13. bölüm · Yeniden teoden
12. BÖLÜM: GECEYİ DÖVEN DALGALAR VE KONTROLDEN ÇIKAN HİSLER
"Yeniden Teoden" 🩷 ✨
Bomba bir bölümü hazır olan şimdiden iyi okumalarr
12. BÖLÜM: GECEYİ DÖVEN DALGALAR VE KONTROLDEN ÇIKAN HİSLER
Bodrum Marina’sının tepesindeki kulüpten yükselen çığlıklar, kırılan kadehler ve patlayan arbede sesleri gecenin karanlığında kaybolurken, barın kapısı sertçe açıldı.
Teoman, Deniz’in bileğini sıkıca kavramış, büyük ve hiddetli adımlarla park yerine doğru yürüyordu.
Kabanının önü açık, göğsü bir körük gibi kalkıp iniyor, çenesindeki kaslar öfkeyle kasılıyordu.
Deniz ise bordo yüksek topuklu çizmeleriyle adama yetişmekte zorlanıyor, bileğini Teoman’ın demir gibi sert elinden kurtarmaya çalışıyordu.
"Teoman bırak!" diye bağırdı Deniz. Bodrum’un serin gece rüzgârı dağılan saçlarını yüzüne savuruyordu. "Canımı yakıyorsun, bırak diyorum sana!"
Teoman sahil yolunda, denize sıfır duran siyah cipine ulaştığında adımlarını kesti.
Deniz’in bileğini serbest bıraktı ama geri çekilmesine fırsat vermeden kızı arabanın kapısıyla kendi gövdesi arasına sıkıştırdı.
Aralarında tek bir milim bile yoktu. Teoman’ın nefesi, Deniz’in yüzünü yakıp geçiyordu.
Kahverengi gözlerinde altı yılın acısıyla birleşmiş katıksız bir fırtına esiyordu.
"Canın mı yanıyor Deniz kızı?!" diye kükredi Teoman. Sesi, hemen altlarında kayalara vuran hırçın dalga sesleriyle yarışıyordu.
"Benim burada, tam şuramda ne yaşadığımı biliyor musun sen?! O adamın eli senin omzuna değdiğinde benim kalbime saplanan bıçağı hissedebiliyor musun?!"
Deniz başını dik tutmaya çalıştı. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarındaki bordo makyajın izlerine karışıyordu.
"Karan benim sadece eski iş ortağım! Altı yıl boyunca bana tek bir saygısızlığı olmadı, en zor günlerimde yanımdaydı! Sen orada yokken o vardı Teoman!"
Bu cümle Teoman’ın zihnindeki son şalteri de attırdı.
Yumruğunu hırsla Deniz’in başının hemen yanındaki arabanın camına vurdu. Çıkan tok ses gecede yankılandı.
"İşte bu çıldırtıyor beni!" dedi Teoman. Sesi ilk kez kırık, çaresiz ama bir o kadar da tehlikeli bir tonda döküldü.
"Ben yoktum... Ben o kahrolası altı yılda senin kokundan, sesinden, varlığından mahrumken bir başkası senin yanındaydı! Sana bakışını görmüyor musun Deniz?! O adam senin sadece ortağın olmak istemiyor! Seni kendi malı sanmış, seni benden alabileceğini sanmış!"
"Kimse beni kimseden alamaz Teoman!" Deniz ellerini Teoman’ın geniş göğsüne koyup onu var gücüyle itmeye çalıştı.
"Ben kimsenin malı değilim! Ama sen de gelip benim hayatımdaki insanlara saldıramazsın! Bana güvenmek zorundasın!"
"Ben sana güveniyorum Deniz kızı!" Teoman, Deniz’in iki elini de birden yakalayıp kendi kalbinin üzerine bastırdı.
"Ben sana ölürüm, sana ömrümü veririm! Ama o adama, seni benden çalmaya çalışan hiçbir erkeğe güvenmem! Seni bir daha kaybetme ihtimali bile benim aklımı başımdan alıyor, anlamıyor musun?!"
İkisinin de nefesleri birbirine karışıyordu.
Deniz, Teoman’ın avuçlarının altındaki kalbinin ne kadar deli gibi, ne kadar çaresizce çarptığını hissettiğinde içindeki o sert savunma mekanizması bir anda çöktü.
O gözlerdeki şey sadece öfke değildi; kaybetme korkusuydu. Altı yıllık ayrılığın bıraktığı o devasa, iyileşmemiş yaraydı.
Deniz’in bakışları yumuşadı. Parmağındaki Teoman’ın taktığı yüzük, arabanın üzerindeki sokak lambasının ışığıyla parıldadı.
"Teo..." dedi Deniz fısıltıyla. Sesi ilk kez pürüzsüz ve şefkat doluydu.
"Ben o yüzüğü parmağıma taktım. Ben altı yıl sonra ilk kez bu gece nefes aldım. O adam ya da bir başkası... Benim kalbimde senden başka kimse olmadı. Olmaz da."
Teoman bu fısıltıyla donakaldı. Göğsündeki o yırtıcı fırtına, Deniz’in bu tek bir cümlesiyle yerini derin bir sükûnete bıraktı.
Yavaşça öne eğildi, alnını Deniz’in alnına yasladı. Gözlerini kapattı.
"Beni mahvediyorsun," diye mırıldandı Teoman, ellerini kızın beline dolarken.
"Seni öyle bir kıskanıyorum ki kendimi tanıyamıyorum Deniz kızı... Bir daha sakın bir erkeğin sana o kadar yakın durmasına izin verme. Çünkü ben her defasında dünyayı yakarım."
"Yakarsın..." dedi Deniz hafifçe gülümseyerek. Kollarını Teoman’ın boynuna doladı. "Biliyorum, yakarsın..."
Aynı dakikalarda, kulübün iki sokak aşağısındaki begonvillerle kaplı, tenha ve karanlık bir Bodrum sokağında başka bir yangın büyüyordu.
Elçin, dize kadar uzanan siyah çizmelerinin topuklarını taş sokakta vurarak hızla yürüyordu.
Üzerindeki oversized deri ceketin önünü hırsla kapatmış, öfkesinden soluk soluğa kalmıştı.
"Elçin! Dur diyorum sana!"
Arda’nın arkadan gelen bağıran sesi sokağın duvarlarında çınladı.
Arda hızlı adımlarla aradaki mesafeyi kapattı ve Elçin’in kolundan tutarak onu sertçe kendine çevirdi.
"Bırak beni Arda!" Elçin hırsla kolunu çekmeye çalıştı ama Arda izin vermedi.
Elçin gözlerinden kıvılcımlar saçarak adamın göğsüne sert bir tokat indirdi. "Bana dokunma! Sen ne hakla orada bana o lafları söylersin?! Ne hakla benimle dalga geçersin?!"
"Ben dalga geçmiyorum!" diye bağırdı Arda. Sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti.
"Sen kaçıyorsun Elçin! Aylardır, yıllardır bana duyduğun o nefreti bir zırh gibi kullanıp kaçıyorsun!"
"Senden nefret ediyorum çünkü!" Elçin bir tokat daha atmak için elini kaldırdı ama Arda bu kez kızın bileğini havada yakaladı.
Elçin’in sırtı, arkalarındaki eski bir Bodrum evinin sarmaşıklarla kaplı taş duvarına çarptı.
Arda, Elçin’in iki bileğini de tutarak onu duvara sabitledi. Aralarındaki mesafe sıfırlandı. Elçin’in siyah göğüs dekoltesinden yükselen hızlı nefesleri, Arda’nın göğsüne çarpıyordu.
"Nefret etmiyorsun," dedi Arda. Sesi bir an içinde hiddetten çıkıp derin, yakıcı bir fısıltıya dönüştü.
Gözleri Elçin’in öfkeyle titreyen dudaklarına kaydı. "Sadece benden korkuyorsun. Sana bu kadar yakın olmamdan, dengeni bozmamdan korkuyorsun."
"Çok küstah bir adamsın," dedi Elçin, sesi titremesin diye çenesini sıkarak. Ama kalbi o kadar sert çarpıyordu ki Arda’nın bunu hissetmemesi imkânsızdı. "Seni görmek bile istemiyorum."
"Yalan söylüyorsun," diye fısıldadı Arda. Yüzünü Elçin’in yüzüne iyice yaklaştırdı. "Gözlerinin içine bakıyorum Elçin. Bana baktığında içindeki o yangını görüyorum. Beni zorlama..."
"Seni hiç—"
Elçin cümlesini tamamlayamadı.
Arda, Elçin’in bileklerini serbest bırakıp ellerini kızın boynuna ve saçlarının arasına geçirdi. Dudaklarını Elçin’in öfkeli dudaklarına bastırdı.
O an, sokaktaki zaman durdu. Elçin’in zihnindeki bütün öfke, bütün savunma mekanizmaları o sert ve tutkulu öpücükle un ufak oldu.
Elçin ilk bir iki saniye direnmeye, Arda’yı itmeye çalıştı ama tutkunun yakıcılığı nefretini yutup geçti.
Elleri kendiliğinden Arda’nın t-shirt’üne kaydı, kumaşı hırsla sıkıca kavradı. Arda, Elçin’i daha da kendine çekerek öpücüğü derinleştirdi.
Nefretle başlayan o kavga, Bodrum sokağında bastırılamaz bir arzuya dönüşmüştü.
Ayrıldıklarında ikisi de nefes nefeseydi. Alınları birbirine değiyordu.
Elçin şok içinde gözlerini açtı, dudakları kızarmış, gözleri darmadağın olmuştu. Arda’nın gözlerinin içine baktı. "Sen..." diye fısıldadı Elçin, sesi titreyerek. "Sen ne yaptın?.."
Arda, başparmağıyla Elçin’in alt dudağını hafifçe okşadı. Dudaklarında o zafer kazanmış ama bir o kadar da sarhoş tebessüm vardı. "Sana gerçeği gösterdim Elçin. Şimdi bana tekrar benden nefret ettiğini söyle... Söyle de göreyim."
Elçin tek bir kelime bile edemedi. Arkasını döndü ve sokağın karanlığında koşar adımlarla kayboldu.
Arda ise duvara yaslanmış, elini dudaklarına götürerek kızın arkasından gülümseyerek bakakaldı.
Tüm bu kaos yaşanırken, kulübün önünde yalnız kalan iki kişi vardı: Eren ve Zühre.
Ortalık yatışmış, ambulans ve güvenlik personelleri Karan’ı mekândan uzaklaştırmıştı.
Eren, elleri cebinde kulübün merdivenlerinde oturuyordu. Üzerindeki siyah tişörtü ve dağılmış saçlarıyla oldukça yorgun görünüyordu.
Zühre, kahverengi deri ceketine daha da sarınarak Eren’in yanına yaklaştı. Yavaşça merdivene, adamın hemen yanına oturdu. Kahve büzgülü çizmelerini birbirine çarparak derin bir nefes verdi.
"Bizimkiler yine ortalığı birbirine kattı," dedi Zühre, hafifçe tebessüm ederek. Sesi gecenin bu saatinde bir melodi gibi yumuşaktı.
Eren başını Zühre’ye çevirdi. Gözlerindeki o yorgun ifade, Zühre’nin sakin yüzünü gördüğünde anında silindi. Eren gülümsedi. "Bizim grubun olayı bu Zühre. Sakin bir günümüz geçerse kıyamet kopacak sanıyoruz."
"Ama Teoman çok ileri gitti," dedi Zühre, gözlerini marinaya çevirerek. "Yani tamam, Karan biraz patavatsızdı ama Teoman’ın o yumruğu... Korkunçtu."
"Teoman altı yıldır yaşayan bir ölüydü Zühre," dedi Eren, sesi ciddileşerek. Zühre’ye doğru biraz döndü. "Sen Deniz’in ne kadar canının yandığını biliyorsun.
Ama ben de Teoman’ın her gece o otel odasının gölgesinde nasıl mahvolduğunu gördüm. O yumruk Karan’a değildi. O yumruk altı yılın birikmiş çaresizliğinydi."
Zühre bakışlarını Eren’e çevirdi. İkisinin gözleri loş ışıkta karşılaştı.
Eren’in sesindeki o olgunluk, arkadaşlarına olan sadakati ve o sakin duruşu Zühre’nin kalbinde tuhaf, daha önce hiç hissetmediği bir sıcaklık yaydı.
"Sen çok iyi bir dostsun Eren," dedi Zühre fısıltıyla.
Eren gözlerini Zühre’nin kahverengi tonlarındaki şık kombininde, ardından o masum gözlerinde gezdirdi.
Elini tereddütle uzattı, Zühre’nin rüzgârda yüzüne gelen bir tutam saçını yavaşça kulağının arkasına itti.
Parmakları kızın sıcak tenine değdiğinde Zühre’nin nefesi hafifçe kesildi.
"Sen de çok özel bir kadınsın Zühre," dedi Eren, sesi kıslarak. "Bu gruptaki herkes fırtına... Ama sen o fırtınanın ortasındaki liman gibisin."
Zühre gülümsedi. Yanaklarının kızardığını hissetti ama gecenin karanlığı bunu gizliyordu. "Limanlar da bazen dalgalardan nasibini alır Eren."
"Merak etme," dedi Eren, elini yavaşça Zühre’nin elinin üzerine koyarak. "O dalgalar sana ulaşmadan ben önünde dururum."
İkisi de gecenin geri kalanında sessizce yan yana oturdular.
Bodrum gecesi, Teoman ve Deniz’in tutkulu hesaplaşmasına, Arda ve Elçin’in tehlikeli patlamasına ve Eren ile Zühre’nin o sessiz, derin yakınlaşmasına tanıklık etmişti.
Yorum yapmayı ve sevdiyseniz beğenmeyi unutmayınnn
Seviliyorsunuzzzz 🎀 ⭐ 🩷
