19. bölüm · Yeniden teoden

18. BÖLÜM: ŞAFAKTA ÇEKİLEN KILIÇLAR

Zöhre Yılmazzz

"Yeniden Teoden"🤍 🩷

18. BÖLÜM: ŞAFAKTA ÇEKİLEN KILIÇLAR
Bodrum Marinası’nın üzerinde beliren sabahın ilk ışıkları, Ege’nin dingin sularına altın rengi bir parlaklık yayıyordu.
Ancak lüks yatların ve ahşap teknelerin demirlediği marinanın girişinde, Ege’nin o tatlı rüzgârından Eser yoktu.
Havadaki tek şey, şafak vaktiyle birlikte çöken ağır ve tehlikeli bir fırtına öncesi sessizliğiydi.
Saat tam 07.45’i gösterdiğinde, marinanın taş kapısından içeri iki siyah lüks araç ve arkalarından gelen resmi bir polis otosu girdi.
Araçtan inen Hakan Karadağ, şık siyah takım elbisesi, güneş gözlükleri ve elindeki evrak çantasıyla kendinden son derece emin bir şekilde marinanın ana iskelesine doğru yürüdü.
Yanında avukatları ve haciz memurları vardı. Yüzünde, bu marinaya koyacağı el koyma kararının ve Teoman’ı bitirme planının zafer tebessümü taşıyordu.
Ancak iskeleye adım attığı an, duraksamak zorunda kaldı.
İskelenin ortasında, yan yana dizilmiş üç devasa gölge duruyordu.
Masanın başında Teoman; siyah deri ceketi, kıvrılmış gömlek kolları ve gözlerinden kıvılcımlar saçan keskin bakışlarıyla bir dağ gibi dikiliyordu.
Sağında Arda, kollarını göğsünde birleştirmiş, dudaklarının kenarındaki o alaycı tebessümle Hakan’ı süzüyordu.
Solunda ise Eren, elindeki kalın siyah klasörle son derece profesyonel ve yıkılmaz bir duruş sergiliyordu.
Onların hemen iki adım gerisinde ise üç kadın duruyordu:
Deniz, Elçin ve Zühre. Hiçbiri geri adım atmamış, sabahın bu erken saatinde rüzgâra karşı dimdik durarak adamlarının arkasında birleşmişti.
Hakan Karadağ, adımlarını yavaşlatarak Teoman’ın iki adım önünde durdu.
Güneş gözlüklerini yavaşça çıkardı. "Günaydın Teoman," dedi Hakan, sesi meydan okuyan bir tonda çıkarak.
"Görüyorum ki veda komitesini toplamışsın. Ama üzgünüm, edebiyat yapacak vaktimiz yok. Memur beyler, marinayı boşaltma işlemlerine başlayabilirsiniz."
Teoman yerinden milim bile kıpırdamadı.
Çenesindeki kaslar hafifçe seğirdi ama yüzüne buz gibi bir tebessüm oturdu. "Yavaş ol istersen Hakan," dedi Teoman. Sesi rüzgârı bile donduracak kadar sakindi. "Burası senin Ceyda’yla kurduğun sahte kumpaslara benzemez. Bu marinaya tek bir kilit dahi vuramazsın."
"Elimde kapı gibi vekaletname ve haciz kararı var!" diye sesini yükseltti Hakan.
O anda Eren bir adım öne çıktı. Elindeki siyah klasörü açıp Hakan’ın avukatının önüne sertçe koydu.
"O elinizdeki vekaletname," dedi Eren, tane tane ve son derece net bir hukuk diliyle.
"Ceyda’nın altı ay önce şirket hesaplarından usulsüzce aktardığı paralarla ve sahte imzayla alınmış bir evraktır. Gece saat 04.30 itibarıyla Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi’nden yürütmeyi durdurma ve ihtiyati tedbir kararı aldık. Ayrıca... Ceyda hakkında nitelikli dolandırıcılıktan, senin hakkımsa usulsüz finansal operasyondan yakalama kararı çıkarıldı."
Hakan’ın yüzündeki o kendinden emin tebessüm bir anda dona kaldı.
Avukatı panikle klasördeki mahkeme mührünü incelemeye başladı. "Bu... Bu nasıl olur? Bu kadar kısa sürede nasıl tedbir kararı alabilirsiniz?!"
Arda öne atıldı, elini Hakan’ın omzuna hafifçe vurup geri çekildi.
"Biz gece uyumayız Hakan Efendi! Sen Ceyda’yla plan yaparken, biz arkadaki o siber veri trafiğini çoktan Emniyet’e servis ettik bile. Polis otosu senin arkandan buraya el koymaya gelmedi... Seni gözaltına almaya geldi!"
Hakan panikle arkasına döndüğünde, polis memurlarının kendisine doğru yaklaştığını gördü. Yüzü anında kireç gibi bembeyaz kesildi. "Teoman... Bu iş burada bitmedi! Beni bitiremezsin!"
Teoman, Hakan’ın yakasından tuttu. Yüzünü adamın yüzüne yaklaştırdı. Sesi bir fısıltı kadar tehlikeliydi:
"Bu iş altı yıl önce bitti Hakan. Sen sadece ceset olduğunu bugün öğrendin. Bir daha benim ailemin, benim kadımın etrafında dolaşırsan... Seni Ege’nin dibine gömerim!"
Polisler Hakan Karadağ’ın kollarına kelepçeyi vurup araca bindirirken, marinanın üzerindeki o ağır karabasan bir anda dağıldı.
Hakan’ın götürülmesinin ardından marinada büyük bir sessizlik ve ardından gelen devasa bir rahatlama dalgası yaşandı.
Günün ilerleyen saatlerinde, krizin tamamen çözülmesiyle birlikte kafile marinadaki özel bir ahşap teknenin güvertesine çekildi.
Gece boyunca sürdürülen o uykusuz mücadele yerini derin, huzurlu bir zafere bırakmıştı.
Teknenin iç kısmında, kahve makinesinin yanında Elçin tek başına durmuş, fincanlara sıcak kahve dolduruyordu.
Üzerindeki siyah ceketi çıkarmış, askılı bluzuyla tezgaha yaslanmıştı. Yüzünde gecenin yorgunluğu vardı ama gözleri gururla parlıyordu.
Arda, adımlarını hissettirmeden içeri girdi. Tezgaha, Elçin’in hemen yanına yaslandı. Bir süre hiç konuşmadan kızın profilini izledi.
Elçin kahve fincanını ona uzattı. "Ne bakıyorsun öyle ukala ukala?" dedi, ama sesinde en ufak bir sertlik yoktu.
Arda kahveyi alıp kenara koydu. Elçin’e doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe anında kapandı. Elçin istemsizce tezgaha daha çok yaslandı ama bu kez geri çekilmedi. Gözlerini Arda’nın kahverengi gözlerine dikti.
"Gece harikaydın Elçin," dedi Arda. Sesi ilk kez bu kadar içten, bu kadar katıksız bir hayranlıkla doluydu. "O siber güvenlik bağlantısını kurup dökümleri çıkarman... Yemin ederim sen olmasaydın o tedbir kararını sabah sekize yetiştiremezdik."
Elçin hafifçe gülümsedi. Yanaklarına hafif bir pembelik oturdu. "Sadece üzerime düşeni yaptım Arda. Ekip çalışması diyelim."
"Hayır," dedi Arda, elini yavaşça uzatıp Elçin’in yanağına düşen kızıl bir saç tutamını kulağının arkasına iterek. Parmaklarının sıcaklığı kızın tenini yaktı geçti. "Bu sadece ekip çalışması değildi. Sen benim yanımda durdun Elçin. Ve ben ilk kez bir kadının yanında dururken bu kadar güçlü hissettim."
Elçin’in nefesi kesildi. Arda’nın bu kadar yakınında olması, o alaycı maskesini çıkarıp tamamen dürüstçe gözlerinin içine bakması kalbini deli gibi çarptırmaya başladı. "Arda..." dedi Elçin fısıltıyla. "Beni şaşırtıyorsun."
"Daha yeni başlıyorum," dedi Arda. Eğilip dudaklarını Elçin’in yanağına, tam elmacık kemiğinin üzerine uzun ve sıcak bir öpücük olarak kondurdu. Elçin gözlerini yumdu. Aralarındaki o nefret ve ego duvarı, o öpücükle birlikte tamamen eriyip gitmişti.
Teknenin arka tarafında, denize bakan tırabzanların kenarında ise Eren ile Zühre duruyordu.
Zühre, rüzgârda savrulan saçlarını tutmaya çalışırken Eren arkasından yaklaşıp ellerini Zühre’nin beline doladı. Onu hafifçe kendine çekti. Zühre sırtını Eren’in geniş göğsüne yasladığında, ikisi de derin bir nefes aldı.
"Bitti değil mi Eren?" diye sordu Zühre, başını geriye atıp Eren’e bakarak. "Bütün o kâbus bitti mi?"
"Bitti güzelim," dedi Eren, çenesini Zühre’nin omzuna dayayarak. "Her şey bitti. Artık ne Hakan var, ne Ceyda... Sadece biz varız."
Zühre yavaşça arkasını döndü. Kollarını Eren’in boynuna doladı. Gözlerindeki o yıllardır sakladığı ürkeklik tamamen silinmişti. Eren’in yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Eren..." dedi Zühre, sesi titreyerek ama son derece sarsılmaz bir tonda. "Ben sana 'arkadaşız' derken dünyadaki en büyük yalanı söylüyormuşum. Ben seni altı yıldır seviyorum. Seni kaybetmekten o kadar çok korktum ki, kendime bile itiraf edemedim. Ama artık korkmuyorum."
Eren’in gözleri parladı. Yüzüne yayılan o devasa mutlulukla Zühre’yi belinden tutup hafifçe havalandırdı. "Zühre..." dedi Eren, sesi duyguyla pürüzlenerek. "Ben bu sözleri duymak için altı yıl bekledim. Yemin ederim seni bir daha asla bırakmayacağım."
Eren, eğilip dudaklarını Zühre’nin dudaklarıyla buluşturdu. Ege’nin ortasında, ay ışığının ve güneşin altında, yıllardır bastırılan o Naif aşk nihayet en tutkulu haliyle mühürlenmişti.
Teknenin üst güvertesinde ise Teoman ve Deniz baş başaydı.
Teoman, teknenin ahşap kenarına yaslanmış, Deniz’i kucağına almıştı. Deniz başını Teoman’ın göğsüne koymuş, adamın kalp atışlarını dinliyordu. Teoman’ın elindeki pırlanta yüzük, Deniz’in parmağında gururla ışıldıyordu.
"Sana bir şey söyleyeyim mi Deniz kızı?" dedi Teoman, kızın saçlarını öperek.
"Söyle Teo," dedi Deniz, gözleri kapalı bir halde.
"Ben altı yıl önce seni kaybettiğimde dünyam kararmıştı. Ama bugün anladım ki... Bizim birbirimize olan sevgimiz, karşılaştığımız her fırtınadan daha güçlü. Sen benim yanımda durduğun sürece bana hiçbir şey olmaz."
Deniz başını kaldırıp Teoman’ın dudaklarına sıcak bir öpücük kondurdu. "Ben her zaman buradayım Teo. Artık hiçbir güç bizi ayıramaz."
Ancak tam herkes bu büyük zaferin ve aşkın huzuruna kendini bırakmışken, marinadan teknenin kaptanına gelen telsiz çağrısı güvertede yankılandı:
"Kaptan! Marinadan bildiriyorum! Ceyda'nın İstanbul'daki eski dairesinde yapılan aramada, altı yıl önceki o kazayla ve Deniz'in ailesinin şirketine ait saklanan gizli hisse belgeleriyle ilgili devasa bir kasa bulundu!
Polis ekipleri dökümanları incelemeniz için hemen İstanbul'a dönmenizi istiyor!"
Deniz ve Teoman bir anda doğrularak birbirlerine baktılar. Ceyda geride sadece bir kumpas değil, Deniz’in geçmişine dair çok daha büyük bir sır bırakmıştı.
Teoman, Deniz’in elini sımsıkı tuttu. "Hazır mısın Deniz kızı?" dedi Teoman. "Geçmişin son perdesini de kapatmaya gidiyoruz."
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz