ayrılmıştı.
Lavaboda işim bittikten sonra solona doğru ilerlemeye başladım,yanımdan geçen kadın bana aniden çarpınca dengemi kaybedip ayağım zeminde kaydı. Zaten bu topukluların üzerinde durmak beni bu kadar zorlarken kendimi toparlama fırsatı dahi bulamadan sırtım sert birisine çarpıp durdu. Aynı şekilde çarptığım kişininde kolları belime sarılmıştı. Kadının bana çarpmasının şokunu atlatamadan belimden tutan ellerin şokunu yaşıyordum. Aniden arkama dönünce gözlerim olabildiğince açılmıştı.
Çünkü karşımda az önce, herkesin dikkatini çeken o adam vardı..
Baran Atalay
Bölüm etkileşimi
