10. bölüm · Yeniden teoden

9. BÖLÜM: KÜLLERDEN DOĞAN İLK NEFES

Zöhre Yılmazzz

"Yeniden Teoden"🤍🩷✨
İyi okumalarrr ✨
9. BÖLÜM: KÜLLERDEN DOĞAN İLK NEFES
Bodrum Marina’sının o lüks ve kalabalık barının içindeki hava, Ceyda’nın adını duyduğu an tamamen buz kesti.
Müzik sanki arka planda yavaşlayan bir film şeridi gibi silikleşmişti. Zaman, o saniyede katılaşıp adeta dondu.
Deniz, yavaşça başını arkaya çevirdiğinde, o kusursuz beyaz elbiseleriyle, her zamanki yapmacık ve zehirli gülümsemesiyle masaya doğru yaklaşan Ceyda’yı gördü.
Altı yıldır arkasından ağlayan, "Erkekler hep aynı, sen üzülme kuzum" diyerek omzunda gözyaşı döken o kadın, şu an karşısındaydı. Deniz’in zihninde şimşekler çaktı.
Teoman’ın az önce söylediği o cümle, Arda’nın bakışlarındaki o ağır ciddiyet bir yapbozun parçaları gibi yerli yerine oturmaya başladı.
"Ceyda..." dedi Deniz, sesi kulaklarında bile yabancı çınlayan, fısıltıdan hallice bir tonda.
Ceyda, masanın etrafındaki gergin havayı ve herkesin üzerindeki o keskin bakışları ilk anda fark edemedi.
Yüzündeki o sahte tebessümle Teoman’a doğru bir adım attı.
"Aaa, Teoman? Sen de mi buradaydın? Ne tesadüf ama... Deniz! Canım, sen de buradaymışsın, sizi bir arada görmek ne güzel..."
"Kes sesini Ceyda," dedi Teoman. Sesi o kadar sert, o kadar buz gibiydi ki bardaktaki buzlar sanki bu sesle erimekten vazgeçmişti.
Teoman gözlerini Ceyda’nın yüzüne dikti. O kahverengi gözlerdeki öfke, cinsi bozuk bir fırtınanın habercisiydi. "Oyun bitti. Maskeni indir artık."
Ceyda’nın yüzündeki o yapmacık gülümseme dondu. Yanaklarındaki renk bir anda çekildi, dudakları hafifçe aralandı.
"N-Ne oyunu Teoman? Ne diyorsun sen? Ben seni arıyordum zaten, buluşacaktık ya hani..."
"Beni buluşma bahçesiyle kandırdığını, altı yıl önce o otel odasının önüne o tuzağı kurduğunu, telefonuma o mesajı yönlendirip Deniz’in hayatını kararttığını unuttun galiba!" Teoman’ın sesi tüm barı inletti.
Etraftakilerin bakışları bir anda bu masaya çevrildi.
Ceyda geriye doğru bir adım atarken bacaklarının titrediği dışarıdan bile belli oluyordu.
"Sen... Sen ne saçmalıyorsun? Kim kurmuş tuzağı? Deniz, inanma ona! Teoman suçunu örtmek için bana iftira atıyor, beni harcamaya çalışıyor!" diye çırpınmaya başladı.
Ama Deniz artık o eski Deniz değildi.
Gözlerindeki o boşluk, yerini kavurucu bir ateşe bırakmıştı. Yavaşça sandalyesinden kalktı.
Üzerindeki bordo deri üstü, duruşundaki o sarsılmaz asaletle Ceyda’nın tam karşısına dikildi.
Aralarındaki mesafe kapandı. Deniz, altı yıldır canını yakan, uykularını çalan, onu mahveden o kadının gözlerinin içine, ilk kez bu kadar net ve sakince baktı.
"Biliyor musun Ceyda..." dedi Deniz. Sesi o kadar sakindi ki bu sakinlik Ceyda’yı kelimenin tam anlamıyla dehşete düşürdü.
"Ben altı yıl boyunca her gece kendimi suçladım. 'Neden ona inanmadım' dedim, 'Neden güvensizlik edip kaçtım' diye kendi etimi kendim yaktım. Sen... Sen o sırada benim gözyaşlarımın üstüne basarak gülüyormuşsun."
"Deniz, yemin ederim yalan söylüyorlar! Ben senin kardeşinim, ben senin en yakın arkadaşınım!" Ceyda panikle ellerini uzatıp Deniz’in kollarına tutunmak istedi.
Deniz, Ceyda’nın ellerini büyük bir hırsla ve tiksintiyle üzerinden itti.
"Bana dokunma!" diye bağırdı. Gözlerinden süzülen o tek damla sıcak yaş, yanaklarında parlayarak yere düştü.
"Seni kardeş bildim ben. Her sırrımı, her zayıflığımı avucuna bıraktım. Sen ne yaptın? Benim sevgimi, masumiyetimi satıp bana bu cehennemi yaşattın!"
Elçin daha fazla dayanamadı. Yerinden fırladığı gibi Ceyda’nın üzerine yürüdü. Elçin’in o devasa öfkesiyle Ceyda korkudan geriye doğru sersemledi.
"Yılan!" diye kükredi Elçin. "Seni sokağa bile bırakmamak lazım! Senin yüzünden bu kız altı yıl boyunca gece gündüz acı çekti! Defol git buradan, yoksa yemin ederim saçını başını yolup buraya gömerim seni!"
Zühre masadan kalkıp Elçin’in kolundan tuttu, onu sakinleştirmeye çalıştı ama Zühre’nin bile elleri titriyordu.
"Değmez Elo," dedi Zühre, nefret dolu bir sesle. "Bırak defolsun gitsin. Pisliğiyle baş başa kalsın."
Ceyda etrafındaki o nefret dolu halkayı, Teoman’ın tehlikeli duruşunu ve insanların ona diktiği suçlayıcı bakışları görünce daha fazla dayanamadı.
Arkasını döndü ve kalabalığı yararak bardaktan dışarı, geceye doğru kaçarcasına uzaklaştı.
Arda arkasından bakıp derin bir nefes verdi. "Pislik... Sonunda hak ettiğini buldu."
Eren başını salladı. "İyi bile kurtuldu elimizden."
Barın içindeki o yoğun gürültü ve şok dalgası yavaş yavaş inerken, masanın etrafında sadece iki kişi kaldı: Deniz ve Teoman.
Deniz, Ceyda’nın gittiği kapıya baktıktan sonra yavaşça başını çevirdi. Teoman ile göz göze geldiler.
Aralarındaki o devasa, aşılmaz sandıkları altı yıllık duvar; o sert rüzgârlar, o dökülen gözyaşları, o yanlış anlamalar... Hepsi birer birer yıkılmıştı. Ortada ne bir yalan kalmıştı ne de bir şüphe. Sadece gerçeğin o çıplak ve yakıcı ağırlığı duruyordu.
Deniz olduğu yerde çivilenmiş gibi kalmıştı. Bacaklarının dermanı çekiliyor gibi hissetti.
Gözlerinden süzülen yaşlar bu kez öfkeden değil, içindeki o devasa yükün kalkmasından kaynaklanıyordu.
Teoman adım attı. Aralarındaki o son yarım metrelik mesafeyi, yavaş ama kararlı adımlarla kapattı.
Elini uzattı, parmakları Deniz’in titreyen yanağına değdi. O ten teması, ikisinin de iliğine kadar işledi.
"Özür dilerim..." dedi Teoman. Sesi pürüzlü, canı yanan ama sonsuz bir huzur barındıran bir tonda çıktı.
"Seni o gün koruyamadığım, o yılanın aramıza girmesine izin verdiğim, o gurura yenilip arkandan gelmediğim için binlerce kez özür dilerim Deniz kızı."
Deniz başını Teoman’ın avucuna yasladı.
Gözlerini yumdu ve o adamın kokusunu, altı yıl sonra ilk kez tüm hücrelerinde, ruhunun en derin köşesinde hissetti.
Gözyaşları Teoman’ın parmaklarını ıslatırken dudaklarından o uzun zamandır beklenen cümle döküldü:
"Çok geç kaldın..." dedi Deniz, sesi hıçkırıkla kesilerek. Ama dudaklarında acı değil, yarım kalmış bir hikâyenin tatlı tebessümü vardı. "Çok geç kaldın Teo..."
Teoman daha fazla dayanamadı. Kollarını Deniz’in ince beline doladı ve onu göğsüne, kalbinin tam üzerine çekti.
Deniz kollarını adamın boynuna doladı, yüzünü o geniş omuzlara gömerek hıçkırıklara boğuldu.
Bodrum Marina’nın dışındaki dalgalar kıyıya vuruyor, gece rüzgârı saçlarını okşuyordu.
Ama onların dünyasında artık fırtına dinmişti. Altı yıllık o karanlık kış bitmiş, göğüs kafeslerinde yeniden bahar çiçekleri açmıştı.
Elçin arkalarını dönmüş, gözyaşlarını elinin tersiyle silerken Arda’ya bakıp hafifçe gülümsemişti. Zühre ise derin bir nefes alarak huzurla arkasına yaslanmıştı.
Teoman, kollarındaki kadının saçlarına dudaklarını bastırdı. Kulaklarına fısıldadı:
"Hiçbir yere gitmiyorum," dedi Teoman, sesi rüzgâra karışarak sonsuzluğa yayıldı. "Artık sensiz bir saniyem bile yok. Seni çok seviyorum Deniz kızı... Seni ilk günkü gibi, hatta eskisinden de çok seviyorum."
Deniz başını kaldırıp Teoman’ın kahverengi gözlerinin içine baktı. O gözlerdeki sonsuzluğu gördü. Dudaklarında kusursuz bir tebessümle, yılların acısını silecek o kelimeyi fısıldadı:
"Ben de seni seviyorum sevgilim... Evimize dönelim."
Ve Bodrum’un o Ilık gecesinde, iki kırık kalp birbirinin içinde yeniden bütünleşti.
Beğendiyseniz kitabımı desteklemeyi lütfen unutmayınnnnn
Sizleri çok seviyorumm
Bugün akşam bölüm gelicekk